|
|
|
Yuva öncesi
dönem yaklaşık olarak bir yaşından başlar, üç yaş sonuna kadar
devam eder. Bu dönemde çocuk çiş ve kakasını söylemek ve
yürümesini öğrenmek gibi bazı önemli gelişmeleri sağlar.
Çevresinde kendi yerinin (kendine ait bir yer) olduğunu ve de
kendi iradesine sahip olduğunu algılaması da bu dönemde gelişir.
Bu nedenle birçok çocuk inatçı bir davranış dönemine girer. Bu,
çocuğun bağımsızlığına doğru ilk adımdır. Çocuk anne babasıyla
ilişkisinde de özel bir döneme girer (ödip evresi). Anne babadan
karşıt cinste olanı çocuk için büyük bir çekicilik kazanır,
hemcinsini ise kendine rakip olarak görür. Bu durum genellikle,
çelişkili duygulara ve davranışa yol açar. |
|
|
|
Çocuk bir yaşında olunca, yaklaşık olarak
dördüncü yıldönümüne kadar devam edecek olan yuva öncesi döneme
girer. Bu evrede çocuk gittikçe daha bağımsız davranmayı
öğrenir. Gelişen fiziksel yetenekleri onun birçok yeni şeyin
üstesinden gelmesini sağlar. Bu nedenle, çoğunlukla, belirli
şeylere izin verilmediğinin çocuğa açıkça anlatılması gerekir;
kendi isteklerinin her zaman başkalarınınkilerle uyuşmadığını
gayet iyi anlayacaktır. Kendi bireysellik duygusu konuşması
geliştikçe daha da artacaktır. Kendisinden adı ile söz etmeyip
"ben" diyecektir. Çocuk kendi kendine giyinmek, yemek yemek,
tuvalete gitmek vb. gibi her tür yeteneği edindikçe bağımsızlık
duygusu artar. |
|
Kasların,
kemik çatısının ve büyük ölçüde sinirlerin gelişmesi çocuğun ne
zaman oturabileceğini, emekleyebileceğini ve yürüyebileceğini
belirler.
Genellikle
bir yaş civarında çocuk ayakta durmasını ve yardımsız yürümesini
öğrenir. İlk iki, üç yılda erkek ve kız çocukları arasında
kiloları ve boyları açısından pek bir farklılık yoktur.
Erkeklere göre kızlar, bedenlerinde biraz daha fazla kas dokusu
ve daha az sıvı vardır. Üç yaşında erkeklere göre kızlar,
ortalama olarak biraz daha küçük ve daha az kilolu olur. Bu
farklılıklar ergenlik çağına kadar sürer. Bir buçuk yaşındaki
bir çocuğun boyu 75cm kadardır ve yaklaşık 11 ile 13 kilo
ağırlığındadır. İki yaşında boy 80 ile 90cm'e, ağırlık da 14 ile
16 kiloya çıkar. Bu yaştaki bir çocuk gayet iyi yürüyebilir
hatta koşabilir de. Yuva dönemine giren bir çocuk, yani 3 ile 4
yaşında hemen hemen bir yetişkin kadar iyi yürüyebilir ve
koşabilir. |
|
İki dört yaş
arasındaki bir çocuk için önemli bir başarı çiş ve kakasını
haber vermeyi öğrenmesidir. Yürüme ve konuşmanın aksine, bu
olgunlaşma sürecinin bir parçası olarak kendiliğinden olan bir
gelişme değildir. Daha çok, çevresinin istekle tepki olarak
çocuğun sağladığı bir başarıdır. Günümüzde, çocuk oturmayı ve
yürümeyi, büzgen kaslarını denetlemeyi ve hiç olmazsa birazcık
konuşmayı öğrenene kadar tuvalet eğitimi ertelenmesi tavsiye
edilmektedir. Özellikle sonuncusu önemlidir, çünkü çocuk ancak
konuşmaya başladıktan sonra tuvalete gitmek istediğini kendisi
söyleyebilir. Çoğu durumda, bu evreye iki yaşındayken ulaşılır.
Kızlar, genellikle erkeklerden daha önce öğrenirler ve kas
denetiminin gelişmesine uygun bir biçimde idrar eğitimi kaka
eğitiminden sonra gelir. Tuvalet eğitiminin yaşı çocuklar
arasında büyük farklılıklar gösterir, çocuğun beş yaşına kadar
yatağını ıslatması normal gelişme sınırları içinde kabul
edilmektedir. Çok erken tuvalet eğitimi genellikle hayvan
eğitimine benzer, sonuca ödül ve ceza verilerek ulaşılır. Çok
erken başlayan, çok ciddi tutulan ya da çok ani olan tuvalet
eğitiminin çocuğun daha sonraki duygusal gelişmesi üzerinde
olumsuz sonuçları olabilir. Daha önce yasaklanmamış olan
harekete ağır ceza vermek çocuğu tedirgin edebilir ve saldırgan
ya da içe dönük davranışa yol açabilir. |
|
Yuva öncesi
dönemdeki çocuk, bebekten diğer şeylerin yanı sıra algıları ve
hareketleriyle çevresine uyum sağlamasıyla da ayrılır. Şimdi
artık pratik bir zekâdan söz etmek olanaklıdır; örneğin çocuk,
canı istediğine bisküvi kavanozuna gidip istediğini alabilir.
İkinci yılın sonuna doğru çocuğun en önemli davranışları keşif
amacıyla yaptıklarıdır. Başlangıçta herhangi bir şey yapmaya
çalışır ve sonucunu bekler (sınama-yanılma öğrenmesi). Yavaş
yavaş pratik deneyleri arttıkça, çocuğun davranışı daha amaçlı
olmaya başlar. Çocuğun, bu şekilde önce düşüncesinde basit
şeyleri yapmayı öğrendiği ve sonra bunları uyguladığı
sanılmaktadır. Buna bazen algısal-devrimsel düşünme denir.
Çocuğun
zekâsının gelişmesinde iki yaşından dört yaşına kadar olan
evreye kavramsallaştırma öncesi evre denir. Bu evrede çocuk
somut kavramları öğrenir, ancak bu yalnızca doğrudan algılarının
belirlediği ölçüdedir. Bu, aşağıdaki örnekte açıklanmaktadır.
Bir çocuğa aynı sayıda çiçek ve vazo verilmiş ve her vazoya bir
çiçek koyması istenmiştir. Bu, onun için güç değildir. Sonra
çiçekler vazolardan çıkarılıp masanın üzerine yayılmış, vazolar
da bir araya toplanmıştır. Çocuğa vazoların mı yoksa çiçeklerin
mi daha çok olduğu sorulduğunda dört yaşından küçük bir çocuk,
çoğunlukla çiçekler daha büyük bir alan kapladığı için
çiçeklerin daha çok olduğunu söyleyecektir. Çocuk, nesneler
farklı bir düzende yerleştirilince toplam sayının değişmediğini
henüz anlamaz. Bu yaştaki bir çocuk aynı anda birden fazla şey
düşünemez ve de düşündüğü şey kendisiyle ilişkili olur. Örneğin
bir erkek ve bir kız kardeşi olduğunu söyleyebilir ama erkek
kardeşinin de bir kız kardeşi olup olmadığı sorulunca çocuk
olumsuz cevap verir. Çocuk, erkek ya da kız kardeş kavramını
yalnızca kendisiyle ilişkili olarak düşünür ve kız kardeşinin de
aynı erkek kardeşe sahip olduğunu henüz kavrayamaz. Çocuğun tüm
gelişmesi, yani fiziksel yeteneklerinin, zihinsel yeteneklerinin
ve çevresiyle ilişkinin gelişmesi belirli duygularla birlikte
olur. Her yeni evre beraberinde yeni ve farklı duygular getirir.
Bu nedenle çocuk, aynı zamanda duygusal bir gelişme de gösterir.
Çocuk iki yaşına
girdikten sonra, ailesinin diğer üyelerini daha çok tanımaya
başlar. Anne babayla ilişkisi daha kişisel olur ve çocuk
yetişkinler arasında kendisine bir yer kazanabilmek için her tür
çabayı gösterir. Çoğunlukla kardeşleriyle tam bir rekabet
içindedir. Bu evrede çocuk anne babasına karşı çok özel bir
tavır alır, buna ödip evresi de denir. Çocuk, anne babasından
karşı cinsten olana büyük bir çekicilik duyar, bu aşkla karışık
bir çekiciliktir. Örneğin bir kız çocuğu babasını çok çekici
bulur ve annesinin yerini almak ister. Ancak, hala annesinin
sevgi ve bakımına gereksinme duyduğu için, bir tür çift rol
oynamak zorundadır. Bir an annesinin ölmesini ister (burada
ölüm, annenin çocuğun yolundan çekilmesinden başka bir şey
değildir), bir an sonra annesinin kendisini avutması için onun
kucağına koşar.
Çocuk
kendisinden ne istenip, ne istenmediğini gittikçe daha açık bir
biçimde anlar. Aynı zamanda, bu isteklere her zaman uymak
zorunda olmadığını, bazen de kendi istediklerini yapabileceğini
keşfeder. Yalnız tuvalet eğitimiyle ilişkili olarak değil, başka
şeylere karşı da çocuk inatçı bir tavır alabilir (inatçılık
devresi). Hayır diyebilerek, bir şeye karşı çıkarak, çocuk
kendisinin bağımsız bir varlık olduğunu kavramaya başlar. Anne
baba da zaman zaman çocuğun isteklerini kabul ederek, akıllı bir
biçimde davranılırsa çocuğun daha sonraki yaşamındaki
bağımsızlık duygusuna önemli bir katkıda bulunmuş olabilirler.
Çocuk, anne
babasının göstereceği sert bir tavrı ilk başarılarının bir
küçümsenmesi ya da yadsınması olarak algılayabilir ve bu tavır
kuşku ve utanca yol açar. Üç yaşına gelen çocuklar kendi
bedenleriyle çok ilgilenmeye başlarlar ve erkek ya da kız
olduklarını keşfederler. Çocuk, cinsel organlarına çok ilgi
gösterir hoş bir duygu verdiği için sık sık eller. Cinsel
organlar arasındaki farklılık ilgisini çeker ve çok soru
sormasına yol açar. Bu aşamada çocuğa biraz cinsel bilgi vermek
iyi olur, ancak bunu onun anlayabileceği düzeyde vermek gerekir. |
|
İlk yıl
boyunca çocuk yalnızca alıştırma oyunları oynar. Belirli bir
amacı olmayan birçok şey yapar. Bunun bir örneği içmeyen bir
bebeğin emmeyi sürdürmesidir; emme eyleminin kendisi çocuğa zevk
verir. Aynı şey bir çıngırakla oynadığı zaman da geçerlidir.
İkinci yılda
yeni bir oyun türü belirir: kurguya (düşe) dayalı oyun. Örneğin
çocuk bebeğinin ağladığını, masanın üstüne yaydığı çikolata
parçalarının yağmur olduğunu, iskemlenin bir kayık, halının
deniz olduğunu vb. varsayar. Bu düşsel oyun aracılığıyla çocuk
zor duyguların üstesinden gelmeyi öğrenir. Örneğin çocuk yatmak
istemediği için annesini kızdırmışsa, daha sonra yatmak
istemeyen yaramaz bir bebeğini cezalandırabilir. Bu şekilde
çocuk kendisinin edilgen kalmış olduğu bir durumu bu kez etkin
bir biçimde yineler. Bu, onun korku ve kızgınlık duygularının
üstesinden daha iyi gelmesini sağlar. Bu yöntem, çoğunlukla hoş
olmayan tıbbi bir müdahale geçirmiş olan çocuklara yardımcı
olmak amacıyla kullanılır. Örneğin çocuk, oyun içinde kendisi
doktor olur ve bebeğine sürekli iğne yaparak yaşamış olduğu
deneyin duygusal olarak üstesinden gelebilir. |
|
Konuşma |
|
Hepimizin
bildiği gibi çocuklar ilk önce da-da, ba-ba, ma-ma gibi anlamsız
sesler çıkararak konuşmaya başlarlar. Yirmi aylıkken tüm
çocukların gerçek sözcüklerden oluşan bir dağarcıkları vardır.
Konuşmaya
başladıklarında pek çok sözcüğü yanlış söylerler; bunları ancak
anne ve baba anlayabilir. Başkaları anlamayınca çocukların
kızdığı bile görülür. Bu aşamada bazı konuşma bozuklukları da
görülebilir. Ancak çocuk yeni sözcükler öğrendiği sürece bu
bozuklukların önemsenmemesi, geçici olduğu düşünülerek sorun
haline getirilmemesi gerekir. Yine de bu dönemde çocuğun anne ve
babasının yardımına ve anlayışına gereksinmesi olacaktır. |
|
|