|
|
|
Çocuklarda
dört ile altı yaş arası yuva dönemidir. Bu dönemde çocuğun
özellikle boyu uzar ve beden yapısı yetişkinlerinkine daha çok
benzemeye başlar. Koşma, atlama ve ellerini kullanma gibi
fiziksel yetenekleri de sürekli gelişir ve incelik kazanır. |
|
|
|
Bu evrede çocuk, daha önce olduğu gibi,
her şeyi yalnızca kendi küçük dünyasıyla ilişkili görmekten
çıkarak, düşüncesinde yeni kavramlar geliştirir. Çocuk, yuvada
birçok yeni insan ile tanışır, yeni şeyler öğrenir. Edindiği
izlenimleri oyunlarına uygulayarak, bunlarla kendi yaşamında
yakınlık kurar. Oyun, aynı zamanda hoşa gitmeyen her tür
duygunun ifade edilmesine bir olanak sağlar.
Çocuğun yuva
öncesi dönemden yuva evresine geçişi oldukça yavaştır ve
çocuktan çocuğa değişiklik gösterir. Genel olarak, yuva dönemi
yaklaşık dört yaşında başlar ve altı yaşında biter. Çocuk
yuvadan ayrıldıktan sonra ilkokula başlar. Fiziksel olarak, bu
evredeki çocuğun en çok boyu uzar. Dört yaşındaki bir çocuğun
hâlâ kalın, bodur bir yapısı vardır ama altı yaşına gelen
çocuğun bedeni bir yetişkinin bedenine benzemeye başar.
Çocuğun bu
evredeki boyuna bakarak, büyüdüğü zaman uzun boylu olup
olmayacağını söylemek çoğunlukla olanaklıdır. Bu evrede uzun
boylu olan çocuklar büyüdüklerinde genellikle uzun boylu
olurlar. Yuva döneminde fiziksel yetenekler yavaş yavaş gelişir
ve belirli bir incelik kazanmaya başlar. Seksek oyunu gibi
oyunlar, top atıp tutma, bisiklete binme ve benzeri oyunlar
çocuğun devimsel yeteneklerini geliştirdiği için çok önemlidir.
|
|
|
|
Çocuğun
düşünme biçimi de bu dönemde yavaş yavaş değişir. Yuva öncesi
dönemde çocuk kendisini hala dünyanın merkezi olarak görür.
Çevresindeki şeyleri yalnızca kendi küçük dünyası ile ilişkili
olarak ele alır. Bu düşünme biçimine ben-içinci (bene-yönelik)
düşünme denir.
Yuva dönemine
gelen çocuk yavaş yavaş birden fazla kategoride düşünebilmeye
başlarlar. Örneğin bir erkek ve bir kız kardeşi varsa artık, kız
kardeşinin aynı zamanda erkek kardeşinin de kardeşi olduğunu
anlayabilecektir. Oysa yuva öncesi dönemde çocuk yalnız
kendisinin bir kız kardeşi olduğunu söyleyecektir. Yuva
çağındaki çocuklar farklı biçim, büyüklük ve renkte olan birçok
nesne arasından tek bir cinsi (örneğin kırmızı olan bütün
nesneleri) ayırabilirler. Her tür şey arasındaki bağlantıyı
görebilirler ama bu henüz sezgisel düzeydedir.
Anlarlar ama
açıklayamazlar. Bu düşünme biçimine sezgisel düşünme denir. Yuva
çağındaki çocuklar kavramların ve sembollerin kullanımını bu
şekilde öğrenirler. Bu süreç, daha sonra iyi okuyup, yazabilmek
açısından da önem taşır. Ancak kavramları kullanış biçimi henüz
mantıksal değildir. Örneğin önüne sekiz, kırmızıya, ikisi beyaza
boyanmış on tane tahtadan yapılmış boncuk konup, tahta
boncukların mı yoksa kırmızı boncukların mı daha çok olduğu
sorulduğunda, yalnızca iki tane beyaz boncuk gördüğü için
kırmızı boncukların daha çok olduğunu söyleyebilir. Ancak, bütün
ve bir bütünün parçası gibi kavramları yavaş yavaş daha iyi
anlamaya başlar. Nihayet, korunum kavramını da anlamaya başlar.
Burada "korunum," bir maddenin dış biçimi değişse de hacim,
ağırlık ve kitle özelliklerini koruması anlamına gelir.
Altı
yaşlarında bir çocuk aynı büyüklükte olan, topraktan yapılmış
iki toptan birine uzun bir sosis biçimi verilmesi halinde, her
iki cisimdeki toprak miktarının yine aynı olduğunu bilecektir |
|
Çocuğun
alışkın olduğu ev çevresinden yuvaya geçiş çocuk için çok köklü
bir değişikliktir. Birdenbire bir ok yabancı çocuk ve yetişkin
ile tanışır. Diğer çocukların çok farklı davrandıklarını ve her
birinin farklı bir biçimde yetiştirilmiş olduğunu görür. Yavaş,
ama güvenli bir biçimde diğer çocukların arasında kendi yerini
alır. Bu yaşta önderlik, utangaçlık gibi davranışsal özellikler
gelişmeye başlar. Çocuk bu evrede kendisinden evde istenen
şeylerden çok farklı şeyler isteyen öğretmen gibi otorite sahibi
yeni büyükler de tanımaya başlar. Yuvada kurallara uyması ve
kendisinden belirli şeylerin beklenmesine alışması gerekir.
Örneğin canı, diğer çocuklarla birlikte şarkı söylemek
istemediği zaman, kalkıp sınıftan çıkamaz. Aynı zamanda evde
olduğundan çok daha farklı bir biçimde yargılanır ve
değerlendirilir. Burada, sınıftaki davranış diğer çocuklarla
nasıl geçindiği ve okulda yapması gereken işlere karşı
gösterdiği tavır önem kazanır. Bunların tümü, çoğunlukla çocuğun
önemli ölçüde uyum göstermesini gerektirir. Burada, çocuğun ne
denli bağımsız olduğu ve kendi başına davranabildiği büyük önem
kazanır.
Çocuk yuvaya
erken başlarsa kolaylıkla okuldan soğuyabilir ya da daha ciddi
durumlarda, çocuğa bir okul fobisi (mantıksal olmayan büyük bir
okul korkusu) gelebilir. Çocuk okula gitmemek için her türlü
bahaneye, çoğunlukla hasta numarasına başvurur. Bu tür
durumlarda çocuğu bir kaç ay evde tutmak daha iyi olur. Daha
sonra çocuğun okula gitmeyi isteyip istemediğini anlamak için
yeni bir girişimde daha bulunulur.
Evdeki koşullar da
çocuğun okula gitmekten hoşlanıp hoşlanmamasında önemli bir rol
oynar. Küçük kardeşini kıskanan bir çocuk her gün evden
uzaklaşmak istemez. Kendisi evde olmayınca annesinin tüm
ilgisini kardeşine vereceğini düşünür. Öte yandan, çevrede oyun
arkadaşı olmayan bir çocuk okula gitmekten hoşlanır.
Genellikle,
çoğu çocuk yuvada birçok arkadaş ile karşılaştığı, orada birçok
yeni şey öğrendiği ve evdekilerin bilmediği ve bu nedenle de
yalnız kendisinin olan tamamıyla yepyeni bir çevre edindiği için
okula gitmekten hoşlanır |
|
Yuva
evresinde çocuğun anne babasına karşı davranışı da değişir. Beş
yaşlarında, yuva öncesi dönemde başlamış olan ödip devresi yavaş
yavaş sona erer. Ödip devresinde çocuk karşı cinsinden olan anne
ya da babayla yakın ilişkide olmayı ister ve hem cinsi olanı bir
rakip olarak görür. Yuva çağındaki çocuk kendisinin anne ya da
babasına bir rakip olamayacak kadar küçük olduğunu anlamaya
başlar. Anne ya da babaya karşı duyulan şiddetli çelişkili
duygular yavaş yavaş zayıflar; çocuk hem cinsi olan anne ya da
babasıyla da ilişkisinin iyi olmasını istediği için sonunda
tümüyle kaybolur. Üç ve dört yaşlarında güçlü bir cinsel
eğilimden kaynaklanan büyük merak çok daha genel bir bilme
isteğine dönüşür. Ödip devresinden iyi bir biçimde geçmek
çocuğun sonraki gelişimi açısından çok önemlidir. Örneğin eğer
bir kız çocuğu babası tarafından kabul edilmezse daha sonraları
bir kadın olmaktan aşağılık duygusuna kapılacaktır. Ancak bunun
tersine, babası ile olan ilişkisi çok güçlü olursa daha sonra
kendisine eş olarak babası gibi birisini seçmeye
yönelebilecektir. |
|
Yuva
evresindeki çocuk fiziksel yeteneklerini geliştirdikçe oynadığı
oyunlar da biçim değiştirmeye başlar.
Yürümek,
koşmak, atlamak, vb. artık bir sorun değildir. Bu yaş çocukları
bu tür yeteneklerini geliştirmek ve bunları oyunlarında
kullanmak isterler. Düşe dayalı oyun hala çok önemlidir ama yuva
öncesi dönemdeki düşe dayalı oyunlardan farklıdır. Yuva
çağındaki çocuk çevresini çok daha iyi tanımıştır ve bu nedenle
birçok şeyin nasıl yapıldığını daha iyi anlar. Örneğin, belirli
olayların hangi düzen içinde oluştuğunu çok daha iyi
algılayabilir. Bu evredeki çocuğun düşe dayalı oyunu,
gerçeklikle daha yakından ilişkili olduğu için kendi içinde daha
bütünsellik gösterir ve daha mantıksal olur. Çocuklar düşe
dayalı bu oyunlara dalıp giderler. Ters çevrilmiş bir sandalye
üzerinde oturan bir çocuk şoför olduğunu düşünür (şoförcülük
oynar) ve dikkatsiz yayaları uyarmak için bağırarak korna çalar.
Çocuklar genellikle büyüklerin bu düşsel oyunlarını kesmesine
kızarlar. Bunun nedeni yalnızca oyunun kesilmesi olması değil,
aynı zamanda büyüğün çocuğun o anda oynadığı rolü dikkate
almamış olmasıdır. Düşsel oyun, çocuğun yeni izlenimleri
sindirmesine yardımcı olduğu için çok değerlidir. Trenle
yolculuk ettikten sonra, çocuk bir kaç gün boyunca trencilik
oynayacaktır. Tren yolculuğu deneyimi böylece çocuğun dış
dünyaya ilişkin bilgisinin bir parçası olacaktır. Çocuk, bu
şekilde çevresi üstünde daha büyük bir denetim kazanır. Oyun
seçilen nesneler çocuğun nerede yaşadığına göre büyük değişiklik
gösterir. Bir kent çocuğu bir köy çocuğundan farklı bir köy
çocuğundan farklı bir oyun dünyası kuracaktır. Anne babanın
toplumsal konumları ya da anne babanın bilinçli etkileri de
belirleyici olabilir. Oyun, çocuğun yaşadığı ürkütücü ya da hoş
olmayan olayları sindirmesinde de yararlı bir araçtır. Oyun
sırasında olay bir kaç kez yinelendiği için çocuk olaya alışır
ve korku duygusu kaybolur. Bu şekilde çocuk kendi sorunlarını da
çözüme kavuşturur. Örneğin bir kız çocuğu, çoğunlukla kendisinin
kabahatli olduğu bir şey için bebeğini sürekli olarak
cezalandırabilir. Bu genellikle, oyunun konusundan (özellikle
sık sık yinelendiği zaman) anlaşılır. Bu evredeki çocuklar daha
sık birlikte oynamaya başlar. Ancak henüz grup içinde tam bir
işbirliği yoktur. Çocuklar daha çok kendileri ile ilgilidirler.
Aynı tavır birbirleri ile olan konuşmalarında da görülebilir. Bu
henüz bir konuşma değildir, her çocuk kendi öyküsünü
anlatmaktadır. Oyun çocuk için toplumsal bir eğitim olarak ele
alınabilir. Toplumumuz gittikçe daha karmaşık bir nitelik
aldığına göre, çocukların oyun oynamak için yeterli olanağa
sahip olmaları çok önemlidir. Basit oyuncaklar hayal gücünü
imgelemi çok daha etkin bir biçimde uyardığı için pahalı ve
karmaşık oyuncaklar gereksizdir. Gerekli olan şey, özellikle
günümüzde sokakta oynamak gittikçe daha tehlikeli olduğu için
evde oynayacak yeterince yer sağlanmasıdır. |
|
|