Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
Yeni Doğmuş Bebek
Genellikle, "yeni doğmuş bebek" kavramı henüz bir haftalık olmamış bebekler için kullanılır. Bebeğin yaşamındaki bu ilk hafta yaşamının en önemli dönemi olabilir. Bu hafta içinde bebek anne karnının korunmuş küçük dünyası dışındaki yaşama uyum sağlamayı ve varlığını bağımsız olarak sürdürmeyi öğrenmelidir. Ancak bu süre içinde kendine bakanlara tümüyle bağımlı kalacaktır. Yeni doğmuş bir bebeğin ilk öğrenmesi gereken şey kendi kendine nefes almaktır. Bunu becerebildiği anda annesiyle göbek kordonu aracılığıyla olan bağı sona erdirebilir. Doğumdan sonraki ikinci ya da üçüncü gün birçok çocuğun benzi sararır (sardık). Bu birkaç gün devam eder.
  
 

Yaşamın ilk haftası yeni doğmuş bebek için tehlikeli bir dönemdir. Bu dönemde büyük değişiklikler gerçekleşir. Doğumdan önce, bebek anne karnında dış dünyadan iyi bir biçimde korunmuş ve güven içindedir. Doğumdan sonra, birdenbire belirli işleri kendisi yapmak zorundadır. Öğrenmesi gereken ilk ve en önemli iş kendi kendine nefes almaktır. Doğumdan önce çocuk annenin oksijenini kullanır ve ciğerler göğüs boşluğunda katlanmış durumdadır.

Ciğerlerin düzgün bir biçimde açılabilmesi (yayılabilmesi) için hava yolunun açık olması gerekir. Bu nedenle hemen doğumdan sonra yeni doğan bebeğin ağız ve gırtlağında bulunan amniyos suyu, sümük ve kanın nefes borularına girmesini önlemek için ağız ve gırtlağı temizlenir.

Kandaki oksijen miktarı azaldığı ve karbondioksit miktarı arttığı için ve de annesinin bedeninden çıkan çocuğun bedeni birden serinlediği (soğuduğu) için çocuğun solunum sistemi genellikle kendiliğinden çalışmaya başlar. Bebeğe yardım etmek amacıyla ayak tabanlarına vurulabilir.

  
 

Bebeğin ilk çığlığı nefes almaya başladığını gösterdiği için, doğumdan sonra herkes büyük bir sabırsızlıkla bu anı bekler. Ancak ciğerlerin açılması için kısa bir çığlık ya da hıçkırık yeterli değildir, bebeğin yüksek sesle ve uzun bir çığlık atması gerekir. Solunumun başlamasıyla birlikte kan dolaşımı da değişikliğe uğrar. O ana kadar oksijen ile birlikte kan da göbek kordonu aracılığıyla sağlanmaktadır.

Ciğerlerdeki kan damarları açılır ve bebeğin kalbinin sağ ve sol tarafları arasındaki boşluk kapanır. Bir kaç gün içinde akciğer atardamarı ile büyük orta damar arasındaki bağlantı (Botalli kanalı) da kapanacaktır. Ancak çocuk düzenli bir biçimde nefes almaya başladıktan sonra, göbek kordonu bağlanır ve kesilir. Yeni doğmuş bebeğin durumu, bebeğin görünüşünü ve davranışlarını bir puanlama sistemine göre değerlendiren Apgar cetveli aracılığıyla saptanabilir. 10 puan alan bir bebeğin durumu mükemmeldir. Düşük puan alan bir bebeğin özel bakıma gereksinimi vardır.

Yeni Doğmuş Bebeğin Bedensel İşlevleri

Her yeni doğmuş bebek ısısını düzenlemede zorluk çeker. Bir bebeğin, özellikle yeni doğmuş bir bebeğin, bedeni çok çabuk soğur. Bunun temel nedeni kilosuna göre deri yüzeyinin çok geniş olmasıdır (bir insan bedeninin hemen hemen tüm ısısı deriden geçerek kaybolur). Üstelik yeni doğmuş bebekte, yalıtkanlık sağlayabilecek olan deri altı yağ tabakası hemen hemen hiç yoktur ve de bebek titreyerek fazladan ısı sağlayabilecek durumda değildir. Ancak yeni doğmuş bebekte bir cins yağ (kahverengi yağ) vardır ve bu, ısı üretimi için kullanılabilir. Doğum sırasında bağırsaklar düzenli bir biçimde çalışmazlar. Bebeğin doğumdan önce amniyos suyundan içtiği ve bunu sindirdiği doğrudur. Ancak, gerçek besinin sindirilmesi bir kaç gün sonra gerçekleşebilir.

Bu nedenle yeni doğmuş bebeğe verilen besin miktarı çok yavaş arttırılmalıdır. Çocuk emziriliyorsa, anne sütü yavaş yavaş artacağı için, bebeğin aldığı besin miktarında da artış kendiliğinden yavaş olacaktır. Yeni doğmuş bebeklerin büyük çoğunluğu ilk dışkılarını 24 saat içinde yaparlar. Bu koyu kahverengi ya da siyah renktedir ve çok yapışkandır (mekonyum). Mekonyum yutulan amniyos suyunun, bağırsak sularının safranın ve bağırsak duvarının ölü hücrelerinin kalıntılarını içerir. Üçüncü günde dışkı daha sert ve daha açık renkli olacaktır. Gebeliğin daha 14. haftasından itibaren böbrekler çalışmaya başlar; yeni doğmuş bebekler genellikle hemen doğumdan sonra idrarlarını yaparlar.

Ancak, böbreklerin ilk bir kaç ay boyunca daha da gelişmesi gerekir. Doğumdan sonraki ikinci ya da üçüncü günde çoğu çocukların benzi sararır. Yeni doğmuş bebekte sarılık (fizyolojik sarılık) normaldir. Doğumdan sonra kırmızı kan küreciklerinin yok olmalarının hızlanması ve ciğerin henüz yeterince çalışmaması bu sarılığa neden olur. Bu durumda, kırmızı kan pigmentinin artık ürünü olan bilirubin (safra boyası) bedende birikmeye başlar. Kandaki bilirubin düzeyi çok yükselirse, beyin hasar görebilir. Bu sarımsı renk en iyi normal gün ışığında görülür ve en çok göz beyazında belli olur. Işığın (özellikle ultraviyole ışınların) yardımı ile bilirubin bebeğin idrarı ile birlikte atabileceği bir maddeye dönüştürülebilir; bu nedenle önemli bir sarılığı olan bebekler, çok ışık alabilmeleri için, pencereye yakın bir yerde yatırılırlar. Bu bebeklerin tedavisinde büyük miktarda ultraviyole ışık sağlayan bir "mavi lamba" da kullanılır, yeni doğmuş bebeklerin bedeni henüz bağışıklık maddeleri (antikor) üretemediği için, bunlar hastalığa karşı çok hassastırlar. Ancak, bebek (kızamık, kızamıkçık,  kabakulak, çiçek hastalığı, çocuk felci gibi) bazı hastalıklara karşı bağışıklık sağlayan maddeleri (antikorları) annesinden almıştır ve bu antikorlar bir kaç ay kanında kalır. Annenin sütündeki antikorlar kana geçmediği için yalnızca bağırsak hastalıklarının önlenmesinde bir rol oynarlar. Yeni doğmuş bebeklerde bulaşıcı hastalıkların fark edilmesi genellikle çok güçtür.

Bazen tek belirti çocuğun çok az su ya da süt içmesi ya da hiç içmemesidir. Bebek duygularını belirtmek istediği zaman, yapabileceği tek şey ağlamaktır. Bu nedenle aç olan ya da üşüyen bir bebek ağlar. Açlığın bir diğer belirtisi elin ya da parmakların emilmesidir.

Bebek, ilk yıl içinde kaybolacak olan birçok refleksle doğar. İyi bilinen bir refleks tutma kavrama refleksidir.

Bebeğin avucuna dokunursanız, parmağınızı sıkıca tutar. Esneme ya da hıçkırık tutması gibi diğer normal refleksler de doğumdan itibaren vardır.

Yeni doğmuş bebekler genellikle başlangıçta öksüremezler, ama sık sık aksırırlar. Ancak bu aksırmalar bebeğin üşütmüş olmasını gerektirmez

Yeni Doğmuş Bebeğin Bakımı

Yeni doğmuş bebeğin bedeninin soğumasını (serinlemesini) önlemek için bebek, doğumdan sonra olanaklı olduğu kadar çabuk kurulanmalı, giydirilmeli ve sıcak su şişeleriyle önceden ısıtılmış olan bir beşiğe yatırılmalıdır. Beşik yalnızca güzel görünüşlü olan bir şey değildir aynı zamanda bebeği hava akımından ve güçlü ışıktan da korur. Çocuğun yastıksız yatması daha iyi olabilir.

Doğduğunda bebek beyazımsı yağlı bir madde (verniks tabakası) ile örtülüdür. Bu madde, besinsel ve koruyucu nitelikleri nedeniyle, günümüzde yıkanarak atılmaz. Deri tarafından emilen bu madde bir kaç gün sonra kaybolur. Göbek kordonunun bebeğin bedeninde kalan kısmı özenli bir bakım gerektirir; önce idrarın göbeği ıslatmasını önlemek için yukarı doğru katlanan mikropsuz bir gazlı bezle üstü örtülü ve sonra çok sıkı olmayan bir göbek sargısı (bandı) ile bağlanır. Bir hafta sonra bu kalıntı düşer ve göbek sargısına gerek kalmaz.

Bir çok hastanede, göz zarı iltihabına karşı bir önlem olarak yeni doğmuş bebeğin gözlerine hemen doğumdan sonra gümüş nitratlı damla damlatılır. Bu annedeki hastalığının sonucunda ortaya çıkan ve körlüğe yol açabilecek önemli bir göz hastalığıdır.

Yeni Doğmuş Bebeğin Görünümü

Yeni doğmuş bebeğin burnunda ya da çenesinde bir toplu iğne başından büyük olmayan, küçük beyaz benekler oluşabilir. Bu noktalar bir kaç hafta içinde kendiliğinden kaybolur. Bazen bebeğin derisinde açık kırmızı benekler olabilir; bu beneklere genişleyen kılcal kan damarları neden olur. Benekler, çoğu zaman burnun hemen üstünde, alında, bir V-biçimi oluştururlar. Böyle durumlarda boyunda da bir leke olur. Bir kaç yıl sonra yüzdeki lekeler kaybolur ancak boyundaki leke kalır. Yeni doğmuş bebeğin başı, genellikle doğumun bir sonucu olarak ya da deri altında sıvı birikmiş olması nedeniyle biraz çarpık görünür. Bu şişlik bir kaç gün sonra kaybolur. Başta bir şişlik, kafatası kemikleri altında bir kanama olduğunu da (kafatası hematomu) gösterebilir. Bu durumda, şişlik ancak bir kaç gün sonra büyümeye başlar ve haftalar ya da aylar sonra kaybolur. Forseps kullanılması nedeniyle, bazı deri altı yağ dokuları ölebilir. Bunun sonucunda ortaya çıkan mavimsi şişlik ele sert gelir ve bir süre sonra iz bırakmadan kaybolur.

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot