|
Çağdaş
uygarlığımızda ölüm gittikçe daha çok bir tabu niteliği
kazanmıştır. Şimdi artık ölümün normal, bir insan olayı olduğu
eskiden olduğundan daha az kolaylıkla kabul edilmektedir. Çağdaş
tıptaki ilerlemeler hastaların çok daha yaşamasını sağlamakta ve
çoğunlukla, ölmeden uzunca bir süreyi yatakta geçirmelerine yol
açmaktadır. Diğer bir unsur da günümüzde bir çok insanın evinde
değil hastanede ölmesidir. Hastanenin çoğunlukla soğuk olan
havası ölümü, ne ölmekte olan kişi ne yakınları için
kolaylaştırmamaktadır. Bu değişiklikler ölen kişilere yardımcı
olunmasına özen gösterilmesini daha da gerekli kılmıştır. Ölüm
ve yas süreçlerinin daha iyi anlaşılması bu gelişmeye katkıda
bulunmuştur. Psikologlar ölüm sürecini ölmekte olan kişinin ve
yakın çevresinin ölüm olayını algılayış biçimiyle ilişkili
olarak betimlemeye başlamışlardır. Ölüm süreci altı evreye
ayrılabilir. Bütün bu evrelerin tümünün yaşanıp yaşanmaması ve
ne ölçüde yaşandığı içinde bulunulan koşullara, ölüm sürecinin
süresine, ölmekte olan kişiyle çevresi arasındaki ilişkiye,
ölmekte olan kişinin durumuna ve yaşına büyük ölçüde bağlıdır.
Ölüm sürecinin evreleri şunlardır:
Farkında
olmama evresi: Hasta nesi
olduğunu bilmez, ama ailesi ve veya arkadaşları bilir. Hastanın
anlayışa, yardıma ve bilgi verilmesine gereksinimi vardır ama
ailesi hastalığının ciddiyetini kavramak istemez. Bu, hastanın
çoğunlukla kendisini yakınmalardan ve tedirginliklerden
kurtaramaması ve kendisini tehdit edilmiş ve yalnız hissetmesi
demektir.
Belirsizlik
evresi:
Bu evrenin ana özellikleri korku, umut ve sorunların
bastırılmasıdır. Dayanılmaz olan belirsizlikten kurtulabilmek
için hasta güven arar, ama bu genellikle tek yönlü bir
arayıştır. Durumunun olumlu yönlerini ön plana çıkartır ve
ciddiyetini yadsır. Bu evrede hasta genellikle doktorlara ya da
Tanrıya vaatlerde bulunur ya da anlaşma yapmaya çalışır.
Yadsıma evresi:
Bu evrede hasta genellikle nesi olduğunu bilir ve sonucun ne
olacağını kestirebilir. Belirtiler artık çok açıktır ama o hala
bu işten sıyrılabileceğini düşler. Bu umut kişinin kendisine
yeni giysiler almasında ya da evini yeniden dekore etmesine ya
da döşemesinde yansır. Söz konusu kişi ile çok yalandan ilişkili
olmayan insanlar da karamsar olmamak gerektiğini düşünerek, ölüm
olasılığını yadsırlar.
İsyan
evresi: Ne hasta ne de ailesi
durumun kaçınılmazlığını kabul edemezler, bu duruma isyan
ederler ve çoğunlukla suçlayacak birisini ararlar. Bu,
genellikle hastayı tedavi eden doktor olur. Doktor hatalı
davranmış ve işleri ağırdan almış olmakla suçlanır. Bu evrede
açıklayıcı bir konuşma yararsızdır, çünkü genellikle bu tür bir
konuşmanın savunma amacıyla yapıldığı düşünülür.
Depresyon
evresi:
Bu evrede hasta artık durumu kabullenmiştir. Onun için yapılacak
bir şey kalmamıştır ve artık hiç bir şeyin anlamı yoktur. Artık
yardım istemez, bunun sonucu olarak da daha çok yalnız bırakılır
ve yalnızlık duygusuna kapılır. Ailenin diğer üyeleri de bazen
depresyona girer ve söz konusu kişiyi daha çok ihmal etmeye
başlar. Bu evrede söz konusu kişiler yardım istemedikleri için,
yardımcı olmaları gereken uzmanlar kendi girişkenliklerini
kullanmalıdırlar.
Kabullenme
evresi: Bu evrede ölümün
kaçınılmazlığı kabullenilmiştir. Ancak bu, kişinin kaderine
bütünüyle boyun eğmesini gerektirmez. Hasta geçmişini düşünmeye
ve yapmış olduğu hataları telafi etmeye çalışır. Ayrıca
ölümünden sonraki gelişmelere ilişkin isteklerini belirtir.
Ailesi ölmek üzere olan kişiyle konuşmak ve ona veda etmek
ister.
Bu evreler
ancak söz konusu kişi henüz yaşamının ortasındayken ölürse ve
çevresiyle yakın ilişkileri(aile, arkadaşlar, meslektaşlar)
varsa tamamen yukarıda anlatıldığı biçimde gerçekleşir. |