|
|
|
Cinsellik
insanların cinsel birer varlık olarak yaptıkları ya da
istedikleri her şeyi kapsar. İki kişi cinsel ilişkide bulunduğu
zaman amaç fiziksel doyum, üreme ya da duygusal doyum olabilir.
Genellikle cinsellik bunların tümünün bir birleşimini sağlar.
Cinselliğin bir kısmı doğal olduğu halde, insanda bu biyolojik
güdüler, çocuklukta öğrenilen şeyler tarafından güçlü bir
biçimde denetlenir. Bu nedenle cinsel davranışlar yalnızca
kişiler arasında bir farklılık göstermekle kalmaz, çeşitli
toplumlar arasında da farklılıklar gösterir. Ayrıca, normal
kabul edilen cinsellikten tamamen farklı cinsellik biçimleri de
vardır. |
|
|
|
İnsanlar cinsiyet organlarına göre erkek
ve kadın olarak ayrılırlar. Buna insanların biyolojik
cinsiyetleri denir. Ara biçimler (erselik, hermafroditlik
bireyde hem erkek hem dişi cinsiyet organları bulunması) son
derece enderdir.
Cinsiyet organları
gelişmiş olan hayvanların zaman zaman cinsel güdülerle hareket
ettikleri, bu güdüleri nedeniyle cinsel ilişkide
bulunabilecekleri bir eş aradıkları sanılmaktadır. Bu hemen her
zaman üremeyle sonuçlanır. Benzer güdülerin insanların da bir
özelliği olduğu düşünülmektedir. Hayvanlarda olduğu gibi
insanlarda da cinsel güdüleri cinsiyet hormonları ve beynin
işlevleri etkiler. Ancak insanlar öğrendikleri ve yaşadıkları
şeylerden hayvanlardan daha çok etkilenirler. Örneğin bazı
kişiler erkek cinsiyet organları ile doğdukları halde, bir kız
gibi yetiştirildikleri için tamamen kadınlar gibi hisseder ve
davranırlar. Ayrıca, farklı toplumlardaki kadın ve erkeklerin
kadın ya da erkek olmalarına ilişkin farklı duygu ve düşünceleri
vardır ve toplumda yaygın olan, biyolojik olarak anlamlı olan
biçimden sapan birçok biçimler gelişir. Bu nedenle psikolojide
cinsel kimlik, cinsel rol ve cinsel yönlendirilme gibi terimler
kullanılır. Cinsel kimlik kişinin cinsel bir varlık olarak
kendisi hakkındaki duyguları olarak betimlenir. Erkek cinsiyet
organları olan bir kişi normal olarak bir erkek cinsel kimliği
geliştirir ve bu nedenle bir erkek gibi hisseder. Daha önce de
belirtildiği gibi bunun öğrenilmesi gerekir ve böylece herkes
bir cinsel rol edinir. Kişinin içinde yetiştiği toplumun erkek
ya da kadından beklediği duygu ve davranış biçimleri cinsel
kimliğin oluşmasına en temel etmenlerdir. Son yıllara kadar,
toplumumuzdaki erkeğin etkin, egemen, mantıklı, güçlü, vb.
olması beklenirdi ve birçok erkek hâlâ böyle davranmaktadır.
|
|
|
|
Diğer özelliklerin
tamamen kadınsı olduğu düşünülür ve bu nedenle bu tür özellikler
kız çocuklarında özendirilir, erkek çocuklarda ise
cezalandırılırdı. Benzer şekilde, erkekler de kızların nasıl
olmaları gerektiğini öğrenirler ve daha sonra da ideal cinsel
role en uygun olan kadınları ararlar; aynı şey kızlar için de
geçerlidir. Son yıllarda toplumumuzda cinsel role ilişkin daha
büyük bir özgürlük benimsenmiştir. Ancak bu gelişme henüz
başlangıç evresindedir. Son yıllarda cinsel rolün özellikleri de
büyük ölçüde değişmiştir. Günümüzde artık kadınlarında cinsel
ilişkiden bütünüyle zevk aldıkları kabul edilmektedir. Bu 30 yıl
önce genellikle kabul edilemez bir olgu idi. Ayrıca erkeklerin
de eşlerine ve çocuklarına karşı kibar olmaları, onlara iyi
davranmaları daha çok beklenmektedir. Erkeklerin normal cinsel
yönelişleri kadınlara, kadınlarınki de erkeklere doğrudur. Bu,
üremeye olanak verdiği için biyolojik açıdan kolaylıkla
doğrulanmaktadır. Ancak, bunun doğuştan gelen bir davranış
biçimi olması zorunlu değildir. Eşcinsellikte cinsel yöneliş
farklıdır; erkekleri cinsel yönden çekici bulan erkeklere
(eşcinsellik) ya da kadınlara yönelen kadınlara (sevicilik)
eşcinsel denir. Ayrıca cinsel olarak hayvanlara (hayvancılık) ya
da nesnelere (fetişizm) yönelik olan insanlar da vardır. Ancak
bütün bunlar kişinin gerçekten istediği kişiyle cinsel ilişkide
bulunamadığı zaman genellikle ortaya çıkan cinsel yönelişlerle
karıştırılmamalıdır. Örneğin cezaevinde yatan birçok insan başka
bir seçenek olmadığı için eşcinselliğe kaymaktadır; cezaevinden
çıkar çıkmaz bu davranışları kaybolur. Böyle bir yönelişin
kolaylıkla uygulanabilmesi olgusu cinsel yönelişin doğal olarak
tamamen biyolojik olmadığını kanıtlamaktadır. Her insan kendi
içinde tamamen bireysel olan bir cinsel kimliği, cinsel rolü ve
cinsel yönelişi birleştirir; bunların oluşumu çocuklukta başlar
ve daha sonraki deneyimlerle tamamlanır. Bütün bu süreçte anne
baba önemli bir rol oynar. Örneğin birçok psikologa göre,
özellikle anne yalnızca
kızları için kadınların nasıl davranmaları gerektiğine (cinsel
rol) ilişkin bir örnek olmakla kalmaz, aynı zamanlarda
erkeklerin ilgisinin nasıl çekileceğine ya da onların nasıl
etkileneceğine ilişkin bir örnek oluşturur. Baba ile olan
ilişkinin de cinsel kimlik ve yöneliş üzerinde büyük bir etkisi
vardır. Birçok psikologa göre, yuva öncesi evrede babanın
ilgisini çekmek için anne ile kız çocuğu arasında bir tür
rekabet vardır. Buna Ödip kompleksi denir. Babanın cinselliğe
yaklaşımı (açıkça zevk alınabilecek hoş bir şey olarak ya da
ancak fark edilmezse hoş olan bir şey ya da tiksinilecek bir şey
olarak vb.) annenin yaklaşımından çok daha büyük ölçüde kız
çocuğunun cinselliğe yaklaşımını belirler. Erkek çocuklar için
bunun tam tersi geçerlidir. Yapılan araştırmalar ABD ve Avrupa
ülkelerinde yaşamı boyunca en az bir eşcinsellik deneyi geçirmiş
olanların erkekler arasında % 50, kadınlar arasında % 35 gibi
yüksek oranlara ulaşabildiğini ortaya koymaktadır. Bu durumun
açıklanmasında, eşcinselliği duygusal gelişmede ortaya çıkan
sapmalarla ilişkilendiren Freud'cu yaklaşımlar da yetersiz
kalmaktadır. Annesine karşı duyduğu aşırı bağlılığın babaya
karşı umutsuz bir karşıtlıkla bütünleşmesi sonucu kişiliğin ve
davranışların anneyle özdeşleştirilmeye çalışıldığı, sonuçta
erkek de kadınca davranışların egemenlik kurduğu durumlar
vardır. Ancak bu tür durumlar, sorunun hiç bir biçimde babaya
karşı sürdürülen bir karşıtlıkla ilişkilendirilmesine olanak
bulunmadığı durumların yanında azınlıkta kalmaktadırlar. Hiç bir
yaklaşımın tek basma eşcinselliği açıklamaya yetmemesi farklı
koşullarda, farklı ilişkiler içinde ve farklı kişiliklerde bu
yaklaşımlardan birinin ya da birkaçının birden geçerlik
kazanabilme olasılığını güçlendirmektedir. Ancak kesinlik
kazanan nokta transvestizm (karşı cinsiyetin giysilerini giymek
tutkusu), transseksüalite (cinsiyet değiştirme arzusu),
biseksüalite (cinsiyet gelişmemesi ve hem homo, hem de hetero
özelliklerin taşınması) gibi eğilimlerin eşcinsellik kapsamı
içinde yer aldıklarıdır.
|
|
Eşcinsellik
eski çağlardan günümüze kadar toplum içinde genellikle
yadsınmıştır. Bununla beraber bazı toplumlarda, örneğin eski
Yunan'da normal karşılandığı da olmuştur. Bu konuda yapılan
araştırmalar bazı ilke toplumlarda eşcinselliğin tepki
görmediğini ortaya çıkarmıştır. Bunlardan bazısında
eşcinsellerin bir arada yaşayabildikleri, karşı cinse özgü
giysileri serbestçe giyebildikleri saptanmıştır. İlkel
toplumlarda eşcinselliğin, daha az yaygın olmakla birlikte,
kadınlar arasında da var olduğu ve yapay organlar kullanıldığı
bulunmuştur. Bazı şamancı topluluklarda ise eşcinsellerin gizli
güçlere sahip oldukları varsayılmıştır. Buna karşılık, bazı ilke
toplumlarda eşcinsellerin ölüme kadar varan sert önlemlerle
cezalandırıldıkları da görülmüştür. Ancak en ağır cezaların
uygulandığı toplumlarda da eşcinsellik ortadan kalkmamıştır.
Eşcinselliğin geçmişine yönelik araştırmalarla birlikte bu
cinsel eğilimin nedenlerine ilişkin çeşitli görüşler ileri
sürülmüştür. Bunlar arasında başlangıçta yaygınlık kazanan,
eşcinselliğin cinsel güdülerde bir bozuşma sonucu ortaya çıkan
kalıtsal bir sapkınlık olduğu görüşü olmuştur. Kadınımsı
erkekler ya da erkeksi kadınlar kişideki cinsel özelliklerin
normal gelişmelerini tamamlayarak "erkek"liğe ya da "dişi"liğe
ulaşamamalarının örnekleri olarak gösterilmişlerdir. Ancak bu
konuda yapılan bilimsel çalışmalar cinselliğin görünüş de
sanılabileceği gibi, birbirinden kesin dışlamalarla ayrılabilen
iki kutup oluşturduğu konusunda ciddi kuşkular uyandırdı. Bazı
hayvanlarda örneğin kelebeklerde, bir cinsiyetten diğerine geçiş
kutuplaşma biçiminde değil, tedrici olmakta, iki cinsiyet arası
oluşumlar ise tüm hayvanları kapsayan bir yaygınlık
göstermekteydi. İnsanlarda ise erkeksi ya da kadınsı olarak
nitelenen özelliklerin yaşamda tam bir cinsel kişiliği bütünüyle
belirlemeye yetmediği görülmekteydi.
Eşcinselliğin
nedenlerine ilişkin ikinci yaygın görüş bunun iç salgı
bezlerindeki dengesizliklerden kaynaklandığı görüşüdür. Ancak bu
görüş de kanıtlanabilmiş değildir. Erkeklere kadın hormonlarının
verilmesinin eşcinselliğe yol açmadığı, eşcinsel erkeklere erkek
hormonlarının verilmesinin ise cinsel doyumsuzluğu arttırarak
eşcinsellik eğilimini güçlendirdiği görülmüştür. |
|
Sapıklıklar ve Cinsel Sapmalar |
|
Günümüzde
karşı eşin isteğine aykırı olarak yapılan cinsel hareketlerin
bir sapıklık olduğu kabul edilmektedir. Bunlar çoğunlukla,
eşiyle kapsamlı, ortak bir ilişki kuramayan kişiler tarafından
yapılan zorlayıcı hareketlerdir. Bu nedenle normal davranıştan
ayrılan cinsel davranışa sapma demek daha doğru olur. Sadizm
cinsel boşalma ve doyum sağlamak amacıyla bir başka kişiye acı
verilmesi; mazoşizm ise acı duyarak cinsel doyum sağlanmasıdır.
Bunlar eşler tarafından bir ilişkide karşılıklı uygulanırsa,
buna sado-mazoşizm denir. Teşhircilik dikkat ve ilgiyi üzerine
çekebilmek için cinsiyet organlarının gösterilmesidir. Cinsel
hareketleri seyrederek tahrik olmaya (röntgencilik) denir.
Bunlar, doğal olarak, cinsel bir ilişkinin dışında yapılan
hareketler için geçerlidir. |
|
|