|
|
|
Bir haftalık olan
çocuğa bir yaşına kadar bebek denir. Çocuk yürümeye ya da
konuşmaya başladığı zaman bebeklik genellikle sona erer. Bir
bebek başlangıçta çevresini kavrayamaz. Ancak üç aydan sonra
belirli nesneleri ayırt etmeye ve onlara tepki göstermeye
başlar. Özellikle gülme önemli bir ifade aracıdır. Kısa bir süre
sonra nesneleri tutmasını öğrenir. Kasları geliştikçe, hareket
ve çevresindeki dünyayı keşfetmeye başlar. Görmediği ya da
dokunmadığı nesnelerin varlıklarını sürdürdüklerini yavaş yavaş
algılar ve sonra onları anımsamaya ve aramaya başlar.
Birinci yılsonunda
çocuk bebelikten çıkar. Bu süreçte önemli bir etmen kavrama
yeteneğinin gelişmesidir. Yeni doğmuş bebek kendisi ve çevresi
arasındaki ayırımı fark edemez ve başlıca kendi bedeninin
uyarılarına tepki gösterir. Büyüyen bir bebek belirli bir
uzaklıktaki nesneleri yavaş yavaş algılamaya başlar. |
|
Bebeğin dış
dünyayı ilk algılamaları derisi ve ağız mukozası aracılığıyla
olur. Bu nedenle bebek için ağız önemli bir algılama organıdır.
Ancak daha büyük çocuklar da bazen nesneleri ağızlarına koyarak
incelerler. Dokunarak kavramadan uzaktan kavramaya ilk geçiş
anne ile ya da bebeği yemek zamanının da besleyen ve sık sık
bebekle birlikte olan kişiyle olan fiziksel temas sırasında
gerçekleşir. Bebeği beslerken, annenin yüzü bebeğin yüzüne
yaklaşır. Böylece açlık gibi hoş olmayan çeşitli duyguların
giderilmesinin yarattığı keyifli bir durum ile insan yüzü
görüntüsü ilişkilendirilir. Bu nedenle insan yüzü ya da resmi
bebekte açık bir tepki, gülümseme tepkisi, yaratan ilk nesnedir.
İlk gülümseme her ailenin yaşamında önem taşıyan bir andır.
Ancak altı haftalık bir bebeğin ilk gülümsemesi bebeğin
kendisine bakan kişiyi gerçekten tanıdığını gösterir mi? Bebeğin
bir yatıştırma aracı olarak gülmeyi nasıl kullanacağını
öğrenmesi gerekmez, bu "oyun" aşağı yukarı onun doğal
güdülerinin bir parçasıdır ve bebeğin ilk gülümsemeleri bir iç
dürtünün yerine getirilmesinden başka bir şey olmayabilir. Bebek
üç aylık olunca, bir insan yüzünün algılanmasına tepki olarak
gülümsediğinden emin olabiliriz. Araştırmalar, bebeklerin
özellikle hareket eden ve karmaşık görüntülerden (insan yüzü bu
niteliklere sahiptir) hoşlandığını ortaya koymaktadır. Ona
gösterdiğimiz resim ne denli bir yüze benzerse bebek resme o
denli ilgi gösterir. Bu çekicilik (büyülenme) de doğal bir
güdüdür ve bebeğin gördüğü insan yüzü sayısından etkilenmez. Bu
nedenle anne ya da çocuğa bakan bir başka kimse bu dönemde bebek
açısından belirli bir kişilik taşımazlar. Ancak anne çocuk
ilişkisi gülümseme tepkisinin çok ötesinde şeyleri kapsar.
Örneğin bir çok anne baba kendi deneylerinden çocuklarını
kucaklarına alarak yatıştırabileceklerini bilirler, oysa bir
yabancı çocuğu kucağına alarak yatıştıramaz. İğne yapılırken,
çocuğu hemşire değil de annesi tutarsa çocuk daha az şiddetli
tepki gösterir. Çocuk anne ve babasını diğer kişilerden görsel
olarak ayırt edemese de, fiziksel dokunma ile belki de anne ve
babasının onu tutuş biçiminden ayırt edebilir. Bu nedenle anne
ve baba ile çocuk arasındaki ilk yoğun ilişki çok önemlidir.
Aynı zamanda anne babanın da çocuk ile olan beraberliklerine
alışabilmeleri için zamana gereksinimleri olduğu
unutulmamalıdır. |
|
|
|
Çocuğun
bakımını hemen doğum ertesinde değil de, daha sonra üstlenen
anne babalar (örneğin çocuk uzunca bir süre hastanede özel bir
aygıt (enkübatör) içinde kaldıktan sonra genellikle, çocuğun
kendilerinin olduğunu hissetmekte büyük güçlük çekerler. |
|
İnsan yüzü
bir çocuğun iç ve dış dünyayı ayırmasına yardımcı olan ilk
imgelerden biridir.
Çocuğun bu
iki dünyayı yavaş yavaş tanıması bizim yalnızca tahmin
edebildiğimiz bir süreçtir. Çocuk, doğal olarak bu süreç
hakkında bize hiç bir şey söyleyemez. Bebekler gözlemlenerek ve
kör doğan ancak daha sonra bir ameliyatla görmeye başlayan
kişiler üstünde araştırma çalışmaları yapılarak bu sürecin daha
iyi anlaşılmasına çalışıldı. Böyle bir ameliyattan sonra görme
sürecinin gelişmesinin bebeklerdeki bu tür bir gelişmeye bir
ölçüde benzemesi olanaklıdır. Ancak, sonradan gözleri açılan
kişiler başka araçlarla dış dünya hakkında bir düşünce
oluşturmuş oldukları için bu kıyaslama tam olamaz. Çocuk elini
ağzına koyduğu zaman da dış dünya hakkında bir şey öğrenmiş
olur. Emdiği zaman yalnız ağzı aracılığıyla bir şey hisseder;
oysa elini ağzına koyduğu zaman iki deneyimi birden yaşar. Bu
deneyim ile çocuk elini dış dünyanın bir parçası olarak
düşünmeye başlar. Bir sonraki evrede, çocuk ellerini birleştirir
ve onları seyreder. Bu, çocuğun dokunma duygusu ile görmeyi
ilişkilendirmesini sağlar. Bu deneyim çocuğun oynadığı bir
nesneyi görüp hissetmesinden (dokunmasından) farklıdır. 4
aylıktan 7 aylık olana kadar bebek gördüğü nesneleri tutmaya
başlar. Bunun gerçekleşmesi için göz-el eşgüdümü gereklidir;
kaslar ve sinir sistemi geliştikçe bu eşgüdüm olanaklı
olmaktadır. Başlangıçta da bu eşgüdüm büyük güçlükle sağlanır ve
bebek daha çok rastlantısal bir biçimde nesneleri tutar. Ancak,
bebek denedikçe öğrenir ve doğru yönden hareket eden elini
seyrettikçe hareketleri yavaş yavaş daha amaçlı olur ve kesinlik
kazanır. İlk birkaç hafta sonra bebek günde 13 ile 15 saat
uyumaya başlar; büyüdükçe uyku gereksinimi azalır. Yine de uyku
süresi bir bebekten diğerine büyük farklılıklar gösterdiğinden
az uyuyan bir bebeğin normal dışı olduğu düşünülmemelidir.
Herhangi bir şikayeti olduğunda bunu ağlayarak bildirir. Eğer
mama yedikten sonra uzun zaman ağlıyorsa genellikle gazı olduğu
ya da karnı ağrıdığı düşünülür. Ancak gaz çıkardığı halde
ısrarlı bir şekilde ağlıyorsa bu karnının ağrıdığına bir
işarettir |
|
Çevre çocuğu
değişik uyarılarla topa tutar, ancak bir süre çocuk buna bir
tepki gösteremez. Bebek, büyük bir olasılıkla kendisi ile
çevresi arasında bir farklılık olduğunu da algılamaz.
Kendisinden uzaklaşan nesneler ile kendisi başını çevirdiği için
artık göremediği nesneleri de henüz birbirinden ayırt edemez.
Bebek başlangıçta, göremediği ya da dokunamadığı nesnelerin var
olmadığını kabul eder. Üçüncü ay başladıktan sonra bazı
değişiklikler yavaş yavaş gerçekleşmeye başlar. Bebek gözleriyle
annesini izler ve bir nesnenin yere düşmesi halinde, nesnenin
düşmeden önce durduğu yere bakmayı sürdürmeyip düşen nesneye
bakar. Çocuk, zaman zaman daha önceden tanımış olduğu nesnelere
yeniden bakar. Çocuğun bu hareketleri, onun çevresindeki
nesnelere ne olduğunu ve o görmediği zaman da nesnelerin
varlıklarını sürdürdüklerini algılamaya başladığını gösterir. 8
ile 10 aylık olunca göremediği nesneleri aramaya başlar. Örneğin
bir oyuncağın yastığın altına konduğunu gören bebek, onu orada
arar; ancak bu süre içinde oyuncağın yerini değiştirirseniz,
bebek oyuncağı aramayı sürdürmez. Oyuncak için geçerli olan anne
ya da baba için de geçerlidir. Bu yaşta çocuk, annesini
göremediği zaman da annesinin yakınında olabileceğini anlamaya
ve anne babasının yüzünü diğer kişilerin yüzünden ayırt etmeye
de başlar. Çocuğun yabancıları gördüğü zaman gösterdiğe korku ve
ağlama tepkisi çoğunlukla bu ayırımın sonucudur. |
|
8 ile 10
aylık olan bir bebek çevresiyle olan ilişkisinde önemli bir
döneme girer; bu dönem yaklaşık olan ikinci yılın sonuna kadar
devam eder. Bu ayrılma ve bireyselleşme döneminde, çocuk
kendisinin bağımsız bir birey olduğunu algılamaya başlar.
Emekleyerek ve ayağa kalkarak gittikçe annesinden uzaklaşma
başlar. Büyük bir serüvene çıktığını hisseder. Düşmelere ve
çarpmalara oldukça kayıtsız kalır. Bu dönemde çocuk çevresine
delice aşık olmuş gibidir. Yeni olanaklar onu tümüyle cezp
etmiştir ve annesine pek fazla ilgi göstermez. Yine de, tam bu
bağımsız davranış döneminde, annesiyle olan bağları çok kişisel
ve önemlidir. Örneğin tam keşiflerinin ortasındayken zaman zaman
annesine döner. Çocukta annesinden ayrılma korkusu çoğunlukla bu
evrede başlar. Çocuk yürümeyi öğrendikten ve bu yeni yeteneği
çekiciliğini yitirmeye başladıktan sonra, kendi uğraşlarına
annesinin daha büyük ölçüde katılmasını isteyecektir. Konuşması
da şimdi gelişmeye başladığı için, anne ile çocuk arasındaki
ilişki konuşarak da kurulur. |
|
Bebeği
düzenli olarak yıkamak, yalnızca sağlık nedenleri için değil
aynı zamanda çoğu bebek ılık su ile (yaklaşık 37 derece)
doldurulmuş banyoda yatmaktan büyük keyif aldığı için de iyidir.
Banyolar, bebeklere kuşkusuz doğumdan önce ılık amniyos suyu
içindeki sallanışlarını anımsatır.
Yumuşak bir
yıkama bezi ve normal sabun ile dikkatlice yıkamak yeterlidir.
Burun, göz ve kulaklar ayrı temizlenmelidir. Zaman zaman alkol
ile silinmiş küçük bir makas ile tırnaklar kesilir. Hemen her
bebek bir ara pişik olur ve çoğunlukla özel bir tedavi
gereksinmez. Çocuğun derisi yağlı bir krem sürülerek
korunabilir, ayrıca çinko içeren pomatlar lekelerin geçmesini
çabuklaştıracaktır. Bebeklerin saçlarının altındaki deride çok
sık pul pul lekeler oluşur (konak) ama bunların bir önemi
yoktur. En iyi yapılacak şey bebek yağı ya da vazelin ile
bunları yumuşatmaktır. |
|
|