Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
 
Yaşam Devresi
Annesinin bedeni üzerinde yatan yeni doğmuş bir bebek, ilk ağlamasından sonra, güvenli anne karnından bilmediği bir dünyaya geçişin şaşkınlığı içindedir. Henüz dokuz aylık olan küçücük bir insandır.
  
 
Sonra ilk idrarını ve dışkısını çıkarır. Emme gereksinimini karşılamak amacıyla bebek başını annesinin göğsünün ucuna çevirir. Doktor, ilk muayenesinde, bebeği koltuk altlarından tutarak kaldırır. Bebek sert bir yüzeyin üstünde tutulursa ayağa kalkar ve küçücük bacaklarını yürüyormuş gibi oynatır. Daha sonra karın üstü yatırılınca emeklemeye başlar. Bütün bu refleksler bize bebeğin yetenekleri hakkında bir şeyler söyler. Her çocuk özgürdür. Anne ve babanın egemen ve gizli özellikleri, olgun yumurtanın birçok sperm hücresinden biri tarafından döllenmesi ile doğacak olan çocuğa aktarılır. Bu özelliklerin birbirleriyle ne biçimde birleşeceği önceden kestirilemez. Dölyatağındaki minyatür bebek üç aylık olduktan sonra gittikçe canlanır. Ayaklarını ve ellerini oynatır; kaşlarını çatar; amniyos suyunu içer; sindirir ve ara sıra idrarını yapar. Ciğerlerine hava girince atacağı ilk çığlık için solunum sistemini hazırlar; amniyos suyu akciğer hava hücrelerinin oluşmasında rol oynar. Görünüş ve davranışındaki değişiklikler daha bu dönemde gözlemlenebilir. Bu nedenle anne-babanın bebek doğar doğmaz aile benzerliklerini fark etmeleri şaşırtıcı değildir. Anne-baba yeni doğan bebekle oynayarak çocuğun kişiliği hakkında bilgi edinirler: hassas, uyanık ya da sessiz olabilir. Çocuğun özelliklerini kavramak uyumlu bir gelişme için önemlidir. Yeni doğan bebeğin beyni henüz tam olarak gelişmemiş olduğu için, bebek aciz durumdadır. Özellikle ilk üç yıl boyunca beyin gerek hacim olarak, gerekse işlevsel yeteneklerin geliştirilmesi açısından müthiş bir büyüme süreci geçirir. Bu nedenle normal koşullar altında dışsal uyarıcı gereksinimi olmadan fiziksel ve hareketsel bir gelişme gerçekleşir. Oysa bu gelişme süreci içinde beynin duygusal, toplumsal ve zihinsel yönlerden işlev kazanması büyük ölçüde çocuğun yetiştiği koşullar tarafından etkilenir.
  
 

Bebek önce çevresine dikkatle bakar ve derinin uyarmaları algılamasıyla kendi bedenini tanımaya başlar. Dokunma duyusu, özellikle hareket yetenekleri geliştikçe, çevresini keşfetme aracı olarak önemini korur. Genellikle işitme ve görme duyularının önemi abartılır, tat ve doku alma duyuları ise önemsenmez. Algılama ile algılamaların yorumlanması arasında önemli bir ayırım vardır. İşittiği ya da gördüğü şeyin ne olduğunu bilip bilmemek bebekte, büyüklerin anlayamadıkları, değişik tepkilere yol açar. Bu nedenle çocuğa bir güven duygusu vermek anne ve babanın çocukları ile olan ilişkilerinde ilk gerekli unsurdur. Aynı şekilde çocuğun henüz bilinmeyen dünyasını keşfedebilmesi için çeşitli olanakların sağlanması da son derece önemlidir.

Altı yaşma gelince, çocuğun fiziksel, duygusu ve toplumsal alanlardaki gelişme düzeyi zihinsel gelişmesinin biçimlenmesine olanak sağlar. Beden daha incelmiş, bel çizgisi belirginleşmiştir. Bedenin hastalıklara karşı dayanıklılığını sağlayan lenf dokusu gelişmiş ve işlev görmeye başlamıştır; beyin tam büyüklüğünün % 90'ına ulaşmış ve çocuğun yüz ifadesi daha bilinçli olmuştur. Çocuk yuvasında çocuğun girişkenliği gelişir ve başka çocuklarla ilişki kurmasını öğrenir. İlkokulda ise çocuk doğrudan gözlem aracılığıyla eğitilir. Eğitimin daha sonraki evrelerinde çocuk düşünmeyi öğrenir. Cinsel konulara ilgi duymaya başlar.

Çocukların soruları yaşlarına uygun bir biçimde yanıtlanmalıdır. Hatta daha ileriki yaşlarda, çocuğun kendi kendini tatmin etmesi artık bir günah olarak kabul edilmemelidir. Cinsel organlar işlev kazanmaya başladıktan sonra adet görme gibi olaylar anlayışlı bir biçimde tartışılabilir. Bedenin uzunlamasına hızlı büyüme sürecinde iç organların değişikliklere uyum sağlamaları gerekir ve bedenin metabolizması da belirli değişikliklere uğrar. Çocuğun kendi bedeni hakkındaki düşüncesi de değişir ve kendi bedenine duyduğu ilgi çoğunlukla önemsiz yakınmalara yol açar. Bu yakınmaların ciddiye alınması halinde gerçek endişeler ortaya çıkabilir; örneğin "Göğsümde bir ağrı var" gibi. Ayrıca ilişkilerde de bazı sorunlar çıkar.

Güven duyma gereksiniminin önemi çoğunlukla yeterince kavranmaz. Duygusal gelişmenin daha ilk evrelerindeki çelişkiler yeniden canlanır ve yoğunlaşır. Bu aile ilişkilerinde sorunlara neden olabilir. Aile tartışmaları içinde "ergenlik" sözcüğü olumsuz bir ifade kazanmıştır. Genç sözcüğü daha hoşa gitmektedir. "Ergen" sözcüğü bu terimin 18 ile 30 yaş grubunu kapsadığı Roma döneminden kaynaklanmaktadır. Yani ergen aslında yetişkinler için kullanılmalıdır. Oysa toplumumuzda eğitim ve istihdam alanlarındaki karışık durum nedeniyle birçok 18 yaşındaki "yetişkin" geleceğin çok uzak olduğunu düşünmektedir. Kendi başına yaşayan genç insanların sayısı artmaktadır. Evliliğin ilk yılında doğan çocukların sayısının önemli ölçüde azalmış olması dikkat çekicidir. Uzman denetiminde doğum kontrolü, her doğum kontrol hapı tüm kadınlar için uygun değildir. Çiftlere birbirlerinin özelliklerini çocuk yapmadan önce öğrenme ve ilişkilerini güçlendirme olanağını sağlamaktadır.

Bir ya da daha çok çocuk yaparak ailenin büyütülmesine ilişkin tartışmalar çoğunlukla karı ve kocanın farklı rolleri benimseyebilme sorununu da içermektedir. Erkekler artık çocuk bakımının erkek işi olmadığını düşünmemektedir; kadınlar da yalnızca ev kadını olmak istememektedirler. Bu görüşler ailede planlanan çocuk sayısını da etkiler ve bu çocukların geleceği açısından da önemlidir. Doğum ve ölüm yaşamın birer parçasıdır. 100 yıl önce her 100 çocuktan 25'i bir yaşına basmadan ve birçok yetişkin de yaşamın baharında ölürdü. Çocuklar ve yetişkinler aile üyelerinin ölümünü çoğunlukla evlerinde yaşarlardı; ölüm birlikte yaşanan bir gerçekti.

Yüzyılımızda tıp biliminin hızla ilerlemesi birçok değişikliğe yol açtı. Birçok hastalık artık önlenmekte ya da tedavi edilmektedir. Çocuk ölümleri şimdi çok azalmıştır ve bu nedenle de kadercilik içinde kabullenilmesi çok daha güçtür. Ayrıca zaten oldukça büyük olan yaşlı nüfus artmaya devam etmektedir. Tüm yaşlı insanların üçte biri 65 yaşında ya da daha yaşlıdır ve bu oranın yarıya yükselmesi beklenmektedir. Yaşlı çiftlerin sayısının da artması beklenmektedir. Bir zamanlar ölümden söz etmek ve ölümü düşünmek hemen hemen yasaktı. Son zamanlarda ölüm konusunda çıkan sayısız yayın belirli bir değişikliğin olduğunu göstermektedir. İnsan bu konuda gerçekçi olmaya ve ölüm beklentisinin insanın kalan yıllarını zenginleştirebileceğini açıkça söylemeye bile cesaret edebilir. Bu görüşler ölümden söz edilmesine olanak tanır ve ölüme yönelik öğütlerin yaşama yönelik öğütlere dönüşmesine yol açar.

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot