|
Bebek önce
çevresine dikkatle bakar ve derinin uyarmaları algılamasıyla
kendi bedenini tanımaya başlar. Dokunma duyusu, özellikle
hareket yetenekleri geliştikçe, çevresini keşfetme aracı olarak
önemini korur. Genellikle işitme ve görme duyularının önemi
abartılır, tat ve doku alma duyuları ise önemsenmez. Algılama
ile algılamaların yorumlanması arasında önemli bir ayırım
vardır. İşittiği ya da gördüğü şeyin ne olduğunu bilip bilmemek
bebekte, büyüklerin anlayamadıkları, değişik tepkilere yol açar.
Bu nedenle çocuğa bir güven duygusu vermek anne ve babanın
çocukları ile olan ilişkilerinde ilk gerekli unsurdur. Aynı
şekilde çocuğun henüz bilinmeyen dünyasını keşfedebilmesi için
çeşitli olanakların sağlanması da son derece önemlidir.
Altı yaşma gelince, çocuğun fiziksel, duygusu ve toplumsal
alanlardaki gelişme düzeyi zihinsel gelişmesinin biçimlenmesine
olanak sağlar. Beden daha incelmiş, bel çizgisi
belirginleşmiştir. Bedenin hastalıklara karşı dayanıklılığını
sağlayan lenf dokusu gelişmiş ve işlev görmeye başlamıştır;
beyin tam büyüklüğünün % 90'ına ulaşmış ve çocuğun yüz ifadesi
daha bilinçli olmuştur. Çocuk yuvasında çocuğun girişkenliği
gelişir ve başka çocuklarla ilişki kurmasını öğrenir. İlkokulda
ise çocuk doğrudan gözlem aracılığıyla eğitilir. Eğitimin daha
sonraki evrelerinde çocuk düşünmeyi öğrenir. Cinsel konulara
ilgi duymaya başlar.
Çocukların
soruları yaşlarına uygun bir biçimde yanıtlanmalıdır. Hatta daha
ileriki yaşlarda, çocuğun kendi kendini tatmin etmesi artık bir
günah olarak kabul edilmemelidir. Cinsel organlar işlev
kazanmaya başladıktan sonra adet görme gibi olaylar anlayışlı
bir biçimde tartışılabilir. Bedenin uzunlamasına hızlı büyüme
sürecinde iç organların değişikliklere uyum sağlamaları gerekir
ve bedenin metabolizması da belirli değişikliklere uğrar.
Çocuğun kendi bedeni hakkındaki düşüncesi de değişir ve kendi
bedenine duyduğu ilgi çoğunlukla önemsiz yakınmalara yol açar.
Bu yakınmaların ciddiye alınması halinde gerçek endişeler ortaya
çıkabilir; örneğin "Göğsümde bir ağrı var" gibi. Ayrıca
ilişkilerde de bazı sorunlar çıkar.
Güven duyma gereksiniminin önemi
çoğunlukla yeterince kavranmaz. Duygusal gelişmenin daha ilk
evrelerindeki çelişkiler yeniden canlanır ve yoğunlaşır. Bu aile
ilişkilerinde sorunlara neden olabilir. Aile tartışmaları içinde
"ergenlik" sözcüğü olumsuz bir ifade kazanmıştır. Genç sözcüğü
daha hoşa gitmektedir. "Ergen" sözcüğü bu terimin 18 ile 30 yaş
grubunu kapsadığı Roma döneminden kaynaklanmaktadır. Yani ergen
aslında yetişkinler için kullanılmalıdır. Oysa toplumumuzda
eğitim ve istihdam alanlarındaki karışık durum nedeniyle birçok
18 yaşındaki "yetişkin" geleceğin çok uzak olduğunu
düşünmektedir. Kendi başına yaşayan genç insanların sayısı
artmaktadır. Evliliğin ilk yılında doğan çocukların sayısının
önemli ölçüde azalmış olması dikkat çekicidir. Uzman denetiminde
doğum kontrolü, her doğum kontrol hapı tüm kadınlar için uygun
değildir. Çiftlere birbirlerinin özelliklerini çocuk yapmadan
önce öğrenme ve ilişkilerini güçlendirme olanağını
sağlamaktadır.
Bir ya da
daha çok çocuk yaparak ailenin büyütülmesine ilişkin tartışmalar
çoğunlukla karı ve kocanın farklı rolleri benimseyebilme
sorununu da içermektedir. Erkekler artık çocuk bakımının erkek
işi olmadığını düşünmemektedir; kadınlar da yalnızca ev kadını
olmak istememektedirler. Bu görüşler ailede planlanan çocuk
sayısını da etkiler ve bu çocukların geleceği açısından da
önemlidir. Doğum ve ölüm yaşamın birer parçasıdır. 100 yıl önce
her 100 çocuktan 25'i bir yaşına basmadan ve birçok yetişkin de
yaşamın baharında ölürdü. Çocuklar ve yetişkinler aile
üyelerinin ölümünü çoğunlukla evlerinde yaşarlardı; ölüm
birlikte yaşanan bir gerçekti.
Yüzyılımızda
tıp biliminin hızla ilerlemesi birçok değişikliğe yol açtı.
Birçok hastalık artık önlenmekte ya da tedavi edilmektedir.
Çocuk ölümleri şimdi çok azalmıştır ve bu nedenle de kadercilik
içinde kabullenilmesi çok daha güçtür. Ayrıca zaten oldukça
büyük olan yaşlı nüfus artmaya devam etmektedir. Tüm yaşlı
insanların üçte biri 65 yaşında ya da daha yaşlıdır ve bu oranın
yarıya yükselmesi beklenmektedir. Yaşlı çiftlerin sayısının da
artması beklenmektedir. Bir zamanlar ölümden söz etmek ve ölümü
düşünmek hemen hemen yasaktı. Son zamanlarda ölüm konusunda
çıkan sayısız yayın belirli bir değişikliğin olduğunu
göstermektedir. İnsan bu konuda gerçekçi olmaya ve ölüm
beklentisinin insanın kalan yıllarını zenginleştirebileceğini
açıkça söylemeye bile cesaret edebilir. Bu görüşler ölümden söz
edilmesine olanak tanır ve ölüme yönelik öğütlerin yaşama
yönelik öğütlere dönüşmesine yol açar. |