Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
 
Ruhsal Etkili İlaçlar
Akli bozukluk belirtilerini bastıran bir grup ilaç 1950'lerde geliştirilmeye başlandı. Yarattıkları etkilere göre bu ilaçlar birkaç gruba ayrılabilir. Uyutucu bir etkisi olan uyku hapları, tedirgin ve gerilimi azaltan yatıştırıcılar, sanrı ve sabuklama gibi ciddi bozuklukların hafifletilmesinde kullanılan nöroleptik ilaçlar ve insanın içinde bulunduğu ruhsal durumu olumlu bir biçimde etkileyen anti depresan ilaçlar arasında bir ayırım yapılmaktadır. Özellikle yatıştırıcılar yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Bu ilaçları aldıktan sonra gerginliklerin azaldığı doğrudur, ancak bu gerginliklere yol açan sorunlar ortadan kalkmamıştır.
  
 

Zihin üzerinde bir etki yaratan ilaçlar, (psikofarmasötikler) temel etkilerini algılama, düşünme, duygular ve bilinç gibi işlevler üzerinde gösteren maddelerdir. Ayrıca bazı yan etkileri (örneğin hareket etme faaliyetleri üzerinde) olabilir. Çağlar boyunca bu tür maddeler uygarlıkta düzenli olarak kullanılmıştır (alkol, kafein, nikotin afyon, vb.). Bu geleneksel maddeler duygularda ve algılamalarda sapmalara neden olabilir ve kişinin içinde bulunduğu bilinç durumunu değiştirebilir. Akli bozuklukların kimyasal olarak hazırlanan ilaçlarla tedavi edilmesi ancak son zamanlarda yaygınlık kazanmıştır. 1950'lerin başlarında klorpromazin'in psikotik hastalarda görülen sanrı ve sabuklamalar üzerinde olumlu bir etki yarattığı anlaşılmıştır. Bundan sonra ilaç sanayi benzer bir etkisi olan daha çok madde bulabilmek için yoğun bir çaba içine girmiştir. Bu araştırmalar hâlâ sürmektedir ve düzenli olarak yeni ilaçlar piyasaya çıkmaktadır. Ruhsal etkili ilaçların kullanılmaya başlanması akli bozuklukları olan kişilerin tedavisinde yeni bir çığır açtı: rahat durmayan hastaların giderek daha az tecrit edilmeleri ya da deli gömleği giymeleri gerekti. Bu ilaçlar çoğunlukla akli bozuklukların yalnızca belirtilerini bastırdıkları için bunlar temel olarak diğer tedavi biçimlerinin yanı sıra, onları destekleyecek bir biçimde kullanılmalıdır. Ancak bu olgu genellikle ihmal edilmektedir. Bu konuda bir görüş birliği olmamasına karşın, bu ilaçlar genellikle üç ana gruba ayrılmaktadır: yatıştırıcılar, psikoanaleptikler (ruhsal olarak uyarı ilaçlar) ve psikodisleptikler (halusinojenik ilaçlar). Uyku ilaçları doğrudan aklı etkileyen ilaçlardan olmamalarına karşın, bu ilaçlar arasında incelenir.

Uyku İlaçları
Herhangi bir yan etki yaratmadan kişinin normal uykusuna kavuşmasını sağlayan ideal bir uyku ilacı yoktur. Bunun yerine gevşetici ve uyutucu bir etkisi olan maddeler kullanılmaktadır. Bazı uyku hapları hem beyin korteksinin, hem de beyin sapının faaliyetini kısıtlar. Bazıları ise temel olarak beynin belirli kısımlarını, örneğin duyguların bulunduğu alanları kısıtlarlar. Bunların etkisi doğal uykunun geliştirilmesine dayanır.
  
 
Uyku veren maddeler barbituratları, bazı benzodiazepinleri ve meprobamat'ı kapsar. Barbituratlar az miktarda alınılırsa, yalnızca gevşetici bir etki yaratırlar, yüksek miktarlarda alınması halinde ise uyku verirler. Aşırı bir doz, solunum yetersizliğine yol açarak ölümcül olabilir. Barbituratlar genellikle kişinin kendisini iyi hissetmesine (ötori) yol açtıkları için, insan kolaylıkla alışkanlık edinebilir. Uzun bir süre kullandıktan sonra aniden kesilmesi halinde ciddi belirtiler ortaya çıkar.
Yatıştırıcılar
Yatıştırıcılar hafif ve güçlü yatıştırıcılar olarak ikiye ayrılır:

Hafif yatıştırıcılar: Hafif bir yatıştırıcı (ataraktikler, yani gevşetici ilaçlar, ruhsal olarak dinlendirici ilaçlar) sinirliliği, endişeyi ve gerilimi bastırmak amacıyla kullanılır. İlacın normal dozda alınması halinde kişinin bilinç durumunu ve zihinsel işlevleri hemen hemen hiç etkilenmez. Çoğu yatıştırıcının kaslar üzerinde gevşetici bir etkisi vardır. Bunların etkisi omurilikteki ve merkez sinir sisteminin daha yüksek kısımlarındaki reflekslerin bastırılmasına dayanır. Uzun bir süre kullanıldıktan sonra bile bunların yan etkileri asgari düzeydedir, ancak bazen sersemletici bir etkileri olur. Bunlarla birlikte alkol alınması bu ilaçların yatıştırıcı etkilerini genellikle yoğunlaştırır. En yaygın olarak kullanılan hafif yatıştırıcılar benzodiazepinlerdir. Yatıştırıcılar çağdaş dünyamız tarafından tüketilen ilaçların ilk sıralarında yer almaktadır. Bunun nedeni, büyük bir olasılıkla, günümüzde insanların gerginliğe ve akli tedirginliğe tahammül etmek istememeleri olabilir. Bu durum yavaş yavaş yatıştırıcıların gereksiz yere de kullanılmalarına ve bağımlılık yaratılmasına yol açmıştır. Nasıl kullanılırsa kullanılsın yatıştırıcılar hiç bir zaman sorunun nedenini ortadan kaldıramazlar.

Güçlü yatıştırıcılar: Ciddi akli bozukluk belirtilerin bastırılması için güçlü yatıştırıcılar kullanılır (nöroleptik ilaçlar). Bu ilaçlar, bilinci ciddi bir biçimde etkilemeden kafa karışıklığını, sanrıları ve sabuklamaları azaltır (bu nedenle bazen bunların antipsikotik etkisinden söz edilir). Bu, önemli ölçüde çevreye kayıtsızlık belirtileri gösteren karakteristik bir sakinlik haline yol açar. Kişiliğin tümü bir ölçüde bulanıklaşır; yüzde tipik bir boş ifadenin belirmesi bu izlenimi daha da pekiştirir.

Birçok nöroleptik ilaç uzun süre kullanıldıktan sonra Parkinson hastalığının (titrek felç) belirtilerine benzer belirtilere neden olur. Diğer yan etkileri mukozalarda bir kuruluk ve kabızlıktır (dışkı olmaması). En sık kullanılan nöroleptik ilaçlar fenotiazin (klorpromazin gibi) türevleridir. Uzun zamandan beri bilinen reserpin ise kan basıncısı azaltan yan etkisi nedeniyle artık hemen hiç kullanılmamaktadır.
Psikoanaleptikler
Psikoanaleptik bir ilacın merkez sinir sistemi üzerinde uyarıcı bir etkisi vardır. Bu maddeler temel olarak antidepresan ilaçları kapsarlar. Bunların, uyarıcı aminlerin etkilerine bir ölçüde benzeyen etkileri vardır.

Antidepresanlar: Antidepresan bir ilaç insanın içinde bulunduğu ruhsal durumu düzeltmek amacıyla depresyon durumlarında kullanılır. Bazı fenotiazin türevlerinin (trisiklik antidepresanlar) depresyon giderici bir etkileri olduğu anlaşılmıştır. Bu ilaç grubunun çalışma mekanizması henüz tam olarak anlaşılmamıştır; ancak belirli sinir iletici maddelerin (bir sinir hücresinden diğerine uyarımlar taşıyan maddeler) etkinliğini arttırdıkları sanılmaktadır. Normal olarak, sinir iletici bu maddeler görevlerini bitirdikten sonra sinir ucu tarafından emilirler ve böylece etkileri sona erer. Trisiklik antidepresanlar bu yeniden emilme sürecini kısıtladıkları için sinir iletici maddeler daha uzun bir süre etkin olabilirler. Bunların yan etkileri ağzın kuruması, aşırı terleme ve kabızlıktır. Bu bileşim grubundan olan en önemli maddeler imipramin ve amitriptilindir. Monoamin oksidaz (MAO) enzimini engelleyen bir madde bu enzim üzerinde kısıtlayıcı bir etkisi olan bir antidepresandır. Bu enzim, birkaç sinir iletici maddeyi parçalayarak etkisiz ürünler haline getirebilir. Depresyonlarda sinir iletici maddelerde bir eksiklik görülmemesine karşın, monoamin oksidazi engelleyen maddelerin etkileri büyük bir olasılıkla bunların ayrıştırılmasının bastırılmasına dayanmaktadır. MAO'ı engelleyen maddeler içinde en yaygın olanları iproniazid ve tranilsipromin'dir. Ancak bu maddelerin ciddi yan etkileri olduğu için bunlar bugün ender olarak kullanılmaktadır. Bu yan etkilerin bazıları özellikle tiramin açısından zengin olan gıdalar (örneğin küflü peynir, tavuk ciğeri, maya, fasulye ve şarap) yendikten sonra ortaya çıkar. Bu nedenle bu ilaçların kullanılması halinde hastanın içinde tiramin bulunan hiçbir şey yememesi gerekir.

Uyarıcı aminler: Uyarıcı aminlerin kısa süreli bir uyarıcı etkileri vardır. Bunun arkasından bir depresyon devresi gelebilir. Bunlar bazen yanlış olarak antidepresan ilaçlar içinde ele alınmaktadır. Alışkanlık yarattıkları için istenen etkinin sağlanması için giderek artan miktarlarda alınmaları gerekir. Ayrıca, iştah azaltır ve kalp atışını artırırlar. Doktorların bunları ender olarak vermesine karşın, bunlar genellikle el altından tedarik edilmektedir. Sporcular kısa bir süre için başarılarını arttırmak amacıyla bunları kullanırlar (doping). Bu maddelerin artık ürünleri idrar incelenerek bulunabilir (doping kontrolü). Bunların bazı türevleri zayıflama amacıyla kullanılmaktadır.

Ancak bunlar alışkanlığa yol açtıkları için sakıncalıdırlar. Bu ilaçların kullanımının giderek azalması sevindiricidir. Bunlar yorgunluğu gidermek için, örneğin araba sürenler ya da sınavlara hazırlanan öğrenciler tarafından, enerji hapı olarak kullanılırlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında bu haplar daha uzun bir süre savaşabilmeleri için askerlere verilmişti. Bu amin grubunda yer alan önemli maddeler amfetamin (benzedrin) ve bunun metamfetamin (pervitin) ve deksamfetamin (deksedrin) gibi türevleridir.
Psikodiplestikler
Meskalin, marihuana ve LSD'yi de kapsayan bu maddeler bir zamanlar psikoterapi alanında beslenen ümitleri boşa çıkarmıştır. Psikodisleptik (halisinojenik, sanrıya neden olan) maddelerin unutulmuş ve bastırılmış olan olayların hatırlanmasına ve ifade edilmesine olanak vereceği sanılmıştı.
Lityum Tuzları
Lityum tuzları ruhsal etkili ilaçların özel bir grubunu oluşturur. Bildiğimiz kadarıyla lityum tuzları bedende herhangi bir işlev görmemelerine karşın, özellikle taşkın (manik) hastaların tedavisinde önemli bir rol oynamaktadırlar. Bunlar taşkınlık evrelerinin sayısını azaltmakta ve bunların seyrini kolaylaştırmaktadır. Lityum tuzları, hastada herhangi bir belirti olmaması durumunda bile, sürekli kullanılmalıdırlar. Ciddi yan etkileri olan ve taşkınlık evrelerini engelleyemeyen nöroleptiklerin kullandığı tedavilerde bunlar önemli bir tamamlayıcı görevi yaparlar.
 

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

 

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot