|
|
|
Akli hastalıklar iki biçimde tedavi
edilebilir. Fiziksel tedavilerde bazı ilaçlar (psikotropik
ilaçlar) önemli bir rol oynar. Bu yüzyılın ilk yarısında
fiziksel tedaviye dayanmayan ve bir birey olarak hastaya bağlı
olan ruhsal tedaviler geliştirildi. 1960larda bazı grup tedavi
türleri yaygınlık kazandı. Bu tedavi yöntemi hastanın gösterdiği
farklı davranış biçiminin diğer kişilerle olan ilişkilerine
büyük ölçüde dayandığı görüşünden hareket eder. Bu nedenle bu
tedavi bir insan grubunun birlikte ele alınmasını amaçlar. |
|
|
|
Akli hastalıkların tedavisi kabaca
fiziksel tedavi(somatoterapi) ve fiziksel olmayan tedavi
(psikoterapi, ruhsal tedavi) olarak ikiye ayrılır. Birçok
durumda genellikle fiziksel bir tedavinin bir parçası olan ilaç
fiziksel olmayan tedaviyi desteklemek amacıyla kullanılır.
|
|
Genellikle fiziksel rahatsızlıklar için kullanılan ilaçların ve
diğer tedavi biçimlerinin ilk kez psikiyatri alanına uygulanması
özellikle 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. 1920'lerde uyku tedavisi
geliştirildi. Bu tedavide uyarılgan, psikotik durumda olan
kişiler uyku ilacı verilerek uzun süre (bir haftadan dört
haftaya kadar) uyutulurdu. Uyku tedavisi çok yoğun bir ilaç kürü
ve bakım gerektirirdi. Bugün ise artık bu tedavi yöntemi pek
ender kullanılmaktır. Hafif uyku tedavisinde ise uyku hapları
daha küçük dozlarda verilir ve hastanın daha kolay
uyanabilmesine (örneğin yemek yemek için) olanak sağlar.
1930'larda ensülin şok tedavisi geliştirdi. Şeker hastalığını
önlemek için kullanılan bir ilaç olan ensülinin tedavi amacıyla
kullanılmasının sonucu komaya giren psikiyatrik hastaların
durumunun genellikle komadan sonra düzelmesi herkesi çok
etkilemişti. Şizofrenikler için ensülin tedavisine dayanan bir
tedavi geliştirildi. Bu tedavi birbirini izleyen bir dizi
ensülin komasını kapsar. Elektroşok tedavisinin ve psikoz
durumunu tedavi edecek diğer ilaçların geliştirilmesi nedeniyle
ensülin şok tedavisi artık kullanılmamaktadır. O "dönemde, sara
ile şizofreninin birbirini dışladığı gibi yanlış bir kavram
geçerli olduğu için, şizofrenik hastalarda yapay olarak sara
nöbetlerine neden olacak yöntemle geliştirilmişti. 1933 yılında
bu amaçla elektroşok tedavisi uygulanmaya başlandı. |
|
|
|
Beyinden
iletilen bir elektrik akımı aracılığıyla hastada bir sara nöbeti
başlatılırdı. Eskiden bu tedavi yöntemi genellikle ciddi kemik
kırıklarına yol açardı, ancak çağdaş anestezi teknikleri
sayesinde bu tedavi günümüzde çok fazla fiziksel sakınca
olmaksızın uygulanabilmektedir. Ancak bu tedavi yöntemi beyin
zedelenmesine neden olabildiği için buna karşı güçlü itirazlar
yönetilmektedir. Bu nedenle psikiyatrik tedavi yöntemleri
arasında önemsiz bir yer tutmaktadır. 1930'larda hastanın
davranışlarını değiştirmeyi amaçlayan ruhsal cerrahi de
geliştirildi. Orta beynin bir kısmı olan talamusun duyguların
düzenlenmesine katıldığı ve ön beyin loplarının bu aynı
duyguların algılanmasından büyük ölçüde sorumlu olduğu bilindiği
için, talamus ile ön beyin lopları arasındaki sinir liflerinin
kesilmesinin (ön beyin lobotomisi) hastanın hisleri ve korku
duyguları üzerinde olumlu bir etkisi olacağı sanılmıştı. Daha
sonraları, yalnızca bir tek beyin çekirdeğinin tahrip edildiği
daha ileri cerrahi yöntemleri geliştirildi. Bu tür tedaviler
histeri ve korkunun azalmasına yol açabilmelerine karşın o kadar
çok önceden kestirilemeyen yan etkilere (duyumsamazlık ve
kayıtsızlık gibi kişilik değişiklikleri) neden olmaktadırlar ki,
bunlar günümüzde ender olarak ve o ancak son çare olarak
uygulanmaktadırlar.
Fiziksel tedavide ilaç tedavisi (farmakoz terapi) çok önemlidir.
1950'lerden beri birçok psikotropik ilaç (akli işlevleri
etkileyen ilaçlar) geliştirilmiştir. |
Bu tedavi temelde
hasta ile psikoterapist arasındaki konuşmalara dayanır. Burada
amaç doğrudan hastalığın sonuçlarıyla mücadele etmekten çok,
önce hastanın kişiliğini yakından incelemektir. Genel olarak,
normal dışı davranışın dışa vurumlarını anlamak ve bunları
kavrayabilmek doğrudan bunların bastırılmasından çok daha
önemlidir. Sorunlarını daha iyi kavrayabildiği zaman hasta,
davranışını değiştirebilecek bir konuma gelebilir.
Fiziksel olmayan (ruhsal) tedavi
başlıca ikiye ayrılabilir: psikodinamik yaklaşım ve davranışçı
yaklaşım. Daha da çok ayrışım yapmak olanaklıdır. Ayrıca kişisel
tedavi, çifte yönelik tedavi, aile tedavisi ve grup tedavisi
arasında da ayırım yapılabilir.
Psikodinamik yaklaşım:
Bu yaklaşım birçok davranış bozukluğunun temelinde akli
çelişkinin yattığı varsayımına dayanır. Bir insan kendi
tutkularının, duygularının ve bilinçli isteklerinin bir kısmının
ya da tümünün farkında olamayacağı için bu çelişkiler öylesine,
kolayca çözüme kavuşturulamaz. Sigmund Freud bu temel üzerinde
psikanalitik tedavi yöntemini geliştirdi. Psikanalitik tedavi
hastanın kendi iç dünyasını ve kendi rahatsızlıklarının nedenini
daha iyi kavramasını sağlamayı amaçlar. Bu tedaviyle kişi
belirli bir süre içinde kendisiyle daha barışık olur ve
başkalarıyla daha iyi ilişkiler kurabilir.
1940'larda, (1902 doğumlu) Cari R.Rogers bir psikodinamik tedavi
yöntemi geliştirdi. Bu, daha dolaylı ve hastanın konumuna göre
daha bireysel olarak uyarlanmış, (doğrudan olmayan) bir tedavi
yöntemidir. Bu tedavide uzman yönlendirmeyi hastasına bırakır ve
hastanın kavram dünyasına girmeye çalışır. Her seansta uzman çok
titiz ve yakınlaştırıcı bir davranış içinde hastanın kavramları
ve duygularına ilişkin görüşlerini kendisine yineler. Başkaları
tarafından olduğu gibi kabul edilmenin kişinin de kendisini daha
kolay kabul etmesine yol açtığı öz benimseyişin kişisel
gelişmenin temelini oluşturduğu ve değişebilme olasılığını
yarattığı düşünülmektedir. Genellikle tüm psikodinamik
yaklaşımlar oldukça uzun bir süre gerektirir ve bu nedenle de
ancak çok az insan için geçerli olabilir. Genellikle insanlar
bazen de psikotropik ilaçlarla desteklenen tedavinin daha kısa
olmasını istemektedir.
Davranışçı yaklaşım:
Davranışçı yaklaşım istenmeyen davranışın (korkular, yılgılar,
sapık cinsel davranış gibi) sonradan edinildiği görüşünü
benimser. Davranışçı tedavi kişinin istenmeyen davranışlarından
kurtulmasını amaçlayan bazı teknikler kullanır. Bu tedavi
yönteminin bir örneği duyarsızlaştırmaktır. Bu teknik bazı korku
türlerini tedavi etmek için kullanılır. Kişi kendisini
rahatlamayı öğrenir ve bu rahatlamış durumdayken, korku yaratan
uyarıcı ile karşılaştırılır. Burada amaç edinilmiş olan tepkinin
(korkunun) yeni bir tepki (gevşeme) ile bertaraf edilmesidir.
Üstüne gitme yöntemi ise bunun tam aksidir: uzman korkulan
uyarıcıyla sürekli kişinin üstüne gider ve kişinin korkusunu
yenebilmesi için bu korkunun nedeni olan nesneyle birlikte
olmaya zorlar. Genel olarak sorunlu davranışın temelinde
yalnızca kişinin kendi sorunlarını değil, aynı zamanda değişik
kişiler arasında karşılıklı etkileşimin de bulunduğu ve bu
karşılıklı etkileşimin belirli bir kişi açısından önemli
sorunlar yaratabileceği kabul edilmektedir. Bu düşünce farklı
grup tedavisi yaklaşımlarına yol açmıştır. Bu yaklaşımlardan
biri ruh oyunsal boşalımdır. Burada ilgili kişi içini boşaltır
ya da diğer kişilerin içlerini boşaltmalarını dinler. Bazı grup
üyeleri ilgili kişinin sorununun oynayarak dile getirirken,
diğer grup üyeleri de oyunu seyrederler. Uzman, oynanacak sorunu
ve oyuncuları seçer ve bir yandan tüm tartışmayı yönetirken, bir
yandan da konuşmalara ilişkin genel öneriler getirir.
Evlilik danışmanı bir evlilikte ortaya çıkan çelişkileri ve
eşlerin ayrılmasını önlemeyi amaçlar. Karı koca birlikte biri
erkek biri kadın olan deneyimli iki uzman ile konuşur. Rol
oynamaya dayanan tedavi yöntemi ilgili kişiyi topluma
hazırlamayı ve başkalarının duygularını, sorunlarını ve
konumlarının daha iyi anlamasını sağlamayı amaçlar. Bu
insanların toplumsal konumlar, sorunlar, davranış biçimleri ve
iletişim açısından eğitildikleri bir atölye gibidir. Özellikle
1960'larda yukarıda sözü edilen grup tedavilerinin yanı sıra
birçok başka grup tedavisi daha geliştirildi. |
| Bir kişinin bir
psikiyatrik kuruma ya da genel bir hastanenin psikiyatri
bölümüne yatırılmasına karar vermek kolay bir iş değildir. Çoğu
kez hastanın kendisi bu kararı vermez. Kişinin hastanede yatması
daha çok toplumu korumaya yarar ve genellikle, kendi farklı
davranışlarından bazen hemen hemen hiç tedirgin olmamış olan
kişi açısından olumlu olmaz. İnsan bazen kendi isteğiyle de
hastaneye yatmak isteyebilir. Ancak bu davranıştan kişinin
kesinlikle hastaneye yatmak gereksinimi içinde olduğu sonucu
çıkarılmamalıdır. Bazı ülkelerde son yıllarda genel bir
hastanenin geleneksel psikiyatri koğuşu ve psikiyatri
kliniklerinin yanı sıra başka psikiyatri olanakları da
geliştirilmiştir. Bunlar çoğunlukla yarım günlük ya da günlük
psikiyatri merkezleridir. Yarım günlük yerler akut akli,
bozuklukları olan kişileri tedavi etmeyi amaçlamaz. Buralarda
daha çok yoğun grup tedavisi biçiminde uzun süreli tedavi
sağlanır. Günlük merkezler ise kişiyi bütünüyle toplumlarda
tecrit etmeden yoğun hastane bakımının yararlarını sağlamayı
amaçlar. |
|
|