Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
 
Psikiyatrik Tedavi
Akli hastalıklar iki biçimde tedavi edilebilir. Fiziksel tedavilerde bazı ilaçlar (psikotropik ilaçlar) önemli bir rol oynar. Bu yüzyılın ilk yarısında fiziksel tedaviye dayanmayan ve bir birey olarak hastaya bağlı olan ruhsal tedaviler geliştirildi. 1960larda bazı grup tedavi türleri yaygınlık kazandı. Bu tedavi yöntemi hastanın gösterdiği farklı davranış biçiminin diğer kişilerle olan ilişkilerine büyük ölçüde dayandığı görüşünden hareket eder. Bu nedenle bu tedavi bir insan grubunun birlikte ele alınmasını amaçlar.
  
 

Akli hastalıkların tedavisi kabaca fiziksel tedavi(somatoterapi) ve fiziksel olmayan tedavi (psikoterapi, ruhsal tedavi) olarak ikiye ayrılır. Birçok durumda genellikle fiziksel bir tedavinin bir parçası olan ilaç fiziksel olmayan tedaviyi desteklemek amacıyla kullanılır.

Fiziksel Tedavi
Genellikle fiziksel rahatsızlıklar için kullanılan ilaçların ve diğer tedavi biçimlerinin ilk kez psikiyatri alanına uygulanması özellikle 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. 1920'lerde uyku tedavisi geliştirildi. Bu tedavide uyarılgan, psikotik durumda olan kişiler uyku ilacı verilerek uzun süre (bir haftadan dört haftaya kadar) uyutulurdu. Uyku tedavisi çok yoğun bir ilaç kürü ve bakım gerektirirdi. Bugün ise artık bu tedavi yöntemi pek ender kullanılmaktır. Hafif uyku tedavisinde ise uyku hapları daha küçük dozlarda verilir ve hastanın daha kolay uyanabilmesine (örneğin yemek yemek için) olanak sağlar. 1930'larda ensülin şok tedavisi geliştirdi. Şeker hastalığını önlemek için kullanılan bir ilaç olan ensülinin tedavi amacıyla kullanılmasının sonucu komaya giren psikiyatrik hastaların durumunun genellikle komadan sonra düzelmesi herkesi çok etkilemişti. Şizofrenikler için ensülin tedavisine dayanan bir tedavi geliştirildi. Bu tedavi birbirini izleyen bir dizi ensülin komasını kapsar. Elektroşok tedavisinin ve psikoz durumunu tedavi edecek diğer ilaçların geliştirilmesi nedeniyle ensülin şok tedavisi artık kullanılmamaktadır. O "dönemde, sara ile şizofreninin birbirini dışladığı gibi yanlış bir kavram geçerli olduğu için, şizofrenik hastalarda yapay olarak sara nöbetlerine neden olacak yöntemle geliştirilmişti. 1933 yılında bu amaçla elektroşok tedavisi uygulanmaya başlandı.
  
 
 Beyinden iletilen bir elektrik akımı aracılığıyla hastada bir sara nöbeti başlatılırdı. Eskiden bu tedavi yöntemi genellikle ciddi kemik kırıklarına yol açardı, ancak çağdaş anestezi teknikleri sayesinde bu tedavi günümüzde çok fazla fiziksel sakınca olmaksızın uygulanabilmektedir. Ancak bu tedavi yöntemi beyin zedelenmesine neden olabildiği için buna karşı güçlü itirazlar yönetilmektedir. Bu nedenle psikiyatrik tedavi yöntemleri arasında önemsiz bir yer tutmaktadır. 1930'larda hastanın davranışlarını değiştirmeyi amaçlayan ruhsal cerrahi de geliştirildi. Orta beynin bir kısmı olan talamusun duyguların düzenlenmesine katıldığı ve ön beyin loplarının bu aynı duyguların algılanmasından büyük ölçüde sorumlu olduğu bilindiği için, talamus ile ön beyin lopları arasındaki sinir liflerinin kesilmesinin (ön beyin lobotomisi) hastanın hisleri ve korku duyguları üzerinde olumlu bir etkisi olacağı sanılmıştı. Daha sonraları, yalnızca bir tek beyin çekirdeğinin tahrip edildiği daha ileri cerrahi yöntemleri geliştirildi. Bu tür tedaviler histeri ve korkunun azalmasına yol açabilmelerine karşın o kadar çok önceden kestirilemeyen yan etkilere (duyumsamazlık ve kayıtsızlık gibi kişilik değişiklikleri) neden olmaktadırlar ki, bunlar günümüzde ender olarak ve o ancak son çare olarak uygulanmaktadırlar.

Fiziksel tedavide ilaç tedavisi (farmakoz terapi) çok önemlidir. 1950'lerden beri birçok psikotropik ilaç (akli işlevleri etkileyen ilaçlar) geliştirilmiştir.

Fiziksel Olmayan Tedavi
Bu tedavi temelde hasta ile psikoterapist arasındaki konuşmalara dayanır. Burada amaç doğrudan hastalığın sonuçlarıyla mücadele etmekten çok, önce hastanın kişiliğini yakından incelemektir. Genel olarak, normal dışı davranışın dışa vurumlarını anlamak ve bunları kavrayabilmek doğrudan bunların bastırılmasından çok daha önemlidir. Sorunlarını daha iyi kavrayabildiği zaman hasta, davranışını değiştirebilecek bir konuma gelebilir.

Fiziksel olmayan (ruhsal) tedavi başlıca ikiye ayrılabilir: psikodinamik yaklaşım ve davranışçı yaklaşım. Daha da çok ayrışım yapmak olanaklıdır. Ayrıca kişisel tedavi, çifte yönelik tedavi, aile tedavisi ve grup tedavisi arasında da ayırım yapılabilir.

Psikodinamik yaklaşım: Bu yaklaşım birçok davranış bozukluğunun temelinde akli çelişkinin yattığı varsayımına dayanır. Bir insan kendi tutkularının, duygularının ve bilinçli isteklerinin bir kısmının ya da tümünün farkında olamayacağı için bu çelişkiler öylesine, kolayca çözüme kavuşturulamaz. Sigmund Freud bu temel üzerinde psikanalitik tedavi yöntemini geliştirdi. Psikanalitik tedavi hastanın kendi iç dünyasını ve kendi rahatsızlıklarının nedenini daha iyi kavramasını sağlamayı amaçlar. Bu tedaviyle kişi belirli bir süre içinde kendisiyle daha barışık olur ve başkalarıyla daha iyi ilişkiler kurabilir.

1940'larda, (1902 doğumlu) Cari R.Rogers bir psikodinamik tedavi yöntemi geliştirdi. Bu, daha dolaylı ve hastanın konumuna göre daha bireysel olarak uyarlanmış, (doğrudan olmayan) bir tedavi yöntemidir. Bu tedavide uzman yönlendirmeyi hastasına bırakır ve hastanın kavram dünyasına girmeye çalışır. Her seansta uzman çok titiz ve yakınlaştırıcı bir davranış içinde hastanın kavramları ve duygularına ilişkin görüşlerini kendisine yineler. Başkaları tarafından olduğu gibi kabul edilmenin kişinin de kendisini daha kolay kabul etmesine yol açtığı öz benimseyişin kişisel gelişmenin temelini oluşturduğu ve değişebilme olasılığını yarattığı düşünülmektedir. Genellikle tüm psikodinamik yaklaşımlar oldukça uzun bir süre gerektirir ve bu nedenle de ancak çok az insan için geçerli olabilir. Genellikle insanlar bazen de psikotropik ilaçlarla desteklenen tedavinin daha kısa olmasını istemektedir.

Davranışçı yaklaşım: Davranışçı yaklaşım istenmeyen davranışın (korkular, yılgılar, sapık cinsel davranış gibi) sonradan edinildiği görüşünü benimser. Davranışçı tedavi kişinin istenmeyen davranışlarından kurtulmasını amaçlayan bazı teknikler kullanır. Bu tedavi yönteminin bir örneği duyarsızlaştırmaktır. Bu teknik bazı korku türlerini tedavi etmek için kullanılır. Kişi kendisini rahatlamayı öğrenir ve bu rahatlamış durumdayken, korku yaratan uyarıcı ile karşılaştırılır. Burada amaç edinilmiş olan tepkinin (korkunun) yeni bir tepki (gevşeme) ile bertaraf edilmesidir. Üstüne gitme yöntemi ise bunun tam aksidir: uzman korkulan uyarıcıyla sürekli kişinin üstüne gider ve kişinin korkusunu yenebilmesi için bu korkunun nedeni olan nesneyle birlikte olmaya zorlar. Genel olarak sorunlu davranışın temelinde yalnızca kişinin kendi sorunlarını değil, aynı zamanda değişik kişiler arasında karşılıklı etkileşimin de bulunduğu ve bu karşılıklı etkileşimin belirli bir kişi açısından önemli sorunlar yaratabileceği kabul edilmektedir. Bu düşünce farklı grup tedavisi yaklaşımlarına yol açmıştır. Bu yaklaşımlardan biri ruh oyunsal boşalımdır. Burada ilgili kişi içini boşaltır ya da diğer kişilerin içlerini boşaltmalarını dinler. Bazı grup üyeleri ilgili kişinin sorununun oynayarak dile getirirken, diğer grup üyeleri de oyunu seyrederler. Uzman, oynanacak sorunu ve oyuncuları seçer ve bir yandan tüm tartışmayı yönetirken, bir yandan da konuşmalara ilişkin genel öneriler getirir.

Evlilik danışmanı bir evlilikte ortaya çıkan çelişkileri ve eşlerin ayrılmasını önlemeyi amaçlar. Karı koca birlikte biri erkek biri kadın olan deneyimli iki uzman ile konuşur. Rol oynamaya dayanan tedavi yöntemi ilgili kişiyi topluma hazırlamayı ve başkalarının duygularını, sorunlarını ve konumlarının daha iyi anlamasını sağlamayı amaçlar. Bu insanların toplumsal konumlar, sorunlar, davranış biçimleri ve iletişim açısından eğitildikleri bir atölye gibidir. Özellikle 1960'larda yukarıda sözü edilen grup tedavilerinin yanı sıra birçok başka grup tedavisi daha geliştirildi.
Hastaneye Yatmak
Bir kişinin bir psikiyatrik kuruma ya da genel bir hastanenin psikiyatri bölümüne yatırılmasına karar vermek kolay bir iş değildir. Çoğu kez hastanın kendisi bu kararı vermez. Kişinin hastanede yatması daha çok toplumu korumaya yarar ve genellikle, kendi farklı davranışlarından bazen hemen hemen hiç tedirgin olmamış olan kişi açısından olumlu olmaz. İnsan bazen kendi isteğiyle de hastaneye yatmak isteyebilir. Ancak bu davranıştan kişinin kesinlikle hastaneye yatmak gereksinimi içinde olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Bazı ülkelerde son yıllarda genel bir hastanenin geleneksel psikiyatri koğuşu ve psikiyatri kliniklerinin yanı sıra başka psikiyatri olanakları da geliştirilmiştir. Bunlar çoğunlukla yarım günlük ya da günlük psikiyatri merkezleridir. Yarım günlük yerler akut akli, bozuklukları olan kişileri tedavi etmeyi amaçlamaz. Buralarda daha çok yoğun grup tedavisi biçiminde uzun süreli tedavi sağlanır. Günlük merkezler ise kişiyi bütünüyle toplumlarda tecrit etmeden yoğun hastane bakımının yararlarını sağlamayı amaçlar.
 

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

 

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot