Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
 
Doğal Tedavi
Doğal tedavi kavramı genel olarak bir tıp fakültesinde öğretilmeyen iyileştirme yöntemlerini belirtmek için kullanılır. Bu yöntemlerin hastalık ve sağlığa yaklaşımları bazen kurumsallaşmış tıbbın yaklaşımından farklılık göstermekle birlikte, bazen de, genel olarak kabul edilmeyen bazı ek tedavi yöntemlerinin dışında, bu yaklaşımla çakışmaktadır. Doğal tedaviye yeniden dönülme nedenleri oldukça çeşitlidir. Örneğin homeopati ve akupunktur çok çeşitli türde hastalıkları tedavi etmenin bir aracı olarak kullanılırken, bazı tedavi yöntemleri de yalnızca çok özel durumlarda almaşık bir iyileştirme yöntemi olarak uygulanmaktadır. Burada sözü edilen yöntemlerin dışında çok sayıda başka doğal iyileştirme yöntemleri de vardır.
 
Doğal tedavi kavramı tıp fakültelerinin resmi ders programında bulunmayan her tür tedavi yöntemini ve teşhise varma biçimlerini kapsamaktadır. Özellikle son birkaç yıldır, doğal iyileşme yöntemleri ve bunlara duyulan ilgi büyük ölçüde artmıştır. Bu tedavi yöntemini uygulayan pratisyenler bazen yasal olarak doktorluk yapamayacak kişilerdir. Ancak üniversite eğitiminden sonra doğal tedavi yöntemlerini inceleyen ve bunları uygulayan doktorlar da vardır. Çoğu kez belirli bir doğal tedavi yöntemini uygulayan pratisyene homeopat, doğa doktoru, şifalı ot uzmanı ve akupunktur uzmanı gibi, kullandığı yönteme göre bir isim verilir. Daha yakından incelendiğinde, kurumsallaşmış tıp ile doğal tıp arasında hem toplumsal, hem de bilimsel açılardan farklılık olduğu görülür. Toplumsal açıdan temel farklılık doğal iyileştirme yöntemlerinin toplumun gözünde resmi bir nitelik taşımamasıdır. Bilimsel açıdan ise doğal doktorluk resmi doktorluktan üniversite eğitim programında yer almamasıyla ayrılır ve genel olarak bilimsel sorumluluktan yoksun olduğu ya da bilimsel olarak kanıtlanmamış bir alan olduğu kabul edilir. İçeriği açısından doğal tedavi kendi içinde ikiye ayrılabilir: hastalık ve sağlık yaklaşımı resmi tıptan farklı olan ve olmayan. Birinci grupta yer alan doğal tedavi yöntemleri sağlık ve hastalık konularına son derece farklı bir açıdan yaklaşır. Tıbbi uygulamalar açısından tümüyle yeni yöntemler geliştirilir. Homeopati, doğa doktorluğu, pananormal doktorluk ve antroposofik doktorluk bu grupta yer alır. İkinci grup doğal tedavi yöntemlerinde ise sağlık ve hastalık konularına karşı temelde farklı bir yaklaşım söz konusu değildir, ancak genel tıp yaklaşımına bazı ek tedavi yöntemleri getirilmektedir.
  
 

Bu grupta, örneğin hücre tedavisi ve enzim tedavisi yer alır. Besin tedavisi ve şifalı ot tedavisi gibi diğer birçok tedavi yöntemlerinin genellikle sınırlı bir uygulama alanı vardır ve bunlar sözü edilen diğer iki tedavi grubunun yöntemlerinden türetilmiş olan yöntemleri izlerler. Doğal iyileşme yöntemlerinin çekici olmasının çeşitli nedenleri vardır. Örneğin bazı insanlar uzun süreli bir tedaviden sonra sağlıklarına kavuşamayınca, resmi tıp uygulaması açısından büyük bir düş kırıklığına uğramaktadırlar. "İşe yaramasa bile, hiç bir zararı olmaz" sloganının benimsemekte ya da son çare olarak doğal tedavi yöntemlerine başvurmaktadırlar. Ayrıca bütün bu iyileşme yöntemlerinin uyandırdığı kişisel ilgi de belirli bir çekicilik yaratmaktadır. Yöntemlerin bazılarına ilişkin olarak, abartılmış olsun ya da olmasın, anlatılan başarı öyküleri de belirli bir güdü sağlamaktadır. Bazı insanlar ise kurumsallaşmış tıbbın bilimsel niteliğinden kuşku duydukları için bu yöntemlere ilgi duymaktadırlar. Doğal tedavi yöntemlerinden en iyi bilinen iki tanesi kuşkusuz homeopati ve akupunkturdur. Son zamanlarda hakkında birçok şey yazıldığı halde, akupunktur batı ülkelerine genellikle bir tedavi yöntemi olarak değil, ağrı hafifletmenin ve uyuşturmanın (anestezi) bir yöntemi olarak görülmektedir. Homeopatide ise hastaya verilen ilacın yarattığı belirtiler sağlıklı bir insana verilmesi halinde ortaya çıkacak olan belirtilerin aynıdır.

Hücre Tedavisi
Hücre tedavisinin kurucusu Paul Niehans'dır. Bu tedavi yönteminde doğmamış koyun hücreleri fizyolojik bir eriyik içinde verilir; homeopatide olduğu gibi, benzer şeyi benzer şey ile tedavi etmek ('smilia similibus curentur') ilkesine dayanır. Bu, örneğin kalp hastalıklarında kalp hücrelerinin; karaciğer hastalıklarında karaciğer hücrelerinde vb. verilmesi anlamına gelir. Genellikle bir hastalık tüm organ sistemini kapsadığı için uygulamada çoğunlukla hücre bileşimleri kullanılır. İlke olarak hücre bileşimi her hasta için ayrı ayrı belirlenmelidir, ancak uygulamada belirli hastalıklardan standart bileşimler kullanılmaktadır. Hücre bileşimleri genellikle bir kasa zerk edilir ve hangi kasa zerk edileceğine ilişkin özel bir seçim yapılmaz. Yabancı bir maddenin bedene zerk edilmesini önemli bağışıklık tepkileri yaratacağı düşünülürse de gerçekte bu tehlikenin çok az olduğu anlaşılmaktadır.
Antroposofik Tıp
Antroposofik tıbbın kurucusu Avusturyalı Rudolf Stenier (1861-1925) dir. Bu doktorluk yöntemi antroposofik felsefeye dayanır. Antroposofik doktorlar kurumsallaşmış tıbbı bütünüyle kabul ederler ve ancak yasal olarak yetkili olan doktorların antroposof alanında doktorluk yapabilecekleri ilkesini benimserler. Bu doktorlara göre hastalığın nedeni yıkıcı sinir-duyu sistemi ile yapıcı metabolik kol ve bacak sistemi arasındaki dengenin bozulmasıdır. Sinir-duyu sistemi egemen olunca bedendeki sertleşme eğilimleri güçlenir. Eklem iltihabı, romatizma hastalıkları, taş oluşumu, felç, canlılığın yitirilmesi vb. bu şekilde oluşur. Bunlara soğuk hastalıklar denir. Öte yandan metabolik kol ve bacak sisteminin egemen olması halinde büyük miktarda ısı üretilir ve bu iltihaplara ve ateşe neden olur. Bunlara sıcak hastalıklar denir. Her hastalık hastaya bir insan olarak mükemmele giden yolda bir adım daha ilerleme olanağını vermektedir; hastalık yenilmesi gereken bir evredir. Bu da bir gelişme biçimidir. Doktor buna uygun bir tedavi uygular. Denge bozukluğunun nedenini araştırmak doktorun görevidir, böylece yalnızca dış belirtilerle ilgilenmekle yetinmez, aynı zamanda hastasının duygusal yaşamını da araştırır. Fiziksel belirtiler gerçek bir iç görü kazanmanın yalnızca bir aracıdır. Steiner'e göre insan her hastalandığında bedeninin iki kutbundan hangisinin denetim altında olmadığını ve dengeyi yeniden sağlamak için ne ilaçlar kullanılacağını araştırmalıdır. Yaygın olarak kullanılan ilaçların yanı sıra temelde madenlerden bitkilerden ve hayvanlardan türetilen ilaçlar kullanılır.
Ek Yöntemler
İnanca dayalı iyileştirme (dualarla ya da kutsal iyileştirme) hastalıkların hiç bir aracın yardımı olmaksızın yalnızca dua ile iyileştirilmesi demektir. Bu tedavide el teması da kullanılır. Bu iyileştirme biçimi tüm toplumlarda ve tüm dinlerde yer alır. Eski bazı dinsel öykülerde bu tür tedavilerden söz edilir. Birçok toplumda inanca dayalı iyileştirme bu öykülerden kaynaklanır. Buna göre hastalığın nedeni inançsızlıktır. Hastalık bedeni etkisi altına alan ve doğal olmayan bir şeydir.

Şifalı ot tedavisi ise yüzyıllardır dünyadaki hastalar için büyük bir önem taşımıştır. Avrupa da şifalı ot tedavisi her zaman beden sıvıları hastalıklarına dayanmıştır. Buna göre hastalık dört beden sıvısı (kan, mukus, sarı ve siyah safra) arasındaki dengenin bozulmasının bir sonucudur. Günümüzde uygulanan çağdaş beden sıvıları hastalıkları bilimi olan homotoksin doktrine göre hastalık artık ürünlerinin bir birikiminin sonucudur. Bu artık ürünlerin bertaraf edilmesi iyileşme sağlar. Paranormal doktorluğun kurucusunun genellikle Avusturyalı doktor Mesmer olduğu kabul edilmektedir. Mesmer'in görüşleri Paracelsus'un düşüncelerine dayanmaktadır. Paracelsus'a göre insan beş farklı yapı türünün (fizik, hava ya da ruh, yıldız, 'benlik' ve 'gerçek öz') bir bileşimidir. Bir tür düzenleyici sıvı olan 'fluidum' eksikliği bu yapılar arasında bir uyumsuzluğa yol açmaktadır. Doktorun manyetizmi aracılığıyla bu fluidum' hastaya nakledilebilir.

Özellikle son birkaç yıldır besin tedavisi yaygınlık kazanmıştır. En iyi bilinen besin tedavileri makro-biyotik, Bircher-Benner beslenmesi ile Moerman rejimidir. Moerman rejimine göre sağlık etkinlik (canlılık) ve ölüm kutupları arasındaki bir dengedir. Canlılık devam ettiği süre ölüm bastırılır. Canlılık kutbu bazı maddeler (örneğin vitaminler) yenerek ve Moerman rejimi izlenerek güçlendirilebilir.

Beslenme kendi başına bir uzmanlık alanı olarak 1950'lerden itibaren giderek artan bir önem kazanmıştır. Beslenmeye ilişkin araştırmalar sağlık için gerekli olan ve bedende üretilemeyen 40 besini ve bunların birbirleriyle ilişkilerini inceler. Bunlar 1 yağ asidini, 10 aminoasidi, 15 vitamini ve 14 minerali kapsar. Beden bu besinleri kullanarak sağlığın idamesi için gerekli olan 10.000 kadar farklı bileşimi oluşturur. Bu 40 besinin tümü birlikte işlev kazanır; bu nedenle bunlardan birinin eksik olması bu gerekli bileşimlerden yüzlercesinin eksik olmasına yol açabilir. Bu 40 besinden her biri her gün gereksinimi karşılayacak miktarda alınırsa, kişinin beslenmesi iyi demektir. Bu nedenle kişi beslenmeye ilişkin ne denli çok bilgi sahibi olursa, o denli daha sağlıklı olması olanaklı hale gelir.

Analitik bir yaklaşımı benimseyen, yani sorunları diğer sorunlardan tecrit ederek ele alan geleneksel tıp anlayışının aksine, doğa tedavisinin temeli bütünlük kavramıdır. Bu yöntemde insan bedeninin tüm temel işlevleri birlikte değerlendirilir. Bu işlevlerden herhangi birinde sağlanan bir iyileşme yalnızca ilgili organ açısından değil, tüm beden ve dolayısıyla kişi açısından önem kazanır. Bu tedavi yöntemi hastalıkların genellikle tüm kişiliği etkileyen yanlış, doğal olmayan yaşam biçiminin bir sonucu olduğu ilkesine dayanır. Bu nedenle de her şeyden önce kişinin günlük alışkanlıklarını ve özellikle de gıda rejimini değiştirmeyi amaçlar.
 

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

 

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot