|
|
|
Doğal tedavi kavramı genel olarak
bir tıp fakültesinde öğretilmeyen iyileştirme yöntemlerini
belirtmek için kullanılır. Bu yöntemlerin hastalık ve sağlığa
yaklaşımları bazen kurumsallaşmış tıbbın yaklaşımından farklılık
göstermekle birlikte, bazen de, genel olarak kabul edilmeyen
bazı ek tedavi yöntemlerinin dışında, bu yaklaşımla
çakışmaktadır. Doğal tedaviye yeniden dönülme nedenleri oldukça
çeşitlidir. Örneğin homeopati ve akupunktur çok çeşitli türde
hastalıkları tedavi etmenin bir aracı olarak kullanılırken, bazı
tedavi yöntemleri de yalnızca çok özel durumlarda almaşık bir
iyileştirme yöntemi olarak uygulanmaktadır. Burada sözü edilen
yöntemlerin dışında çok sayıda başka doğal iyileştirme
yöntemleri de vardır. |
|
|
|
Doğal tedavi kavramı tıp fakültelerinin resmi ders programında
bulunmayan her tür tedavi yöntemini ve teşhise varma biçimlerini
kapsamaktadır. Özellikle son birkaç yıldır, doğal iyileşme
yöntemleri ve bunlara duyulan ilgi büyük ölçüde artmıştır. Bu
tedavi yöntemini uygulayan pratisyenler bazen yasal olarak
doktorluk yapamayacak kişilerdir. Ancak üniversite eğitiminden
sonra doğal tedavi yöntemlerini inceleyen ve bunları uygulayan
doktorlar da vardır. Çoğu kez belirli bir doğal tedavi yöntemini
uygulayan pratisyene homeopat, doğa doktoru, şifalı ot uzmanı ve
akupunktur uzmanı gibi, kullandığı yönteme göre bir isim
verilir. Daha yakından incelendiğinde, kurumsallaşmış tıp ile
doğal tıp arasında hem toplumsal, hem de bilimsel açılardan
farklılık olduğu görülür. Toplumsal açıdan temel farklılık doğal
iyileştirme yöntemlerinin toplumun gözünde resmi bir nitelik
taşımamasıdır. Bilimsel açıdan ise doğal doktorluk resmi
doktorluktan üniversite eğitim programında yer almamasıyla
ayrılır ve genel olarak bilimsel sorumluluktan yoksun olduğu ya
da bilimsel olarak kanıtlanmamış bir alan olduğu kabul edilir.
İçeriği açısından doğal tedavi kendi içinde ikiye ayrılabilir:
hastalık ve sağlık yaklaşımı resmi tıptan farklı olan ve
olmayan. Birinci grupta yer alan doğal tedavi yöntemleri sağlık
ve hastalık konularına son derece farklı bir açıdan yaklaşır.
Tıbbi uygulamalar açısından tümüyle yeni yöntemler geliştirilir.
Homeopati, doğa doktorluğu, pananormal doktorluk ve antroposofik
doktorluk bu grupta yer alır. İkinci grup doğal tedavi
yöntemlerinde ise sağlık ve hastalık konularına karşı temelde
farklı bir yaklaşım söz konusu değildir, ancak genel tıp
yaklaşımına bazı ek tedavi yöntemleri getirilmektedir.
|
|
|
|
Bu
grupta, örneğin hücre tedavisi ve enzim tedavisi yer alır. Besin
tedavisi ve şifalı ot tedavisi gibi diğer birçok tedavi
yöntemlerinin genellikle sınırlı bir uygulama alanı vardır ve
bunlar sözü edilen diğer iki tedavi grubunun yöntemlerinden
türetilmiş olan yöntemleri izlerler. Doğal iyileşme
yöntemlerinin çekici olmasının çeşitli nedenleri vardır. Örneğin
bazı insanlar uzun süreli bir tedaviden sonra sağlıklarına
kavuşamayınca, resmi tıp uygulaması açısından büyük bir düş
kırıklığına uğramaktadırlar. "İşe yaramasa bile, hiç bir zararı
olmaz" sloganının benimsemekte ya da son çare olarak doğal
tedavi yöntemlerine başvurmaktadırlar. Ayrıca bütün bu iyileşme
yöntemlerinin uyandırdığı kişisel ilgi de belirli bir çekicilik
yaratmaktadır. Yöntemlerin bazılarına ilişkin olarak, abartılmış
olsun ya da olmasın, anlatılan başarı öyküleri de belirli bir
güdü sağlamaktadır. Bazı insanlar ise kurumsallaşmış tıbbın
bilimsel niteliğinden kuşku duydukları için bu yöntemlere ilgi
duymaktadırlar. Doğal tedavi yöntemlerinden en iyi bilinen iki
tanesi kuşkusuz homeopati ve akupunkturdur. Son zamanlarda
hakkında birçok şey yazıldığı halde, akupunktur batı ülkelerine
genellikle bir tedavi yöntemi olarak değil, ağrı hafifletmenin
ve uyuşturmanın (anestezi) bir yöntemi olarak görülmektedir.
Homeopatide ise hastaya verilen ilacın yarattığı belirtiler
sağlıklı bir insana verilmesi halinde ortaya çıkacak olan
belirtilerin aynıdır.
|
| Hücre
tedavisinin kurucusu Paul Niehans'dır. Bu tedavi yönteminde
doğmamış koyun hücreleri fizyolojik bir eriyik içinde verilir;
homeopatide olduğu gibi, benzer şeyi benzer şey ile tedavi etmek
('smilia similibus curentur') ilkesine dayanır. Bu, örneğin kalp
hastalıklarında kalp hücrelerinin; karaciğer hastalıklarında
karaciğer hücrelerinde vb. verilmesi anlamına gelir. Genellikle
bir hastalık tüm organ sistemini kapsadığı için uygulamada
çoğunlukla hücre bileşimleri kullanılır. İlke olarak hücre
bileşimi her hasta için ayrı ayrı belirlenmelidir, ancak
uygulamada belirli hastalıklardan standart bileşimler
kullanılmaktadır. Hücre bileşimleri genellikle bir kasa zerk
edilir ve hangi kasa zerk edileceğine ilişkin özel bir seçim
yapılmaz. Yabancı bir maddenin bedene zerk edilmesini önemli
bağışıklık tepkileri yaratacağı düşünülürse de gerçekte bu
tehlikenin çok az olduğu anlaşılmaktadır. |
| Antroposofik
tıbbın kurucusu Avusturyalı Rudolf Stenier (1861-1925) dir. Bu
doktorluk yöntemi antroposofik felsefeye dayanır. Antroposofik
doktorlar kurumsallaşmış tıbbı bütünüyle kabul ederler ve ancak
yasal olarak yetkili olan doktorların antroposof alanında
doktorluk yapabilecekleri ilkesini benimserler. Bu doktorlara
göre hastalığın nedeni yıkıcı sinir-duyu sistemi ile yapıcı
metabolik kol ve bacak sistemi arasındaki dengenin bozulmasıdır.
Sinir-duyu sistemi egemen olunca bedendeki sertleşme eğilimleri
güçlenir. Eklem iltihabı, romatizma hastalıkları, taş oluşumu,
felç, canlılığın yitirilmesi vb. bu şekilde oluşur. Bunlara
soğuk hastalıklar denir. Öte yandan metabolik kol ve bacak
sisteminin egemen olması halinde büyük miktarda ısı üretilir ve
bu iltihaplara ve ateşe neden olur. Bunlara sıcak hastalıklar
denir. Her hastalık hastaya bir insan olarak mükemmele giden
yolda bir adım daha ilerleme olanağını vermektedir; hastalık
yenilmesi gereken bir evredir. Bu da bir gelişme biçimidir.
Doktor buna uygun bir tedavi uygular. Denge bozukluğunun
nedenini araştırmak doktorun görevidir, böylece yalnızca dış
belirtilerle ilgilenmekle yetinmez, aynı zamanda hastasının
duygusal yaşamını da araştırır. Fiziksel belirtiler gerçek bir
iç görü kazanmanın yalnızca bir aracıdır. Steiner'e göre insan
her hastalandığında bedeninin iki kutbundan hangisinin denetim
altında olmadığını ve dengeyi yeniden sağlamak için ne ilaçlar
kullanılacağını araştırmalıdır. Yaygın olarak kullanılan
ilaçların yanı sıra temelde madenlerden bitkilerden ve
hayvanlardan türetilen ilaçlar kullanılır. |
İnanca dayalı
iyileştirme (dualarla ya da kutsal iyileştirme) hastalıkların
hiç bir aracın yardımı olmaksızın yalnızca dua ile
iyileştirilmesi demektir. Bu tedavide el teması da kullanılır.
Bu iyileştirme biçimi tüm toplumlarda ve tüm dinlerde yer alır.
Eski bazı dinsel öykülerde bu tür tedavilerden söz edilir.
Birçok toplumda inanca dayalı iyileştirme bu öykülerden
kaynaklanır. Buna göre hastalığın nedeni inançsızlıktır.
Hastalık bedeni etkisi altına alan ve doğal olmayan bir şeydir.
Şifalı ot tedavisi ise yüzyıllardır dünyadaki hastalar için
büyük bir önem taşımıştır. Avrupa da şifalı ot tedavisi her
zaman beden sıvıları hastalıklarına dayanmıştır. Buna göre
hastalık dört beden sıvısı (kan, mukus, sarı ve siyah safra)
arasındaki dengenin bozulmasının bir sonucudur. Günümüzde
uygulanan çağdaş beden sıvıları hastalıkları bilimi olan
homotoksin doktrine göre hastalık artık ürünlerinin bir
birikiminin sonucudur. Bu artık ürünlerin bertaraf edilmesi
iyileşme sağlar. Paranormal doktorluğun kurucusunun genellikle
Avusturyalı doktor Mesmer olduğu kabul edilmektedir. Mesmer'in
görüşleri Paracelsus'un düşüncelerine dayanmaktadır.
Paracelsus'a göre insan beş farklı yapı türünün (fizik, hava ya
da ruh, yıldız, 'benlik' ve 'gerçek öz') bir bileşimidir. Bir
tür düzenleyici sıvı olan 'fluidum' eksikliği bu yapılar
arasında bir uyumsuzluğa yol açmaktadır. Doktorun manyetizmi
aracılığıyla bu fluidum' hastaya nakledilebilir.
Özellikle son birkaç yıldır besin tedavisi yaygınlık
kazanmıştır. En iyi bilinen besin tedavileri makro-biyotik,
Bircher-Benner beslenmesi ile Moerman rejimidir. Moerman
rejimine göre sağlık etkinlik (canlılık) ve ölüm kutupları
arasındaki bir dengedir. Canlılık devam ettiği süre ölüm
bastırılır. Canlılık kutbu bazı maddeler (örneğin vitaminler)
yenerek ve Moerman rejimi izlenerek güçlendirilebilir.
Beslenme kendi başına bir uzmanlık alanı olarak 1950'lerden
itibaren giderek artan bir önem kazanmıştır. Beslenmeye ilişkin
araştırmalar sağlık için gerekli olan ve bedende üretilemeyen 40
besini ve bunların birbirleriyle ilişkilerini inceler. Bunlar 1
yağ asidini, 10 aminoasidi, 15 vitamini ve 14 minerali kapsar.
Beden bu besinleri kullanarak sağlığın idamesi için gerekli olan
10.000 kadar farklı bileşimi oluşturur. Bu 40 besinin tümü
birlikte işlev kazanır; bu nedenle bunlardan birinin eksik
olması bu gerekli bileşimlerden yüzlercesinin eksik olmasına yol
açabilir. Bu 40 besinden her biri her gün gereksinimi
karşılayacak miktarda alınırsa, kişinin beslenmesi iyi demektir.
Bu nedenle kişi beslenmeye ilişkin ne denli çok bilgi sahibi
olursa, o denli daha sağlıklı olması olanaklı hale gelir.
Analitik bir yaklaşımı benimseyen, yani sorunları diğer
sorunlardan tecrit ederek ele alan geleneksel tıp anlayışının
aksine, doğa tedavisinin temeli bütünlük kavramıdır. Bu yöntemde
insan bedeninin tüm temel işlevleri birlikte değerlendirilir. Bu
işlevlerden herhangi birinde sağlanan bir iyileşme yalnızca
ilgili organ açısından değil, tüm beden ve dolayısıyla kişi
açısından önem kazanır. Bu tedavi yöntemi hastalıkların
genellikle tüm kişiliği etkileyen yanlış, doğal olmayan yaşam
biçiminin bir sonucu olduğu ilkesine dayanır. Bu nedenle de her
şeyden önce kişinin günlük alışkanlıklarını ve özellikle de gıda
rejimini değiştirmeyi amaçlar. |
|
|