|
|
|
Beslenme ve Kanser |
Bazı beslenme alışkanlıkları ile
tümör oluşumu riski arasında bir ilişki olduğu artık kabul
edilmektedir. Her gün belli bir miktar lif alanlarda
kalınbağırsak tümörünün, taze meyve ve yeşillik tüketenlerde ise
mide tümörünün daha az görüldüğü kanıtlanmıştır.
İnsandaki kötü huylu tümörlerin yüzde 80'inin çevresel etmenlere
bağlı olduğu artık yaygın kabul gören bir görüştür. Çevresel
etmenler arasında beslenmenin önemli bir yeri vardır; kadınlarda
görülen tümörlerin yüzde 50'si, erkeklerde görülen tümörlerin
ise yüzde 30'u beslenmeyle bağlantılı görünmektedir. Hayvanlarda
beslenme ile tümör sıklığı arasındaki ilişki uzun yıllardan beri
yürütülen deneylerle belirlenmiş bulunmaktadır. Ama insanlarda
kanserin temelinde yatan nedenler arasında beslenmenin önemli
bir yer tuttuğu ancak yakın dönemde ortaya konmuş bir gerçektir. |
|
|
|
Beslenme ile kanser ilişkisi
üzerindeki ilk veriler mide, kalınbağırsak, düz bağırsak ve
yemek borusu tümörleri gibi sindirim sistemi tümörleriyle
ilişkiliyken, son zamanlarda akciğer, meme, dölyatağı gibi
değişik organlar açısından da beslenmenin rolü ortaya konmuştur.
Bu durumda besinlerin doğrudan etkisi değil, sindirim sonucunda
oluşan bazı bileşiklerinin organ dokusu üzerindeki sistemik
etkileri söz konusudur. |
|
Türkiye'de Beslenme ve Tümörler |
|
Beslenmenin birincil ya da en
azından belirgin bir rol oynadığı kanser türleri Türkiye'de
coğrafi bölgelere göre ilginç dağılımlar göstermektedir. Yemek
borusu kanserleri başta Erzurum ve Kars olmak üzere Doğu Anadolu
Bölgesi'nde daha yaygındır. Bunun en önde gelen nedeni soğuk
havalardan dolayı bölge halkının sıcak çayı çok fazla miktarda
tüketmesidir. Bütün sıcak içecek ve yiyecekler yemek borusunun
yüzeysel katmanı üzerinde tahriş edici bir rol oynar. Mide
kanserine ise en sık Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde
rastlanmaktadır. Epidemiyolojik araştırmalar yağ, taze sebze ve
meyve bakımından yetersiz, ama karbonhidrat bakımından zengin
diyetlerle beslenen bölgelerde mide kanseri oranının yüksek
olduğunu ortaya koymaktadır. A ve C vitamini bakımından yetersiz
bir diyetle beslenildiğinde, yeterli kalori alınsa bile hücreler
ve dokular yeterli düzeyde işlev göremez. Bu nedenle bol
miktarda metabolik artık ürün oluşur ve organizmada birikir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kalınbağırsak tümörleri
de daha sık görülmektedir. Hayvancılığın yaygın olduğu bu
bölgelerde halkın sebzeden çok, ete dayanan bir beslenme
alışkanlığı vardır. Kalınbağırsak tümörünün görülme sıklığı yağ
bakımından zengin besinlerle beslenen toplumlarda, posa bırakan
sebze ve meyvelerle beslenen toplumlara göre daha yüksektir.
Karaciğer kanserine ise Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinde daha
sık rastlanmaktadır. Bunun nedeni bu bölgelerdeki halkın
beslenmesinde önemli yer tutan bulgur, hububat ve baklagiller
üzerinde üreyen Aspergillus flavus adlı mantarın ürettiği
aflatoksinin karaciğerde kanser yapıcı bir özellik taşımasıdır. |
|
|
|
Etki
Mekanizmaları |
Beslenmenin kanser oluşumu üzerinde
etkili olmasına yol açan mekanizmalar değişiktir. Her şeyden
önce şişman kişiler tümör oluşumuna genellikle daha yatkındır.
Bu durum göz önüne alındığında, beslenmenin kalori içeriğinin
önemli bir etmen olduğu anlaşılır. Diyetin içerdiği besinlerle
tümör oluşumu arasındaki sıkı bağlantı iki mekanizmayla
açıklanabilir: Yağ bakımından zengin beslenmeyle bazı tümörlerin
(prostat, meme ve kalınbağırsak) sıklığı arasında doğrudan bir
ilişki vardır ya da yağ içeriği zengin diyetlerin bağırsak
kanserinde koruyucu etkisi olan posalı besinlere daha az yer
vermesi tümör oluşumu sıklığını artırır. Besleyici maddelerin
kaynağı göz önüne alındığında, Batılı ülkelerin beslenme
biçiminde genelde kalori alımının yüzde 40-44'ünün yağlardan,
ağırlıklı olarak da et kökenli doymuş yağlardan oluşması anlamlı
bir veridir. Oysa Japonya'da bu oran yüzde 12'yi aşmaz ve alınan
yağlar ağırlıklı olarak doymamış tiptedir.
Bu durum Batı dünyasında kalınbağırsak kanseri sıklığının
Japonya'ya göre daha yüksek olmasını açıklamaktadır. Posalı
yiyeceklerin bilinen koruyucu etkisi yalnızca alınan posa
miktarına değil, tipine de bağlıdır. Posalı yiyecek tüketiminin
düşük olduğu Batılı ülkelerde, posa daha çok mayalanabilen meyve
ve yeşillikten elde edilir. Oysa gelişmekte olan ülkelerin
halkları posa bakımından daha zengin besinlerle beslenirler.
Ayrıca posanın önemli bir bölümü daha az mayalanan tahıllardan
alınır. Kalınbağırsak kanserinin gelişimine karşı yalnızca az
mayalanan tahıl posalarının koruyucu bir rol oynadıkları
sanılmaktadır. Öte yandan üretim, saklama ve tüketim
aşamalarındaki işlemler sırasında besinlere önemli ölçüde
mikroorganizma bulaşabilmektedir. Bu nedenle günümüzde piyasada
satılan gıda ürünlerinin büyük bölümü ışınlama, kurutma,
dondurma, ısıtma ve koruyucu renk ya da tat verici kimyasal
maddelerin eklenmesi gibi işlemlerden geçmiştir.
Kanser yapıcı etkisi olan aflatoksin, Aspergillus flavus adlı
mantarın ürettiği ve besinlerde kendiliğinden üreyebilen bir
maddedir. Aflatoksin birçok Üçüncü Dünya ülkesinde karaciğer
kanserine yol açmaktadır.
Son olarak temel besleyici maddelerin eksikliği tümör oluşumunu
kolaylaştırabilir. Birçok vitaminin (A, C, E) ve mineralin
(selenyum, çinko ve molibden) kansere karşı koruyucu rol
oynadıkları öne sürülmektedir. |
|
Yemek Borusu Kanseri |
Hem kadınlar, hem de erkekler
açısından yemek borusu kanseri tümöre bağlı ölüm nedenleri
arasında yedinci sırayı almaktadır. Günümüzde bu kanserin
görülme sıklığı hafifçe azalma eğilimi göstermektedir.
Avrupa ve Kuzey Amerika'da alkol ve tütün yemek borusu kanserini
kolaylaştırıcı etmenler sayılmaktadır. Türkiye'de ise sıcak çay
içme ve yiyecekleri çok sıcak tüketme alışkanlığının başlıca
rolü oynadığı belirtilmektedir. Başta Erzurum ve Kars olmak
üzere Doğu Anadolu Bölgesi'nde yemek borusu kanserine öbür
bölgelere göre daha sık rastlanmaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerde, özellikle Çin, İran, Hindistan gibi
tümörün çok yaygın olduğu ülkelerde bazı vitamin ve minerallerin
eksikliğinin, özellikle hayvansal proteinlerin eksikliği de söz
konusu olduğunda yemek borusu kanserinin gelişimini
kolaylaştırdığı sanılmaktadır. A vitamini, riboflavin (B
vitamini), C vitamini ve E vitamini eksikliklerinin Kuzey Çin'de
çok yüksek olan tümör sıklığında rol oynadığı sanılmaktadır.
Buna karşılık İran'da çinko, selenyum ve molibden gibi
minerallerin eksikliği daha önemli görünmektedir.
Birçok deneysel çalışma sonucunda riboflavin, nikotinik asit, A
ve E vitaminleri bakımından eksik beslenen hayvanların, kanser
yapıcı maddelerin etkisine daha fazla açık oldukları
kanıtlanmıştır. Özellikle babun türü maymunlarda riboflavin
eksikliği yemek borusu iltihabı ve papillomlara (epitelde
gelişen iyi huylu tümör) yol açmaktadır. Buna karşılık farelerde
beslenmeye A vitamini ve çinko eklendiğinde, nitrozaminin kanser
yapıcı etkisinin ortadan kalktığı kanıtlanmış bulunmaktadır.
Ama insanlarda bu maddelerin tek başına koruyucu olduklarını
iddia etmek olanaklı değildir. Çünkü bir yıldan uzun bir süre
boyunca besinlerine riboflavin, A vitamini ve çinko ekleyerek
tedavi edilen kişilerde kanser öncesi lezyonlarda bir azalma
saptanmamıştır.
Kanser yapıcı etkisi kesin olarak kanıtlanmış bir besin maddesi
henüz belirlenmemiştir. Ama nitrozaminin kanser yapıcı etkisi
kesin biçimde kanıtlanmıştır. Zulu halkının besin maddesi olarak
kullandığı Bidens pilosa yapraklarının da kanser yapıcı
oldukları iddia edilmektedir. Haşhaş kullanımının yemek borusu
hareketlerini azaltarak kanser yapıcı etkiyi
kolaylaştırabileceğini de belirtmek gerekir. |
|
Mide
Kanseri |
Son 50 yılda mide kanseri ABD'de,
İngiltere'de ve öbür Batı Avrupa ülkelerinde bir düşüş
göstermiştir. Başta Japonya olmak üzere başka ülkelerde ise
görülme sıklığı hâlâ yüksektir. Japonya'da erkekler için ölüm
oranı yılda 100 binde 60 düzeyine kadar ulaşmaktadır. Sağlıklı
istatistiklerin bulunmamasına karşın, Türkiye'deki oranın
Japonya'daki kadar olmasa bile çok yüksek olduğu söylenebilir.
Eldeki bazı istatistikler Türkiye'de her yıl 100 bin kişiden
40'ının bu hastalığa yakalandığını belirtmektedir.
Mide kanserinin temelinde beslenme etmenlerinin rol oynadığı
uzun yıllardır bilinmektedir. Özellikle iki grup besinin
belirgin bir koruyucu etki gösterdiklerini belirtmek gerekir:
Çiğ yeşillikler ve taze meyveler. Bu besinleri yüksek oranda
tüketen kişilerin kansere yakalanma tehlikesi, tüketim oranları
daha düşük olanlara göre yüzde 30-50 oranında daha azdır. Öte
yandan pişmiş sebze tüketenlerde, yeşilliğin mide kanserine
karşı koruyucu etkisi söz konusu değildir. Çiğ sebzelerde hangi
maddelerin kansere karşı koruyucu etkisi olduğu tam olarak
bilinmemektedir. Ama birçok araştırma sonucuna göre askorbik
asitin (C vitamini) ve betakarotenin (A vitamini) midede
besinlerin oksidasyonunu önleyerek koruyucu etki gösterdikleri
bildirilmiştir.
ABD'de ve öbür Batılı sanayi ülkelerinde mide kanseri tümörünün
azalması, C vitamini tüketiminin artmasına bağlanmaktadır.
Dolayısıyla C vitamininin koruyucu bir etki yarattığı
sanılmaktadır. İzlanda ve Norveç gibi ülkelerde ve ABD'de
yaşayan İskandinavyalılar arasında mide kanserinin yüksek bir
sıklıkta görülmesinin C vitamini tüketiminin düşüklüğüyle
bağlantılı olduğu belirtilmektedir.
Risk etkenleri açısından, en tutarlı veriler değişik tekniklerle
korunan yiyecekler ve tuzla ilgilidir. Önemli miktarda salam,
sosis, füme ya da konserve et ve balık tüketimi, özellikle
beslenmede öbür bileşenlerin yetersiz olduğu durumlarda, mide
tümörü riskini artırır. Yüksek miktarda tuz tüketimi genellikle
risk artışını da beraberinde getirir.
Avrupa ülkelerindeki düzeylere oranla Japonya'da bütün yaş
dilimlerinde mide kanseri sıklığının yüksek olması, geleneksel
beslenmede söz konusu besinlerin önemli yer tutmasına bağlıdır. |
|
Türkiye'de Tümöre Bağlı Ölüm
Sayısı |
|
Yemek borusu |
151 |
102 |
|
Mide |
992 |
559 |
|
Kalınbağırsak |
362 |
360 |
|
Düzbağırsak |
71 |
68 |
|
Gırtlak |
354 |
64 |
|
Soluk
borusu-akciğer |
4.054 |
837 |
|
Kemik |
74 |
57 |
|
Deri |
52 |
49 |
|
Meme |
|
561 |
|
Dölyatağı
boynu |
- |
3 |
|
Öbür
dölyatağı tümörleri |
- |
105 |
|
Prostat |
591 |
- |
|
Diğer
tümörler |
2.848 |
1.971 |
|
|
|