|
|
|
Aşırı Alkol Alma Alışkanlığı |
|
Aşırı alkol alma alışkanlığı
çeşitli ruhsal bozukluklara neden olur ve bunamayla
sonlanabilir; kronik alkol kullanımı yaşlanmada görülen beyin
atrofisini (doku gerilemesi) hızlandırır. Ayrıca alkolün dölüt
üzerindeki etkileri de unutulmamalıdır. |
|
|
|
Beyin Atrofisi ve Alkolik Bunama |
Alkoliklerde merkez sinir
sisteminde görülen en önemli değişiklikler beyinde atrofi, beyin
karıncıklarında genişleme ve beyin kabuğunda incelmedir.
Bilgisayarlı tomografiyle yapılan incelemelerde alkoliklerin
yüzde 50' sinde beyinde, yüzde 60'ında beyincikte atrofi
saptanmıştır. Bu değişiklikler özellikle daha önce delirium
tremens (alkol deliriumu) geçirenlerde ya da alkole bağlı var
sanılan olanlarda daha belirgindir. Beyin atrofisi kimi zaman
herhangi bir sinirsel ya da ruhsal bozukluğu olmayanlarda da
görülmektedir.
Beslenme bozukluğu, alkoliklerde beyin atrofisinin gelişmesini
kolaylaştırırsa da, iyi beslenen ve geçmişinde delirium tremens
ya da beyin travması öyküsü bulunmayan ya da herhangi bir
karaciğer hastalığı olmayanlarda da beyin atrofisi görülebilir.
Genç alkoliklerde beyindeki atrofinin alkol kullanımının
bırakılmasıyla aşamalı olarak birkaç yıl içinde düzeldiği
görülmüştür.
Alkol kullanımının süresi, içkinin cinsi, hiç alkol alınmayan
sürenin uzunluğu, kişinin sarhoşken dengesini kaybetmesi sonucu
gelişen kafa travmaları, karaciğer hastalıkları, beslenme
bozuklukları gibi ikincil komplikasyonların niteliği ve şiddeti,
beyin atrofisinin düzeyini etkiler. |
|
|
|
Alkol ve Yaşlanma |
Yaşlanma sürecinde beyin dokusunda
yapısal ve işlevsel değişiklikler ortaya çıkar. Aşırı alkol
kullanımında beyin dokusunda ortaya çıkan değişiklikler bunlara
benzer; kronik alkoliklerde bu değişiklikler çok erken yaşlarda
başlar.
Kronik alkolizm, yaşlılıkla birlikte gelişen beyin atrofisini
hızlandırır. Alkoliklerde, beyne giden kan miktarı alınan alkol
ile ters orantılı olarak azalır. Yaşlılarda, az miktarda alkol
bile beyne giden kan miktarının azalmasına yol açar. Alkolün
merkez sinir sisteminde doğrudan neden olduğu hasar dışında,
beslenme bozukluğu ve buna bağlı vitamin eksikliği, çeşitli
travmalar, karaciğer hastalıkları ve kalp-damar sisteminde
hastalık gelişme riskinin artmasına bağlı olarak gelişen ikincil
bozukluklar da merkez sinir sisteminin olumsuz etkilenmesine
neden olmaktadır. |
|
Pankreasa Verdiği Zararlar |
Alkolün, kronik ve akut pankreas
hastalığının gelişimindeki rolü tümüyle kanıtlanmıştır; toksik
doz sınırı, olaya eşlik eden etkenler ve hastalığı geliştirme
açısından kişiler arasındaki farklılıklar tam olarak
açıklanamamıştır.
On yıl alkol kullananlarda pankreas hastalığına bağlı ilk
belirtiler ortaya çıkar. Klinikte pankreas hastalığına ilişkin
en temel belirti yağlı besinler yendiğinde ve alkol alındığında
şiddetlenen ağrıdır.
Öteki belirtiler arasında zayıflama, şeker hastalığı oluşması ve
sindirilemeyen yağların atılmasına bağlı olarak dışkının yağlı
görünüm alması sayılabilir.
Kronik pankreatitte (pankreas iltihabı) ağrı, bulantı ve ateş
görülür; olguların yüzde 18'inde ölümle sonuçlanabilen şok
tablosu ortaya çıkar. Alkolün bırakılması hastalığın tehlikesini
azaltmaz. Tanı koymak için ultrasonografi, endoskopik ters yönlü
pankreatografi, bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans gibi
yöntemler kullanılır. Uzun zamandır kronik pankreas iltihabı
olanlarda pankreas kanseri gelişmesi riski de daha yüksektir. |
|
Alkol ve Dolaşım Sistemi |
Bilinçsiz olarak alkol alınması,
oldukça önemli ve kötü gidişli kalp-damar hastalıklarının
gelişmesine yol açar. Yapılan son çalışmalar, kronik alkolizm
ile yüksek tansiyon arasında bir bağlantı olduğunu
göstermektedir. Alkolün bırakılması, sürekli alkol alanlarda
olduğu kadar ender olarak alkol alanlarda da yüksek tansiyonun
denetim altına alınmasına yardımcı olur. Alkol ilk alındığında
çevrel damarları genişleterek tansiyonu düşürür. Sürekli
alındığında ise, içkinin bırakılmasıyla kaybolan orta derecede
yüksek tansiyona yol açar.
Aşırı miktarda ve uzun süre alkol kullanılması alkolik
kardiyopati (alkole bağlı kalp hastalığı) olarak bilinen
bozukluğun gelişmesine yol açar; bu durum 20 yıl boyunca alkol
kullananların yüzde 20'sinde görülür. |
|
Alkolik Dölüt Sendromu |
Gebelikte alınan alkol düşüklere
olduğu kadar doğumdan önce dölütün, doğumdan sonra ise bebeğin
vücut gelişiminin geri kalmasına neden olmakta, yüzde biçim
bozukluklarına, zekâ geriliğine varabilen sinir sistemi
hastalıklarına, kalpte doğumsal deliklere ve başka birçok
organda çeşitli bozukluklara yol açmaktadır. Gelişmekte olan
organların tümü alkolün zararlı etkilerine açıktır.
Dokulardaki hasarın hangi mekanizmayla oluştuğu tam olarak
bilinmemektedir; eteneden dölüte geçen etanol ve asetaldehitin
etkili olabileceği düşünülmektedir. Bu hasarın gelişmesi
açısından büyük risk altında bulunan gebelerin saptanması ve
olumsuzlukların engellenmesi için gecikmeden çeşitli önlemlere
başvurulması gerekir. Gebe kadına protein, vitamin ve mineral
desteği yapılması, doğacak bebeğin annenin alkol alışkanlığından
olumsuz etkilenmesini kısmen önler. Gebelikte alkol kullanımına
ilişkin bir güvenlik sınırı saptanmamıştır; en güvenli önlem
gebelikte alkolün tümüyle bırakılmasıdır. Yapılan son
araştırmalar aşırı miktarda alkol alan ve bu nedenle risk
grubunda bulunan alkolik annelerin gebelikte de aynı düzeyde
alkol almayı sürdürdüğünü, yalnızca belirli durumlarda alkol
alanların ise gebelikte alkol alımını tümüyle denetleyebildiğini
göstermektedir. |
|
Alkolün Dölütün Gelişimi Üzerindeki Etkileri |
• Dölütün dölyatağı içi gelişim
yaşma göre düşük kilolu olması.
• "Kafatası ve beyin ölçülerinin normalden küçük olması ve
zekânın etkilenmesi.
• Davranış kalıplarının değişmesi, vücut etkinliklerinin
azalması, gözlerin geç açılması, titremeler, süt çocukluğu
döneminde huzursuzluk.
• Özellikle ağız, üreme ve boşaltım sistemlerinde doğuştan gelen
ufak oluşum bozuklukları, yarık ve fıtıklar.
• Özellikle yüzün orta çizgisinde alkolik dölüt sendromu olarak
tanımlanan ve zekâ geriliğiyle birlikte ortaya çıkan gelişme
bozuklukları.
• Doğurganlıkta azalma, ölü doğum ya da doğumdan hemen sonra
ölüm.
• Karıncıklar ya da kulakçıklar arasında delik. |
|
Alkol ve İlaçlar Arasındaki
Etkileşim |
|
Alkolün akut ya da kronik alımı,
çeşitli ilaçların emilimini, metabolizmasının ve farmakolojik
etkilerini tam olarak bilinmeyen mekanizmalarla etkiler. Alkol
alanlarda ilaç kullanımından sonra görülen anormal yanıtın
nedeni çoğunlukla ilacın karaciğerdeki metabolizmasında ortaya
çıkan bir bozukluktur. Bu durum bazen sakinleştiriciler ya da
ağrı kesicilerin bile yaşamı tehlikeye sokmasına yol açar. Bu
yüzden klinikte saptanan bir karaciğer yetmezliği ve özellikle
assit (karın boşluğunda sıvı birikmesi) ya da ensefalopati
(beyin hastalığı) varsa bu ilaçların alınmaması gerekir. Ayrıca
alkolle birlikte kesinlikle sakinleştirici ilaç kullanılmaz.
Alkol merkez sinir sistemini baskı altına aldığından
sakinleştirici, uyku ilacı, sara ilacı, afyonlu ağrı kesiciler
gibi aynı özelliği taşıyan ilaçların etkisini artırır.
Başlangıçta, bazı şeker ve sara ilaçları gibi karaciğerde aynı
enzim sistemiyle yıkıma uğrayan ilaçların vücuttan atılmasını
yavaşlatır. Uzun süre kullanılmışsa bu etki tersine döner. Bir
tür ağrı kesici olan asetaminofen alkolle birlikte kullanılırsa
karaciğer dokularını hasara uğratır. Ayrıca alkol bazı
antibiyotikler ve şeker düşürücü ilaçlarla birlikte alındığında
yıkım ürünlerinden asetaldehitler artarak bulantı ve kusmaya
neden olur. |
|
Adsız Alkolikler (Alcoholics
Anonymous) |
"içmeyi sürdürürsen bu senin
bileceğin şey. Bırakmak istiyorsan ve başaramıyorsan bu da bizim
alanımıza girer." Bu cümle, herhangi bir dinsel ya da siyasal
köken gözetmeksizin ve resmi bir kimliğe sahip olmadan bir araya
gelen, deneyimlerini, enerjilerini ve umutlarını alkolizm
sorununun çözülmesi ve başkalarının alkolizmden kurtulmasını
sağlamak için ortaya koyan kişilerden oluşan ve Adsız Alkolikler
(A.A.) adını alan topluluğun amacını ifade eder. Topluluğun
programı temelde ortak anlayış üzerine kurulmuştur. Tek amaçları
alkol kullanımına son vermektir. Özelliklerinden biri de adsız
oluşlarıdır; birbirlerinin yalnız ilk adlarını bilirler. Belirli
temel kurallara bağlı olarak grup tedavisi uygulanır; özellikle
yıllar boyu kazanılan deneyimlerin yardımıyla geliştirilen "on
iki adım" tedavisi yürütülür. Grup içinde çeşidi kültür, ırk,
yaş ve gelir düzeyinden birçok kadın ve erkek aynı dili konuşur;
her birinin belirli deneyimleri vardır. Hiç kimse başkalarıyla
ilgili fikir yürütmez, soru sormaz; grubun yöneticisi yoktur,
herkes sırayla kendi deneyimlerini ötekilere aktarır. Nasıl
alkol almaya başladığını, kendinin ve başkalarının huzurunu
bozduğunu, alkolü nasıl bırakıp yeniden başladığını, yoksunluk
belirtileri sırasında neler yaptığını ve A.A.'nın programı
sayesinde nasıl alkolün cehenneminden kurtulduğunu anlatır.
Bu toplantılarda gizliliğe saygılı olan bireyler birbirlerine
anlayış gösterir, destek olur ve asla birbirini yargılamaz.
Başlangıçta kendilerim tanıtırken kullandıkları cümle olan
"Benim adım... ve ben bir alkoliğim", belirli bir anlam
taşımaktadır: Kişinin her zaman zayıf olduğu bir noktanın
bilincinde olduğunu, kendine güven duyduğunu belirtir; kişi
alkolü bıraktıktan sonra bile alkolden can düşmanıymış gibi
kaçmalıdır. Alkolü bırakma planına göre başta alkol alımı 24
saat boyunca kesilir; bunu izleyen aşamada alkolsüz geçen süreye
bir 24 saat daha eklenir, böylece alkol alınmayan süre adım adım
artırılır. Alkolü bırakan kişiyi bekleyen en büyük tehlike
yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkmasıdır; bazı öncü
belirtilerin iyi bilinmesi bu kritik dönemin atlatılmasına
yardımcı olur. Aynı amaçla telefonun kullanılması da çok
önemlidir; kişi krize girdiğinde ya da yoksunluk belirtileri
ortaya çıktığında telefonla A.A.'daki arkadaşlarından yardım
isteyebilir. Birçok durumda ise dostlar, yoksunluk krizine
girmesinden korktuktan kişiye telefonlar yağdırarak her zaman
yardıma hazır olduklarını gösterirler.
Ailenin özellikle eşler, çocuklar ve anne babaların verdiği ve
vermek zorunda olduğu desteğin rolü göz ardı edilmeyecek kadar
büyüktür. Bağımlılıktan kurtulanların yakınlarıyla bağımlılıktan
kurtulmak isteyenlerin yakınları arasında A.A. aracılığıyla
görüşmeler sağlanır. Ailede bir alkolik olması durumunda nasıl
davranılması ve kişinin bu durumdan en kısa zamanda kurtulması
için neler yapılması gerektiği konusunda fikir alışverişinde
bulunan hasta yakınları birbirlerinin deneyimlerinden
yararlanır. Alkolik olan bir yakına yardım, ona sevgi göstermeye
dayanır; alkolizm ne şişeyi saklamakla ne de suçlamalar ve
yargılamalarda bulunarak aşılabilir.
Kısaca bu görevleri yerine getiren A.A. 1935'te New York'ta kötü
durumlarından kurtulmak için birbirine destek veren ve bu
durumdan kurtulmak için gerekli güce sahip olduğuna inanan
borsacı "Bill W." (William Griffith Wilson) ile cerrah "Dr. Bob
S." (Robert Holbrook Smith) tarafından kurulmuştur. Bu girişim o
zamandan bu yana çok yol almıştır; bugün dünyada çeşitli
ülkelere dağılmış 100 kadar örgüt bulunmaktadır.
A.A. nasıl bu kadar başarılı olabilmektedir? Bunun temelinde,
bir alkol bağımlısına en etkili yardımın bu hastalıktan
kurtulmuş eski bir bağımlıdan gelebileceği gerçeği yatar. Bir
alkolik için aynı sorunları, aynı zorlukları yaşamış,
bağımlılıktan kurtulmuş ve yoksunluk belirtilerini yaşayıp
bundan da kurtulmayı başarmış birinin deneyimlerinden daha
yararlı bir şey yoktur. |
|
|