|
|
|
Aşılar |
1796'da İngiliz hekim Edward Jenner,
"inek çiçeği geçiren kişilerin, insana özgü çiçek hastalığına
yakalanmadığı " biçimindeki yerleşik inançtan yola çıkarak bir
deneye girişti Küçük bir çocuğa önce inek çiçeği yarasından
sızan irinli sıvıyı, ardından da insandaki çiçek yarasından
aldığı sıvıyı aşıladı. Bu deney hastalıklara karşı yaygın ve
bilimsel aşı uygulamasının ilk adımını oluşturdu.
Aşılamanın temelindeki ilke, bakteri ve virüs gibi enfeksiyon
etkenlerini ya da çeşitli zehirli maddeleri belirli işlemlerden
geçirdikten sonra kişiye vererek vücudun bu maddelere karşı
antikor üretmesini, yani bağışıklık kazanmasını sağlamaktır.
Böylece vücudun, hazırlıklı olduğu hastalık etkenlerinden
biriyle karşılaştığında, önceden oluşmuş antikorlar sayesinde bu
maddelerle savaşması kolaylaşır. |
|
|
Geçmişte yaygın olan ve yüksek
oranda çocuk ölümlerine yol açan difteri ve çocuk felci gibi
enfeksiyon hastalıkları, zorunlu aşı uygulamalarından sonra çok
az görülmeye başlamıştır. Aşı uygulamaları çocuk sağlığını
koruma açısından yaşamsal önem taşır.
Aşı kampanyaları gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkelerde
yaygın biçimde uygulanmaktadır. Böylece önemli bir toplumsal
sorun olan ve yaygın biçimde görülen çocuk enfeksiyon
hastalıkları birçok ülkede denetim altına alınmış ya da ortadan
kaldırılmıştır.
Aşılamanın çocuk sağlığı açısından olumlu sonuçları, aşıların
giderek daha yaygın ve düzenli uygulanmasını, hatta çocuk
yaşamının zorunlu bir parçası haline gelmesini sağlamıştır.
Aşılamanın en etkili sonuçlarından biri çiçek hastalığının
dünyadan silinmesidir. Son çiçek hastalığı olgusu 26 Ekim
1977'de Somali'de görülmüştür. Türkiye'nin de aralarında
bulunduğu birçok ülkede difteri ve çocuk felci gibi enfeksiyon
hastalıklarına aşılama programları sayesinde hemen hiç
rastlanmamaktadır. 1980'de Türkiye'de de gereksiz görülen çiçek
aşısı uygulamasına son verilmiştir.
Kuşpalazı adıyla da tanınan difteri ağır durumlarda kalp
yetmezliği ve felce kadar varan, ölümle de sonuçlanabilen
bakteri kökenli bir enfeksiyon hastalığıdır. Çocuk felcinin ise
sonradan izleri silinen geçici bir güçsüzlükten, kullanılmayan
kasların giderek erimesiyle süren kalıcı bir felce kadar değişen
etkileri olabilir. Bu tehlikeli çocuk hastalıkları salgınlar
biçiminde ortaya çıkarak 20. yüzyıl ortalarına değin ağır
toplumsal yaralar açmıştı. Günümüzde ise çiçek, çocuk felci,
difteri, boğmaca, kızamık ve kızıl gibi enfeksiyon
hastalıklarıyla mücadelede sağlanan büyük başarı, aşılamanın
yaygınlaştırılıp hastalıklara bağışıklık kazanmış bir nüfusun
ortaya çıkmasıyla elde edilmiştir. Hastalık etkeni
mikroorganizma, bağışıklık kazanmış insanların vücuduna girse
bile üreyememekte ve yıkıma uğrayarak başka insanlara bulaşma
fırsatı bulamamaktadır. |
|
Aşıların Bileşimi |
Aşılar ya hastalık etkeni olan
mikroorganizmalardan (bakteri, virüs vb.) ya da bunların
ürettiği zehirlerden yapılır. Vücuda verilmeden önce çeşitli
işlemlerden geçirilen aşının hastalık yapıcı etkisi ortadan
kaldırılır. Ama bu işlemler aşının antijen özelliğini ve vücutta
antikor oluşturma etkisini engellemez. Başlıca aşı tipleri
aşağıda sıralanmıştır:
• Canlı aşılar - Enfeksiyon etkeni
mikroorganizma ısıtma, kimyasal işlem gibi çeşitli yöntemlerle
zararsız hale getirilerek vücuda verilir. Bazen de enfeksiyon
etkenine benzeyen daha zararsız bir mikroorganizma kullanılır.
Örneğin, çiçek aşısında inek çiçek hastalığının etkeni, verem
aşısında da hastalık yapma gücü zayıflatılmış Bacillus Calmette-Guerin
ya da kısaca BCG denen verem basili kullanılır.
• Ölü mikropların kullanıldığı aşılar -
Örneğin boğmaca ve kolera hastalıklarında bu tip aşılar
kullanılır.
• Mikropların ürettiği zehirleri (anatoksin)
içeren aşılar - Bu tip aşılarda formol gibi kimyasal
maddeler ya da ısı kullanılarak zehrin hastalık yapıcı etkisi
yok edilir, ama antikor yapımını uyaran etkisi korunur (tetanos
aşısı, difteri aşısı vb.). |
|
|
|
Aşıların Etki Mekanizması |
Canlı aşılarla vücuda giren
mikroorganizmalar çoğalmaya başlar, ama bunlar
etkisizleştirilmiş olduğundan üremeleri hastalıkla sonuçlanmaz
ya da ancak çok hafif belirtiler gelişir. Sonuçta gerçek
mikropların oluşturduğuna benzer bir bağışıklık ortaya çıkar.
Aşılamadan en erken 2-3 hafta sonra gelişen bu bağışıklık
yıllarca sürer.
Ölü aşılar ve anatoksinler hastalık belirtilerine yol açmaz, ama
vücutta bunlara karşı antikor üretilir. Gene de tam bir
bağışıklık oluşması için aşı dozu birkaç kez yinelenmelidir.
Bunların yarattığı bağışıklık canlı aşılarınki kadar uzun süreli
değildir. Yeni doğan bebeklerde ve süt çocuklarında bağışıklık
sistemi henüz tam olarak olgunlaşmadığından, aşılara yanıt
görece zayıftır. İlk aşı (karma aşı) yaşamın ikinci ayından
sonra yapılır. Aşıya en iyi yanıt çocukluk ve ergenlik döneminde
alınır. Daha sonra bu etki azalır. |
|
Yan Etkiler |
Yan etkiler aşının özelliklerine
göre değişir. Canlı aşı yapıldıktan sonra gelişen yan etkiler,
gerçek hastalığın hafif bir biçimi gibidir. Örneğin kızamık
aşısından sonra hafif ateş ve döküntü ortaya çıkabilir.
Etkisizleştirilmiş maddeler içeren (örneğin, ölü bakteri ya da
virüsler, anatoksinler) aşılar ise kızarıklık, aşının
uygulandığı yerde şişlik ve ağrı gibi yerel, ateş ve kırıklık
gibi genel tepkilere yol açabilir.
Aşı komplikasyonları ağır ve hafif olarak ikiye ayrılabilir.
Hafif komplikasyonlar aşıdaki çeşitli öğelere karşı gelişen
alerji tepkimelerinin deride yol açtığı belirtiler ile aşının
uygulandığı bölgedeki lenf bezlerinde şişlikten oluşur.
Ağır komplikasyonlar ise daha az görülür ve anafilaktik şok
(ikinci kez karşılaşılan bir antijene karşı şiddetli alerji
tepkisi), çırpınma nöbetleri (özellikle çocuklarda boğmaca,
kızamık, çiçek gibi aşılardan sonra) ya da çok ender olarak
beyin iltihabı gibi durumlara neden olur. |
|
Aktif ve Pasif Bağışıklama |
|
Vücudun, belirli bir enfeksiyon
etkenine karşı gösterdiği özgül dirence bağışıklık denir.
Bağışıklık antikorlar, yani bakteri, virüs ya da çeşitli
zehirleri etkisizleştiren maddeler aracılığıyla oluşur. Belli
bir etkene özgü ve onunla savaşmaya hazır olan antikorlar ya
doğrudan enfeksiyon sırasında, ya da mikrobun etkisizleştirilmiş
biçiminin aşı olarak verilmesiyle üretilir. Her iki durumda da
aktif bağışıklama söz konusudur. Enfeksiyon etkeniyle daha kolay
başa çıkılması için başka bir vücutta üretilmiş antikorların
hastaya verilmesi ise pasif bağışıklama olarak bilinir. |
|
Aşılama Yapılamayan Durumlar |
Özellikle canlı aşı uygulamasının
sakıncalı olduğu durumlar arasında ateş, ishal, genel bitkinlik,
enfeksiyon hastalıkları, kalp hastalıkları, gebelik ve bebeğin
erken doğmuş olması sayılabilir.
Kortizon tedavisi görenlere aşı uygulanmaz. Çünkü kortizon
bağışıklık sistemini etkisizleştirerek aşının içindeki maddeye
karşı vücudun antikor oluşturmasını önler.
Kötü huylu tümörü olan hastalara canlı aşı uygulaması yapılmaz.
Kanserin etkisiyle baskılanan bağışıklık sistemi nedeniyle ölü
aşı ya da anatoksin aşısı da yeterli antikor üretemediğinden
yararlı olmaz.
Merkez sinir sistemi hastalığı bulunanlara boğmaca aşısı
kesinlikle uygulanmaz. Bu hastalara zayıflatılmış canlı aşılar
uygulanırken de çok dikkatli olunmalıdır. Sindirim sistemi
hastalığı bulunanlara çocuk felci aşısı uygulanmamalıdır.
Alerjik özellikleri olan kişilerde ise yumurta proteini içeren
aşıların kullanılması sakıncalıdır. Antihistaminik türü
ilaçların koruyuculuğu altında öbür aşılar dikkatli bir biçimde
uygulanabilir. Böbrek ya da karaciğer hastalığı bulunanlara BCG
aşısı uygulanmamalı, difteri ve tifo aşısı uygularken de çok
dikkatli olunmalıdır. |
|
Türkiye'de Aşı Uygulamaları |
|
Türkiye'de yeni doğan bebeklere BCG
aşısı, daha sonraki dönemlerde de belirli aralıklarla difteri,
boğmaca, tetanos, çocuk felci aşıları uygulanmaktadır. Ayrıca
kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı yapılır. |
|
|