Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
İnsan ve Çevresi
Sağlıklı bir çevre denilince çoğu insan sessiz, rahat, havası ve suyu temiz olan, yeni ve ilginç deneyimler yaşamamızı olanaklı kılan, canlı bir arkadaşlık ortamım içeren güzel bir tatil ortamını düşünecektir. Sağlıksız bir çevre denilince de, çoğunlukla, trafik gürültüsüne ve egzoz dumanına boğulmuş sıkışık kavşaklar ya da bir kömür madenini andıran tozlu, nemli bir ortamdaki çalışma koşullan akla gelecektir.
  
 

Çoğumuz, bazı sağlıksız yönlerinin farkında olsak bile, günlük çevremizin sağlıksız etkilerinin tümüyle bilincinde değilizdir. Hemen herkes besin, temiz hava ve temiz suyun çok önemli olduğunu düşünür. Böyle düşünmekte haklıdırlar da. Bu bizi, çağdaş çevre kavramına ve bunun bilincinde olmaya verilen öneme götürür. Ayrıca, içinde yaşadığımız çevrenin hepimiz için ne denli önemli olduğunun ve çeşitli etmenlerin bu çevreyi sürekli olarak nasıl tehdit ettiğinin kişilere sık sık anımsatılması demektir, bu. Çevre korunması sorunu, toplumun bir bütün olarak çevrenin taşıdığı önemin bilincine varabilmesi için nüfusun çeşitli kesimleri tarafından gündeme getirilmesi ve desteklenmesi gereken, temelde politik bir sorundur.

Sürdürmesi zor olan bu sürekli bilincin kendisidir. İnsan, bir igloo'da (Eskimo evi) ya da sanayi bölgesindeki bir apartmanda yaşamasını sağlayabilecek korkunç bir uyum yeteneğine sahiptir. Bu uyum yeteneği, ancak kişinin çeşitli etkileri ve olayları normal olarak kabul etmesi halinde işlev kazanır. Örnek olarak yoğun trafiği olan bir sokakta oturan kişileri ele alalım. Uzun dönemde gürültünün farkına bile varmaz bir duruma gelecekler ya da onları ziyarete gelen, henüz uyum sağlamamış bir ziyaretçiye oranla çok daha az farkında olacaklardır. Ancak gürültüye alışmaları, bu kişilerin gürültüden etkilenmedikleri anlamına gelmez. Yapılan gözlemler bu kişilerin uğraşlarında daha az yoğunlaşma gösterdiklerini, daha az gürültü çıkartarak uyuduklarım, ailenin diğer üyeleri ile daha az konuştukları, vb. ortaya koymaktadır. Bazen, bu kişilerin sürekli olarak gürültüye uyum sağlamaya çalıştıkları, bu çabayla zihinsel enerjilerinin büyük bir kısmını tükettikleri ve bu nedenle zihinsel enerjilerini diğer amaçlar için kullanamadıkları görülmektedir.

  
 

Her birimiz çevremizle, sağlığımız açısından önem taşıyan sayısız ilişkiye sahibiz. Çevremiz bizi besin, su ve oksijen sağlamanın yanı sıra, zararlı ve hastalığa yol açan maddeleri de barındırmaktadır. Aşırı sıcak, soğuk, kuru ya da gürültülü çevreler sinirlendirici, hatta dayanılmaz olabilir ve sağlığı etkileyebilir. Toplumsal çevre, etrafımızdaki kişiler, iş hayatımız ve toplum sağlığımız üzerinde önemli etkilerde bulunur ve kendimizi yalnız ya da mutlu hissetmemizi, sıkıntılı ya da sevinçli olmamızı vb. belirler. Toplumsal çevremizin baskısı zaman zaman bizi sıkıntıya sokabilmektedir, eğer toplumsal çevrenin bu baskısı çok güçlü ise, sıkıntımız çeşitli olumsuz belirtilere yol açabilecek bir gerginliğe dönüşür.

Toplumsal Çevre
İçimize çektiğimiz yararlı ya da zararlı maddelerin miktarı, içimize işleyen gürültünün niceliği, bunların tüm şu ya da bu biçimde ölçülebilir ve bunlar rakamsal değerler ve birimlerle ifade edilebilir. İşte bu etkiler fiziksel çevreyi oluşturur. Buna ek olarak, ölçülemeyen çeşitli etkileri kapsayan ve hiç de daha az önemli olduğu söylenemeyecek, fiziksel olmayan bir çevre daha vardır. Buna genellikle toplumsal çevre denir. Bu güçlerin özelliklerinden birisi etkilerinin genellikle kişiden kişiye büyük ölçüde değişmesidir. Bazen, bunların öznel olarak yaşandığı söylenir. Pis koku sorunu fiziksel ve fiziksel olmayan etkilerin ayırımına ilişkin iyi bir örnektir. Pis koku, çevrede değişik yoğunluklarda var olan belirli malzemelerden kaynaklanır. Ne var ki, yol açtığı sıkıntının, engelin ya da kızgınlığın ölçüsü rakamsal olarak ifade edilemez. Buna karşılık sıkıntının kendisi insanda fiziksel bir düzensizlik kaynağına dönüşebilir. İnsanlarda görülen çeşitli çelişkiler ve kavgalar çevremizdeki çeşitli olaylardan ve koşullardan kaynaklanmaktadırlar; örneğin çok yüksek sesle çalan bir radyo ya da diğer kişileri tedirgin edici davranışları, karşılıklı ilişkilerde görülen olumsuz tavırlar ve bilgisizlikler. Bu tür etkiler nedeniyle çoğu kişide ortaya çıkan fiziksel duruma gerginlik (stres) denir. Birkaç tür gerginlik vardır. Şiddetli gerginlik genellikle bir korku ya da dehşetten sonra ortaya çıkar. Bu durumda beliren fiziksel değişiklikler gayet iyi bilinir. Beyinden gelen uyanlar aracılığıyla diğerlerinin yanı sıra böbrek üstü bezlerinin de hormon üretimi hızlanır. En önemli hormonun adını alan bu faaliyete "adrenalin saldırısı" denir. Bu durum tansiyonun yükselmesine yol açar, bedenin daha az önemli kısımlarına kanın gitmesi azalır, (solgun beniz!) ve beden bir tetikte olma durumuna girer. Ancak aşırı korkunun tam ters bir etkisi olur: İnsan korkudan hareketsiz kalır (felce uğrar) ve herhangi bir harekette bulunabilme yeteneğini kaybederek olduğu yerde dona kalır. Bu olgu yalnız insan türüne özgü değildir; Diğer hayvanlar (memeliler) için de geçerlidir. Kaçmakta olan bir tavşan azami bir kamçılanma içindedir; ancak bir düşmanı tarafından farkına varamadan yakalanırsa, felce uğramış gibi olur ve ölü gibi görünür. Eğer düşmanı uzaklaşırsa, tavşan birkaç dakika sonra kımıldayacak ve hemen kaçmaya başlayacaktır. İnsanın büyük gerginlik ortadan kalkar. Ya da, başarısızlık halinde, kişi gelecek defa daha iyi olabileceğini düşünerek avunur. Ancak bir de sürekli (kronik) gerginlik durumu vardır. Bu durumda kişi sürekli olarak aşırı bir uyarılma durumu içindedir, kalp gittikçe daha hızlı çarpar, dinlenme ve gevşeme olanaksız hale gelir. Bu durum, yaptıkları işin hiçbir zaman tam olmadığı ya da çevreleriyle sürekli olarak uyum sağlayamadıkları duygusunda olan kişilerde veya kendilerinden çok fazla şey talep ettiği ya da konumlarını sürdürmede gerekli olduğuna inandıkları için aşırı çalışan kişilerde görülür. Sanayi kesimindeki üst düzey yöneticiler için aşırı dolu bir günlük programa sahip olmak, bir topluluk töresi, neredeyse bir statü simgesi niteliğindedir. Sürekli gerginlik genellikle orta yaşlılık döneminde ortaya çıkar. Genç insanlar o denli kolay zorlanmazlar ve henüz yaşamın kaçınılmaz katı kalıplarından uzaktırlar. Sürekli gerginlik yıllarca sürebilir. Eğer ilk belirtiler fark edilmezse, durumu kabullenme başlar; gerginlik normal bir durum gibi görülür ve kişinin daha da büyük bir gerginliğe uyum sağlamasına olanak hazırlanır. Sonunda belirsiz mide ya da kalp ağrıları, uykusuzluk, endişe, baş ağrısı (genellikle hafta sonlarında) ya da korkulara ve dehşete hayvanlardan daha az alışık olduğu ve bu nedenle de onlardan daha kolay etkilendiği anlaşılmaktadır. Hayvanlar için ise yaşam mücadelesi günlük bir sorundur. Şiddetli gerginlik derin bir etki bırakabilir, ancak sağlık açısından tehlikeli değildir. Gerginlik bir süre sonra dağılır ve çoğunlukla duygusal olarak da sindirilir. Yoğunluğu daha az olan gerginlikler ilk anda daha az sarsıcıdırlar, ancak etkilerini daha uzun bir süre gösterirler. Daha çok uzun zaman çalışarak güç başarılara ulaşmaları gereken insanlarda görülür. Örneğin bir sınavdan önce ya da belirli bir tarihte tamamlanması gereken belirli bir işin yapılması sırasında kişinin tansiyonu yükselir. Böyle bir gerginlik bazen aylarca devam edebilir ve sonuçta ortaya çıkan atmosfer asıl olayla hiçbir bağlantısı bulunmayan insanlarla olan ilişkileri de etkileyebilir. Örneğin sınav zamanlarında, çoğunlukla tüm aile bireyleri olaydan etkilenirler. Bu gibi durumlar ender olarak sağlığın zarar görmesine yol açarlar; genellikle beklenen tarihten sonra ve özellikle sonuç başarılıysa sırt ağrısı yakınmalarıyla doktora başvurulur. Bu rahatsızlıkları hafifletmek için çoğunlukla yatıştırıcı ilaçlar verilir, ancak bunlar nedenleri ortadan kaldırmazlar. Bu psikosomatik rahatsızlıklar (belirli bir psikolojik durumun yarattığı fiziksel bozukluklar) görmemezlikten gelinmemelidir, aksi halde aşırı gerginlik, koroner rahatsızlıklar, ülser ve derin bunalım gibi tam bir sinirsel bozukluğa yol açma tehlikesi büyüktür.
Sıkıntı ve Yalnızlık

Yukarıda yazılanları okuduktan sonra çalışma yaşamından ve toplumsal ilişkilerden uzak kalmamız gerektiği izlenimim edindiyseniz, yanlış yoldasınız demektir, eğer yeterince yapacak bir işiniz yoksa, kendinizi herhangi bir şey üstünde yoğunlaştıramıyorsanız, yaşamda çekici bir şey bulmuyorsanız ya da diğer kişilerle gerçekten yakın ilişkiniz çok az olduğu için kendinizi yalnız hissediyorsanız, mutsuz olduğunuzu düşünürsünüz. İnsanın kendisini yalnız hissetmesi yalnız olduğu anlamına gelmez. Bir kalabalığın içinde kendinizi çok yalnız hissedebilir ya da bir kırın ortasında yapayalnız iken çok mutlu olabilirsiniz. Yalnızlık arkadaş gereksinimi duygusundan kaynaklanır. İnsan toplumsal bir hayvandır. Bu, insanların birbirinin arkadaşlığını araması, birbirine dokunmak istemesi, birlikte yaşamayı arzulaması, v.b. anlamına gelir. Benzer olgular topluluklar, sürüler ve yığınlar halinde yaşayan maymun, karga, geyik ya da arı gibi hayvan türlerinde de görülür. Yalnızlık temelde çağdaş toplumumuzun bir sorunudur. Geçmişte, insanların hemen hemen tüm faaliyetlere içinde yaşadıkları, çalıştıkları, boş zamanlarını geçirdikleri, dinsel-toplumsal adet ve örflerinin gereklerini yerine getirdikleri küçük topluluklarda gerçekleştirilirdi. Başlarına ne gelirse gelsin, her zaman birbirine sıkı sıkıya bağlı bir gruba ait oldukları duygusunu taşırlardı. Artık bu durum geçerli değildir. Üstelik, çağdaş insan çok daha bireysel yönelişlere sahiptir ve kendi benliğine çok daha fazla önem vermektedir. Belirli küçük gruplara üye olmak artık doğal bir olgu olmaktan çıkmıştır. Bugün pürüzsüz, tatmin edici toplumsal ilişkilerin kurulması pek çok kişinin gerçekleştirmekten uzak olduğu hayali bir durum niteliğini kazanmıştır. Yalnızlıkla diğerlerine göre daha çok başı dertte olan belirli toplumsal kesimler oluşmuştur. Yaşlılar, düzenli ve sorumsuz bir öğrenci yaşamını sürdüremez duruma gelmiş uzatmalı öğrenciler, göçmenler, kente yeni gelmiş köylüler, tutuklular, işleri nedeniyle sık sık taşınmak zorunda kalanlar ya da eski ilişkilerini sürdüremeyecek kadar toplumsal merdivenin üst basamaklarına tırmanmış olanlar kolaylıkla yalnızlığa tutsak olabilirler. Ancak, hiçbir araştırma kendilerini yalnız hisseden insanların aynı zamanda fiziksel ya da akli hastalıklara tutulmaya özellikle yatkın olduklarını göstermemiştir. Oysa sıkılan ya da yaşamlarını yeterince çekici bulmayan insanlar için durum böyledir. Günümüzde özellikle kentteki ev kadınlarının çoğu bu tür bir grup oluşturur. Çağdaş evlerde, yapılması gereken anlamlı işler sınırlıdır ve çocuğu olmayan ya da okul çağında olan, pek çok kadın boş zamanlarını nasıl değerlendireceklerini bilememektedir. Bir süre sonra belirsiz rahatsızlıklardan tedirgin olmakta ve aile doktorlarını ziyaret etmektedirler. Doktor da, yoğunlukla, temel nedeni ortadan kaldıramayacağı açık olan bir yatıştırıcı vermektedir. Oysa yoğun çalışma gerektiren bir iş, bir spor ya da herhangi bir uğraş (hobi) bu durumda sıkıntıya en iyi çaredir. Bu, özellikle, insanın işbirliği yapabileceği ya da konuşabileceği, benzer ya da farklı ilgi alanları olan diğer kişilerle birlikte olması halinde geçerlidir. Bazen bir yarışma ya da rekabet unsuru bu ilişkilerde önem kazanır: bazıları buna karşı çıkabilir. Onlara göre rekabet, yani daha iyi bir yaşam ve daha çok şeye sahip olma hırsı, çağdaş toplumun temel sorunlarından birisidir. Bu, insanın aklına her iki olgunun kaçınılmaz bir biçimde birlikte var olup olmayacağı sorusunu getirmektedir. Şurası kesindir ki, meşgul olmak, başkaları ile boy ölçüşmek, kendi yeteneklerini ve yetersizliklerini tanımak ve diğer kişilerinkilerle karşılaştırmak, kendine ilişkili sorunlarda akıl danışmak diğer insanlarla ilişkide bulunmanın en güçlü güdüleridir.

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot