Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

sol menü ok Ana sayfa
sol menü ok Hastalıklar
sol menü ok İncelemeler
sol menü ok Çocuk Sağlığı
sol menü ok Sağlıklı Yaşam
sol menü ok Tedavi Önerileri
sol menü ok Yaşlılık
sol menü ok Psikoloji
sol menü ok İlkyardım
sol menü ok Tıp Sözlüğü
sol menü ok Sağlık Bilgileri
sol menü ok Sağlığımız
sol menü ok İlaçlar
sol menü ok Şifalı Bitkiler
sol menü ok Hastaneler
sol menü ok Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

sol menü ok İnsan ve Çevresi
sol menü ok Sağlık Bilgisi
sol menü ok Beslenme
sol menü ok Vitaminler
sol menü ok Zayıflama
sol menü ok Egzersiz
sol menü ok Beden Bakımı
sol menü ok Ağız Sağlığı
sol menü ok Uyku
sol menü ok Kötü Alışkanlıklar
sol menü ok Tütün
sol menü ok Alkol
sol menü ok Uyuşturucular
sol menü ok Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

sol menü ok Doğuştan Hastalıklar
sol menü ok Enfeksiyöz Hastalıklar
sol menü ok Ruhsal Hastalıklar
sol menü ok Depresyon
sol menü ok Nevroz
sol menü ok Psikoz
sol menü ok Ateş
sol menü ok İltihaplanma
sol menü ok Yaralar
sol menü ok Urlar
sol menü ok Kanser
sol menü ok Ödem
sol menü ok Mide-Bağırsak Hastalıkları
sol menü ok Damar Hastalıkları
sol menü ok Kan Hastalıkları
sol menü ok Böbrek ve İdrar Yolu
sol menü ok Sinir Hastalıkları
sol menü ok Beyin Hastalıkları
sol menü ok Solunum Sistemi Hastalıkları
sol menü ok Omurilik Hastalıkları
sol menü ok Kemik ve Eklem Hastalıkları
sol menü ok Kas Hastalıkları
sol menü ok Deri Hastalıkları
sol menü ok Kalp Hastalıkları
sol menü ok Kulak Hastalıkları
sol menü ok Cinsel Hastalıklar

Tedavi

sol menü ok İlkyardım
sol menü ok Doktor
sol menü ok Muayene
sol menü ok Radyolojik Muayene
sol menü ok İlaçlar
sol menü ok Ağrının dindirilmesi
sol menü ok Ruhsal Etkili İlaçlar
sol menü ok Antibiyotikler
sol menü ok Hastane
sol menü ok Ameliyat
sol menü ok Doku ve Organ Nakli
sol menü ok Radyoterapi
sol menü ok Diş Tedavisi
sol menü ok Psikiyatrik Tedavi
sol menü ok Doğal Tedavi
sol menü ok Homeopati
sol menü ok Akupunktur

 
 
Cinsel Sapmalar
Cinsel davranış konusunda "normallik" ve "anormallik" arasındaki sınırı kesin biçimde saptamak güçtür. Örneğin eşcinselliğe ilişkin çağdaş kuramlarda ağırlıklı olarak çevrenin olası etkileri üzerinde durulurken, bir yandan da biyolojik köken varsayımı öne sürülmektedir.
 
 
İnsanoğlunun cinsel yaşamı uyarıların yoğunluğu, cinsel tutum ve davranışın dışavurum biçimi açısından büyük bireysel farklılıklar gösterir. İnsanda cinsel işlev yalnızca üremenin hizmetinde değildir; tersine cinsel işlevin bir parçası olan üreme öznel bir bakış açısıyla hiç de önemli olmayabilir. Söz konusu etkenler, yani bireysel düzeydeki büyük cinsel farklılıklar, ayrıca cinsel işlevin çok çeşitli ifade biçimleri normal kabul edilmesi gereken ile sapma olarak değerlendirilmesi gereken arasında bir sınır çizilmesini güçleştirir. Cinsel sapma kavramını kullanmaktan özellikle kaçınan bazı seksoloji elkitapları vardır. Buna karşılık azınlık gruplarından söz edilir ya da bu adlandırma kullanılmak istenmezse "cinsel değişiklikler" tanımıyla yerinilir.

"Sapma" terimi durumu tanımlama açısından en uygun görünendir. "Sapıklık" terimi daha başından bir ahlaki yargıyı içerir. "Farklılık" terimi ise kavramı tam anlamıyla karşılayamaz; çünkü insan türünde erkek ve dişi dışında farklı bir cinsiyetin üremesi söz konusu değildir. Her normal cinsel etkinliğin bir sapma öğesi de içerdiği biçimindeki yanlış düşünceyi gözden geçirmek gerekir. Gerçekten de sevişirken zararsız darbeler, şaplaklar vb. vurarak eğlenenler sadomazoşist değildir; erotik görüntülerden hoşlananlar röntgenci değildir; doğal ve sade bir biçimde çıplaklığını gösterenler teşhirci değildir; eşinin mektuplarını, fotoğraflarını, kıllarını ya da saçlarını sakla yanlar da fetişist değildir.
Cinsel Nesne Sapmaları
Bu sapma içindeki kişiler karşı cinsteki erişkin bir eşten farklı bir cinsel nesne arayışına yönelirler. Halk arasındaki yaygın bir inanışa göre, eşcinsellik görece yeni bir olgudur ve günümüzdeki ahlaki yozlaşmaya bağlı olarak artmaktadır. Aslında gerek erkek, gerek kadın eşcinselliği her dönemde ve her ülkede var olagelmiştir; bunlar gerek "ilkel" olarak tanımlanan, gerek uygar toplumlarda rastlanan evrensel olgulardır.

Aynı cinsten kişilere karşı cinsel çekim anlamındaki eşcinselliği her olguya yaymamak ve transseksüellikle karıştırmamak gerekir. İkinci terim kendilerini biyolojik cinslerine değil, karşı cinse ait hisseden kişilerin davranışını tanımlar. Örneğin kendini ruhsal açıdan kadın olarak hisseden bir erkek eşcinsel değil, transseksüeldir.
 
 
Görülme Sıklığı
Bu konuda verilerin saptanması güç ve tartışmalıdır. Bir dizi etken ortaya yanıltıcı rakamlar çıkarır: Var olan ahlaki değerler nedeniyle "kayıtlı" eşcinsel sayısının düşük olması; kendilerini çoğunlukta göstermek düşüncesiyle istatistikçilerin çağrılarına gönüllü olarak yanıt veren eşcinsellerin "büyük" bir oranı bulması; "gençlerin zehirlenmesi" korkusuyla istatistik sonuçlarının örtbas edilmesi suçluluk duygusundan ötürü kendi tercihlerini itiraf etmeye cesaret edemeyenlerin varlığı; bazı erkek eşcinsellerin teşhirciliği; kadın eşcinselliğini belirleme güçlüğü; aynı cinsten kişilerle ergenlik öncesi oyunların eşcinsellik olarak sınıflandırılması; kararsız erkek ve kadınların gerçek eşcinseller olarak kabul edilmesi; hiçbir zaman gerçek eşcinsel eylemlere dönüşmeyen rüya, fantezi ve dil sürçmelerinin "potansiyel", "dışa vurulmamış" ve "bilinçdışı" eşcinselliğin kanıtı sayılması.

Seçilen istatistik yönteme göre, insanlar arasında eşcinsellik oranı yüzde 1-20 arasında değişebilir. Böyle bir sonuç istatistiksel olarak kesinlikten son derece uzak olmakla birlikte, yüzde 3-6 arasında oynayan bir oran daha geçerli bir değerlendirme olarak görünmektedir. Gerek erkek, gerek dişi memelilerin büyük bölümü, heteroseksüel davranışla aynı ölçüde olmasa bile, erişkin yaşa geldiklerinde en azından bazı koşullarda eşcinsel davranışlar gösterirler. Ama bu hayvanlar arasında yalnızca eşcinsel davranış biçimine çok ender rastlanır.
Nedenleri
Bazı insanların eşcinsel olmasının nedeni hâlâ tam açıklanamamıştır. Bu durum belki de tek bir etmenin aranmasının sonucudur. Oysa eşcinsellikte rol oynayan etmenler pek çoktur; bunlardan bazıları biyolojik, bazıları çevreseldir. Kesin olarak bilinen tek şey eşcinselliğin köklerinin yaşamın ilk evrelerine, ilk yıllarına dayandığı ve ergenlikte ya da sonraki yıllarda edinilmiş bir yönelim olmadığıdır. Bu durum ergenlikten sonra ortaya çıkan eşcinsellik olguları için de geçerlidir.

Bazı eşcinseller eşcinselliğin olası nedenlerine ilişkin soruları ilgiye değmez, önemsiz ve ayrımcı bulurlar. Bu doğrultudaki soruların bir önyargıyı ve eşcinsellik kavramını patolojik bir olgu olarak görmeyi içerdiğim düşünürler. Bu yaklaşım da onların hiçbir zaman benimsemedikleri, tersine mücadele ettikleri bir tutumdur. İnsanlara hiçbir zaman neden heteroseksüel olduklarının sorulmadığını, eşcinsellerin de böyle bir soruyu aynı hakla yöneltebileceğini savunurlar. "Heteroseksüelliğe" yol açan nedenlerle ilgilenmeyi daha kayda değer bulur ve gerek heteroseksüeller, gerek eşcinseller için geçerli olan sınırlama ve kısıtlamalarla ilgilenmek gerektiğini savunurlar.

Bu savlar bütünüyle haksız değildir. Eşcinsellik üzerine birçok tartışma sonuçsuz kalmıştır, çünkü konu hep nedenler noktasında odaklaşmıştır. Önyargılar daha garip biçimlerde sunulabilmekte ve daha "nesnel" soruların arkasına gizlenebilmektedir.

• Edinilmiş eşcinsellikle ilgili varsayım -
Psikologlar ve sosyologlar açısından önemli ve kabul edilebilir görünen bu varsayımın uzun bir geçmişi vardır. Eşcinselliği yaşamın ilk yıllarında çocuğun yetiştirildiği ortamın bir sonucu olarak gören psikanalitik öğreti bu yaklaşıma özellikle önem verir. Aile ortamı, anne-çocuk arasındaki ilişkiler, bireysel öykü, sosyal ortam vb. bir eşcinselden diğerine büyük değişiklikler gösterir. Kuşkusuz eşcinsel tercihe koşullanmanın "öğrenilmesinin" ortak temelini bunlar oluşturamaz. Koşullandırmanın yöntemlerle kaldırılması, yani psikoterapi vb. yöntemlerle düzeltilmesi olanaklı olsaydı, bu sapmayı gösteren yönelimin gerçekten koşullanmaya bağlı olduğu söylenebilirdi. Oysa bu gibi işlemler eşcinsellerin yeniden biçimlendirilmesinde, "hastanın" tedaviye karşı gösterdiği isteğe karşın başarısız kalmışlardır.

Olguların büyük bölümünde eşcinsel ya da heteroseksüel eğilimin geriye dönüşü yoktur. Diğer yandan yaşamlarının belli bir döneminde, her iki cinsin erişkin temsilcileriyle erotik eylemlere girişen ve yanlış bir biçimde "biseksüel" olarak sınıflandırılan erkek ve kadınlar da vardır. Bu bağlamda ergenlik ve gençlikteki bir "biseksüel" dönemin ardından, heteroseksüel yönelimli bir iyileşmenin gelişmediğini, daha çok kesin eşcinselliğin ortaya konmasının ya da benimsenmesinin söz konusu olduğunu vurgulamak gerekir.

• Yapısal eşcinsellik varsayımı -
Yakın zamana değin benimsenen yaygın kanıya aykırı yeni bir varsayıma göre, eşcinsellik ruhsal kökenli olmaktan çok biyolojik kökenlidir. Bir başka deyişle bazı insanlar eşcinsel doğar, sonradan eşcinsel olmaz. Bu kuramın savlarını daha ayrıntılı olarak inceleyelim: Eşcinsellik daha doğum öncesi dönemde belirlenir. Henüz aydınlatılamamış olan bir nedenle eşcinselde erkeklik hormonları, beynin, dişilerden gelen cinsel uyarıları tanımaya yönelik devrelerini harekete geçirmeyi "unuturlar". Bunun sonucunda yalnızca erkeklerden gelen cinsel uyarılar algılanır. Eğer işler gerçekten böyleyse, eşcinselliğin temeli ruhsal değil, biyolojiktir.

Bu yaklaşım eşcinsellerin niçin kendilerini "hasta" hissetmediklerini ya da durumlarından rahatsız olmadıklarını çok iyi açıklar. "Kırgın" ya da "kızgın" bir eğilim göstermeleri daha çok sansüre ve sosyal yargılamalara bağlıdır. Ayrıca bir eşcinsel kendisini "normale" döndürmesi isteğiyle bir psikoterapiste pek başvurmaz. Çünkü eğilimi herhangi bir başka tip koşullanmayı aşan biyolojik mayasıyla uyuşmaktadır.

Eşcinsel ne hastadır, ne de anormaldir. Biyoloji bize hâlâ gerçekte "normal kişi" olarak tanımlanabilecek biri olmadığını, ama birçok sabit farklılaşmalar olduğunu söylemektedir.
Eşcinselliğin Tarihi
İÖ 2000-3000 arasındaki döneme değin inen eşcinsellikle ilgili en eski yazılı belgeler Eski Mısır, Sümer ve Hitit uygarlıklarından kalmadır. Bazı Mezopotamya tapınaklarında, yakın zamana değin Hindistan'da süren bir uygulamaya benzer biçimde, kutsal fahişelerin yanı sıra kültün hizmetine verilmiş eşcinsel fahişeler vardı.

Eşcinsellik konusunda özel bir önemi olan iki eski Doğu halkı vardır: Hititler ve Yahudiler. İÖ 1400'lerden kalma bir Hitit yasa derlemesinde erkekler arasında evliliğe izin veren bir madde belirlenmiştir. Ama bu maddenin yorumu hâlâ tartışmalıdır. Yahudiler ise eşcinselliğe karşı yürüttükleri şiddetli mücadeleyle tanınırlar. Batı uygarlığının eşcinselliği mahkûm etmesinin temelinde önce Museviliğin, daha sonra Hıristiyanlığın ölümsüzleştirdiği bu mücadele yatmaktadır. Akdeniz uygarlığında eşcinselliğin göreli olarak daha serbest olduğu, sosyal açıdan kabul gördüğü, hatta bazı boyutlarıyla yüceltildiği bir ülke de Yunanistan'dı. Burada pederastik (erkeklerle genç erkekler arasındaki) ve lezbiyen (kadınlarla başka kadınlar arasındaki) aşklar gelişip serpilmiş, edebi, sanatsal ve hatta felsefi saygınlık kazanmıştı.

Eski Yunan sanatının büyük bölümünde eşcinsellik bir esin kaynağıydı. Çıplak erkek figürleriyle başlayan bu akım İÖ 4. ve 5. yüzyıllarda heykel sanatıyla yüceltildi ve bir daha eşine ulaşılamayan bir yoğunluğa vardı. Eski Yunan şiirinde de eşcinselliğe dayanan esinin büyük yeri vardı. Ama yalnızca erkek eşcinselliği değil, kadın eşcinselliği de işleniyordu. Şair Sappho'nun şiirleri bunun kanıtıdır. Roma uygarlığının Cumhuriyet döneminde eşcinsel ilişkiler sert bir baskıyla karşılaşıyordu. Ama bu baskı yalnızca bir Roma yurttaşı söz konusu olduğunda uygulanıyor, eşcinsellik bütünüyle yadsınmıyordu. Çin'in bütün eski tarihi boyunca, özellikle Han hanedanı döneminde (IÖ 206-IS 220) eşcinsellik çok yaygındı. Feodal Japonya'da askeri çevrelerde eşcinsellik tipik bir olguydu. Akdeniz bölgesine dönersek, birçok bakımdan Eski Yunan uygarlığının mirasçısı olan ortaçağ Arap uygarlığında erkekler arasında eşcinsel ilişkilerden esinlenen olağanüstü bir şiir geleneğinin geliştiğini belirtmek gerekir. Ayrıca bu konuya ilişkin birçok anekdot vardır. Bin bir gece Masalları okunduğunda, Arap toplumunda eşcinselliğin konumuna ilişkin bir düşünce edinilebilir. Arap ülkelerinde erkekler arasında eşcinselliğe ait gelenekler günümüze değin sürmüştür. Hıristiyanlığın eşcinselliği yasaklamasına karşın, Batı ülkelerinde de ortaçağ boyunca eşcinsel ilişkilerin, çok yaygın olmamakla birlikte, sürdüğü anlaşılmaktadır. Papa ve kardinallerin yasakları, mahkeme kararları ve infazlar bu yasak aşkın her şeye karşın varlığını sürdürdüğünü kanıtlamaktadır.

Rönesans 15. ve 16. yüzyıllarda eşcinselliğin Eski Yunanistan'ı anımsatan bir biçimde canlanmasını getirdi. Rönesans Avrupa’sında eşcinsel olan ya da bu eğilimi heteroseksüel ilişkiyle birlikte sürdüren pek çok ünlü kişi vardı. Aynı durumun modern çağ için de geçerli olduğu söylenebilir.
 

Yaşam Devresi

sol menü ok Doğacak Çocuk
sol menü ok Doğacak Çocuk 2
sol menü ok Düşük ve Kürtaj
sol menü ok Doğum
sol menü ok Yeni Doğmuş Bebek
sol menü ok Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
sol menü ok Bebek
sol menü ok Bebeğin Beslenmesi
sol menü ok Yuva Öncesi Dönem
sol menü ok Yuva Dönemi
sol menü ok Okul Çağındaki Çocuk
sol menü ok Sorunlu Çocuklar
sol menü ok Ergenlik
sol menü ok Cinsellik
sol menü ok Kadın ve Erkek
sol menü ok Üretken Dönem
sol menü ok Doğum Kontrolü
sol menü ok Gebelikte Kadın
sol menü ok Çocuksuzluk
sol menü ok Yaşlılık
sol menü ok Ölüm

İnsan Bedeni

sol menü ok Baş ve Boyun
sol menü ok Göğüs
sol menü ok Karın
sol menü ok Sırt
sol menü ok Kol ve Bacaklar
sol menü ok Hücre, Doku ve Organlar
sol menü ok Kalıtım
sol menü ok Metabolizma
sol menü ok Solunum
sol menü ok Konuşma
sol menü ok Konuşma Bozuklukları
sol menü ok Sindirim Sistemi
sol menü ok Sindirim
sol menü ok Sindirim Bozuklukları
sol menü ok Dişler
sol menü ok Kan Dolaşımı
sol menü ok Kan
sol menü ok Kalp
sol menü ok Dolaşım Bozuklukları
sol menü ok Lenf Sistemi
sol menü ok Bağışıklık
sol menü ok Bağışıklık Bozuklukları
sol menü ok Böbrekler ve İdrar Yolları
sol menü ok Sinir Sistemi
sol menü ok Beyin
sol menü ok Bilinç Bozuklukları
sol menü ok Omurilik
sol menü ok Hormonlar
sol menü ok Hormon Bezleri
sol menü ok Hormon Bozuklukları
sol menü ok Kemik ve Eklemler
sol menü ok Kas Sistemi
sol menü ok Deri
sol menü ok Göz
sol menü ok Göz Bozuklukları
sol menü ok Kulak
sol menü ok Koku ve Tat Alma
sol menü ok Cinsel Organlar
sol menü ok Cinsel İlişki
sol menü ok Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

sol menü ok Dr.Haydar Dümen
sol menü ok Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
sol menü ok Prof.Dr. Derin Kösebay
sol menü ok Dr.Mehmet Öz

 

Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

  Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

    Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot