|
|
|
Cinsel İşlev Bozuklukları |
|
Cinsel işlev bozukluklarının
temelinde çoğu zaman ruhsal sorunların yatmasına karşın, başka
nedenler de söz konusu olabilir. Bu bakımdan ilk belirtilerin
ihmal edilmemesi ve çiftlerin etkili bir tedavi için birlikte
deneyimli bir uzmana başvurmaları gerekir. |
|
|
|
Bireylerin ve çiftlerin çoğu er ya
da geç cinsel bir sorunla karşı karşıya kalır. Örneğin, erkekte
sertleşme (ereksiyon) olmayabilir ya da kısa sürebilir; kadın da
cinsel ilişki sırasında şiddetli bir ağrı duyabilir. Ama olumsuz
deneyim yinelenmediği sürece, tek bir cinsel ilişkideki
başarısızlık başlamakta olan bir cinsel yetersizliğin ilk
belirtisi olarak algılanmamalıdır. Cinsel işlev bozukluğundan
ancak "başarısızlıklar" yinelendiğinde söz edilebilir. Bozukluk
nedenleri genelde psikolojik ve fizyolojik olmak üzere iki
tiptir. Yalnız sorunlu eşi değil, çifti kapsayan tedavi de buna
bağlı olarak farklı olacaktır. |
|
Bastırılmış İstekler |
Sigmund Freud 19. yüzyılın
sonlarına doğru "libido" kuramını ortaya attığında, günümüzde
artık çok iyi bilinen bu kuram bilimsel ve akademik dünyada
büyük yankı uyandırmıştı.
Freud'a göre libido, cinselliğin ruhsal bileşenindeki
olgunlaşmanın değişik evrelerinde (oral [ağızcıl], anal [dışkıl],
fallik, latent [gizil] ve genital [üretken] dönemler) gittikçe
gelişen ve gerginlik birikimi aşırı ölçüye ulaştığında kendine
boşalma yolları bulan bir cinsel enerjiydi. Bu boşalma canlının
yaşamını sürdürmesi için vazgeçilmez olan dengeyi (homeostaz)
sağlıyordu. Erişkinlerde boşalmanın doyurucu bir cinsel etkinlik
ya da Freud'un deyişiyle cinsel organların etkinliğiyle (genital
etkinlik) gerçekleşmemesinden kaynaklanan aşırı libido birikimi,
bir başka deyişle cinsel arzuların bastırılması önlenemez bir
biçimde nevroza yol açıyordu.
Ama Freud'un döneminden bu yana toplumsal yaşamda önemli
değişimler olmuştur. O dönemde toplumda derin bir cinsel fobi
vardı. Aşırı cinsel etkinliğin ve hatta mastürbasyonun trajik
sonuçlara, deliliğe, demansa (bunamaya), bedensel ve ahlaki
çöküşe yol açtığına inanılıyordu. Üstelik bu "aşırılık"
kavramının sınırları da pek belirgin değildi. Cinselliğin
"sağlıklı" bir biçimde bastırılması mantığın duygular üzerindeki
bir zaferi sayılıyordu. Hatta cinsel yaşamdan yoksunluk insana
uygun onurlu ve erdemli bir davranış biçimi olarak kabul
ediliyordu. |
|
|
Günümüzde durum daha farklıdır.
Artık nevrozun cinsel arzuları bastırmadan daha farklı nedenleri
olduğunu, sağlam ve düzenli bir cinsel etkinliğin kişinin genel
sağlık durumunu tamamladığını biliyoruz. Cinsel istekleri
bastırmanın olumsuz sonuçlarını daha bilimsel ve nesnel bir
biçimde değerlendirebiliyoruz.
Bu konuda öncelikle bastırmanın biçiminde bir ayrım yapmak
gerekir. Cinselliğe karşı olumsuz, yani engelleyici tutum, katı
ahlaki ilkelerin ya da cinsel fobilerin belirlediği bir eğitimle
edinilmişse, artık kişinin benliğinin bir parçası olmuştur. Bu
durumda kişiden kaynaklanan bastırma söz konusudur. Bu tür
kişiler cinsellikten korku ve utanç duyar.
Cinsel ilişkide bulunma olanağının ve fırsatlarının toplumca
ortadan kaldırılması ya da sınırlandırılması durumunda ise dış
etkenlere bağlı bir bastırma söz konusudur. Bunun uç bir örneği
hapiste bulunan bir kişinin durumudur.
Kişiden kaynaklanan bastırmada cinselliğe olumsuz yaklaşım artık
kişiliğin bir parçası olmuştur. Böyle bir kişi cinsellikle
ilgili düşüncelerinin aldığı eğitime bağlı koşullandırmaların
bir sonucu olduğunu göremez. O gerçekten cinselliğin "pis" ve
utanç verici olduğuna kendini inandırmıştır.
Asıl patolojinin ayrıntısına girmeden, kişiden kaynaklanan
bastırmanın kişilik üzerindeki genel etkilerinden söz edelim. Bu
etkiler kişinin gerçek bir aşk ilişkisinde kullanmadığı cinsel
enerjiyi başka alanlara yöneltme biçimiyle ve bunda başarıya
ulaşıp ulaşmamasıyla bağlantılıdır: Kişi bastırdığı cinsel
enerjiyi kendisine uygun gelen değerlere bağlanarak dışa vurur;
sosyal, duygusal, ahlaki ve sanatsal değerlere sıkıca tutunur.
Bu yöneltmeyi iyice benimsemiş ve cinselliği yaşamından
bütünüyle silmiş bir insan, genelde işine, ideallerine ve dış
etkinliklerine duyduğu bağlılıkla içinde bulunduğu durumdan
hiçbir pişmanlık duymaz. Ama genellikle kişi bunda tam olarak
başarı sağlayamadığından cinsellikle çatışması devam eder.
Böylece cinselliğe karşı çok güçlü çekicilik dönemlerini aynı
ölçüde güçlü iticilik dönemlerinin izlediği bir ikircikli tutum
ortaya çıkar. Bu durum cinsel uyarılmanın daha kolay olduğu ve
daha zor denetlenebildiği erkeklerde daha güçlüdür. Bu ikircikli
tutum kişinin cinsel yaşamını tehlikeye sokar ve kimi zaman
birçok sorunu birlikte getirir.
Bunun sonucunda karşı cinsle ilişkilerde görülen genel
güvensizlik, güçlü ve denetlenemeyen saldırganlık nöbetlerine
kadar varabilen çekingen, utangaç ve kaçamak bir davranışa
dönüşebilir. Bazı durumlarda cinsellikle ilgili şeyler yaşamın
"çirkin" ve "aşağılık" boyutları olarak kabul edilir ve bunlara
karşı hor görücü bir üstünlük taslamaya dayanan bir tavır
takınılır. Kimi zaman da romantik ve duygusal fantezilerde
aşırıya kaçılarak karşı cinsin gereğinden fazla yüceltilmesi,
bedensel aşkın pembe ve tatlı bir hale içinde boğulmasına yol
açar. Bir başka olasılık da kişinin cinsel ilişkiye girdiği
eşine ikili bir rol yakıştırmasıdır: Ona göre eşinde bazı
şeylerin yapılmasına izin vermeyen "iyilik" ile alçalmış bir
cinselliği temsil eden, her şeyin yapılabileceği "kötülük" bir
aradadır. Gene de kişi, "kötülüğün" egemen olduğu ikinci bölümle
ilgili olarak cinsel ilişkiden sonra suçluluk duygusu hisseder.
Dış etkenlere bağlı bastırmanın sonuçları ise değişiktir.
Hapishane ya da başka koşulların kişiye cinselliği doyurucu bir
biçimde yaşama olanağını vermediği durumlarda, kişilik aşırı
cinsel ve erotik fantezilerin istilasına uğrar. Bunlar giderek
günlük yaşamının ve varlığının bütün boyutlarını kaplar. Bir
başka deyişle saplantı ya da monomani (tek ya da bir grup
nesnenin kişi zihninde sabit fikir halini almasıyla beliren
psikoz) durumu ortaya çıkar. Burada cinsellik bir tür sabit
düşünceye dönüşür ve kişiyi varlığının anlam ve değerlerinden
uzaklaştırır.
Birçok toplumda dış etkenlere bağlı bastırma hâlâ belirli bir
ölçüde sürmektedir. Pornografik malzemelerin ve "kırmızı
noktalı" filmlerin çok tutulması bu durumla açıklanabilir. Bu
bastırma tipi daha sonra saldırganlık yaratır. |
|
İsteğin Bitmesi |
Nörolojik açıdan "cinsel iştah"
beyin düzeyinde, merkez sinir sistemimizin en eski bölümü olan
koku beyninde (rinenkefal) oluşur. Beynin bu bölgesi karmaşık
duygusal ve cinsel deneyimlerimizi denetler ve etkiler. Cinsel
istek "cinselliğin beyinsel merkezlerini" kendi çaplarında
denetleyen hormonlardan da etkilenir. Her iki cinste de "libido
hormonunu" temsil eden testosteronun rolü temeldir. Testosteron
yokluğu ya da sürekli eksikliği cinsel isteğe son verir.
Prolaktin ise kanda yüksek düzeyde bulunduğunda cinsel arzuyu
engelleyen bir hormondur. Dopamin ya da serotonin gibi başka
madde ve hormonlar da cinsel arzuyu etkiler.
Cinsel isteğin azalması gerek erkekte, gerek kadında belirli bir
sıklıkla ortaya çıkabilir. "Aseksüel" kişi merkez sinir
sisteminin cinsel merkezleri sanki ketlenmiş ya da bu merkezler
hiç yokmuş gibi davranır; cinselliğe yönelik ilgisini bütünüyle
yitirir ve "cinsel bir fırsat" çıktığında bundan yararlanmaz.
Cinsel isteğin azalması cinsel organların işlevini genellikle
etkilemez. Normal bir sertleşme ya da vajinanın yeterince salgı
salgılaması ve hatta orgazm görülebilir; ama bütün bunlar doyuma
yol açmadan mekanik bir biçimde gerçekleşir. Günümüzde daha çok
30-40 yaş arası erkekler istek bozukluklarından yakınmaktadır.
Mesleki doyumsuzluklar ve stresler de genel bir keyifsizliğe ve
buna bağlı olarak bir istek azalmasına yol açabilir.
Dikkatini cinselliğin itici ya da olumsuz yönleri üzerinde
odaklaştırmak, istek bozuklukları olan hastalarda çok sık
görülen bir mekanizmadır. Libidoyu ortadan kaldırmaya yönelik
olan bu mekanizma, cinsel isteği serbestleştirmek için erotik
fanteziler kurmanın tam karşıtı bir işleyişe dayanır.
Cinsel istek bozuklukları birincil ya da ikincil tipte olabilir,
otonom bir kökene dayanabilir ya da bazı belirgin durumların
ardından ortaya çıkabilir.
Birincil tipte cinsel arzu bozuklukları enderdir. Bundan yakınan
hastalar her zaman cinsel etkinliklere karşı ilgisiz
davranırlar. Bazı olgularda o ölçüde bir ilgisizlik vardır ki,
kişi mastürbasyon bile yapmaz.
İkincil tipte cinsel istek bozuklukları daha sıktır ve normal
bir cinsel etkinlik döneminden sonra gelişir. Libido kaybı
sevilen bir insanın ölümü ya da ağır bir kaza gibi bazı "kritik"
anlarda ortaya çıkabilir. Bazen de bozukluk güçlü cinsel
korkulara bağlı olarak ortaya çıkabilir. |
|
Tedavi |
Cinsel istek ketlenmeleri ve
bozuklukları her olguda açık bir biçimde saptanıp, ortaya
konmalıdır. Olası hormonal eksiklikler uygun ilaçlarla başarılı
bir biçimde tedavi edilebilir. Psikolojik nedenler amaca yönelik
ruhsal tedaviyi gerektirir. Hastanın özgül gereksinimlerine
yönelik işlevsel egzersizler seçilir. Önerilen cinsel
egzersizler, cinsel tipte duygu ve etkinliklerden kaçınma
eğilimini doğuran nedenlerin anlaşılmasını sağlar. Hastaya
kendisinin ve eşinin vücudunu daha iyi tanıması önerilir.
Bir kadın cinsel ilişkiden zevk alamıyorsa, öncelikle tek başına
bir orgazmı yaşamalıdır. Gerek bozukluğa yol açan psikolojik
engelleri ortaya çıkarmak, gerek cinsel arzuların
serbestleşmesini ve artmasını sağlamak için bu hastaların erotik
fantezilerini incelemek çok önemlidir. Ayrıca çifte karşılıklı
olarak cinsel fantezilerini açık sözlülükle anlatmaları, sakin
ve huzurlu bir cinsel deneyimi yaşamaya hazır olmadan hiçbir
cinsel ilişkiyi başlatmamaları önerilir. |
|
|