|
|
|
Aids'de Psikolojik Sorunlar |
AİDS hastalığının ayırıcı
nitelikleri, kendine özgü sosyokültürel boyutları ve
hasta-hekim-aile ilişkilerindeki güçlü duygusal etkisidir.
Tedavinin olanaksızlığı da psikolojik yardımı güçleştirmektedir.
Çağdaş tıp, birçok uzmanlık alanına ayrılmış olduğundan çoğu
zaman insanı bir bütün olarak ele almaktan uzaktır. Belki de bu
nedenle insanı bir bütün olarak inceleyen alternatif tıp
yöntemleri giderek daha çok başarı kazanmaktadır. Bu açıdan AİDS
olgusunun ortaya koyduğu sorunlar, çözümsüzlükleri bir yana
tıbbın bütünsel yaklaşımını görme açısından yararlı bir örnek
oluşturur. |
|
|
Kişinin duygusal dünyasında önemli
bir etki yaratan AİDS, hekim-hasta ilişkisini de iyice karmaşık
hale getirir; ayrıca hekim, hasta ve diğer ilgili kişileri aşan
boyutları vardır. Hastalığa eşlik eden ve başka ölümcül
hastalıklarınkiyle ancak bir ölçüde karşılaştırılabilecek olan
toplumsal-duygusal tepki ve koşullanmalar için de bu durum söz
konusudur.
Gerek hasta, gerek hekim (hastaneye kaldırılma durumunda hastane
personeli) açısından AİDS'in tümüyle kendine özgü psikolojik
boyutları vardır.
AİDS, ölümcül seyreden bir hastalık olduğundan, HIV enfeksiyonu
tanısı gerçek bir duygusal şok yaratır. Genellikle o zamana
değin seropozitif olduğunu bile bilmeyen hastanın yaşamında ölüm
korkusu birden en önemli sorun haline gelir. Bu sorunları
göğüsleyebilmek için hastanın karmaşık bir destek ağına
gereksinimi vardır; sağlık personeliyle sınırlı kaldığında bu ağ
yetersiz olmaya mahkûmdur.
Ailenin, hastanın çevresindeki toplumsal ortamın ve AİDS
konusunda çalışan gönüllülerden oluşmuş örgütlerin yardımı ve
desteği gereklidir.
Gerek hastalığın yarattığı sayısız ruhsal ve toplumsal sorun,
gerek enfeksiyonun kişilerdeki güçlü etkisi nedeniyle, AİDS'in
ortaya çıkışından beri psikologlarla psikiyatrların bu konuda
önemli bir rolü olmuştur. Tüm ağır hastalıklarda olduğu gibi bu
enfeksiyona yakalanan hastalar da sağlıklarının ve çalışma
güçlerinin kaybına bağlı bir acı duyarlar; insan ilişkilerini
yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Tüm bunlara, enfeksiyonun
henüz tıp açısından yeni oluşu, tedavisinin olanaksızlığı ve
bulaşıcı özelliğinden kaynaklanan çaresizlik duygusu da eklenir.
Ayrıca eşcinseller, uyuşturucu bağımlıları gibi toplum dışı
sayılan kişilerin enfeksiyonda önemli bir risk grubu
oluşturduğuna dair önyargılar, suçluluk ve cezalandırılma
duyguları doğurabilir. Hasta kendini tehditkâr, bilinmeyen, çok
güç denetim altına alınabilen bir olayın kıskacında hisseder; bu
da umutsuzluk ve yalnızlık duygularına yol açar. Hastalara
uygulanan tanı ve tedavi işlemleri de bir stres nedenidir ve
ruhsal-bedensel uyum gerektirir. |
|
|
|
Sosyokültürel Özellikler |
Genel olarak AİDS'li hasta ile
tedavi ilişkisinin geliştiği çerçeveye aşağıdaki unsurlar
egemendir:
• Hastalığın güçlü toplumsal boyutları vardır; bu noktada
kamuoyu ve basın da çok etkili görünmektedir.
• Yayın organlarının tutumu, boş yere umut veren bir
iyimserlikle (aşısı bulundu vb.) salgın kehanetleri içeren
karamsar bir tedirginlik arasında gidip gelmektedir.
• Hastalık, uyuşturucu kullanımı ve cinsellik gibi suçluluk
ve/ya da mahkûm edilme duygularına açık davranışlarla
ilişkilendirilmektedir.
• Hastalık, hastanın her zaman gerçekleştirebilecek durumda
olmadığı bir çaba ve uyum yeteneği gerektirir; çünkü hasta her
zaman harekete geçirecek yeterli ruhsal enerjiyi bulamaz. Öte
yandan hastalık daha çok gençlerin yaşamını etkiler; kişinin
yalnızca fiziksel sağlığı değil, ailevi, toplumsal ve mesleki
ilişkileri de bozulur.
Ruhsal tedavi girişimi testin uygulanmasından önce, hekimin
psikolojik durumunu değerlendirerek hastaya test yapılmasına
karar verdiğinde başlar. Bu durumda hastaya, onu olası bir
seropozitif tanısına hazırlamaya yardımcı olacak bir psikolojik
tedavi önerilebilir. |
|
Tanının Bildirilmesi |
Ruhsal tedavide ilk önemli an,
seropozitiflik durumunun kesinleştiği zamandır. Burada, hastayı
belirgin biçimde etkileyecek çok duyarlı bir evre söz konusudur.
Bunu hastaya bildirme görevi kime düşer?
Kuşkusuz seropozitif kişi tanının kesinleşmesi sürecinde aile
hekimine ve uzman hekime yönelebilir. Aile hekimi, hastayı tıbbı
açıdan en iyi tanıyan ve seropozitiflik sorununu nasıl
göğüsleyeceğini en iyi bilebilecek olan kişidir. Öte yandan
uzman hekim daha deneyimli ve hastayla duygusal ilişkisi çok alt
düzeyde bir kişi olarak görülebilir; bu nedenle
"bilimsel-nesnel" yönelimli bir güven ilişkisi sağlayabilir.
Aile hekimi ve uzman hekim seçiminde dikkate alınması gereken
olumlu ve olumsuz noktalar vardır. Hekim hastanın tanı
karşısında art arda göstereceği olası duygusal tepkileri hesaba
katmak zorundadır. Başlıca tepkiler şunlardır:
• Yadsıma, reddetme, içe kapanma -
Hastalığı ya da hastalık olasılığını saf dışı etmeye yönelik ilk
anlık tepkilerdir. Yadsıma belli sınırlar içinde yararlı
olabilir, çünkü bir ölçüde de olsa ölüm sıkıntısının denetim
altına alınmasını kolaylaştırır.
• Öfke - "Neden ben?" sorusuyla kendini gösterir.
Hastanın bu öfke ve başkaldırı duygusunu yalnız yaşamaktansa
birilerine ifade etmesi yeğlenir.
• Depresyon (ruhsal çöküntü) - Depresyon iki ayrı biçimde
ortaya çıkabilir: Üzüntüye bağlı tepkisel çöküntü (rahatlatıcı
duygu olarak olumlu bir değer kazanabileceğinden dışa vurulması
daha iyidir) ve gerçeğin bilinç düzeyinde algılanmasına bağlı
avutucu çöküntü.
Çöküntü tepkisinde güçlü suçluluk duygulan ortaya çıkabilir.
Bunların psikolojik açıdan büyük önemi vardır; intihar
girişimine yol açabilecekleri gibi, hastanın, hastalığını
cezalandırıcı bir yaklaşım içine girmesine de neden olabilirler.
Bu tutumların seçilmesinde kültürel ve toplumsal
koşullandırmalar da önemli bir rol oynar.
Hasta ya da taşıyıcı olma durumu, uygulamada daha anlaşılabilir
ve bazı açılardan kabul edilebilir bir kavramsallaştırmaya göre
bilişsel düzeyde işlenir. Böylelikle hasta, büyük ölçüde
belirsizlik içeren ve psikolojik açıdan denetim altına alınamaz
olan bir durumu yeniden boyutlandırmayı başarır. Yoksa yaşamını
sürdürebilmesini engelleyebilecek ölçüde tehlikeli bir iç
sıkıntısının pençesine düşer; psikolojik açıdan bu duruma
dayanmak olanaksızdır. AİDS tanısı, beraberinde ölüm düşüncesini
getiren ve hastayı alıştığı yaşam tarzını değiştirmeye zorlayan
güçlü etkisi nedeniyle gerçek bir stres kaynağıdır.
Hastaların büyük bölümü, güçlükle de olsa bir süre sonra yeni
yaşam tarzını geliştirerek yeni bir denge kurmayı başarır.
Ama bu uyum süreci sürekli bir tartışma konusudur. Hastalığın
akut alevlenme ve iyileşme dönemleriyle seyretmesi, klinik
belirtilerin değişmesi ve her yeni kontrol, hasta için stres ve
dengesizlik kaynağıdır.
İlk belirtilerin ortaya çıkmasıyla hasta, genellikle hastalığın
evrimini yakından izlemeye başlar ve etkinliğinde bir düşüş
başladığını hisseder; örneğin dış görünümünde, kilo kaybına ya
da yüzü etkileyen deri hastalıklarına bağlı ilk değişiklikleri
fark eder. Bu zor anda kaygı ve depresyon ortaya çıkar. Hasta
artık her an hastalığıyla karşılaşarak yaşamaktadır; tanı ve
tedavi yöntemlerinin doğurduğu gerilim de ek bir yük
getirebilir; tüm bu girişimlerin ona sağlayacağı yarar da
kuşkuludur. Yeni belirtilerin ortaya çıkması ya da eskilerin
yinelemesi, umudun tümüyle yitirilmesine yol açabilir ve durumu
daha da güçleştiren bir depresyon yerleşir. |
|
Aids'de psikolojik sorunlar konusunun devamı
için tıklayın >> |
|
|