|
Burun:
Ağızdan nefes alıp vermek olanaklıdır, ama burundan solunum daha
sağlıklıdır. Özel yapısı nedeniyle burun, ağzın genel olarak
yapamayacağı birçok işlevi yerine getirir. Burun, burun
delikleri arasındaki bölme (septum) ve burun boşluğundaki
kıvrımlı kemikler aracılığıyla birçok dar aralığa bölünür. Bu
nedenle hava burun içinde her zaman bir duvara yakın geçer. Bu
duvarlar büyük ölçüde kıllı bir dış tabaka ile kaplıdır. Bu doku
tabakasında hücrelerin aralarında ve dış yüzeylerinde hücre
başına yaklaşık 250 adet kıl bulunur. Bu hücreler sümük ve sulu
bir sıvı salgılarlar. Kıllar sürekli titreyerek sümük tabakasını
boğaz yönünde harekete geçirirler. Toz zerrecikleri ve
bakteriler sümük tabakasına yapışırlar ve bir kez boğaza
geldikten sonra kolaylıkla yutulabilirler. Bronş borularının
geri kalan kısmı da kıllı bir tabaka ile örtülü olduğu için
akciğerler olanaklı olduğu kadar temiz ve mikropsuz kalırlar. Bu
kılların titreşimini kuru hava (sıcak, kuru evler), ve sigara
içmek engeller. Eğer üç sigara üst üste içilirse, kılların
hareketi bütünüyle durur. İçe çekilen hava da sümük
tabakasındaki nem ile nemlendirilir; ağızdan solunum ise insanın
boğazının çok daha çabuk kurumasına yol açar. Bronş borularında
ilerledikçe havadaki su buharı doyum noktasına ulaşır. Eğer
insan soğuk bir nesne üzerine nefesini verirse, bu su buharı
yeniden damlacıklar oluşturur, nesnenin yüzeyi buğulanır. Sümük
dokusu tabakasının altında çok sayıda kan damarı bulunduğu için
hava çok çabuk ısınır.
Boğaz:
Boğaz hem bronş borularının, hem de sindirim sisteminin bir
parçasıdır. Yiyeceklerin bronş borularına girmesini engellemek
için yutkunurken gırtlak kapatılabilir. Bu gırtlak kapakçığının
(epiglot) işlevidir. Epiglot gırtlağın ön tarafına bağlıdır ve
dilin arkasında, yukarı doğru bir çıkıntı halinde yükselir.
Dil ile
gırtlak kapağı arasında sığ bir boşluk bulunur. Bazen yuttuğumuz
haplar bu boşluğa takılır. Gırtlağın ikinci bir işlevi daha
vardır: ses üretimi.
Nefes
borusu: Nefes borusu gırtlaktan
aşağı inen 11cm uzunluğunda bir borudur. Yarı yolda, göğüs
boşluğunda iki dala (sol ve sağ ana bronşlara) ayrılır. Sol
bronş nefes borusuyla daha dik bir açı oluşturur. Bu nedenle
insanın boğazına kazayla bir fıstık kaçsa, genellikle sağ
akciğere gider. Nefes borusunun ve borunun ana dallarının duvarı
boyunca düzenli aralıklarla at nalı biçiminde sert halkalar
bulunur. Bunlar nefes borusunun ve ana bronşların büzülmesini
önler. Ana bronşlar akciğerlerin içine uzanır ve burada daha
küçük bronşlara ayrılırlar. Bu dalların en küçüklerine bronşiyol
denir. Bunların çapı 1mrn'den fazla değildir.
Akciğerler: Akciğerler bir kaç
loba (parçaya) ayrılır: sağ akciğerde üç, sol akciğerde iki lop
vardır. Kalp ile aynı tarafta olduğu için sol akciğer daha
küçüktür. Asıl akciğer dokusu nefes borusunun dalların etrafında
oluşur ve bu dokunun içinde ince hava kesecikleri bulunur. Bu
hava kesecikleri bir üzüm salkımı gibi hava keseciklerinin
kanallarına (bronşiyollerin genişlediği yere) bağlanır. Her bir
hava keseciğinin duvarında ince hücreler vardır, bunların dış
yüzeyini kılcal damarlar sarar. Akciğerlerde bulunan toplam hava
keseciği sayısının 900 milyon civarında olduğu sanılmaktadır. Bu
keseciklerin çok sık ve birbirine bitişik olması akciğere sünger
görünümü verir. Oksijen ve karbondioksit değişimi küçük kan
dolaşımının kılcal damarlarında olur.
Akciğer
dokusunun etrafında iki tabakadan oluşan göğüs zarı bulunur. İç
tabaka akciğerler dokusuna, dış tabaka ise göğüs duvarına
bağlıdır. Birbirine yakın olan bu iki tabaka ince bir sıvı
tabakasıyla birbirinden ayrılır ve hareket edebilirler.
Solunum
hareketleri:
Normal olarak diafragmanın ve kaburga kemikleri arasındaki
kasların (inter kostal kaslar) çekilmesi solunum hareketlerine
neden olur. Bu kaslar gerilince göğüs boşluğu genişler. Nefes
verilince kaslar gevşer. Diyafragma yine küresel bir biçim alır,
göğüs kendi ağırlığıyla iner ve esnek olan akciğerler küçülür.
Solunumun güç olması halinde nefes alırken bazı boyun kasları ve
nefes verirken karın kasları yardımcı olabilir. Bu yardımcı
solunum kaslarının çekilmesi bazen bir astım nöbeti sırasında
çok açık bir biçimde görülebilir. Bazı insanların (özellikle
yaşlı erkekler ve kaburgaları zedelenmiş olanlarda) solunumları
belirgin biçimde karındandır: yani solunum hemen hemen yalnızca
diyafragma aracılığıyla olur. Diyafragma çekilince, daha yassı
olur ve bağırsaklar daha ileri çıkar, bunun sonucunda karın daha
yuvarlak bir biçim alır. |