|
|
|
İşitme organımız üç kısımdan oluşur: dış
kulak, orta kulak ve iç kulak. Dış kulak havadan aldığı
titreşimleri orta kulağa geçirir. Orta kulak dış kulağın
arkasındadır. Buradaki küçük kemikçikler titreşimleri iç kulağa
geçirir. Asıl duyu hücreleri iç kulaktadır, insanın denge organı
da orta kulakta bulunur. Bu organ üç küçük kanaldan ve sıvıyla
dolu iki boşluktan oluşur. Organın duyu hücrelerin baş
hareketindeki değişikliklere ve yer çekimine karşı duyarlıdır. |
| |
|
İnsan kulağının iki önemli işlevi vardır. İlk olarak bu organ,
ses titreşimlerinin algılandığı yerdir; ikinci olarak da beden
dengesinin korunması ve denge duyusu açısından büyük bir önem
taşır. |
İşitme, titreşimlerin
algılanmasının sonucudur. Bazı titreşimler işitilemez.
Duyduğumuz titreşimlere ses deriz. Bir nesne titrediği zaman
titreşimi çevreye (havaya) geçer. Bu ses dalgası dış kulağa
girer. Titreşimler kafatası kemikleri aracılığıyla da
alınabilir. Ancak genellikle kemiklerin iletkenliği
havanınkinden daha zayıftır. Bu, bir diyapazon (iki kollu çelik
ses ölçüsü) ile sınanabilir. Diyapazon kulağın önünde tutulduğu
zaman titreşimler, kafatası üzerine konduğu zaman duyulduğundan
daha net bir biçimde duyulur. Bir ses dalgasının gücü (amplitüt)
duyulan sesin gücünü (yüksekliğini) belirler; saniye başına
dalga sayısı (frekans) ise ses perdesini belirler. Sesin
yüksekliği desibel (dB) olarak ve perdesi hertz (Hz) olarak
ifade edilir.
100 Hz, ses kaynağının ileriye ve geriye doğru saniyede 100 kez
titreştiğini gösterir. dB olarak ifade edilen ses gücü, kendi
başına duyulan sesin yüksekliği hakkında çok az şey ifade eder.
1000 Hz'lik bir perdede 60 dB oldukça yüksek bir ses olduğu
halde, 100 Hz'lik bir perdede 60 dB hemen hemen duyulamayacak
kadar alçak bir sesi gösterir. |
|
|
|
Genel olarak, 18 ve 30 yaş arasında insanlar 16 ve 16.000 Hz
arası frekansları işitebilirler. Çocuklar ise 20.000 Hz'e kadar
yükselen perdeleri algılayabilirler. Yaşlanma ile bu algılama
düzeyi yavaş yavaş düşer. Birçok hayvan insanların işittiğinden
daha yüksek frekansları işitebilirler. Yalnız omurgalı hayvanlar
ve insanlar perdeleri birbirinden ayırt edebilirler. Herkes çok
yüksek ses işitmenin hoş olmayabileceğini bilir. Ses
yüksekliğinin dayanılmaz olduğu noktaya acı eşiği denir ve 130
dB gücündedir. Bu, aşağı yukarı kalkış yapan bir jet uçağının
çıkardığı sese tekabül eder. Bir roket fırlatılmasının
çıkardığı, 180 dB gücündeki ses yoğunluğu ölümcüldür; çünkü bu
korkunç basıncın etkisiyle kan damarları, hücre duvarları ve
kulak zarları patlar.
Bir sesin niteliği yüksekliği kadar tedirgin edici olabilir.
Örneğin akan bir musluk sesi insanı çıldırtabilir. Yoğun trafik
olan bir sokakta oturan insanlar sürekli olarak arabaların durma
ve çalışma seslerini işitmekten çok rahatsız olurlar. Sonunda,
bir komşuda çalan radyo, alçaktan uçan uçaklar ve fabrikaların
uğultusu gibi tedirgin edici gürültüler gerginliğe yol açabilir
ya da zaten var olan fiziksel bozuklukları şiddetlendirebilir. |
Kulak
kepçesi, işitme kanalı ve kulak zarının dış tabakası dış kulağı
oluşturur. Kulak kepçesi, insanın sesin geldiği yönü ve yüksek
perdeleri ayırt etmesini sağladığı için önemlidir. Hayvanlar
genellikle sesin geldiği yönü insanlardan daha iyi
anlayabilirler.
Görevi ses dalgalarını kulak zarına yöneltmek olan kulak kepçesi
esas olarak kıkırdaktan oluşur. Yapısı, özellikle dalga boyu
kısa olan seslerin algılanmasında önemli bir rol oynar. Başımızı
hafifçe çevirdiğimizde değişik yönlerden gelen farklı sesleri
daha güçlü olarak algılayabiliriz. Sesin yönü ve uzaklığı
hakkında izlenimler edinmek tek kulağımızla bile olanaklıdır.
Kedi ve köpek gibi bazı hayvanların geniş, hareket edebilen
kulak kepçeleri vardır ve bu hayvanlar kulaklarını gerçekten de
oynatarak kullanırlar. İşitme kanalının girişinde küçük kıllar
vardır. Kulak kiri kanalın iç kısmını bakterilere ve kire karşı
korur. Kulak kepçesinin aldığı ses dalgaları dış işitme kanalı
aracılığıyla orta kulağa geçirilir. Bunun bir sonucu olarak,
kulak zarı titreşir ve bu titreşimler birbirine bağlı olan ve
orta kulakta bulunan üç küçük kemiğe geçirilir. Ancak kulak
zarının her iki yanındaki basınç birbirine eşit olduğu zaman bu
iletim en iyi şekilde sağlanır.
Orta kulağın esas işlevi sesi, niteliğini bozmadan iç kulağa
iletmektir. Orta kulakla iç kulak arasında sınır oluşturan kulak
zarı bağ dokusundan oluşur. Dış kısmı deri, orta kulağa bakan
kısmı ise mukoza ile kaplıdır. Sesler kulak zarına çarptığında
kulak zarı titreşir ve bu titreşimler birbirine bağlı olan ve
orta kulakta bulunan üç küçük kemiğe geçirilir. Ancak kulak
zarının her iki yanındaki basınç birbirine eşit olduğu zaman bu
iletim en iyi şekilde sağlanır. Burun-boğaz boşluğu ile orta
kulak arasında açık bir bağ oluşturan östaki borusu bu basınç
dengesini gerçekleştirir. Östaki borusunun yutakla (burun-boğaz
boşluğuyla) birleşen kısmı normal olarak kapalıdır. Yutkunma
sırasında burası açılarak havanın geçmesini sağlar. Uçakta
seyahat ederken ya da denizden yüksekliği fazla olan yerlerde
kulak zarının iki tarafındaki basınç farklı olacağından
yutkunmak insanı rahatlatır. Ayrıca esnemek, bir şey çiğnemek de
bu işlevi görür. Bunun da nedeni, östaki borusundan geçen
havanın basınç eşitliği sağlamasıdır.
Birinci kulak kemiğine çekiç denir. Bu kemik kulak zarına
bağlıdır ve örs kemiğine dayanır. Örs kemiği ise üçüncü kulak
kemiğine, yani özengi kemiğine bağlıdır. Özengi kemiğinin alt
kısmı iç kulağın oval pencere denen aralığına tam olarak oturur.
Özengi kemiğinin oynayabilen alt kısmı ses titreşimlerini
kokleadaki sıvıya iletir.
Örs, çekiç ve özengi kemiklerini içeren boşluk ve yarım ay
biçimindeki üç kemik ile birlikte koklea iç kulağı oluşturur.
Sıvı aracılığıyla iletilen titreşimler kokleadaki asıl duyu
hücreleri tarafından algılanır. Kokleanın kendisi iki buçuk kere
kıvrılmış bir salyangoz kabuğunu (koklea = salyangoz) andırır.
Kokleanın içini zarsı, esnek bir kısım boydan boya ikiye ayırır.
Böylece birbiri üstünde iki kanal oluşmuş olur. Üst kanala
vestibül skalası alt kanala timpani skalası denir. Kokleanın üst
kısmına doğru zar üstünde bölmeler olmadığı için iki kanalın
arası açık kalır. Sıvı, zarın diğer tarafında serbestçe
akabilir, geri döner ve yuvarlak pencereden dışarı çıkar. Asıl
duyu hücrelerini içeren Korti organı bu zarsı kısım üzerindedir.
Burada mekanik enerji sinirsel dürtülere dönüşür. Duyu
hücrelerine bulunan küçücük kılların üzeri saydam bir zar ile
örtülüdür. Bu küçücük kıllar titreşince bu saydam zara
dokunurlar ve duyu hücrelerinde bulunan sinir uçlarını
uyarırlar. |
Dengeleyici organ labirent biçimindeki iç
kulakta, işitme organının yanı sıra yer alır. Bu organ beş
boşluktan oluşur: Üç yan daire kanalı, oval kese (utrikül) ve
yuvarlak kese (sakül) Bunların tümü kanallar ile koklea arasında
labirentin ortasında yer alır. Yan daire kanalları, baş çevirme
hareketlerine tepki gösterirler. Her bir kanalın girişinde kubbe
(kupula) denilen ve sıvının hareketlerine göre eğilen bir tür
küçük bir kapı vardır. Kubbe sekizinci kafa sinirinin dallarını
içeren duyu organlarının kılları tarafından oluşturulur. Baş
çevrildiği zaman sıvı, kanal hareketinin duvarına göre daha atıl
olduğu için arkada kalır. Bunun bir sonucu olarak sıvı kanalın
içinde başın çevrildiği yönün aksi yönünde akar gibi görünür. Bu
bir arabada gitmeye benzer. İnsan çok hızlı giden bir arabanın
içinde otururken görünüşte aksi yöne doğru, yani bedenin görece
atıl olması nedeniyle geriye doğru itilir. Sıvı kanal duvarına
karşı hareket ettiği için kubbe aynı yönde hareket eder ve
böylece duyu hücrelerindeki sinir uçları uyarılır. Baş çevirme
harekete sabitleştiği an sıvı yavaş yavaş eşit hıza ulaşır. Bu
da bir arada gitmeye benzer. Aynı hızda giden bir arabada
bulunan yolcular arabanın hızına eşit bir hız kazanırlar.
Algılayabildikleri tek şey hızda bir değişikliğin olmasıdır.
Sabit bir hız birden bire kesilirse sıvı atıl olduğu için,
hareketi kısa bir süre daha sürdürür ve kubbenin bir kez daha
eğilmesine yol açar. Bu nedenle kendi eksenimiz üzerinde bir
süre döndükten sonra (örneğin vals yaparken) birdenbire
durursak, bedenimizin ters yönde dönmeye devam ettiğini sanırız.
Üç kanal karşılıklı birbirlerine dik açılar oluşturdukları için,
her harekette en azından bir kanal uyarılır. Üç kanaldan gelen
dürtülerin kaydedilmesiyle her hareket saptanabilir.
Yer çekimi dolayısıyla başın durumundaki bir değişikliğe ilişkin
bilgiyi oval ve yuvarlak keseler kaydeder. Her iki boşluğun
duvarında da leke (benek) denen kalın bir alan vardır. Bu alanda
aralarında bağ dokusu hücreleri de bulunan duyu hücreleri yer
alır. Kulak taşlarını oluşturan çok sayıda kalsiyum kristali
duyu hücre kıllarına bağlı bulunur. Yuvarlak kese duvarındaki
benek dik bir durumda, oval kese duvarındaki benek ise yatay bir
durumda durur. Başın durumuna göre, kulak taşlarının ağırlığı
kılları ya iter ya da çeker. Bu basınç farklılıkları duyu
hücrelerini uyarır ve böylece dürtüler sekizinci kafa siniri
aracılığıyla beyne iletilir, insanlar uzay boşluğundayken yer
çekimi olmadığı için, kendilerini sabit bir yöne yöneltmeyi
başaramazlar. Kulak taşları başın durumuna ilişkin bilginin yanı
sıra bedenin hızına ilişkin bilgiyi de sağlar.
Çok hızlı çalışan bir asansörde yukarı çıkarken, kulak taşları
atıl oldukları için hareketi geriden izlerler ve beneğin
uyarılmasına yol açarlar. Dengenin korunması için beden yalnızca
yukarıda belirtilen organları değil aynı zamanda kaslardaki ve
kirişlerdeki duyu organları (sinir uçları), derideki dokunma,
duygusunu alan sinir uçları ve göz ağtabakasının (retinasının)
duyu hücreleri gibi başka organları da kullanır. |
|
|