|
|
|
İnsanın duruş
şekli ve mimiklerinin yanı sıra, fikir ve bilgi düşüncelerini
başkalarına anlatmada kullandığı en önemli yol konuşmadır. Her
ne kadar hayvanlar da sesleri aynı amaçlarla kullanırlarsa da
konuşma yalnızca insana özgü bir yetenektir. Konuşmanın oluşması
akciğerler, gırtlak, boğaz ve burun ile ağız boşluklarının
katkısı ile olur. Gırtlağın görevi duyulabilir sesler
çıkarmaktır. Bu sesler dilin, damağın ve dudakların
durumlarındaki değişimlerle konuşma sesine dönüşür. Beş yaşına
vardığında, çocukların çoğunun konuşması cümle kuracak ve
sözcükleri doğru söyleyecek kadar gelişmiştir.
|
|
|
|
İnsanlar ya
da hayvanların grup halinde yaşadıklarında birbirleri ile
anlaşabilmek için geliştirdikleri sisteme dil adı verilmiştir.
Dil kavramı, gözle görülen mimik ve hareketleri, kucaklamak ve
vurmak gibi davranışları, koku çıkarmak gibi kimyasal
belirtileri ve sesi kapsamına alabilir. Bu şekilde kullanılan
dilin çok genel bir anlamı vardır. Bununla birlikte bugün dil
dediğimiz zaman, yalnızca konuşmak ve yazmak gibi kesinlikle
insanın kavramaya ilişkin yetenekleri ile yalandan ilgili
faaliyetleri anlıyoruz. Konuşma, bir dizi sesten meydana gelir.
Yazılı konuşma ise bu sesleri ifade eden yazı sembollerinden
oluşur. İki insan birbiriyle konuşurken görülebileceği gibi,
konuşmak ve anlamak çok karmaşık süreçlerdir. Konuşmacı
dinleyiciye bir şey anlatmak ister ve bu amaçla düşüncelerini
bir düzene sokar. Bundan sonra ise mesajın sinir uyarılarına
dönüşerek, konuşma organlarına gitmesi gerekir. Bu değişimin
büyük bir bölümü beyinin ana lobunda (yan küresinde) Broca
noktasında meydana gelir. Duyulabilir ses havadan geçerek
dinleyicinin kulağı tarafından alınır. Sesler burada yeniden
sinir uyarılarına dönüşür ve sekizinci kafa siniri tarafından
beyindeki duyma merkezine, Vernicke merkezine iletilir. Burada
uyarılar "çevrilir" ve mesaj anlaşılır. Yanıtlamak gerekiyorsa,
dinleyici de bunun üzerine bir konuşmacı olur. Konuşma
becerisinin gelişimi sırasında çocuk, ana dilindeki sesleri
çıkarmayı öğrenir. Bunun için çocuğun iyi duyuyor olması son
derece önemlidir. Zira çocuk yalnızca duyma yolu ile sesleri
birbirinden ayırt edebilir ve onları doğru telaffuz edip
etmediğini kontrol edebilir. |
|
Konuşma
sırasında, konuşmanın yanı sıra başka görevleri de olan organlar
kullanılır. Örneğin gırtlak, akciğerlere sıvı ya da katı
maddelerin gitmesini önler. Gırtlağın ikinci görevi de nefes
verişin şeklini değiştirerek ses meydana getirmektir. Konuşma
organları akciğerler, nefes borusu, gırtlak, yutak, ağız ve
burun boşlukları ile yardımcı burun boşluklarıdır. |
|
Gırtlak, içi
mukoza ile kaplı boş bir silindir şeklindedir. Üst ucu yutak ile
sınırlanır, alt ucu ise nefes borusuna bağlanır. Gırtlağın
içindeki boşluk iki tarafındaki ses telleri nedeniyle daralır.
Ses telleri ikişer ikişer birbirlerinin üzerinde uzanırlar.
Alttaki çifte gerçek ses telleri (esas olarak kısaca ses
telleri) üstteki çifte ise yalancı ses telleri denir.
İnsanlarda, gerçek ses tellerinde ses kası denilen (musculus
vocalis) bir kas vardır. Bu kas ses tellerindeki gerilimi
düzenlemek yeteneğine sahiptir. Yalancı ses telleri ise
mukozanın kıvrımlarından meydana gelir ve gerçek ses telleri
gibi titreşemezler. Nefes borusu gibi gırtlağın da çatısı
kıkırdaktan yapılmıştır. Gırtlağın büyük bir bölümünü tiroid
kıkırdağı meydana getirir (cartílago thyreoidea). Bu kıkırdak
gırtlağın ön ve yan taraflarındadır. Gırtlaktaki öne doğru olan
çıkıntı çoğu zaman "Adem'in elması" olarak adlandırılır. Tiroid
kıkırdağının altında kıkırdağın mühür yüzüğü şeklindeki
çıkıntısından oluşan krikoid (cartilago cricoidea) vardır (mühür
arka taraftadır). Mührün üzerinde kayabilen, dönebilen ve
eğilebilen iki tane ibriksi kıkırdak (aritenoid) bulunur. Her
ibriksi kıkırdak ve tiroid kıkırdağı arasında bir ses teli
gerilmiştir. Gırtlakta ibriksi kıkırdakların karmaşık
hareketlerine aracılık eden kaslar vardır. Bu hareketlerin
sonucunda ses telleri az ya da çok miktarda gerilebilir ve bağlı
olarak da ses telleri arasındaki glotis adı verilen boşluk
daralır ya da genişler. |
|
İnsan sesi
hayvanların çoğunda da olduğu gibi nefes veriş sırasında
dışarıya çıkmakta olan hava kullanılarak meydana getirilir. Hiç
kuşkusuz rahat nefes alıp verişler bunun dışındadır. Konuşma
sırasında nefes alış kısa ve hızlı, nefes veriş ise uzundur.
Nefes veriş birkaç şekilde duyulur biçime dönüştürülebilir. Çoğu
zaman bu iş için ses telleri kullanılır. Bu işlemin tam olarak
nasıl gerçekleştiği hâlâ araştırma konusudur. En son görüşlere
göre ses, gırtlaktaki çeşitli kasların işbirliği ve nefesle
dışarıya verilen havanın basıncı ile meydana gelmektedir. Nefes
verildiği sırada kapalı olan glotisin altında basınç birikmekte
ve bu basınç, kasların ses tellerini bir arada tuttuğu
gerilimden fazla olduğu anda dışarıya bir hava kabarcığı
kaçmaktadır. Bunun sonucu olarak basınç azalmakta ve glotis de
yeniden kapanmaktadır. Daha sonra basınç yeniden yükselir ve bu
işlem yinelenir. Sesin tonu saniyede kaç tane hava kabarcığının
dışarıya kaçtığına bağlıdır. Ses tellerindeki gerilimini yanı
sıra, konuşan kişinin yaşı ve cinsiyetine göre değişen gırtlağın
yapısı da bu süreçte önemli bir rol oynar. Erkeklerde normal
konuşma sırasında ortalama olarak saniyede 150 hava kabarcığı
kaçar. Ses perdeleri daha yüksek olan kadınlarda ise bu oran
saniyede 250 hava kabarcığıdır. Sesin yüksekliği ya da alçaklığı
solunum basıncının gücüne bağlıdır. Sesin konuşmaya dönüştüğü
yer, yutak, ağız ve burun boşluklarıdır. Konuşma temel olarak,
damağın ve dudakların hareketleri sonucu havanın geçtiği yolun
daraltılması ya da kapatılması ile sağlanır. Damak
yükseltildiğinde buruna giden açıklık kapanır ve ortaya çıkan
ses böylece ağız tarafından meydana getirilmiş olur.
Eğer ses
burun yolu ile çıkıyorsa burun sesi olarak adlandırılır. Konuşma
sırasında, bazen titreşimsiz sessizlerin söylenişinde olduğu
gibi hiç bir şekle sahip olmayan sesler çıkarılabilir. Böyle
durumlarda glotis açılmış fakat ses telleri gerilmemiştir. Soluk
veriş, konuşma organlarının diğer bölümleri tarafından da
duyulabilir şekle dönüştürülebilir. Örneğin, dudaklar tarafından
çıkarılan "p" sesinde olduğu gibi. Nefes alırken de konuşma
olasıdır. Güney Afrika'da yaşayan Hotanto kabilesinde olduğu
gibi bazı diller bu şekilde konuşulur. Kedilerin çıkardığı
miyavlama sesi de böyle üretilir. |
|
Dilin ve Konuşmanın Gelişimi |
|
Büyüyen her
normal çocuk yaşamının ilk beş yılı içinde iyi bir şekilde
konuşmayı öğrenir. Konuşma yeteneğini elde etmenin çocuğun akli
gelişiminin üzerinde olduğu kadar toplumsal ve duygusal
gelişiminin üzerinde de büyük etkisi vardır. Bunun aksi de
doğrudur, yani çocuğun zihinsel ya da duygusal gelişimindeki
bozukluklar onun dil ve konuşma gelişiminde yansıyabilir.
Sözcük, dilin en gerekli birimidir. Genel olarak konuşmanın
gelişimi, çocuk ilk sözcüklerini söylemeyi öğrendiğinde başlar.
Bu, çoğu zaman çocuk bir yaşlarında iken gerçekleşir (hemen
hemen aynı zamanda yürümeyi de öğrenir). Sekizinci ve dokuzuncu
aylarda konuşmaya başlayan çocuk erken başlamış sayılır. Bir
buçuk yaş biraz geçse de endişe konusu olması gerekmez. Çocuk
ilk kelimelerini söylemeden önce, sıra ile ağlama, ses çıkarma
ve anlamsız heceler söyleme evrelerinden geçer. Ağlama doğumdan
hemen sonra, çocuk henüz çevresine tepki göstermeden önce
başlar. Bir kaç hafta içinde ise çocuk anne ve babası ya da
bakıcısının konuşma tonlarına karşı duyarlık gösterir. Anne ve
babalar çoğu zaman acıkma, ağrı ya da dikkati çekmek için olan
ağlamaları birbirlerinden ayırt edebildiklerini düşünebilirlerse
de ifadenin bu temel şekilleri gene de gerçek bir anlatım yolu
değildir. Çocuğun konuşmayı öğrenmesindeki ikinci adım seslilere
benzer sesler çıkarmaktır. Yaklaşık olarak üç aydan sonra ıslığa
benzer ş, j gibi seslerle p,t gibi patlayıcı sesler çıkarmaya
başlar. Bunlar çocuğun gireceği üçüncü evrenin yani anlamsız
heceler söyleme evresinin başlangıcıdır. Çocuk ta, ma, pa gibi
heceler söyleyerek dudak, dil ve çene kaslarını kullanmaya
alışır. Anlamsız heceler söylemek daha sonraki konuşma
gelişimine gerekli olan malzemenin hazırlığıdır. Birinci yılın
sonunda anlamsız sesler yavaş yavaş çocuğun ana dilindeki
seslere benzemeye başlar. Çoğu zaman çocuğun kullandığı bir
cümlenin melodisi ya da ses tonları, çocuğun fark edilebilen ilk
ifadeleridir. Hiç bir sözcük bilmeyen ya da bir kaç sözcük bilen
bir çocuk bile anlamsız seslerle ancak annesinin ve babasının
anlayabileceği öyküler anlatabilir. Konuşmadan önceki en son
evre olan anlamsız sesler çıkarma işlemi henüz sona ermemiştir.
Zira çocuğun söylediği ilk sözcükler büyüklerin dağarcığında
olmayabilir. Eğer çocuk aynı şey için her zaman aynı sesleri
yineliyorsa, bu seslere sözcük diyebiliriz. Çoğu zaman çocuk,
ilk seslerini en sevdiği oyuncağa, iyi tanıdığı birisi ya da
belki de evdeki bir hayvana uygular. Çocuklar ilk sözcüklerinde
çevrelerini genel bir şekilde sınıflandırırlar. Örneğin
başlangıçta her dört ayaklıya "hav hav" diyebilirler. Daha
sonraları ise ana dillerinin yaptığı ayırımı öğrenirler
("köpek", "kedi", "at" v.b.). Çocuğun sözcükler söyleyebiliyor
olması, anlamsız sesler çıkarmasının sonu geldi demek değildir.
Böyle sesler ancak sözcük haznesi artıkça kaybolur ve çocuk
telaffuzunu büyüklerinkine nasıl benzeteceğini öğrenir.
Çoğu zaman
sözcük dağarcığının genişlemesi başlangıçta pek hızlı olmaz. Bir
çocuktan diğerine büyük farklılıklar görülebilirse de genel
olarak ilk altı ayda çocuk yirmi kadar sözcük öğrenebilir.
Çocukta geriliğe yol açan bedensel ya da zihinsel bir bozukluk
yok ise yavaş bir çocuğun konuşmayı daha hızlı gelişen bir
çocuktan daha geç öğreneceği savı kesinlikle doğru değildir.
Konuşmayı öğrendiği sırada çocuğun konuşulanları anlama yeteneği
de büyük ölçüde artmaktadır. Bunu, hemen hemen hiç konuşamayan
bir çocuğun söylenilen şeyleri yapabilmesi açıkça ortaya koyar.
Çocuğun kelimeleri henüz birleştiremediği döneme çoğu zaman bir
sözcüklü cümle evresi denir. Büyüklerin tüm bir cümle ile ifade
ettikleri bir şey için çocuk bir tek sözcük kullanır (örneğin,
"Dışarı gitmek istiyorum" yerine yalnızca "atta" der). Çocuğun
bu ifadelerin genellikle kolay anlaşılır çünkü durumla yakından
ilişkilidir. Ayni durum bir sözcükten uzun olan cümleler için de
geçerlidir. Çocuk böyle cümleleri 18'inci ile 20'inci aylar
arasında söyler, ama çocuğun bu ilk gerçek cümleleri gene de
birçok yönden bir yetişkininkinden farklıdır. Örneğin çocuk,
"Ben topu istiyorum" yerine "Ben top" diyebilir. İki ile üç yaş
arasında çocuğun konuşmasında çok hızlı bir gelişme görülür.
Cümlelerin
ortalama uzunluğu bir buçuk kelimeden dört kelimenin üstüne
çıkar ki bu da çocuğun hızlı ve anlaşılır bir biçimde konuşmayı
öğrenmekte olduğunu gösterir. Bu arada bildiği sözcüklerin
sayısı da artmaktadır. Amerika'da yapılmış olan bir araştırmaya
göre üç yaşında bir çocuk ortalama 900 farklı sözcük
kullanmaktadır. Dördüncü ve beşinci yıllarında çocuğun güçlü bir
şekilde gelişmekte olan zihinsel yetenekleri onun daha uzun ve
karmaşık cümleler yapmasını sağlamaktadır. Bunun yanı sıra,
sözcüklerin çoğunu da artık yanlış yapmadan telaffuz etmekte ve
çok ender olarak sesleri karıştırmakta ya da eksik
söylemektedir. Çevre, çocuğun emeklediği devrede bile, dili
kullanabilme becerisini kazanması üzerinde önemli bir rol oynar. |
|
|