|
|
|
İnsanın iki kolu ve
iki bacağı vardır. Bacaklar hareket etme (yürümek, koşmak),
kollar ise araçları tutma ve kullanma işlevlerini görürler. Her
kol ve bacağın ucunda beş tane parmak bulunur. El parmaklan
özellikle iyi gelişmiştir ve karmaşık işlemleri yapabilme
yeteneğine sahiptirler. Kol ve bacak kemiklerine, göğüs ve
havsala kuşaklarına bağlı olan sayısız kas demeti kol ve
bacakların oynak organlar olmalarını sağlar. Göğüs ve havsala
kuşakları sırt ile kol ve bacaklar arasında bir bağlantı
oluşturur. Kol ve bacak kemikleri hem birbirlerine, hem de göğüs
ve havsala kuşaklarına oynak eklemler ile bağlanmışlardır. |
|
|
Koordinasyon sonradan edinilen bir beceridir. Bir şeyi tutmaya
çalışan bir bebeğin beceriksizliğine bakarsak, basit bir iş
yapabilmek için bile ne kadar çok sayıda değişik harekete ve ne
kadar çok miktarda bilginin beyine gitmesine gerek olduğunu
anlayabiliriz. Beyin ve duyularımız evrim sürecinde koordinasyon
için inanılmaz bir yetenek geliştirmiştir.
Basit bir işlem gibi görünen yazı yazmak bile aslında zor bir
beceridir. Ancak yıllarca süren bir uygulama sonucu çabuk ve
düşünmeden yazma yeteneğine sahip olabiliriz. Piyano çalmak yazı
yazmaktan daha basit kol ve el hareketleri gerektirir. Ancak
daha hızlı hareket etmek gerektiği gibi kasların uyumlu
çalışması ve yer belirlenmesi çok daha karmaşıktır. Bir topu
yakalamak ise piyano çalmaktan çok daha fazla koordinasyon
gerektirir, ancak bu da öğrenilebilir hatta bir refleks haline
gelebilir. Bu tür karmaşık hareket becerilerinin kazanılması
yıllar sürebilir. Önceleri hareketler yavaşça ve sürekli göz
dikkati ile yapılırdı.
Yineleme sonucu bu hareketleri bakmadan, hatta düşünmeden
yapmayı öğreniriz. El ve kollarımızın böyle eşsiz oynak organlar
olmalarının nedeni, en başta gözler ve gözlerle birlikte beyin
işlevlerinin son derece gelişmiş olmasıdır. Örneğin kangurular
da insanlar gibi yalnız iki ayakları üzerinde yürürler ve
kolları başka işler yapmak için serbest kalır. Ancak
kangurularda kollar gelişerek karmaşık işler yapabilecek özel
organlar haline gelmemişlerdir. Bunun nedeni büyük bir
olasılıkla gözleri başın her iki yanında bulunması ve beynin
yeterince gelişmemiş olmasıdır.
İnsanın diğer
memeli hayvanlara göre en çarpıcı fiziksel özelliği iki ayağı
üzerinde yürümesidir. Ayı ve maymun gibi bazı hayvanlar
kendilerini arka bacakları üzerinde ayakta tutabilirler: fakat
yürürken hemen her zaman dört ayakları üzerinde hareket ederler.
İnsan iskeleti ile insana benzeyen büyük bir maymunun iskeleti
karşılaştırıldığında en çarpıcı farklılık kalçaların değişik
konumda görülmesidir. İnsana benzeyen maymunun ayakta
koşamamasının nedeni kalçasının bulunduğu yerdir. İnsan yalnızca
iki bacağı üstünde hareket edebilir, bu nedenle yürürken elleri
araç kullanmak gibi işlevler için serbest kalır. |
|
|
|
İnsanda göğüs
kuşağı beden ağırlığını taşımak zorunda olmadığı için, diğer
hayvanlarınkine göre çok hafiftir. Göğüs kuşağının kendisi de
oynak olduğu için kolların hareket özgürlüğüne büyük katkıda
bulunur. İnsanın iki ayağı üzerinde yürümesi sonucu kollarının
gelişmesi insan kültürünün gelişmesi açısından büyük önem taşır.
Kollarımız, çeşitli aygıtları kullanabilmemizi sağlar. Özellikle
ilkel toplumlarda insan, avlanma silahlarını geliştirir
geliştirmez hayvanlardan üstün duruma geçmiştir. Bazı
hayvanların kol ve bacakları yaşamın belirli koşullarına ne
denli çok uymuş olurlarsa olsunlar ancak bazı belirli işleri
yapabilmede ustalaşmaktan öteye gidememişlerdir. Çok çeşitli
aygıtların geliştirilmesi sonucu, uzmanlık gerektiren çok sayıda
işi, gerektiği gibi yapabilmeyi öğrenmiştir. Bazı karmaşık
aygıtları işletebilmek açısından insan kolu yetersiz kalır. Kol
hareketlerinin beyin ile uyumlu işbirliği de gelişmiş olmalıdır.
Gözler bu süreçte önemli bir rol oynar. İki gözümüzle ileriye
baktığımızda derinliği algılayabiliriz. Bu mekanizma yalnızca
kollarımız ile erişebileceğimiz uzaklıklar için çalışır. Görme
yeteneğimizin sınırları ile kollarımızı hareket ettirebildiğimiz
alanın sınırlarının hemen hemen aynı olması gerçekten ilginçtir.
Kollarda bulunan duyu hücreleri hareketlerimizin gözlerle
koordinasyonlu olmasında son derece önemli bir rol oynar. Proprioseptör denen bu sinir uçları kas ve eklemlerde bulunur.
Kendiliğinden ve sürekli olarak, kasların gerilim durumu ve
eklemlerin durumu hakkında beyine bilgi iletirler. Bu bilgi ile
ellerimizi ve kollarımızı istediğimiz yere koyarız ve ne iş
yaptıklarını biliriz.
Koordinasyon sonradan edinilen bir beceridir. Bir şeyi tutmaya
çalışan bir bebeğin beceriksizliğine bakarsak, basit bir iş
yapabilmek için bile ne kadar çok sayıda değişik harekete ve ne
kadar çok miktarda bilginin beyine gitmesine gerek olduğunu
anlayabiliriz. Beyin ve duyularımız evrim sürecinde koordinasyon
için inanılmaz bir yetenek geliştirmiştir.
Basit bir işlem gibi görünen yazı yazmak bile aslında zor bir
beceridir. Ancak yıllarca süren bir uygulama sonucu çabuk ve
düşünmeden yazma yeteneğine sahip olabiliriz. Piyano çalmak yazı
yazmaktan daha basit kol ve el hareketleri gerektirir. Ancak
daha hızlı hareket etmek gerektiği gibi kasların uyumlu
çalışması ve yer belirlenmesi çok daha karmaşıktır. Bir topu
yakalamak ise piyano çalmaktan çok daha fazla koordinasyon
gerektirir, ancak bu da öğrenilebilir hatta bir refleks haline
gelebilir. Bu tür karmaşık hareket becerilerinin kazanılması
yıllar sürebilir. Önceleri hareketler yavaşça ve sürekli göz
dikkati ile yapılırdı.
Yineleme sonucu bu hareketleri bakmadan, hatta düşünmeden
yapmayı öğreniriz. El ve kollarımızın böyle eşsiz oynak organlar
olmalarının nedeni, en başta gözler ve gözlerle birlikte beyin
işlevlerinin son derece gelişmiş olmasıdır. Örneğin kangurular
da insanlar gibi yalnız iki ayakları üzerinde yürürler ve
kolları başka işler yapmak için serbest kalır. Ancak
kangurularda kollar gelişerek karmaşık işler yapabilecek özel
organlar haline gelmemişlerdir. Bunun nedeni büyük bir
olasılıkla gözleri başın her iki yanında bulunması ve beynin
yeterince gelişmemiş olmasıdır. |
|
Farklı
işlevlerine karşın kol ve bacakların temel yapısı aynıdır.
Kemikler birbirlerine hareket edebilecek şekilde bağlıdır ve
eklem kapsülleri ile bağlar, eklemleri birbirine birleştirir.
Kolun eklemleri bacağın eklemlerinden daha oynaktır. Kas
demetleri kol ve bacak kemikleri ile göğüs ve kalça kuşaklarına
kirişler ile bağlıdır. Kaslar çoğunlukla birbirlerine karşıt
olarak hareket eden çiftler halindedir. Kaslardan biri, bir
tarafa doğru yönelirken (bükme) diğeri ters tarafa yönelir
(açma). Büyük atardamarlar kaslara kan taşır. Damarlar karmaşık
bir ağ şeklinde yayılıp, dokulardaki kılcal damarlarda son
bulurlar. Kan toplardamarlarla geri döner, gereksiz doku sıvısı
ise lenf damarları aracılığıyla süzülür. Lenf damarlarında
enfeksiyonları önlemek için bir süzgeç görevi yapan lenf bezleri
bulunur. Deride, dokunma ve acı duyuları için sayısız duyu
organı vardır. Kol ve bacaklardaki özel duyu hücreleri ise duruş
duyusunu sağlarlar. Kol ve bacaklar ile deriden gelen işaretler
sinir demetleri aracılığıyla merkez sinir sistemine iletilir.
Motor (hareket) sinirler omurilikten kas demetlerine giderek,
onları harekete geçirirler. El bileği ve ayak bileği birbirine
bağ dokusu ile bağlı yedi küçük kemikten oluşmuştur. Ayak
bileği, özellikle topuk ve aşık kemikleri son derece
gelişmiştir. Ayak bileğinden sonra hemen hemen hareketsiz olan
ayak tarağı gelir. Ayak tarağı ise, eklemleri nedeniyle
hareketli olan ayak parmağı kemiklerine bağlanır. El bileği
kemikleri kısmen hareketli olan el tarağına, el tarağa da el
parmağı kemiklerine bağlıdır. Ayak ve el başparmaklarında iki,
diğer parmaklarda ise üçer adet parmak kemiği bulunur. Parmak
kemiklerinin eklemleri yalnızca bükme hareketine olanak
verirler. Ancak el baş parmağı ile el tarağı arasındaki eklem
çok daha fazla hareket yeteneği sağlar. Bu nedenle bir şey
tutmak için başparmak diğer parmakların tümünün karşısına
getirebilir. Bu tip bir baş parmağı olan hayvan maymundur.
Parmak kemiklerinin hareketlerini denetleyen hemen hemen bütün
kaslar kol ve bacakların alt kısımlarında bulunur. Bu kaslar
bileklerden geçen kirişler aracılığıyla parmak kemiklerine
ulaşırlar. |
|
Kol
ve Bacak Rahatsızlıkları |
|
Kol ve
bacaklardaki ağrılar bazen iç organlardan kaynaklanır. Örneğin
kastaki ağrının nedeni böbrek taşları olabilir. Sol kol ve
omuzlardaki ağrı bir kalp bozukluğunun, sağ omuzdaki ağrı ise
safra kesesi iltihabının bir belirtisi olabilir. En sık görülen
kol ve bacak rahatsızlıkları eklemler ve kan damarlarından
kaynaklanır. Eklemde ani bir zorlama kapsül ve bağları
zedeleyerek, eklemin şişmesine ve hareket etmesinin zorlaşmasına
neden olabilir. Buna burkulma denir. Romatizma hastalığını da
kapsayan eklem iltihaplanmaları, bütün eklem hareketlerinin çok
acı vermesine yol açar. Tenis dirseği ya da osteoartritte olduğu
gibi, eklemler sürekli olarak aşırı yüklenilmesi ya da yaşlanma
nedeniyle de aşınabilirler. Omuz eklemlerinin son derece oynak
olması, eklemin yalnızca bir bağ dokusu demeti ile bağlanmış
olmasından ileri gelir. Yanlış bir zorlama ile kol yuvasından
çıkabilir (çıkık). Bu bazen başka eklemlerde de görülür.
Kalpten gelen kan, kol ve bacakların en uç
noktalarına erişebilmek için uzun bir yol kat eder. Bu nedenle
kol ve bacaklar kalp ve damar hastalıklarının etkilerine karşı
çok duyarlıdırlar. Bacaklara gelen kan yetersizse fazla hareket
edildiğinde bir oksijen yetmezliği söz konusu olabilir ve
kımıldamayı olanaksız hale getirecek kadar yoğun bir sancıya yol
açar. Bu olaya bazen geçici topallık denir. El ve ayakların
soğuk olması ve ellerde egzamanın belirmesi yetersiz kan
dolaşımının bir sonucudur. Eğer kan bacaklardan gerektiği gibi
boşaltılmazsa damarlar aşırı yüklenir ve bacaklarda sıvı
birikimi görülür (ödem). Bu çoğunlukla kalp ya da böbrek
bozukluklarının bir belirtisidir. Zayıf damar duvarları
varislerin oluşmasına neden olabilir. Kas ya da sinir sistemi
bozuklukları ise felç dâhil birçok hareket bozukluğuna yol
açabilir. |
|
|