|
|
|
Tat alma ile koku alma duyusu arasındaki
ayırım büyük değildir. Bazı hayvanlarda tek bir organ iki işlevi
birden görür, insanda koku duyusu büyük ölçüde tat alma duyusu
tarafından etkilenir. Aynı şekilde tat alma duyusuyla da koku
alma duyusu ilişkilidir. Her iki organ da üzerlerini kaplayan
mukoza tabakasında çözülen kimyasal maddelere karşı tepki
gösterirler. Kokunun algılanması burnun üst tarafında, özel koku
hücrelerinin bulunduğu küçük bir bölgede gerçekleşir. Uyanlar
sinir lifleri aracılığıyla beyine iletilir. Tat alma organında,
başlıca dil üzerinde bulunan tat alma tomurcukları vardır. |
| |
Tat ve koku duyulan kimyasal maddelere karşı duyarlıdır. Koku
duyusu aracılığıyla koku salan maddeler algılanır; tat duyusu
ise hemen buharlaşmayan maddelerin algılanmasını sağlar. Bu iki
duyum biçimi arasındaki farklılık büyük değildir. Koku salan
maddelerin bile duyu hücrelerine ulaşmadan ve onları uyarmadan
önce burun mukozasını kaplayan mukus tabakasında çözülmeleri
gerekir. Bu nedenle koku ve tat algıları genellikle birlikte ele
alınır. Birçok omurgasız hayvanda iki duyu tek ve aynı organda
birleşmiştir. Ayrıca koku ve tat arasındaki farklılığı
belirtebilmek de çoğunlukla güçtür. Tadını aldığımızı sandığımız
birçok şeyin aslında kokusunu aldığımız iyi bilinen bir olgudur.
Örneğin nezle olduğunda insanın koku alma duyusu büyük ölçüde
azaldığı için yenilen pek çok şeyin tadı da alınamaz. Kokular
koku organını yalnızca dışarıdan soluk alma yoluyla ulaşmaz,
aynı zamanda içeriden, burun ile boğazı birleştiren iç burun
boşluklarından da iletilir. Koku ve tat arasındaki temel
farklılık duyarlık ve kullanım ile ilişkilidir. Örneğin, hem
tadı hem kokusu alınan bir madde olan alkollü içkilere insan
burnu dilden çok daha fazla duyarlıdır. Karada yaşayan
hayvanların burunları daha duyarlı olduğu için, çok uzak
mesafelerden bile koku alabilirler. Bu durumda rüzgar uyarıcı
maddeleri çok çabuk iletir, oysa tat duyusu bütünüyle doğrudan
temasa bağlıdır.
Hayvanlarda koku duyusu birçok durumda önemli bir rol oynar: bir
hayvan burnunun yardımıyla yiyeceği, düşmanı ve diğer hayvanları
algılar, kendi yöresinde yolunu bulabilir ve kendi cinsleriyle
toplumsal ilişkileri sürdürebilir. Tat duyusu yalnızca yiyeceğin
tadına bakılmasında bir rol oynar. Alınabilecek koku sayısı çok
fazladır ve tat duyusunun aksine ekşi, tatlı vb. gibi birkaç
temel türe indirgenemez. |
|
Çeşitli koku algılama biçimleri vardır.
Örneğin suda yaşayan omurgalılarda koku duyusu baş ve gözlerin
önünde bulunan ve duyu hücreleriyle kaplı olan iki küçük oyukta
yer alır. Yılanlar sürekli olarak dışarı çıkarıp çektikleri
dilleri ile koku alırlar. Çatallı diş geri çekilince, uç kısmı
Jacobson organına girer ve koku veren hücreler bu organı örten
duyu hücrelerini uyarır. |
|
|
|
Memelilerde koku duyusu burun boşluğunun arkasında yer alır.
Burun çekme (koklama) hareketi hava akımının burun içinde girdap
gibi dönmesine yol açar, böylece kokulu maddeler duyu hücreleri
boyunca hareket edebilir. Çoğu memelilerin keskin bir koku alma
duyusu vardır, ancak insan bunun dışındadır. Güçlü bir koku
duyusu olan memelilerin burunları genellikle ıslak olur. Bu
sayede, buharlaşma burunlarının belirli bir yanını
serinlettiğinden rüzgârın yönünü saptayabilir ve kokunun
kaynağını izleyebilirler.
Vahşi kuşlar yiyeceklerini tadarken biraz da koku duyularından
yararlanırlar.
Koku birçok balık için de önemli bir rol oynar. Sürüler halinde
yaşayan balıklar tehlikeli durumlarda hoş olmayan ve itici bir
madde salgılayarak, koku duyularından yararlanırlar. Ayrıca
koku, çiftleşmek için göç eden balıkların yönelişini de güçlü
bir biçimde etkilemektedir. Som balıkları yıllarca denizde
yaşadıktan sonra çiftleşmek için tatlı suya dönerler. Üstelik
doğdukları ırmağa geri dönerler. Anlaşılabildiği kadarıyla bunun
yapabilmelerini sağlayan etmen doğdukları suyun özgün kokusunun
bu balıkları yönlendirmesi ve bunların yıllar sonra bile bu
kokuyu algılayabilmeleridir. |
Koku
duyusunun insan duyuları içinde en az önemli olanı olduğu
söylenebilir. Bunun nedeni temelde, bu duyunun çok fazla
gelişmemiş olmasıdır. Koku duyumuz daha iyi gelişmiş olsaydı,
toplum içinde kuşkusuz çok daha önemli bir rol oynardı. Bu
noktada hayvanlar arasındaki iletişimin geniş ölçüde kokuya
dayandığını hatırlatmakta yarar var. Kokunun bu toplumsal işlevi
insanlarda büyük ölçüde yok olmuştur. Örneğin bir şeyin
koktuğunun belirtilmesi hâlâ eksi koku alma gücünün varlığını
ima eder, ancak parfüm ve erkek losyon kokularının hayvanların
aldığı koku kadar güçlü bir etkisinin olup olmadığı sorusu hâlâ
yanıtlanamamıştır. Ne var ki koku olarak algılanan izlenimler
bellekte önemli bir yer tutarlar. Belirli kokuların algılanması
bir çoğumuzun görünüşte unuttuğu olayları ya da imgeleri
hatırlamasını sağlamaktadır.
Yakın zamanlarda yapılan araştırmalar kokunun insanlar arasında
korkuyu, dostluğu ve cinsel çekiciliği etkilediğini ortaya
koymuştur.
Burnun içi mukoza ile kaplıdır. Mukoza içe çekilen hava ile
birlikte akciğerlere girebilecek olan toz ve bakterilere karşı
oluşturulmuş ilk engeldir. Mukozada sürekli olarak mukus (sümük)
salgılayan bezler bulunur. Bu mukoza örtüsünün arasında kirpiksi
hücreler bulunur ve bunların kılları sürekli olarak dalgalar
halinde hareketler yaparlar. Bunlar mukus tabakasının burundan
yutağın (farenksin) yumuşak damak üstündeki kısmına doğru
yönlendirirler. Bu şekilde toz ve diğer küçük zerrecikler boğaza
gelir ve yutulur. Ön tarafta burun boşluğu burun delikleri
aracılığıyla açık hava ile temas eder, arka tarafta ise burun iç
aralığı yoluyla yutağa bağlanır. Burnun her bir ayrısı üç burun
boynuzcuğu tarafından dört kısma ayrılır. Bu şekilde içe çekilen
hava ile temas eden alan yüzeyi artar ve hava daha kolayca
gerekli ısı düzeyine ulaşır.
Uçucu kimyasal maddelerin algılanması (değerlendirilmesi) burnun
üst kısmında, üst burun boynuzcukları düzeyinde yer alır. Burada
çok küçük bir yüzeyi olan, yaklaşık 2.5cm2, kokuya
duyarlı mukoza bulunur. Bu asıl koku organıdır. Çok sayıda özel
hücrelerden oluşur. Bu hücrelerin kılları burun mukozasına örten
sümük tabakasının üstüne çıkar. Sümükte çözülen kimyasal
maddeleri bu hücreler uyarabilir. Her hücreden çıkan bir sinir
lifi beyne gider; bu lifler birlikte koku sinirini ya da birinci
kafa sinirini oluştururlar. Ayrıca ağrı uyarımlarını alan
beşinci kafa siniri liflerinin uçları da koku mukozasının
içindedir. Acı (ağrı) uyarıları hem portakal kokusu gibi hoş
kokuların, hem de amonyak gibi hoş olmayan kokuların alınmasında
rol oynar. Normal nefes alma sırasında burna giren hava akımı
kokuları burnun üst kısmına götürür; burun çekildiği zaman bu
daha da artar.
Koku duyusunun da yardımıyla tükürük ve mide sıvılarının
salgılanmasını sağlayarak bir şey yendiğinde sindirimin hemen
başlatılabilmesini sağlar. Ayrıca, bizi bedenimizin gereksinmesi
olan yiyeceklere yöneltir. |
|
Tat duyusu yemek yemekten ve içmekten zevk
almamızı ve ayrıca yiyeceğimizin bozuk olup olmadığını
anlamamızı sağlar. Yalnızca çözülmüş maddelerin tadını
alabiliriz. Ancak tüm katı maddeler kısmen çözülür; insan ağzına
madeni bir para bile koysa bir tat alır. Asıl tat organları
dilin yüzeyindeki kabarcıklarda bulunan tat alma
tomurcuklarıdır. Bunlar daha çok dilin dibinde, ucunda,
kenarlarında ve damakta bulunur. Dilin gerisinde çanaksı
kabarcıkların çevirdiği 7 ile 11 büyük kabarcık vardır. Bunların
arasındaki oyukta tat alma tomurcukları bulunur. Her bir
tomurcukta kimyasal değişiklikleri alan ve bunları sinir lifleri
aracılığıyla beyne ileten yaklaşık 50 ile 75 duyu hücresi
vardır. Bunları çevreleyen mukozanın oluşturduğu mukus,
kabarcıkların arasındaki oyuğu doldurur ve böylece tat maddeleri
taşınmış olur. Dilin üzerinde bu çanaksı kabarcıkların yanı sıra
mantar biçiminde kabarcıklar da bulunur. Bunlar daha çok dilin
ucunda ve kenarlarındadır. Bu kabarcıklar sert damakta da
bulunur. Mantar biçimindeki kabarcıklarda tat alma tomurcukları
olmayan ipliksi kabarcıklarla kaplıdır. Bunlar daha çok dokunma
organları olarak işlev görürler. Tat alma tomurcukları dört
temel tadı ayırt eder: tatlı, ekşi, acı ve tuzlu. Bütün tatlar
bu dört temel tadın bileşimleridir. Daha ince tat
farklılıklarında koku alma duyusu temel bir rol oynar. Dilin
gerisi özellikle acı maddelere, kenarları ekşi maddelere, ucu
ise tatlı maddelere karşı duyarlıdır. Dilin her yanı, ama
özellikle ön kısmı ise tuzlu maddelere karşı duyarlıdır. Tat
alınmasında ısı da rol oynar. Tat en iyi şekilde alabilmek için
gerekli ısı 20 ile 35o arasıdır. |
|
|