|
|
|
Kan dolaşımı, kanı kalpten bedenin çeşitli
kısımlarını pompalayan bir damar sisteminden oluşur. Damar
sistemi kanı kalpten bedene taşıyan atardamarlar ile kanı kalbe
geri getiren toplardamarlardan meydana gelir. Büyük
atardamarlara ayrılırlar; kılcal damar denilen en küçük
atardamarlarda atardamar sistemi toplardamar sistemine karışır.
Bu noktada çevre hücrelere oksijen ve besin maddeleri iletilir,
hücre yapım ve yıkım ürünleri toplanır. Bu işlevinden dolayı
dolaşım sistemi, bedenin başlıca ulaşım sistemidir. |
| |
Diğer gelişmiş yaratıklar gibi insan bedeni de çok değişik işler
yapmak üzere farklılaşmış olan birçok değişik hücrelerden
oluşur. Kan dolaşımı bir tür hücrenin yaptığı veya sağladığı
maddelerin diğer hücreler için en yararlı olabilecek yere
taşınmasını sağlar. Aynı zamanda, bazı hücreler için artık
gereği kalmayan maddeler parçalanmak veya atılmak üzere dolaşım
sistemi sayesinde diğer hücrelere taşınırlar. Bitkilerin dolaşım
sistemi hayvanlarınkinden farklıdır ve gerçek bir kan dolaşımı
sistemi değildir.
İnsan ve hayvanlardaki kan dolaşımının belirleyici özelliği,
sıvıyı (kanı) pompalayan ve naklini sağlayan bir kalbe veya hiç
olmazsa bir pompaya sahip olmasıdır. Kan, kan damarı denen ve
çok ince dallara ayrılabilen kapalı bir boru sistemi içinde
akar. Kan damarları ile hücreler arasında doğrudan temas
olmamakla beraber, ince kan damarcıkları doku hücrelerinin çok
yakınından geçerler. Hücrelerin çevresinde dolaşan doku ara
sıvısı (interstisyel sıvı) ile kan arasında büyük fark vardır. |
|
Bir taşıma
sistemi olarak yararlı olması için, kan dolaşımının doku ara
sıvısına ve hücrelere içerdiği maddeleri nakledebilmesi gerekir.
En ince damarcıkların çeperi küçük moleküllere karşı
geçirgendir. Kanın kendi yuvarları ve kanın önemli yapı taşları
olan protein molekülleri çok büyüktürler ve genellikle kılcal
damar çeperlerinden geçemezler. Küçük moleküllerden oluşan
eriyikler ve su, kılcal damar çeperlerinden rahatça
geçebilirler. Ayrıca basınç değişiklerine bağlı olarak eriyikler
çoğunlukla kan damarlarından dokulara doğru süzülürler. Nitekim
şeker molekülleri kanda yüksek, doku sıvısında yetersiz bir
düzeyde olduğunda, bazı şeker molekülleri otomatik olarak damar
çeperinden doku ara sıvısına doğru geçeceklerdir. Bu olay
difüzyon adını alır; bitkilerde ve cansız maddelerde de
görülebilen, yaşamsal öneme sahip bir olaydır. Meydana geldiği
tabaka ne kadar ince ve geniş yüzeyli olursa, difüzyon o kadar
hızlı olur. İnsanlarda difüzyonun meydana geldiği en önemli
yüzeyler akciğerler, bağırsaklar (yiyecek özünden beden için
yararlı besinler emilir), kılcal damar çeperleri ve hücre
zarlarıdır. Kılcal damar çeperlerinden ve zarlarından difüzyon
yoluyla besinler ve oksijen hücrelere girerken, yapım ve yıkım
ürünleri kana geçerler. Su nakli bazen difüzyonla bazen de osmoz
ve basınç yoluyla olur. |
|
İnsanlarda
dolaşım, büyük dolaşım ve akciğer dolaşımı olmak üzere iki
sistemden oluşur. Büyük dolaşım kanı kalpten bedenin tüm
kısımlarına ve organlara ileten damarları içerir ve sol
karıncıktan başlayarak sağ kulakçıkta sonlanır. Daha küçük olan
akciğer dolaşımı sağ karıncık ile sol kulakçık arasındadır ve
kalp ile akciğer arasında bulunan tüm damadan kapsar.
Her iki dolaşım sistemi de atardamarları, toplardamarları ve
bunların arasında bulunan en ince damarcıkları, kılcal damarları
kapsar. Madde alışverişinin meydana geldiği yer kılcal
damarlardır ve kılcal damarlar tüm beden hücreleriyle sıkı
ilişki içindedirler. Atardamarlar kanı kalpten bedene taşırlar
ve her kalp vurumu sırasında dolarlar. Bedendeki en büyük
atardamar aort'tur.
Toplardamarlar kanı kalbe geri getiren damarlardır. Kan
atardamarlardaki basınçtan dolayı atardamarlardan
toplardamarlara dolar ve bu yoldan yeniden kalbe döner. Yaygın
bir düşünce atardamarlar ile toplardamarların farkının,
kapsadıkları oksijen miktarı olduğudur, oysa gerçek bu değildir.
Aradaki fark basınç farkıdır (atardamarlarda basınç daha
yüksektir). Atardamar kanı yalnızca akciğer dolaşımı sırasında
oksijenden zengindir. Kan, akciğer dolaşımı yoluyla oksijene
gereksinme duyan beden dokularına taşınır. Oksijenini dokulara
nakleden kan dokulardan, oksijenden fakir olarak toplardamarlar
yoluyla kalbe geri döner. Bu kan kalpte akciğer dolaşımına
katılır. Kalp bu kanı akciğer atardamarına iletir. Akciğer
dokusundaki kılcal damarlarda oksijenlenen ve akciğer
dokusundaki kılcal damarlarda oksijenlenen ve akciğer
toplardamarları yoluyla kalbe gelen oksijenden zengin kan, büyük
dolaşımını yapmaya başlar. Akciğerler oksijenli kanı akciğer
dolaşımının yan dallarından alırlar. Buna benzer çift dolaşımlı
sistemler hipofız bezi ve daha da belirgin olarak karaciğerde
görülür. Karaciğerde bulunan kapı toplardamarı besinlerin
alınması gereken kanı bağırsaklardan taşır. Karaciğer kendi
oksijenini ayrı bir atardamar yoluyla alır. Yeterli oksijen
alamayan dokular ölür (enfarktüs). Bir atardamarın emboli veya
tromboz ile tıkanması bu atardamarın beslediği dokuların
canlılığını tehlikeye sokar. Bununla birlikte kollateral kan
akımı, sayısız kan dalları ve enine bağlantılarıyla gereken kanı
sağlayabilir. Beynin alt kısmında bulunan ve enine
bağlantılarıyla gereken kanı sağlayabilir. Beynin alt kısmında
bulunan ve damarların bir çokgen biçiminde oluşturdukları Willis
poligonu da önemli bir dolaşım sistemidir. Büyük atardamarlar
arasındaki enine bağlantılardan meydana gelir. Enfarktüse
uğrayabilecek organlar tek atardamarla beslenenlerdir; örneğin
akciğerler, kalbin kas tabakası, beynin ve böbreğin bazı
kısımları. Toplardamar sistemi kollateral (yan dallar) damarlar
bakımından hayli zengindir. Dolayısıyla bir toplardamar bir
bölgede tıkanırsa, kan başka bir toplardamar yoluyla
taşınabilir. |
|
Bütün kan
damarlarının iç yüzeyi endotel adı verilen tek kat hücreli bir
tabaka ile döşelidir. Kılcal damarlar yalnızca endotelden
oluşurlar. Büyük damarlarda endotelden başka bağ ve kas dokusu
tabakaları da bulunur. Büyük atardamarların bağ dokusu çok
elastiktir. Kalp büyük bir güçle kasılarak kanı atardamarlara
pompalar ve elastik olan atardamar çeperleri bu basınçla
gerilir. Sonuçta damar çeperleri bu basıncı kan üzerine uygular
(kan basıncı, tansiyon) ve kan ileriye doğru itilmiş olur. Zaten
kalbe geri dönüş yolu bir kapak tarafından kapatılmıştır. İtici
gücün devam etmesi sonucu, damar çeperi daha da gerginleşir ve
atardamarlar boyunca basınç dalgalar halinde yayılır. Bu
dalgalar (nabız dalgaları) bedenin sert bölgelerinde cilde yakın
bulunan atardamarlarda duyulabilir, örneğin diz boşluklarında,
kasık ve şakak gibi yerlerde. Yine de nabız dalgalarının en
belirgin duyulduğu yer el bileğidir. Daha küçük atardamarlarda,
kas dokusu önemli bir rol oynar (müsküler atardamarlar).
Damarlar, daralıp genişleyebilme yetenekleri sayesinde organlara
taşınan kan miktarını ayarlayabilirler.
Yürüme sırasında, bacak kaslarını besleyen damarlar genişlerken
bağırsakları besleyenler daralırlar. Daha küçük olan
atardamarların (arteriyol) çeperleri yalnızca tek bir kas
tabakasından oluşur ve bu damarlar oldukça dardırlar. Bunun
sonucu olarak kan akımına karşı direnç gösterirler.
Atardamarlardaki bu çevresel direnç, kan basıncı ayarlanmasında
çok önemli bir rol oynayan damar kas tabakasının daralıp
genişleyebilme yeteneği sayesinde düzenlenebilir. Kılcal
damarlar düzeyinde kan basıncı önemli ölçüde düşer, zira kılcal
damarların toplam sayısı arteriyollerden fazladır.
Arteriyollerden gelen kan daha geniş alana yayılacağından
basıncı düşer. Kılcal damarlar, kendi aralarında bağlar
oluştururlar. Küçük toplardamarlarda (venül) kan basıncı daha da
düşüktür.
Toplardamarların çeperleri atardamarlarınkinden daha zayıftır ve
eğer bazı kapaklar ile bölümlere ayrılmamış olsalardı
toplardamarlar kanı kalbe kadar zor çıkarırlardı. Büyük
toplardamarlar kas tabakası içinde atardamarlarla yan yana
bulunurlar ve atardamarlardaki genişlemeler ve kas hareketleri
(kas pompası) toplardamarlardaki kanın bir bölmeden diğerine
doğru itilmesini sağlarlar. Normal olarak, çapı giderek küçülen
atardamarlar kılcal damarlar olarak sonlanırlar ve bu noktada
toplardamarlar ile birleşirler. Ancak, bedenin bazı bölgelerinde
bir damara iki kılcal damar şebekesi tekabül eder. Bunun en iyi
örneği bağırsaktaki kılcal damarlardan kaynaklanan ve
karaciğerde yeni bir kılcal damar şebekesi oluşturan kapı
toplardamarlarıdır. |
|
Kan basıncı
toplardamarlarda ve kılcal damarlarda düşük, atardamarlarda ise
yüksektir. Büyük dolaşımda, akciğer dolaşımındakinden çok daha
yüksektir. Kan basıncı denince, esas olarak büyük
atardamarlardan (örneğin kolda bulunan) ölçülen kan basıncı
anlaşılır. Kalp pompaladığı sırada kan basıncı yüksek (sistolik
kan basıncı) dinlendiği sırada ise düşüktür (diastolik kan
basıncı). Sistolik kan basıncının derecesi esas olarak atardamar
çeperinin esas olarak atardamar çeperinin esnekliğine bağlıdır.
Esnekliğin kaybolduğu durumlarda, sistolik kan basıncı yüksek
olarak saptanır. Diastolik kan basıncı büyük ölçüde çevresel
dirence bağlıdır. Kan basıncı düzenlenmesi, sinir sisteminin ve
hormonların da rol oynadığı, karmaşık bir mekanizmadır. İnsan
kalbi sıkılmış yumruk büyüklüğündedir; göğüs kemiğinin arkasında
yerleşmiş olup sola doğru eğik bir açı yapar. Kalp atışları
genel olarak beşinci ve altıncı kaburgalar düzeyinde duyulabilir
zira kalbin apeks adı verilen alt köşesi (iktus kordis) bu
noktalarda, her kalp atında göğüs duvarına çarpar. Göğse kulak
dayamakla da kalp atışları duyulabilir. |
|
|