Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
Kalp
Görünüş olarak kalp, insan bedenindeki organların en basitlerindendir: kanla dolu bir torba ve onu çevreleyen, kasıldığında kanı bu torbadan atardamarlara iletebilen sıkı bir kas tabakası. Kaslar gevşediğinde kapaklar kanın geriye doğru akmasını önlerler.
  
 
Kalbin görevi kanı pompalayarak tüm bedene dağıtmak; böylelikle doku ve organların besin ve oksijen almalarını biriken yıkım ürünlerinin kana vermelerini sağlamaktır. Kalp kasının görevi ağırdır ve özel bir damar sistemiyle, koroner atardamar sistemi ile beslenir. Kalp atışları kısmen kalbin kendisi tarafından düzenlenmekle birlikte beyin tarafından da etkilenirler.

Kalp kabaca, miyokard adı verilen kalp kasından oluşan boş bir torba olarak tanımlanabilir. Kalbin iç yüzü endokard denilen ince bir doku tabakasıyla kaplıdır. Dış yüzde kalp kası perikardın (kalp dış zarı) iç yaprağına karışır. İç ve dış perikard yaprakları arasında ince bir sıvı tabakası bulunur. Kalp kası ayrıca bağ dokusu ve özellikle dış yüzünde olmak üzere yağ dokusu içerir. Kalp bölmesi kalbi sağ ve sol olarak ikiye ayırır, her iki kısımda da (büyük) kapaklar bulunur. Sağ kalpteki kapak triküspit kapağı veya üçlü kapak, sol kalpteki kapak biküspit kapağı (mitral) veya ikili kapak adını alır. Triküspit kapak üç (tri = üç), biküspit kapak ise iki (bi = iki) zardan oluşur. Böylece kapaklar kalbin her yarısını biri üst (kulakçık) biri de alt (karıncık) olmak üzere ikiye bölmüş olurlar. Karıncıklar kalbin esas pompalayıcı odalarıdır ve atardamarlarda açılırlar. Karıncıklarla atardamarlar arasında da kapaklar vardır daha küçük olan bu kapaklar karıncıklar gevşediğine kanın atardamarlardan geriye dönmesine engel olurlar. Sağ kalpte, sağ karıncık ile akciğer atardamarı arasında akciğer atardamarı kapağı (pulmoner kapak), sol kalpte sol karıncık ile aort arasında ise aort kapağı bulunur. Bu iki kapak tamamıyla pasiftir. Karıncıklar içi basınç kalbin basıncından dolayı yükseldiğinde açılırlar, düştüğünde ise kapanırlar. Kulakçık ve karıncıklar arasındaki büyük kapaklarda kapaklara bağ dokusu iplikleriyle tutunmuş olan papiller kaslar sayesinde aynı biçimde açılıp kapanırlar. Pompalama işlemi büyük kuvvet gerektirir, bundan dolayı karıncık kasları kası sağdakinden daha da kalındır zira kanı aorta ve çok daha uzak dokulara örneğin kol ve bacaklara pompalar. Kalp kası bu ağır görevi başarabilmek için çok miktarda kana gereksinme duyar. Bu kan büyük ölçüde, koroner atardamarları kapsayan başlı başına bir damar sistemi tarafından sağlanır. Aorttan ayrılan sağ ve sol koroner atardamarlar (arteria coronalis) bu sistemin temel atardamarlarıdır. Kan kalbe, iki büyük koroner toplardamar yoluyla geri döner (vena coronalis). Bazı nedenlerden dolayı kalbe gelen kan miktarı yetersiz olursa, kalp kası oksijensiz kalarak ölebilir ve herkesi korkutan kalp enfarktüsü ortaya çıkar. Eğer kalp ani bir biçimde kansız kalırsa göğüs anjini (anjina pektoris) krizi gelebilir ve göğüste bir sıkışma duygusu ile kendini gösterir. Kalp kasında oksijen yetersizliğine (hipoksi) bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerin tümüne birden kalp hastalıkları adı verilir. Temel oluşum mekanizması, damar çeperinde bazı maddelerin çökmesiyle damar çapının küçülmesine neden olan koroner atardamarlardaki kireçlenmedir (koroner skleroz).

  
 
Kalp Ağrısı

Göğüs anjini (anjina pektoris) kabaca göğüste veya kalp bölgesinde ağrı duyulan ve kesinlikle bir kalp hastalığına işaret eden tek hastalıktır. Aynı bölgede duyulan diğer ağrı ve sancıların çoğu psikosomatik olup heyecan, korku ve gerginlikler sonucu ortaya çıkarlar. Hatta kalp hastalığı konusunda duyulan endişe ve kuruntular hastalığın bile yol açmadığı yoğunlukta ağrılara neden olabilirler. Göğüste duyulan baskı ve ağrılar herkeste olabilir, zira kalp her türlü duygu ve heyecandan kolayca etkilenen bir organdır. Günlük konuşmalarımızda kalple ilgili birçok deyimin bulunması bunun bir kanıtı değil mi? Üzüntü belirtmek için "yüreğim yanıyor" deyimi, "kalbim kırık", "yüreğim ağzıma geldi" deyimleri sık sık kullanılır. Hatta insanlar duygu ve karakterlerinin kalpten kaynaklandığını bile düşünürler. "Açık yürekli" ve "yürekten söylüyor" deyimleri bunun en güzel örnekleridir. Öte yanda ruhsal olaylar beyne atfedilir. Egzersiz sonucu olabildiği gibi, duygusal ve ruhsal etkenlerle de kalp atışları hızlanıp kuvvetlenebilir. Gelip geçen bir çarpıntı ender olarak bir kalp hastalığı işaretidir.

Kalbin Çalışması

Kalpten çıkan sinirler sempatik sinir sistemine ve onuncu kafa sinirine (vagus) bağlanırlar. Kalp kasının kasılmaları sempatik sinir sistemi tarafından hızlandırılırken onuncu kafa sinirinin bu hareketleri yavaşlatıcı bir etkisi vardır.

Beyinle olan tüm sinirsel bağlantılar haraplaşsa bile kalp çalışmasını sürdürür.

Kurbağa ve tavuklarda kalp beden dışına çıkarıldıktan sonra da bir süre çarpmaya devam eder. Bu olasıdır zira kalp kasının kasılmasını sağlayan elektrik uyarımları, kalbin bizzat içinden; sinüs düğümü adını alan özel bir dokudan kaynaklanır. Burada doğan itici güç (impuls) önce kulakçıklara ve daha sonra karıncıklara yayılır. Dolayısıyla bir kalp atışı sırasında (sistol) önce kulakçıklar kasılır ve kanın kapakları geçerek karıncıklara dolmasını sağlarlar. Az sonra karıncıklar kuvvetlice kasılırlar ve kulakçıklar ile karıncıklar arası kapaklar kapanır. Karıncık içi basınç giderek daha da yükselir ve atardamarlarla aralarında bulunan kapakların açılmasını sağlar; kan atardamarlara dolar. Kalp enfarktüsü sonucu, uyarımı kulakçıktan karıncığa ileten doku haraplaşabilir. Bu durumda bile, kalp kasının tüm kısımları kendi yaratacakları uyarımlar sayesinde kasılmaya devam edebilir, ancak birbirleri ile uyum sağlayamazlar ve kalbin pompalama işlevi ciddi olarak zarar görür. Ritim bozuklukları adı verilen bu olay kalp enfarktüsünün en tehlikeli komplikasyonlarından biridir. Açık kalp ameliyatları sırasında gelişmiş yöntemler kullanılarak kalp, dolaşım sistemi dışına alınır ve kanı boşaltılır. Buna karşın çarpmaya devam eder. Bu sırada damarlara hava pompalamaması için soğutularak çarpması geçici olarak durdurulur. Bu işlem elektrik şoku uygulanarak da yapılabilir. Yeniden çalıştırmak için yine elektrik şokuna başvurulur.
Kan kalbi terk ederek tüm bedene yayılır. Kılcal damarlar düzeyinde beden hücreleri ile madde alışverişinde bulunur. Küçük toplardamarlar tarafından toplanan kan büyük toplardamarlara geçer ve bu yolla kalbe geri döner. Toplardamarlar kulakçıklara dökülürler. Bedendeki toplardamarlardan sağ kulakçığa dökülen kan oksijenden fakirdir ve kalbin dinlenme evresinde (diastol) oksijenlenir. Normal bir kalpte sinüs düğümü dakikada 60 ile 70 uyarım meydana getirir ve kalp de aynı sayıda kasılır. Bu sayıya kalbin dakikadaki atış sayısı denir. Bir atış hacim olarak yaklaşık 70 ml kan atar; kalbin dakika hacmi (kalp debisi) ortalama 5 litredir (70'er ml'lik 70 kalp vurumu). Kalbe sinirler yoluyla ulaşan beyin uyarımlarının etkisiyle, sinüs düğümünün meydana getirdiği uyarım sayısı da değişir; dakikada 200'e kadar varabilir. Bazen kalpte beklenen atışlar önce erken atışlar (ekstrasistol) meydana gelebilir. Erken atış normal bir atış izlemez, zira kalp kası bir atıştan sonra kısa bir süre için duyarsızdır ve erken atış ile ondan bir sonraki atış arasında normalden daha uzun bir ara olur. Bu aradan sonra atışlar düzenli ritme kavuşurlar. Bu olay genellikle çarpıntı olarak duyulur. Erken atışlar (ekstrasistoller) çoğunlukla zararsız olup bazen kahve, nikotin gibi maddelerin alınmasından sonra ortaya çıkabilirler (sigara içenler dikkat!). Tütün, kalp kasını besleyen atardamarların büzülmesine yol açar. Böylece kalp gereksindiği oksijeni yeterince sağlayamaz. Koroner atardamarlardaki bu büzülme, dolayısıyla buradaki kan basıncının yükselmesine neden olur ve kalbin ritmini bozar.

Kalbin Muayenesi

Nabzın alınmasıyla kalp ritmi kolayca saptanabilir. Duyulan sesler (kalp sesleri) kapakların kapanma sesleridir. Bu sesler bir stetoskop ile dinlenebilir ya da mikrofon ve elektronik amplifikatör yoluyla kâğıt üzerine kaydedilir (fonokardiogram). Bazı hastalıklarda kanın kapaklardan geçmesi uğultulu bir ses çıkarır. Kalp kası devinimlerinin cilt üzerinde meydana getirdiği küçük elektrik akımları elektrotlar ve amplifikatör yoluyla elektrokardiyogramda (ECG) gözlemlenebilir. Özellikle ritim bozuklukları ECG'de kolayca tanınırlar. Kapakların durumu, kalp içi basınç, kalp çevresindeki damarların daralıp daralmadığı genellikle uyluk toplardamarına takılan bir tüp sayesinde saptanabilir (kalp kateterizasyonu). Ayrıca, bir tüp yoluyla, kalbe bir kontrast madde zerk edilerek, röntgen perdesinde kan akışı izlenebilir. Bir enfarktüs sonucu kalp kas dokusu ölürse, kanda glutamin-oksalik-asetit asit transaminaz (SGOT) ve laktik asit de hidrogenaz (LDH) enzimleri gibi belirli maddeler açığa çıkar. Bu maddelerin kandaki miktarı ne kadar çoksa, geçirilmiş olan enfarktüs o kadar ağır demektir.

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot