|
|
|
Anatomide organlar, dokular ve
hücreler arasında ayırım yapılır. Örneğin kalp bir organdır;
bedende bir ya da daha çok önemli işlevi olan, çevresinden ayrı,
kolayca tanımlanabilir bir birimdir. Kalbi daha derinlemesine
incelersek, dokulardan oluştuğunu görürüz. Örneğin,
kasılmalardan sorumlu çok sayıda kas dokusu bulunur. Ayrıca,
kendi özel işlevleri olan bağ dokusu, yağ dokusu ve sinir dokusu
da vardır. Dokular da, hücre denilen daha küçük birimlerden
oluşurlar. Daha da derine inersek, hücrelerin içindeki hücre
oluşumlarını fark ederiz. Biyokimya ise bu oluşumların yapısını
atom düzeyine kadar inceleyebilir. |
|
|
Bütün bitki ve hayvanların bir
ortak yanı, hücre denilen canlı yapı taşlarından oluşmuş
olmalarıdır. Hücrelerin çoğunluğu 1/100 mm büyüklüğünde
olduklarından gözle görülmezler. Mikroskop ile hücreler yakından
incelenebilir, elektron mikroskobu ile ise hücrenin değişik
kısımları görülebilir. Bazı hücreler iki yeni hücreye bölünür.
Yeni hücreler ilk hücrenin yarı büyüklüğündedirler. Ancak besin
maddelerini emerek büyümeyi sürdürür ve sonunda yeniden ikiye
ayrılırlar. Böylece bir hücreden birçok yeni hücre yaratılır.
Bölünmeden önce, her hücrede belirli bir sürecin yer alması
gerekir; hücre işlevini düzenleyen moleküllerin sayısı iki
katına çıkmalıdır. Bu moleküller, hücrede yalnızca bölünme
öncesinde görülebilen iplik şeklindeki kromozomlarda bulunur. Bu
süreç mikroskop altında izlenebilir. İlk önce kromozomların
sayısı iki katına çıkar, sonra bunların iki eşit parçaya
bölünmesiyle yeni yarı hücreler oluşur. Yeni oluşan hücrelerin
her ikisi de ilk hücrenin özelliklerini taşır. Bu özellikleri
inceleyen bilim dalına genetik denir.
Hücre bölünmesi sonucu iki olasılık belirir. Yeni hücreler
birbirlerinden ayrılıp kendi yollarına gidebilir ya da birlikte
kalabilirler. Birinci durumda söz konusu bitki ya da hayvan
yalnızca tek hücreden oluşur ve buna tek hücreli organizma
denir. İkinci durumda ise çok hücreli bir organizma ortaya
çıkar. Çok hücreli organizmalarda değişik hücreler belirli
işlevler için uzmanlaşır. Uzmanlaşmış hücreler artık bağımsız
olarak varlıklarını sürdüremezler, ancak tüm organizmanın bir
parçası olarak yaşamlarına devam edebilirler. Bazı basit
organizmaların bazı hücreleri organizmadan ayrıldıktan sonra bu
uzmanlaşma özelliklerini kaybedip tekrar ilkel hücre biçimini
alabilirler. Bu yeni biçim yepyeni ve bütün bir organizmanın
bölünerek büyümesine olanak sağlar. İnsan hücreleri çoğunlukla
bu özelliğe sahip değildir. |
|
|
|
Bazı
yöntemlerle insan hücreleri uzun süre canlı tutulabilmektedir.
Ancak şimdiye kadar, hücrelerden yeni bir insan yaratmak
olanaklı olmamıştır. Belki bir gün gerçekleşebilecek olan bu
olayın sonuçlarının nereye varacağını tahmin etmek güçtür.
Böylelikle, bir insanın, tek yumurta ikizleri gibi aynı kalıtsal
özelliklere sahip bir ya da daha çok "kopyası" yapılabilecektir.
Ancak insan özelliklerinin yalnızca kalıtsal olarak
belirlenmediğini unutmamamız gerekir. Bir insan oluşumunda
eğitim ve deneyim de eşit ölçüde katkıda bulunur, oysa bunların
aynısını bir başka insanın oluşumunda tekrarlamak olanaklı
değildir. |
|
Organlar,
birlikte organın işlevlerini yürütmesini sağlayan değişik
dokulardan oluşur. Kalpte kasılan kas dokusunu görürüz. Kalp
kapakçıkları çoğunlukla bağ dokusundan oluşmuştur. Kalp kasının
her yanındaki sinirsel uyarımlardan ise özel bir bağ dokusu
sorumludur. Bağ dokusu ile özel kas dokusu kalp kasına gerekli
kanı sağlayan damarların duvarlarını oluşturur. Deri de bir
organ olarak kabul edilir. Kan bazen bir organ, bazen de bir
doku olarak sınıflandırılır. Yemek borusu, mide ve bağırsaklar
gibi organlar yiyeceklerin iletilmelerini sağlar ve
sindirilmelerine yardım ederler. Bunlar gibi birlikte çalışan
organlar bir organ sistemi oluştururlar. Örneğin yemek borusu,
mide ve bağırsaklar sindirim sisteminin birer parçasıdırlar.
Mide ve bağırsaklardan çok farklı bir yapı gösteren karaciğer,
pankreas, ağız, tükürük bezleri ve dişler de sindirim sisteminin
parçasıdır. Diğer önemli organ sistemleri ise solunum sistemi
dolaşım sistemi, boşaltım sistemi (böbrek ve idrar yollan),
iskelet, kas sistemi, cinsel organlar, duyular, hormon sistemi
ve lenf sistemidir. Bütün organ sistemleri sinir sistemi
tarafından kontrol edilir. Hormon sisteminin de organlar
üzerinde önemli bir düzenleyici etkisi vardır. |
|
Çok hücreli
bir organizmada aynı işlevi gören birçok hücre birleşir. Böylece
bir hücre dokusu oluşur ve bu doku mikroskop altında yanındaki
dokulardan kolaylıkla ayırt edilebilir. Mikroskop altında iyi
görülebilmeleri için hücrelerin boyalarla renklendirilmeleri
gerekir. Histoloji, yüzlerce boya maddesi ve boyama tekniği
kullanılarak örneğin mikroskop ile büyütülerek çekilen
fotoğraflar için bu farklılıkları en iyi biçimde göstermeye
çalışır. Organizmadaki çoğu hücre hemen hemen renksizdir. Pembe
ya da kırmızımsı dokular renklerinin kan hücrelerinin sayısından
ve kandaki pigmentasyonun gücünden alırlar. Örneğin üşüdüğümüz
zaman kan deriden uzaklaşır ve deri belirgin bir biçimde
solgunlaşır. Göz, saç ve derinin rengi boya maddesi tanecikleri
olan pigmentler tarafından belirlenir. Dört ana tip doku vardır:
kas dokusu, sinir dokusu, epitel (en dış tabaka), doku ve destek
dokusu. Örneğin bir pirzolada birçok doku görülür; et (kas
dokusu), yağ dokusu, kemik dokusu, bazen omurun iç kısmında
sinir dokusu ve etin arasında sert şeritler halinde bulunan bağ
dokusu. Epitel doku dıştan bütün bedeni, içten ise kalp, kan
damarları gibi içi boş olan organları kaplar. Mukus hücreleri ve
bez hücreleri, gibi bazı epitel hücreleri çeşitli maddeler
salgılayabilirler. Bez hücreleri genellikle gruplar halinde
bulunurlar ve birlikte belirli bir bezi oluştururlar. Destek
dokusu, hücreler arasında depolanan ara maddelerden oluşur. Sert
ve yumuşak destek dokular arasında bir ayırım yapabiliriz.
Kemik, kıkırdak ve dişler sert destek dokulardır. Bu tip dokuda
ara madde sert malzemeden (tuzlar) oluşur. Yumuşak destek
dokusuna bağ dokusu denir. Yağ dokusu bir bağ dokusudur ve yedek
yağlar için bir depolama yeri, ya da topuk altı, kalça ve
eklemlerde olduğu gibi yumuşak bir yastık görevi yapar. Bağ
dokusunun özel bir türü lenf bezlerinde ve dalakta görülen
ağımsı bağ dokusudur. Lifli bağ dokusu yumuşak organ dokularına
güç verir ve bunların hem karşılıklı tutunmalarına, hem de diğer
organlar ile iskelete tutunmalarına yardım eder. Kaslar
kemiklere kiriş denen güçlü bir lifli bağ dokusu ile
bağlanmışlardır. |
|
Hücreler,
belirli maddelerin dışardan içeriye ve içerden dışarıyı
geçmesini sağlayan bir hücre zarı ile çevrelenmiştir. Maddelerin
hücre içine ya da dışına geçmesi difüzyon (nüfuz) ile olabilir;
ya da hücreye iletilecek madde ile birleşen ve bunu hücreye
taşıyan taşıyıcılar aracılığıyla gerçekleşebilir; bazen de zarın
kendisi küçük parçacıkları çevreleyerek yutar. Hücre normal bir
mikroskop altında incelenirse, hücre çekirdeği açıkça görülür.
Çekirdek hücrenin kalıtsal malzemesini içerir. Hücrede bir de
sitoplâzma denilen ve içinde tuzlar, proteinler ve şekerler gibi
birçok maddenin çözülmüş olduğu bir su kütlesi vardır. Bunlara
ek olarak hücre içinde birçok özel oluşum bulunur. Bu oluşumlara
hücre organcıkları denir; bunlar hücre zarına benzeyen zarlardan
oluşmuşlardır ve çoğunluğu hücre metabolizmasının merkezleri
olarak işlev görürler. Hücre zarlarının Golgi cismi denilen özel
bir organcıktan oluştuğu genellikle kabul edilir. Ribozomlar,
hücre proteinlerinin sentezinin yapıldığı endoplazmik retikulum
zarı üzerinde bulunan küçük taneciklerdir. Enzimler en önemli
hücre proteinleridir ve hücredeki belirli metabolik süreçlerin
hızla gerçekleştirilmesini sağlarlar. Proteinler aminoasitlerden
oluşur. Aminoasitler sindirilmiş besinlerden süzülen yapı
taşlarıdır ve kan tarafından hücrelere iletilirler.
Aminoasitlerin bir protein zincirinde sıralanış biçimi bunların
yapılarını ve proteinlerin işlevlerini belirler. Aminoasitlerin
bileşimini ise hücrede bulunan kalıtsal malzeme belirler. Bu
nedenle sürekli bir molekül akımı çekirdekte bulunan kalıtsal
bilgiyi "okur" ve bu bilgiyi ribozomlara aktarır. Gerekli
proteinlerin sentezi ribozomlarda, bu bilgi taşıyıcı
moleküllerin yardımı ile yapılır. Moleküller daha sonra hücrenin
diğer kısımlarındaki işlevlerini sürdürürler. Mitokondriler de
hücrede bulunan önemli oluşumlardır. Örneğin, şeker
metabolizması, yani şekerlerin karbonik asit ve suya dönüşmesi
burada gerçekleşir. Bu nedenle mitokondrilere hücrenin enerji
merkezleri denir. Enzimler de sürekli olarak yıkılır ve
hücredeki lizozomlar bu sürece katkıda bulunurlar. Hücrede her
an etkin olarak bulunan enzim sayısı enzim sentezi ile yıkımı
süreçleri arasındaki ilişkiye bağlıdır. Bir enzime gereksinim
duyulmuyorsa hemen yok olur. Çok sayıda enzim gerekiyorsa,
bunlar çok sayıda üretilir ve üretim gerektiği kadar devam eder.
Bu nedenle hücre çekirdeğindeki kalıtsal bilgi sürekli olarak
hazır bulunmalıdır. |
|
|