|
|
|
Esas olarak, diğer hormon bezlerini
düzenleyici görevi olan hipofizden başka, insanlarda beş değişik
tip hormon bezi vardır: tiroid, dört küçük paratiroid, pankreas,
iki böbrek üstü bezi ve iki cinsel bez. Bunlara ek olarak
mide-bağırsak kanalı ve plasenta dokusu tarafından üretilen
hormonlar da vardır. Böbreküstü bezleri birbirinden farklı
medulla ve korteks bölümlerinden oluşur ve bu iki bölüm farklı
hormonlar üretirler. Erkeklerin cinsel organları
kadınlarınkinden farklıdır; cinsel hormonlar, başka şeylerin
yanı sıra, ikincil cinsel özelliklerden sorumludurlar. |
| |
|
İç salgı bezleri, bedenin diğer yerlerindeki organları etkilemek
üzere, kana salınan çok sayıda hormon üretirler. Bu hormonların
çoğu kanda özgür olarak dolaşmazlar fakat taşıyıcı proteinlere
bağlıdırlar. Bunun bir nedeni birçok hormonun suda
çözülmemesidir. Diğer nedeni ise proteine bağlı hormonların
herhangi bir hormonal faaliyetlerinin olmamasıdır. Hormonlar
yalnızca taşıyıcı protein ile hormonu birbirinden ayırabilen
enzime sahip organların hücrelerinde yeniden faaliyet
gösterirler. Sonuç olarak, hormonlar yalnız belirli bölgelerde
görevlerini yaparlar. |
|
Tiroid (glandula thyreoidea) boyunda nefes
borusunun önünde yer almıştır. İki hormon üretir; en önemlisi
iyot içeren tiroksindir. Tiroksinin bedendeki tüm hücrelerin
metabolizması üzerinde etkisi vardır. Tiroksin miktarı ne kadar
çoksa, metabolizma da o denli yükselir. Tiroksinin üretimi ve
salgılanması özellikle bir hipofiz hormonu (TSH) ile düzenlenir.
Tiroksin tiroid dokusunda bir protein olan tiroglobulin şeklinde
toplanır. TSH'nın etkisiyle bir enzim hormonu serbestleyerek
kana girmesini sağlar. Ancak hormon burada hemen taşıyıcı
proteinle birleşir. Kandaki proteinlerin iyot miktarı (PB1,
proteine bağlı iyot) kandaki tiroksin miktarının ve tiroid
faaliyetin ölçüsüdür. Hayvanlarda, tiroksin aynı zamanda
örneğin, tüy ve deri dökme, kurbağalardaki şekil değiştirme ve
boynuz çıkarma gibi olaylara da karışır. İkinci tiroid hormonu
bedendeki kalsiyum ve fosfor metabolizmasını etkileyen
kalsitonindir. Kalsitonin paratiroidler tarafından üretilen
hormonun aksi yönünde çalışır. Sayıları dördü bulan paratiroid
bezleri tiroidin yanında yerleşmişlerdir, fakat bazen tiroid
dokusunun içine gömülüdürler. Paratiroidlerin ürettiği hormon
kemiklerden kalsiyum ve fosfor tuzlarını serbestler ve böbrekler
yoluyla salgılanmalarını düzenler. Diğer taraftan kalsitonin bu
tuzların kemiklerde depolanmasını arttırır. |
|
Pankreas
bağırsaklara salgılanan çeşitli sindirici sıvılar üretir ve
bunlar hormon olarak kabul edilmezler. Pankreas hormonları
pankreas dokusunda Langerhans adacıkları diye bilinen küçük
hücre grupları da yapılırlar. Glukagon üreten alfa hücreleri ve
ensülin üreten beta hücrelerini içerirler. Her iki hormon da
şeker metabolizmasını etkiler. Glukagon kandaki glikoz miktarını
arttırır, ensülin ise düşürür. Bundan başka, ensülin glikojenin
karaciğerde glikoza dönüşmesini ve glikozun kana karışmasını
kısıtlar. |
|
İnsanlarda
böbreküstü bezleri (adrenal) yalnız 5gr. gibi az bir ağırlığa
sahip olmalarına karşın zorunlu organlardır. Adrenal medulla adı
verilen merkez hücreleri çok daha büyük olan adrenal korteksi
ile çevrilidir. |
|
Medulla, kana salgıladığı adrenalin ve
noradrenalin adındaki iki hormonu içerir. Bu maddeler aynı
zamanda, sinir dürtüsü taşıyıcılığı yaptıkları sempatik sinir
sisteminde de yapılırlar. Böylece kanda sinir sisteminin aynı
işlevini, harekete geçirme etkisini yaparlar. Gerilim, korku,
şiddet, gerginlik v.b. gibi durumlarda çok miktarda adrenalin
salgılanır (adrenalin patlaması). Adrenal medulla yalnız sinir
sistemi tarafından kontrol edilir. Adrenalin aynı zamanda tedavi
amacıyla örneğin, astım ve kalp yetmezliğinde kullanılır. |
Adrenal korteks çok sayıda önemli
hormonların üretildiği üç tabakaya ayrılır. Bu hormonların tümü
aynı kimyasal yapıya sahiptir (steroid iskelet); bunlara
kortikosteroidler denilir ve cinsel organlarda üretilen cinsel
hormonlar, mineralokortioidler ve glukokortikoidler olmak üzere
üçe ayrılırlar. En önemli glukokortikoidler, hidrokortizon ve
kortizondur.
Hidrokortizon proteinlerin parçalanmasını arttırır, protein ve
özellikle antikorların yapımını engeller. Sonuç olarak hastalık
etkenlerine olan dayanıklılık azalır ama iltihaplar, alerjiler
ve otoimmun hastalıklar genellikle daha hafif seyrederler ve bu
özellik çoğu zaman tıpta kullanılır.
Glukokortikoidler şeker ve yağ metabolizmasını etkilerler. En
önemli mineralokortikoid hormon olan aldosteron böbreklerin
sodyumu tutmasından sorumludur. Böylece kan basıncını etkileyen
su fazlası da tutulmuş olur Ama aldosteronun faaliyetinden ötürü
daha fazla potasyum bedenden atılır. Kandaki ve doku
sıvılarındaki sodyum ve potasyumun yoğunlukları çeşitli
organların işlevlerinin normal olarak devamı açısından çok
önemlidir ve aldosteron bunların en önemli düzenleyicisidir.
Aldosteron üretimi, beden sıvısı ve kanın bileşimi ve
miktarından etkilenir. Böbreklerden çıkan renin hormonu da
aldosteronun salgılanmasında etkilidir. Ancak, glukokortikoidler
daha çok hipofiz hormonu ACTH tarafından kontrol edilir. |
Erkek cinsel bezleri erbezleri (testis)
dişi cinsel bezleri ise yumurtalıklardır (overler). Bunlar,
erkekte ve kadında aynı olan (FSH ve LH) iki hipofiz hormonunun
etkisiyle çeşitli cinsel hormonlar üretilir. Bu hipofiz
hormonları ergenlik çağından önce salgılanmazlar ve cinsel
bezlerde hormon yapımı olmaz. Ergenlik çağında ise, cinsel
bezler ve cinsel organlar olgunlaşıncaya kadar gelişirler ve
cinsel hormon salgılarlar. Sonuç olarak, ikincil cinsel
özellikler de gelişmeye başlar, örneğin sesin kalınlaşması,
erkekte sakal çıkması, kadında göğüslerin büyümesi ve her iki
cinste de koltuk altı ve kasık arası kıllarının meydana gelmesi.
Erkeklerde sürekli olarak kadınlarda da belli zamanlarda (adet
görme zamanına bağlı) FSH ve LH salgılanır.
FSH erbezlerinden sperm hücrelerinin yapımını sağlar. LH
erbezlerinin destek dokusu olan Leydig hücrelerindeki
testosteron hormonunun üretimini artırır. Testosteron da, sperm
hücrelerinin yapımını artırır ve cinsel isteği (libido) önemli
ölçüde etkiler. Bununla birlikte, cinsel istek yalnızca kandaki
testosteron miktarıyla orantılı değildir. İleri yaşta
kısırlaştırılmış erkeklerin bazen, testosteron yapımı olmamasına
karşın, cinsel isteklerin sürdüğü görülür. Şu halde cinsel
isteği kısmen beynin işlevleri sağlar Testosteron daha çok
karaciğer tarafından metabolize edilir ve androsterona yol açar.
Yıkım ürünlerinin çoğunun da hormonal etkisi vardır;
testosteronla birlikte hepsine androjen hormonları denilir.
Androjen hormonlarının etkisinden söz ederken büyüme uyarımı ve
protein yapımı üzerindeki etkisinden de söz etmek gerekir.
Ergenliği başlangıcında, androjen hormonları büyümeyi
hızlandırır ama bir süre sonra kemiklerin büyüyen kısımları,
epifızyal diskler, kemikleşmeye başlarlar, böylece kemiğin
boyunda daha fazla bir gelişme olanaksızdır. Eğer ergenlik
çağında, herhangi bir androjen hormonu üretilmezse büyüme daha
yavaş olur fakat daha uzun sürer. Boy belli bir yere gelinceye
kadar uzamaya devam eder.
Protein yapma etkisinden ötürü özellikle kaslar ağırlaşır; buna
anabolik veya protein-anabolik etki denir. Androjen hormonları
da hipofizin LH salgılamasını engelleyerek dengenin sağlanmasına
yardımcı olurlar. Fakat erkekte bile az miktarlardaki dişi
hormonlarının üretimi hormonal dengenin korunmasında çok önemli
rol oynarlar. Dişi cinsel hormonlar iki gruba ayrılırlar. İlk
grupta östradiyol ve (daha az etkili) metabolik ürünler vardır.
Bunlara östrojen hormonları denilir. Bunlar, hormonal dengenin
sağlanması ve cinsel özelliklerin gelişmesi için hipofizi
etkilerler. Buna ek olarak, en önemlisi projesteron olan
projestatif hormonlar grubu vardır. Projesteronun gebeliğin
sürdürülmesine ilişkin çeşitli işlevleri vardır. Yalnız cinsel
bezlerde değil, aynı zamanda plasentada da üretilir. Östrojen ve
projestatif hormonların düzeyi adet görme dönemi içinde değişir.
Projestoronu erkekler de üretir ancak kana karışmadan
testosterona dönüşür. Testosteron kadınlarda da üretilir ve kana
karışır ve erkekte olduğu gibi cinsel istek üzerinde büyük
etkisi vardır. Bu bilgilerden anlaşılacağı gibi erkek ve dişi
cinsel hormonları arasında kesin bir ayırım yapmak olanaksızdır.
Aynı şekilde, hormonların faaliyetleri arasında da kesin
sınırlar çizmek olanaksızdır. Ancak, araştırma amacıyla
gönüllüler ve hayvanlar üzerinde deneyler yapmak için önemli
miktarda hormon dozlarını kullanma olanağı vardır; ama bunun,
diğer cinsel hormonların içeriği ve hipofizin faaliyeti üzerinde
doğrudan etkisi olur. |
|
|