Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
Göz
Göz en önemli duyu organıdır: insan, gören yaratık diye de tanımlanır. Gözün yapısı oldukça basittir. Işık saydam tabaka ve gözbebeğinden girer ve mercek tarafından retinada kesin bir imge şeklinde odaklanır. Retina, ışığa duyarlı ve ufak liflerle görme sinirine bağlı olan birçok duyu hücresinden oluşur. Uyarı sırasında dürtüler görme siniri aracılığıyla beyne ulaşırlar. Beyne gelen sinirsel dürtüler çok boyutlu bir imge ile birlikte renk izlenimi de yaratırlar. Bu son derece karmaşık bir süreçtir. Görme, görsel imge ile beynin bu imgeyi algılamasının bütünleşmesini gerektirir.
  
 
Gözlerin insanın en önemli duyu organı olduğu kabul edilir. Ancak görme süreci içinde gözlerin işlevi ışığı sinir dürtülerine dönüştürmek ile kısıtlıdır. Esas görme bir beyin işlevidir ve bu süreç içinde beyne gelen sinir dürtülerinden çevrenin bir imgesi yeniden yaratılır. Gördüğümüz şeyler bilincimiz üzerinde önemli bir rol oynar. Çevremizdeki mekân kavramı gibi üç boyutlu izlenimleri esas olarak görsel izlenimlerden ediniriz. Üç boyutlu izlenimlerin elde edilmesinde işitme ya da koku alma duyularının yardımı yoktur, ancak dokunma duyusu, üç boyutlu algılamayı destekler. Dokunma duyusu özellikle normal üç boyutlu algılamanın gelişmesi için çok önemlidir. Çocuk bir eşyayı yakalayarak veya ona yaklaşarak, uzaklıkları değerlendirmesini öğrenir ve sonra bunları gördükleri ile kıyaslayabilir. Daha sonraları doğrudan görsel izlenimlerinden hangi nesnelerin yakında ya da uzakta olduklarını, herhangilerinin diğerlerinin önünde ya da arkasında olduklarını v.b. çıkarabilir. Bu deneyim, yalnızca bir düzlem üzerine çizilmiş bir perspektif resimden hemen üç boyutlu bir izlenim edinmemiz gibi bazen aldatıcı olabilir. Perspektifin kurallarını ustaca uygulayarak gerçekte var olmasına olanak bulunmayan üç boyutlu bir izlenim yaratmak bile olanaklıdır. Görsel yanılsama olanakları sayısızdır: aynı uzunlukta olan çizgilerden bazılarının diğerlerinden daha uzun görülmesi, v.b. üç boyutlu görüşte stereoskopik (iki gözü kullanarak) görüşün önemi büyüktür. Bu durumda, her iki gözün görüş alanı (bir gözün görebileceği çevre kesiti) kısmen birbirinin üzerine geçer. Böylece bu ortak bölgenin iki farklı imgesi sağ ve sol gözlerin retinalarında belirir.

Söz konusu bölge ne kadar yakınsa, farklılık o kadar artar. Bu iki retina imgesinden beyinde tek ve yeni bir imge yaratılır. Retina imgelerini birleştirmekte karşılaşılan güçlük derecesi cisimlerin uzaklığının bir ölçüsüdür. Her iki gözümüzü de, bir nokta üzerinde odaklaştırınca, gözler hafif şaşılaşabilir. Stereoskopik görüş (görüş derinliği) iki metreye kadar olan yakın mesafelerde rol oynar, özellikle cisimlerin durumunu kesinlikle kavramak açısından çok önemlidir. Bu özellik hayvanlar âleminde de gözlenebilir. Avlarını hızla hareketlerle yakalayan yırtıcı hayvanlarda gözler ileri doğru çıkmış durumdadır. Maymunlar gibi ağaçlarda yaşayıp, daldan dala atlayan hayvanlarda da gözler aynı durumdadır. Bu hayvanların yüzlerini insana benzetir ya da en azından bunların yüzlerinde saldırgan, cüretli bir ifade buluruz. Kaçan hayvanlarda gözler kafanın yanlarında yer alır. Bu nedenle bu hayvanlarda üst üste geçen görme alanları olmamasına karşılık, yan ve arkayı görebilme olanağı gelişmiştir. Yüzlerindeki ifadenin hayvanca, boş ve sıkıcı olduğunu düşünürüz. Yabancı kişilerin göz göze gelmekten neden kaçındıklarını düşünmek ilginç olabilir. Birisinin gözünün içine devamlı olarak bakmanın bir tehdit, hatta bir saldırıya hazırlık gibi anlaşılabileceği düşüncesi, böyle bir davranışa neden olabilir. Başka yöne bakan bir kişi saldıramayacağı için zararlı değildir.

  
 
Göz Merceğinin Çalışması

Göz, filmin retina ile yer değiştirdiği bir fotoğraf makinesi olarak düşünülebilir. Göz merceğinin işlevi, makinenin objektifi ile aynıdır. Boşluktaki tek bir noktadan çıkan ışınlar tekrar bir noktada toplanacak şekilde mercek tarafından kırıldığı için sonuç, ters ve küçültülmüş bir imgedir. Işınların tekrar toplandığı yerde imge ya da resim belirir. Göze yakın cisimler göz merceğinin arkasında bir imge oluştururlar. Fotoğraf makinesiyle odak uzaklığı ayarlanarak objektif ile film arasındaki uzaklık arttırılabilinir. Gözde ise mercekle retina arası sabit olduğu için bu ayar olanak dışıdır. Ancak göz merceğinin ayarlanması olanaklıdır. Böylece göz merceği daha dış bükey hale getirilerek imge yaklaştırılır. Buna uyum denilir. Normal olarak uzaktaki nesneler gevşek bir mercek aracılığı ile net olarak algılanabilir. Yakındaki nesnelerin net olarak algılanabilmesi için mercek çevresindeki büzücü kasın kasılması gerekmektedir. Uzak nesnelerin algılanmasından hemen sonra yakın nesnelerin net olarak algılanması bu nedenle olanaksızdır. Aynı şekilde uzak ve yakın nesnelerin de aynı anda net olarak algılanması olanaksızdır. Yakın bir noktaya bakılırken arka plandakiler silikleşir. Ancak normal olarak bakışımız devamlı olarak yakın ve uzak nesneler arasında değiştiği için ve nesnelerin bu arada değişmediğini bildiğimiz için retinadaki imgelerin bulanıklığı bizi çok etkilemez. Beyinde, kendiliğinden düzeltme ile bulanık imgelerden daha kesin bir izlenim elde edilebilir. Dokunma duyumuz ile nesnelerin kesin bir şekilde sınırlandırılmış olduğunu biliriz. Işınlar merceğin yanı sıra, son derece kavisli olan saydam tabaka, camsı cisim ve gözde bulunan sıvı tarafından da kırılır. Bu dörtlü ışık kırıcı ortam karmaşık bir mercek sistemi oluşturur.

Gözün Yapısı
Göz, esas duyu organının (görme siniri ile birlikte göz yuvarlağı) yanı sıra başka yardımcı organları da kapsar. Önce, iyi korunmuş göz yuvarlağının oturduğu ve birkaç kafa kemiğinden oluşan göz çukuru gelir. Bunun dışında, göz yuvarlağını döndürüp, bakışımızı odaklaştıran ufak kaslar bulunur. Ayrıca gözlerimizle çeşitli refleks hareketleri yaparız. Göz kapakları göz yuvarlağının önünde aşağı indirilebilen (göz kırpmak) deri perdeleridir. Göz ile göz kapakları arasında çok ince bir sıvı tabakası bulunur. Bu sıvı gözyaşı bezleri tarafından salgılanır. Bu salgının çabuk buharlaşmasını önlemek için Meibomian bezcikleri tarafından yağlı bir salgı çıkarılır. Saydam tabaka kurursa donuklaşır. Gözyaşının salgılanması refleks olarak ortaya çıkar. Normal olarak gözyaşı küçük deliklerden süzülür ve burun ve gözyaşları kanalı ile buruna girer. Çok fazla miktarda oluşursa, yeterince süzülemez ve gözyaşı yanaklarımızdan aşağı akar. Bu, duygusal bir olaya tepki olarak çok fazla miktarda gözyaşı oluşmasının bir sonucudur. Ağlamanın temeli budur. Göz kapaklarının iç tarafı mukoza (konjunktiva) ile örtülüdür. Esnek bir tabaka olan mukoza göz yuvarlağının önüne doğru kıvrılır. Böylece konjunktiva küçük bir kesecik oluşturur. Göz kapaklarının kenarlarında kirpikler vardır. Kirpiklere dokununca göz kapakları refleks olarak kapanır ve böylece gözü bir kum tanesinin veya bir damlanın girmesine karşı korumuş olur. Göz yuvarları 24mm çapında olup opak duvarlar ve saydam bir iç kitleden oluşur. Duvarların sağlam dış tabakasına gözakı denilir. Ön tarafta gözakının yerini saydam tabaka almıştır. Saydam tabakanın altında, ortasında gözbebeği deliği bulunan renkli iris yer almaktadır. Bunun arkasında göz merceği bulunur. İris, esasında göz yuvarlağı duvarının orta tabakasının, yani koroid tabakanın bir parçasıdır. Göz rengini veren pigmentler nedeniyle saydam değildir.

Rengi insandan insana değişir. Hatta aynı insanda bile iki gözün rengi farklılık gösterebilir. Pigment hücrelerine göre renk alır. Koyu renkli gözlerde pigment hücreleri tüm irise dağılmış durumda iken mavi gözlü kimselerde bu hücreler irisin arkasından yer alır. Pigment hücrelerinden yoksun olan kimselerde ise (albinolarda) iris saydam ve pembemsi bir görünüme sahiptir; renk hücreleri olmadığından bu pembemsi rengi kan damarlarından alır. Gözbebeğinin çapı ışığın yoğunluğuna bağlıdır. Aydınlıkta 2mm çapında olan gözbebeği karanlıkta, retinaya olanaklı olan en fazla ışık miktarının sağlanabilmesi için 8mm'ye kadar büyüyebilir. Bu büyüyüp küçülme iristeki küçük kaslar tarafından denetlenir. Refleks niteliğinde olan bu hareketlerin kaynağı istemsiz sinir sistemine bağlı olan kas lifleridir. Gözün arka duvarının iç yüzünü retina oluşturur. Gözün iç saydam kütlesinde, merceğe ek olarak; peltemsi bir kütle (camsı cisim) ile sıvı bulunur. Bu durum, göz yuvarlağını artırır ve kan damarlarının bulunmadığı saydam tabakaya ve merceğe besin maddeleri iletilmesini sağlar.
Retina
Işığa duyarlı hücreler retinada yer alırlar. Bu hücreler ışıkla kimyasal olarak değişebilen pigmentleri içerir. Bu kimyasal değişme, duyu hücrelerine bağlı sinir uçlarını uyarır. İki tür duyu hücresi vardır: küçük çubuk biçiminde ve özellikle karanlıkta görmeyi sağlayan çok duyarlı olanlar ve yalnızca mavi, yeşil ve kırmızı renklere karşı duyarlı olan üç çeşit konik gövdeli olanlar. Beyin, bu hücrelerden gelen farklı uyarılardan, bir renk izlenimi oluşturabilir.

Teknolojik olarak üç temel rengin karışımından diğer renkler elde edilir. Retinada iki özel bölge bulunur.

Sarı leke renklerin ve cisimlerin ayrıntıları en duyarlı olan bölgedir. San lekeyle çakışan, bu kısmın ortasında bulunan fovea bölgesinde hücre yoğunluğu en yüksek derecededir ve görüş niteliği burada en üst düzeye ulaşır. Fovea konik gövdeli duyu hücreleri içerir. Sarı lekenin fovea dışında kalan diğer kısımlarında bu hücrelerden başka çubuk biçiminde hücreler de bulunur. En ayrıntılı ve net görüşün foveada elde edilmesinin nedeni işte bu, parlak ışığa duyarlı olan konik hücrelerden oluşmasıdır. Retina dışında, bu hücrelerin azlığı nedeniyle ayrıntılar ve renkler iyi ayırt edilemez.

Kör noktada retina sinir lifleri birleşerek görme sinirini oluşturdukları için burada duyu hücreleri bulunmaz. Retina arkasındaki koyu tabakalar ışığı emerek ışığın retinaya yansımasını önlerler.

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot