|
|
|
Göz en önemli duyu organıdır: insan, gören
yaratık diye de tanımlanır. Gözün yapısı oldukça basittir. Işık
saydam tabaka ve gözbebeğinden girer ve mercek tarafından
retinada kesin bir imge şeklinde odaklanır. Retina, ışığa
duyarlı ve ufak liflerle görme sinirine bağlı olan birçok duyu
hücresinden oluşur. Uyarı sırasında dürtüler görme siniri
aracılığıyla beyne ulaşırlar. Beyne gelen sinirsel dürtüler çok
boyutlu bir imge ile birlikte renk izlenimi de yaratırlar. Bu
son derece karmaşık bir süreçtir. Görme, görsel imge ile beynin
bu imgeyi algılamasının bütünleşmesini gerektirir. |
|
|
|
Gözlerin insanın en önemli duyu organı olduğu kabul edilir.
Ancak görme süreci içinde gözlerin işlevi ışığı sinir
dürtülerine dönüştürmek ile kısıtlıdır. Esas görme bir beyin
işlevidir ve bu süreç içinde beyne gelen sinir dürtülerinden
çevrenin bir imgesi yeniden yaratılır. Gördüğümüz şeyler
bilincimiz üzerinde önemli bir rol oynar. Çevremizdeki mekân
kavramı gibi üç boyutlu izlenimleri esas olarak görsel
izlenimlerden ediniriz. Üç boyutlu izlenimlerin elde edilmesinde
işitme ya da koku alma duyularının yardımı yoktur, ancak dokunma
duyusu, üç boyutlu algılamayı destekler. Dokunma duyusu
özellikle normal üç boyutlu algılamanın gelişmesi için çok
önemlidir. Çocuk bir eşyayı yakalayarak veya ona yaklaşarak,
uzaklıkları değerlendirmesini öğrenir ve sonra bunları
gördükleri ile kıyaslayabilir. Daha sonraları doğrudan görsel
izlenimlerinden hangi nesnelerin yakında ya da uzakta
olduklarını, herhangilerinin diğerlerinin önünde ya da arkasında
olduklarını v.b. çıkarabilir. Bu deneyim, yalnızca bir düzlem
üzerine çizilmiş bir perspektif resimden hemen üç boyutlu bir
izlenim edinmemiz gibi bazen aldatıcı olabilir. Perspektifin
kurallarını ustaca uygulayarak gerçekte var olmasına olanak
bulunmayan üç boyutlu bir izlenim yaratmak bile olanaklıdır.
Görsel yanılsama olanakları sayısızdır: aynı uzunlukta olan
çizgilerden bazılarının diğerlerinden daha uzun görülmesi, v.b.
üç boyutlu görüşte stereoskopik (iki gözü kullanarak) görüşün
önemi büyüktür. Bu durumda, her iki gözün görüş alanı (bir gözün
görebileceği çevre kesiti) kısmen birbirinin üzerine geçer.
Böylece bu ortak bölgenin iki farklı imgesi sağ ve sol gözlerin
retinalarında belirir.
Söz konusu bölge ne
kadar yakınsa, farklılık o kadar artar. Bu iki retina imgesinden
beyinde tek ve yeni bir imge yaratılır. Retina imgelerini
birleştirmekte karşılaşılan güçlük derecesi cisimlerin
uzaklığının bir ölçüsüdür. Her iki gözümüzü de, bir nokta
üzerinde odaklaştırınca, gözler hafif şaşılaşabilir.
Stereoskopik görüş (görüş derinliği) iki metreye kadar olan
yakın mesafelerde rol oynar, özellikle cisimlerin durumunu
kesinlikle kavramak açısından çok önemlidir. Bu özellik
hayvanlar âleminde de gözlenebilir. Avlarını hızla hareketlerle
yakalayan yırtıcı hayvanlarda gözler ileri doğru çıkmış
durumdadır. Maymunlar gibi ağaçlarda yaşayıp, daldan dala
atlayan hayvanlarda da gözler aynı durumdadır. Bu hayvanların
yüzlerini insana benzetir ya da en azından bunların yüzlerinde
saldırgan, cüretli bir ifade buluruz. Kaçan hayvanlarda gözler
kafanın yanlarında yer alır. Bu nedenle bu hayvanlarda üst üste
geçen görme alanları olmamasına karşılık, yan ve arkayı
görebilme olanağı gelişmiştir. Yüzlerindeki ifadenin hayvanca,
boş ve sıkıcı olduğunu düşünürüz. Yabancı kişilerin göz göze
gelmekten neden kaçındıklarını düşünmek ilginç olabilir.
Birisinin gözünün içine devamlı olarak bakmanın bir tehdit,
hatta bir saldırıya hazırlık gibi anlaşılabileceği düşüncesi,
böyle bir davranışa neden olabilir. Başka yöne bakan bir kişi
saldıramayacağı için zararlı değildir. |
|
Göz, filmin retina ile yer değiştirdiği
bir fotoğraf makinesi olarak düşünülebilir. Göz merceğinin
işlevi, makinenin objektifi ile aynıdır. Boşluktaki tek bir
noktadan çıkan ışınlar tekrar bir noktada toplanacak şekilde
mercek tarafından kırıldığı için sonuç, ters ve küçültülmüş bir
imgedir. Işınların tekrar toplandığı yerde imge ya da resim
belirir. Göze yakın cisimler göz merceğinin arkasında bir imge
oluştururlar. Fotoğraf makinesiyle odak uzaklığı ayarlanarak
objektif ile film arasındaki uzaklık arttırılabilinir. Gözde ise
mercekle retina arası sabit olduğu için bu ayar olanak dışıdır.
Ancak göz merceğinin ayarlanması olanaklıdır. Böylece göz
merceği daha dış bükey hale getirilerek imge yaklaştırılır. Buna
uyum denilir. Normal olarak uzaktaki nesneler gevşek bir mercek
aracılığı ile net olarak algılanabilir. Yakındaki nesnelerin net
olarak algılanabilmesi için mercek çevresindeki büzücü kasın
kasılması gerekmektedir. Uzak nesnelerin algılanmasından hemen
sonra yakın nesnelerin net olarak algılanması bu nedenle
olanaksızdır. Aynı şekilde uzak ve yakın nesnelerin de aynı anda
net olarak algılanması olanaksızdır. Yakın bir noktaya
bakılırken arka plandakiler silikleşir. Ancak normal olarak
bakışımız devamlı olarak yakın ve uzak nesneler arasında
değiştiği için ve nesnelerin bu arada değişmediğini bildiğimiz
için retinadaki imgelerin bulanıklığı bizi çok etkilemez.
Beyinde, kendiliğinden düzeltme ile bulanık imgelerden daha
kesin bir izlenim elde edilebilir. Dokunma duyumuz ile
nesnelerin kesin bir şekilde sınırlandırılmış olduğunu biliriz.
Işınlar merceğin yanı sıra, son derece kavisli olan saydam
tabaka, camsı cisim ve gözde bulunan sıvı tarafından da kırılır.
Bu dörtlü ışık kırıcı ortam karmaşık bir mercek sistemi
oluşturur. |
Göz, esas
duyu organının (görme siniri ile birlikte göz yuvarlağı) yanı
sıra başka yardımcı organları da kapsar. Önce, iyi korunmuş göz
yuvarlağının oturduğu ve birkaç kafa kemiğinden oluşan göz
çukuru gelir. Bunun dışında, göz yuvarlağını döndürüp,
bakışımızı odaklaştıran ufak kaslar bulunur. Ayrıca gözlerimizle
çeşitli refleks hareketleri yaparız. Göz kapakları göz
yuvarlağının önünde aşağı indirilebilen (göz kırpmak) deri
perdeleridir. Göz ile göz kapakları arasında çok ince bir sıvı
tabakası bulunur. Bu sıvı gözyaşı bezleri tarafından salgılanır.
Bu salgının çabuk buharlaşmasını önlemek için Meibomian
bezcikleri tarafından yağlı bir salgı çıkarılır. Saydam tabaka
kurursa donuklaşır. Gözyaşının salgılanması refleks olarak
ortaya çıkar. Normal olarak gözyaşı küçük deliklerden süzülür ve
burun ve gözyaşları kanalı ile buruna girer. Çok fazla miktarda
oluşursa, yeterince süzülemez ve gözyaşı yanaklarımızdan aşağı
akar. Bu, duygusal bir olaya tepki olarak çok fazla miktarda
gözyaşı oluşmasının bir sonucudur. Ağlamanın temeli budur. Göz
kapaklarının iç tarafı mukoza (konjunktiva) ile örtülüdür. Esnek
bir tabaka olan mukoza göz yuvarlağının önüne doğru kıvrılır.
Böylece konjunktiva küçük bir kesecik oluşturur. Göz
kapaklarının kenarlarında kirpikler vardır. Kirpiklere dokununca
göz kapakları refleks olarak kapanır ve böylece gözü bir kum
tanesinin veya bir damlanın girmesine karşı korumuş olur. Göz
yuvarları 24mm çapında olup opak duvarlar ve saydam bir iç
kitleden oluşur. Duvarların sağlam dış tabakasına gözakı
denilir. Ön tarafta gözakının yerini saydam tabaka almıştır.
Saydam tabakanın altında, ortasında gözbebeği deliği bulunan
renkli iris yer almaktadır. Bunun arkasında göz merceği bulunur.
İris, esasında göz yuvarlağı duvarının orta tabakasının, yani
koroid tabakanın bir parçasıdır. Göz rengini veren pigmentler
nedeniyle saydam değildir.
Rengi insandan insana değişir. Hatta aynı insanda bile iki gözün
rengi farklılık gösterebilir. Pigment hücrelerine göre renk
alır. Koyu renkli gözlerde pigment hücreleri tüm irise dağılmış
durumda iken mavi gözlü kimselerde bu hücreler irisin arkasından
yer alır. Pigment hücrelerinden yoksun olan kimselerde ise
(albinolarda) iris saydam ve pembemsi bir görünüme sahiptir;
renk hücreleri olmadığından bu pembemsi rengi kan damarlarından
alır. Gözbebeğinin çapı ışığın yoğunluğuna bağlıdır. Aydınlıkta
2mm çapında olan gözbebeği karanlıkta, retinaya olanaklı olan en
fazla ışık miktarının sağlanabilmesi için 8mm'ye kadar
büyüyebilir. Bu büyüyüp küçülme iristeki küçük kaslar tarafından
denetlenir. Refleks niteliğinde olan bu hareketlerin kaynağı
istemsiz sinir sistemine bağlı olan kas lifleridir. Gözün arka
duvarının iç yüzünü retina oluşturur. Gözün iç saydam
kütlesinde, merceğe ek olarak; peltemsi bir kütle (camsı cisim)
ile sıvı bulunur. Bu durum, göz yuvarlağını artırır ve kan
damarlarının bulunmadığı saydam tabakaya ve merceğe besin
maddeleri iletilmesini sağlar. |
Işığa duyarlı hücreler retinada yer
alırlar. Bu hücreler ışıkla kimyasal olarak değişebilen
pigmentleri içerir. Bu kimyasal değişme, duyu hücrelerine bağlı
sinir uçlarını uyarır. İki tür duyu hücresi vardır: küçük çubuk
biçiminde ve özellikle karanlıkta görmeyi sağlayan çok duyarlı
olanlar ve yalnızca mavi, yeşil ve kırmızı renklere karşı
duyarlı olan üç çeşit konik gövdeli olanlar. Beyin, bu
hücrelerden gelen farklı uyarılardan, bir renk izlenimi
oluşturabilir.
Teknolojik olarak üç temel rengin karışımından diğer renkler
elde edilir. Retinada iki özel bölge bulunur.
Sarı leke renklerin ve cisimlerin ayrıntıları en duyarlı olan
bölgedir. San lekeyle çakışan, bu kısmın ortasında bulunan fovea
bölgesinde hücre yoğunluğu en yüksek derecededir ve görüş
niteliği burada en üst düzeye ulaşır. Fovea konik gövdeli duyu
hücreleri içerir. Sarı lekenin fovea dışında kalan diğer
kısımlarında bu hücrelerden başka çubuk biçiminde hücreler de
bulunur. En ayrıntılı ve net görüşün foveada elde edilmesinin
nedeni işte bu, parlak ışığa duyarlı olan konik hücrelerden
oluşmasıdır. Retina dışında, bu hücrelerin azlığı nedeniyle
ayrıntılar ve renkler iyi ayırt edilemez.
Kör noktada retina sinir lifleri birleşerek görme sinirini
oluşturdukları için burada duyu hücreleri bulunmaz. Retina
arkasındaki koyu tabakalar ışığı emerek ışığın retinaya
yansımasını önlerler. |
|
|