|
|
|
Göğüs hastalıkları kemikler, kaslar
ve deri gibi destekleyici yapıların yanı sıra bazı iç organlar
nedeniyle de ortaya çıkabilir. Kalp, göğüs rahatsızlıklarına
neden olan başlıca organdır. Göğüs boşluğunun ortasında bulunan
mediyastin (boşluk) yetersiz kaldığından tümör ve diğer benzeri
yer kaplayan oluşumlar bir süre sonra diğer organların üstüne
baskı yapmaya başlarlar. Nefes borusu üzerindeki baskı öksürüğe,
yemek borusu üzerindeki baskı ise yutma zorluklarına neden
olacaktır. Her koşul altında, öksürük bronş boruları
enfeksiyonunun en çok görülen belirtisidir. Diyafram karın
boşluğu ve göğüs arasındaki bölmeyi oluşturur. Diyafragma ani ve
şiddetli kasılması hıçkırığa neden olur. |
|
|
|
Göğüs bedeninin göğüs kafesi ile
çerçevelenen kısmını oluşturur ve kaburga kemikleri arasında
bulunan kasları (interkostal kasları) kapsar. Göğüs kafesinin
dışında bulunan bazı kaslar kol hareketlerini düzenler. Bu
kasların tümü deri ile kaplıdır. Derinin altında aynı zamanda
süt bezleri (meme) bulunur. Kadınlarda süt üretimi için gerekli
olan süt bezleri erkeklerde gelişmemiş durumdadır. Tıpta göğüs
ve tüm göğüs bölgesi için 'toraks" deyimi kullanılır. Tüm göğüs
bölgesi kavramı daha çok göğüs organlarının hastalıkları
nedeniyle yapılan göğüs ameliyatlarında kullanılır. Göğüs kafesi
içinde bulunan göğüs boşluğunun üst kenarında kesin bir sınır
çizmek olanaksızdır. Alt kenarda ise karın boşluğundan diyafram
ile ayrılır. |
|
Göğüs kafesi
tarafından korunan göğüste kalp ve akciğerler bulunur.
Akciğerlere ve bedenin diğer kısımlarına kan taşıyan iki büyük
atardamar kalpten çıkar. Kan çeşitli toplardamarlar aracılığıyla
kalbe geri taşınır. Bedendeki sürekli kan akımını sağlamak
kalbin görevidir. Havada bulunan oksijen akciğerlerde kana
karışır ve karbondioksit akciğerlerdeki havayla birlikte solunum
sırasında dışarı atılır. Oksijen, besin ile birlikte alman ve
enerji bakımından zengin olan maddelerin metabolizmasında
kullanılır. Bu işlem sırasında üretilen enerji hücrelerin
büyümesi, yeni hücrelerin üretilmesi (bedenimizdeki hücreler
sürekli olarak yenilenir) ve genel olarak hücrelerin işlevlerini
sürdürebilmeleri için gereklidir. Bu işlemler sırasında açığa
çıkan karbondioksit bedenden atılmalıdır. Oksijen miktarının
ideal düzeyde kalabilmesi ve karbondioksitin atılabilmesi için
akciğerlerdeki hava sürekli olarak yenilenmelidir. Bu nedenle
nefes borusu akciğerleri dış dünyaya bağlayarak yaşamsal
nitelikte bir işlevi yerine getirir. Bronş borularının nefes
borusu denen kısmı ve bunun uzantıları olan bronşlar göğüs
boşluğunda bulunur. |
|
Akciğerler
plevra denilen bir zar tabakası ile kaplıdır. Bu tabaka
birbirine çok yakın olan son derece ince ve düzgün iki zardan
oluşur. Dış zar göğüs duvarının iç yüzünü kaplar, iç zar ise
akciğerin duvarının karşısında bulunan dış yüzeyini kaplar. Bu
iki zar tabakası arasındaki yarık biçiminde olan kısma göğüs
zarı boşluğu denir. Bu boşlukta ince bir tabaka halinde bulunan
sıvı madde akciğer yüzeyinin herhangi bir sürtünmeye yol
açmadan, kaygan bir biçimde göğüs duvarına temas etmesini
sağlar. Koruyucu göğüs zarı sayesinde, göğüs boşluğunda yalnızca
birer noktada sabit olan akciğerler serbestçe hareket
edebilirler. Damarların giriş yeri olan ve hilus (göbek) adını
alan bu sabit nokta akciğerlerin her birinin iç kısmında ve
ortasında yer alır ve göğüs zarı tarafında korunmayan tek
noktadır. Göğüs zarı boşluğunda sürekli olarak olumsuz bir
basınç vardır. Eğer, bu boşluğa hava girseydi akciğerlerin bir
araya büzülmesine ve birden güçlerini yitirmelerine neden
olurdu. Bu nedenle göğüs zarı ile bronş boruları arasında hiçbir
açık bulunmaz. Akciğerlere giden sinirler, lenf damarları ve kan
damarlarının akciğerlere bağlantısı yalnızca hilus noktasında
olur. Bedende akciğerler gibi hareket halinde olan diğer
organlar da iki düzgün zar ile korunmuş durumdadır. Örneğin
karın organlarının çoğu periton denilen karın zarının içinde
bulunur. Kalp ise dış tabakası perikart ve en iç tabakası
epikard adını alan bir zar tabakası ile kaplıdır.
Akciğerler
göğüs boşluğunun büyük bir kısmını kaplar, geri kalan boşlukta
(sağ ve sol akciğer arasındaki mediyastin) ise kalp, kan
damarları, timus ve yemek borusu yer alır. Yemek borusu sindirim
sisteminin bir parçasıdır ve tek işlevi besin maddelerini
ağızdan mideye aktarmaktır. Bebeklerde timus oldukça büyük,
yetişkinlerde ise daha küçüktür. Timusun antikor denilen
bağışıklık maddelerinin oluşmasında rol oynadığı ortaya
konmuştur. Beden, bakteri gibi dışarıdan gelen tüm yabancı
cisimlere karşı mücadele edecek bağışıklık maddeleri üretir.
Mediyastinin
geri kalan kısmında lenf bezleri içeren yağlı dokular bulunur.
Bu dokular özellikle nefes borusunu ikiye ayrıldığı noktada ve
hilusun yanında bulunur. Lenf, özel kanallar (lenf damarları)
ile dokulardan kana iletilen renksiz ve saydam bir sıvıdır; ana
göğüs kanalı mediyastinden geçtikten sonra, ense kökündeki büyük
toplardamarlara katılır. Mediyastinde ayrıca birçok organın
işlevi açısından yaşamsal bir önem taşıyan sinirler bulunur.
Örneğin, kalp sinirlerin etkisi olmadan atabilir, ancak normal
işlevini yerine getirebilmesi kalbe gelen sinirlere büyük ölçüde
bağlıdır. Kalp atışları heyecanlı zamanlarda hızlanır ve uyku
sırasında yavaşlar. Göğüs boşluğundaki en önemli iki siniri
oluşturan sağ ve sol vagus sinirleri kalp ve akciğerlere ulaşan
dallara ayrılır. |
|
Diafragma
kaslarla kaplı bir kiriş tabakasından oluşur. Alt kaburga
kemiklerine, göğüs kemiğinin en alt noktasına ve omuriliğe
bağlantısı vardır. Bir kubbe gibi göğüs boşluğuna uzanır.
Karaciğer ve dalak karın organları olmalarına karşın, diafragma
hemen altında yer aldıkları için, göğüs duvarı tarafından
korunmuş durumdadırlar. Nefes alınırken, diafragma kası
kasıldığı için diyafram düzleşir ve göğüs boşluğu genişler. Aynı
zamanda karın boşluğu üzerinde bir baskı oluşur. Bu baskı
doğumda ve dışkının bedenden atılması sırasında önem kazanır.
Diafragma göğüs ve karın boşlukları arasında tümüyle kapalı bir
bölme oluşturmaz. Kan damarları, sinirler ve yemek borusunun
geçtiği çeşitli geçitleri içerir. Yemek borusunun geçtiği geçit
kolaylıkla yırtılabilir. Bunun sonucu, karında bulunan
organlardan biri ya da organın bir kısmı göğüs boşluğuna
kayabilir. Diafragma ani ve şiddetli kasılma hareketleri sonucu
hıçkırık olur. Bu kasılmanın nedeni ise diafragma (frenik) ya da
vagus sinirinin göğüs ya da karın organları tarafından
uyarılmasıdır. Vagus sinirinden bazı kollar mideye gittiği için
hıçkırık acele yemek yemenin ya da içmenin sonucunda ortaya
çıkabilir. Uzun süren hıçkırıklar nefrit gibi daha ciddi bir
hastalık belirtisi olabilir. |
|
Göğüs
ağrıları genellikle kalp rahatsızlıklarına bağlıdır. Akciğer
dokusu kendi başına ağrıya neden olmaz. Nefes borusu ve göğüs
zarı ise ağrıya neden olabilir. Göğüs zarından kaynaklanan
ağrılar genellikle nefes alma sırasında hissedilir. Göğüs
kemiğinin arkasında hissedilen yanma duygusu (mide ekşimesi)
yemek borusundaki bir iltihaptan kaynaklanabilir. Göğüs ağrıları
bazen kas ya da deri enfeksiyonuna bağlı olarak da ortaya
çıkabilir. Tümör ya da benzeri diğer yer kaplayan oluşumlar
öteki organlar üzerinde baskı yaparak göğüs rahatsızlığına neden
olabilirler. Örneğin baskı büyük toplardamar üzerinde
yoğunlaştığı zaman, baş ve kollara ait kan damarları ve bu
organlardan kalbe geri dönen kan akımı engellenir. Yemek borusu
üzerindeki baskı ise yutma işlemini güçleştirebilir. Nefes
borusu üzerinde oluşan baskı ise öksürüğe neden olabilir. Ancak
öksürük, daha çok bronş borularında oluşan enfeksiyonun bir
belirtisidir. Göğüste gözle görülür biçim bozuklukları göğsün
çok dar ve çıkıntılı olması ya da huni biçimini almasıdır. Bu
bozukluklar genellikle doğuştandır, ancak dar ve çıkıntılı göğüs
durumunda, göğüs kemiğinin alt kısmı öne doğru bir çıkıntı
oluşturur. Huni biçimindeki bozuklukta ise durum tam tersidir:
göğüs kemiği içe doğru çöker. Çöküntü derin olduğu zaman kalp ya
da ciğerlere baskı yapar. Bu, ciddi bir durumdur ve tedavisi
için ameliyat gerekebilir. |
|
|