|
|
|
Dolaşım bozuklukları, bir veya birkaç
organa yetersiz kan gitmesine neden olurlar. Dolaşım
bozuklukları tüm bedeni etkilerse şok meydana gelir ve bu durum
oldukça tehlikelidir. Kanamalar, sıvı kaybı, zehirlenmeler veya
korku gibi durumlarda şok ortaya çıkabilir. Diğer önemli bir şok
nedeni de kalbi besleyen koroner damarlardaki yetmezliktir
(koroner yetmezliği). Tromboz veya emboli sonucu kan dolaşımında
yerel bir bozukluk ortaya çıkabilir. Tansiyonun (kan basıncının)
aşırı derecede düşmesi, şokun önemli bir belirtisidir. Tansiyon
yükselmesi ise atardamarlarda ciddi bozukluklara yol açabilir. |
| |
|
Kan dolaşımı beden doku ve organlarına gerekli oksijen ve besini
taşır. Kan dolaşımında ortaya çıkan bir bozukluk bu doku ve
organlarının faaliyetlerini aksatır ve hatta ölmelerine bile
neden olur. En sık görülen dolaşım bozuklukları, kalbin
pompalama faaliyetini bozan koroner atardamar bozuklukları ve
diğer damarlarda kan akımının azalmasına neden olan damar
hastalıklarıdır. Damar hastalıkları ve koroner hastalıkların
tedavileri farklıdır. Bu bölümde şok, tromboz, emboli ve yüksek
tansiyon konu edilecektir. Aşırı yüksek kan basıncı kan
dolaşımından çok atardamar çeperlerini etkileyen kötü sonuçlar
doğurur. |
|
Şok, karmaşık ve oluşum mekanizması henüz
tam açıklığa kavuşmamış bir sendromdur (hastalık belirtilerinin
tümü). Birkaç nedeni olmakla birlikte açıklanması zordur. Tıbbi
çalışmalarda bu konuda fikir birliği oluşmamıştır. |
|
|
|
Şok eskiden, ruhsal çöküntü veya fiziksel zedelenmelerden hemen
sonra baş gösteren halsizlik durumu olarak tanımlanırdı.
Günümüzde bu olay, yani bayılma, bir çok doktor tarafından
farklı bir klinik sendrom olarak ele alınır. Şok, kan miktarı
ile damar sisteminin hacmi arasındaki oransızlık sonucu ortaya
çıkan bir durum olarak tanımlanabilir. Kan dolaşımının ani
olarak bozulması ve bundan dolayı dolaşan kanın yetersiz hale
gelmesi şokun temel nedenidir. Aşırı kan veya doku sıvısı kaybı,
bedende kan dağılımı dengesinin bozulması ve kalbin pompalama
işlevinin yetersizliği bu duruma yol açan etkenlerdir. Beden, en
önemli organlara (kalp, beyin, böbrekler) gereken kanı elinden
geldiği sürece sağlamaya çalışır. Bu çabalar, kalp atışlarının
hızlanması (hızlı nabız) ve kol, bacak ve bağırsaklar gibi
görece daha az önemli olan daralması şeklinde görülür. Söz
konusu bölgede oksijen eksikliği meydana gelir; hücre
metabolizması oksijensiz işlemek zorunda kalır. Sonuçta bölgede
biriken aşırı miktarda laktik asit dokuları ve damar da sıvının
damar dışına çıkmasına neden olarak durumu daha da ağırlaştırır.
Laktik asit birikimi sonucu damarlar genişler kan basıncı düşer
ve tüm dokularda oksijen eksikliği baş gösterir. Şok geçirmiş
bir hasta, genellikle ilk bakışta belli olur. Rahatsız ve
şaşkındır, kol ve bacaklar soluk bir renk almıştır, deri
(özellikle burun derisi) soğuk ve terlidir. Nabız hızlıdır, kan
basıncı saptanamaz.
Bu tablonun hemen ortaya çıkmaması teşhisi zorlaştırır ve
geciktirir. Örneğin, şok enfeksiyon ateşi gibi damar sistemi
reaksiyonlarına yol açan vakalar sonucu baş gösterirse, böyle
bir durum söz konusudur. |
|
En sık
görüleni, kaza sonucu aşırı kan kaybı ve kan hacminin düşmesi
veya ağır ishal, kusma ve yanıklar sonucu su ve tuz kaybı
nedeniyle oluşan hipovolemik şoktur. Nevrojenik şoklarda sinir
sistemi önemli bir rol oynar. Toplardamar ve kılcal damarların
genişlemesi sonucunda kan göllenir ve adeta kanama olmuş gibi
dolaşım dışı kalır.
Nevröjen şok diğer şoklarda da önemli bir rol oynar. Toksik şok,
bakteriyel enfeksiyonların bir komplikasyonu olarak ortaya çıkar
ve zehirli maddelerin (toksinler) açığa çıkmasına neden olur. Bu
olay damar sisteminde, sendromun yalnızca erken döneminde
izlenebilen bir reaksiyonlar zincirine yol açar. Tedavisi zor
olan bir başka vaka da kalp şokudur. Kalp şoku genellikle kalp
enfarktüsü sonucu kalbin pompalama işlevinin bozulmasıyla olur.
Araba kazası, moloz altında kalma gibi dokuların ciddi olarak
hasar gördüğü ezilme vakalarında travmatik şok denilen durum baş
gösterir. Ezilen bölgede biriken doku artıkları koparak
serbestleşecek olursa, kan yoluyla tüm bedene taşınırlar. Bu
maddelerin zehirli etkileri hastayı hızla şoka sokabilir. Bunu
önlemek ve hastayı kurtarmak için ezik bölgeler acil olarak
bağlanmalıdır. Şokun en vahim şekli, histamin maddesinin açığa
çıktığı bir alerjik reaksiyon sonucu baş gösteren anafilaktik
şoktur. Şok acil tıbbi müdahale gerektiren bir durumdur.
Tedavinin şekli, şokun nedenlerine bağlı olarak saptanır. |
|
Trombozda kan
damar içerisinde pıhtılaşır. Kanama meydana gelmez. Kan pıhtısı
(trombus) damar çeperine yapışan küçük bir pıhtı parçası olarak
başlar ve sürekli büyüyerek kan damarını tamamıyla tıkar.
Trombozun nedeni damar çeperinde meydana gelen bir değişikliğin,
adeta bir zedelenme söz konusuymuş gibi, trombositleri ve
pıhtılaşma faktörlerini harekete geçirmesidir. Kan bileşiminde
bir anomalilik olan durumlarda (aşırı miktarda trombosit
bulunuşu), veya kan akımının yavaşladığı vakalarda, kan daha
çabuk pıhtılaşır. Uzun süre yatma sonucu genellikle bir
toplardamarda tromboz (toplardamar trombozu) meydana gelir. Bu
durum özellikle bacaklardaki toplardamarlar için söz konusudur.
Normalde bacak kaslarının sürekli hareketleri sayesinde kan
yukarı doğru itilir (kas pompası), ancak yatar durumda bu
pompalama hareketi olmaz. Bacak toplardamarı bir trombus
tarafından tıkandığında kan pıhtının altında göllenir. Bacak
şişer, sıcaklaşır ve baldırda ağrı başlar (sural ağrı). Kan
akımının önemli ölçüde yavaşladığı varisli toplardamarlarda
tromboz olasılığı çok yüksektir. Atardamarlardaki tromboz
(atardamar trombozu) damar çeperinin zedelenmesi sonucu meydana
gelir. Yağ ve kalsiyum çöküntülerinden dolayı damar çeperinin
kaygan özelliğini kaybederek pürüzlendiği damar sertliği (arterioskleroz)
hastalığının tromboza yol açtığı bilinen bir gerçektir.
Atardamarın tıkanması sonucu organın bu atardamarla beslenen
kısmı ölebilir (enfarktüs). Bu durum en sık olarak beyin ve
kalpte görülür. Bununla birlikte organların çoğu birkaç
atardamar tarafından beslendikleri için kolay kolay kansız
kalmazlar. |
Emboli
Tromboz sonucu damarın tıkanması
tehlikesine ek olarak, trombusun (bir parçasının)
serbestlenip kan ile sürüklenmesi tehlikesi vardır. Bu
embolus kanda serbestçe sürüklendiği sürece pek sorun çıkmaz
ancak her an embolusun küçük bir kan damarına yapışarak onu
tıkaması olasılığı vardır (emboli). Emboli yalnızca kan
pıhtısı ile oluşmaz. Örneğin yağ embolisi adı verilen
vakalarda, embolus bir damla yağdan oluşabilir. Kemik iliği
gibi yağ dokularının ezilmesi halinde yağ embolosu kana
girebilir.
Bunlara ek olarak hava embolisinden de söz etmek gerekir.
Kanda bulunan gazların serbestleşmesi, damara verilen ilaç
ve serumlarla havanın damara girmesi sonucu meydana gelir. |
|
Trombozlu bir hastada trombozun
serbestlenmesinin engellenmesi, yatak istirahatı ile
olanaklıdır. Ayrıca kanın pıhtılaşma eğilimini azaltmak için
belirli ilaçlar (antikoagulanlar) verilmesi gerekir. Kaba
bir deyişle 'kanın inceltilmesi' söz konusudur. Bir ameliyat
sonucunda oluşabilecek trombozu önlemek amacıyla hastanın
vakit geçirmeden ayağa kalkması veya yatakta bacak
egzersizleri yapması sağlanmalıdır. |
|
Tansiyon, kalbin faaliyetine bağlı
olarak değişir. Kalp kanı aorta fırlattığında basınç
yükselir (sistolik kan basıncı). Daha sonra kalp kası
gevşediğinde (diastol) basınç da diastolik kan basıncı
düzeyine düşer. Sağlıklı insanlarda da tansiyon heyecana
veya zorlu hareketlere bağlı olarak geçici bir süre için
yükselebilir. Ancak, diastolik basınç sürekli olarak 9mm Hg
(cıva)’nın üzerinde bulunduğu zaman yüksek tansiyon veya
hipertansiyon adı verilen durum söz konusudur. Yüksek
sistolik kan basıncı çoğunlukla yaşlı insanlarda görülür.
Böbrek atardamarlarının daralması gibi böbrek
hastalıklarında da tansiyon yüksektir. Hormonal
düzensizlikler de yüksek tansiyona neden olabilirler;
böbreküstü bezinin bir uru olan feokromositom vakalarında
olduğu gibi. Bununla birlikte genellikle yüksek tansiyonun
belirli bir nedeni yoktur: esansiyel hipertansiyon. Bu
durumda yüksek tansiyonun oluşmasında birden fazla etkenin
rol oynadığı kabul edilir. Kalıtsal ve psikolojik etkenlerin
de hesaba katılması gerekir. Yüksek tansiyon atardamarların
ve kalbin duvarlarında hasara yol açar. Kas tabakası
kalınlaşır ve kısa zamanda küçük atardamarlarda damar
sertliği baş gösterir. Uzun dönemde kalpte (kalp aşırı
derecede yüksek bir basınca karşı çalışmak zorunda kalır),
böbreklerde, gözlerde ve beyinde ciddi sonuçlar doğurabilir.
Yüksek tansiyonun nedenleri bilinirse, tedavisi de uygun
olarak yapılabilir. Nedeni bilinmese bile yüksek tansiyon,
kan basıncını düşüren ilaçlarla tedavi edilebilir. |
|
|
|