|
|
|
Deri bir organ olarak kabul edilir. Bütün
organlar gibi birkaç dokudan oluşur; örneğin epidermis ve dermis.
Acı, dokunma, basınç, ısı gibi duyuları algılama yeteneği
sağlayan duyu hücreleri deri yüzeyinde yayılmıştır. Deride aynı
zamanda ter bezleri, yağ bezleri ve kılların çıkmasını sağlayan
foliküller yer alır. Derinin en önemli işlerinden birisi bedenin
bütünlüğünü korumasıdır. Sağlıklı bir deri mikropların girmesini
önler. Bu önleyici işlevin önemi yaraların ne kadar kolay mikrop
kaptığı göz önüne alınırsa daha iyi anlaşılır. Deri ayrıca fazla
su kaybını ve kurumayı önler, insanlarda, kılların dokunma
duyusu yanında pratik olarak önemli bir görevi yoktur. Tırnaklar
da kullanışlı yapılar olmakla birlikte bedenin çalışmasında bir
rol oynamazlar. |
| |
Deri tırnak ve saç gibi yardımcılarıyla birlikte, bedenin dış
örtüsünün oluşturur. Hayvanların derisinde tırnak ve kıl yanında
pullar, tüyler, keratinli tabakalar da vardır. Buna bedenin
kaplama tabakası denilir. Derinin ilk işi koruyuculuktur.
Yararlı maddeleri bedende tutarken mikropların girmesini önler.
Deri esnek ve sağlam bir tabaka ile kaplıdır. Derinin en önemli
öğesi bir protein olan keratindir. Derinin devamlı sürtünme ve
basınç etkisinde kalan kısımları otomatik olarak kalınlaşır ve
nasırımsı bir tabaka ile kaplanır. Bu kalınlaşmış tabakalara
nasır (callus) adı verilir ve genellikle ellerde ve ayak
tabanlarında oluşur. Hayvanlarda çok çeşitli boynuz yapılarına
rastlanır. Armodilla ve pangolinlerin boynuzsu pulları ve
gergedanların boynuzları buna örnek olarak gösterilebilir. Buna
karşılık balık pulları derinin nasırımsı tabakasından ileri
gelmeyip kemiksi bağ dokusundan oluşur. Omurgalıların bütün
tırnaklarının hepsi boynuz maddesinden yapılmıştır. Şekilleri
insan tırnağından kedi pençesine ve at toynağına kadar
değişebilir. Tırnaklar birçok hayvanlar için vazgeçilmez küçük
araçlardır. İnsan için ise durum aynı değildir. Gerçekten de
ayak tırnaklarının hiçbir yararı yoktur. El tırnaklarının ufak
bir eşyayı tutmak veya kaşımak gibi kolaylık sağlayan görevleri
vardır. Tırnağın kendisinde duyu hissi yoksa da, sıkıca
yerleştiği tırnak yatağında bu duyu yeteneği vardır. Bu yüzden
kırılmış ve zedelenmiş tırnaklar acı verir. Tırnak, açık renkli
ve ay şeklindeki kısımdan büyüyerek gelişir. Deride, epidermis
tabakasından gelişen ter bezleri ve yağ bezleri gibi bezler
bulunur. Bu bezler bir salgı kanalı ile aktif bez hücrelerinden
oluşur. Ter bezleri, buharlaşma yoluyla bedende soğutma etkisi
yapan teri üretirler. Terleme genellikle kokusuzdur. Derideki
bakterilerin ayrışması sonucu hoş olmayan koku ortaya çıkar. Yağ
bezleri derinin esnek ve düzgün olmasını sağlayan yağ maddeleri
salgılar (donyağı ve sebum). Donyağı lanolin içerir. Bu madde,
örneğin çok fazla sabunlanmak gibi nedenlerle deriden ayrılırsa
deri kurur. Deriden çıkan kılın ana maddesi, boynuzumsu
maddeninki gibi keratindir. Her kılın, epidermiste yağ
bezlerinin sonladığı birer delik olan folikülü vardır. Kılın üç
işlevi vardır. En önemlisi beden ısısının kaybını önlemektir.
Kılların arasındaki durgun hava iyi bir yalıtım tabakası
olduğundan bu işten uzun kıllar sorumludur. Küçük kılların
koruyucu bir işlevi vardır. İnsanlarda kıl, hayvanlara göre daha
az önemlidir. Kafadaki saçın ısı ayarlanmasında veya beynin
korunmasında rolü olduğu tartışma götürür bir konudur. Kılların
özellikle insanlar için önemli olan üçüncü işlevi dokunma
duyusuna katkılarıdır. Bir kıla dokunulunca kesinlikle
hissedilen, ancak gıdıklanma gibi algılanan hafif bir basınç saç
folikülü yakınındaki duysal hücreleri etkiler. Görünüşte çıplak
olan derimizin üzerindeki ufak kıllar, bir zamanlar bedenimizi
kaplayan postumuzun kalıntıları olarak kabul edilebilir; böylece
bunların dokunmayı algılama yetenekleri sürmektedir. |
|
Memelilerde ve insanlarda deri, epidermis
ve dermis olarak iki ayrı belirgin dokudan yapılmıştır.
Epidermisin en önemli tabakası yalnızca tek bir sıra hücreden
oluşan Stratum germinativum'dur. Bu tabakadaki hücreler sürekli
çoğalırlar ve eski hücreler zamanla yassı nasırımsı hücrelere
dönüşürler. Daha sonra küçük granulier haline gelir, daha da
yassılaşır ve ayrışmaya başlarlar. Sonunda hücre artığı ufak ve
nasırımsı bir pul halinde kalır. Böylece en üst nasırımsı tabaka
sürekli olarak aşındıkça epidermis, sonradan aynı duruma gelecek
yeni hücrelerle alttan yenilenir. Bu bozulma sırasında,
nasırımsı tabakayı su geçirmez yapan yağlı maddeler salgılanır.
Bu maddeler saç ve tırnaklarda bulunmadıkları için bunların
nasırımsı yapıları daha serttir. Özel hücreler (melanosit)
tarafından üretilen renk hücreleri epidermiste yer alırlar. Bu
hücreler hücre çekirdeklerini güneş ışığının etkisinden korur.
Değişik deri renkleri melanositlerin yoğunluğuna bağlıdır.
Bunların yapısının büyük bir kısmını melanin denilen renk verici
madde meydana getirir. Dermis, yapısına hücre sayısı az olan bağ
dokusundan oluşur. Ancak bedenin ısı kaybını ayarlamada önemli
rol oynayan kan damadarı ile donatılmıştır. Dermisin altında,
yağlı bir dokuya sahip olan deri altı bağ dokusu tabakaları
bulunur (subcutis). Derinin dokusu bedenin değişik bölgelerinden
farklılık gösterir. Kıllı derini yanı sıra bedenimizde kılsız
deri de vardır: ayak tabanı, avuç için gibi. Bu derinin dış
tabakası kalındır ve sık bir dokusu vardır. Yağ ve kıl hücreleri
bulunmayan bu deride ter hücreleri bulunur. Ayrıca, kılsız
deride dokunmayı ve türlü duyguların algılayan, çok sayıda sinir
ucu bulunur. |
Kıl, derinin
dışında yer alan ince uzun gövde (scapus) ile deri tabakalarında
kıl foliküllerinde yerleşmiş bulunan bir kökten meydana gelir.
Kök, alt ucunda kalınlaşır ve kıl telinin büyümesinin başladığı
bölünen hücrelerin bulunduğu kıl yatağını (matriks) kapsar.
Hücreler zamanlar dejenere olur ve epidermis hücreleri gibi
nasırlaşır. Pigment hücreleri, kıla rengini veren renk
granüllerini sağlarlar. Kıldaki hava kabarcıkları kıla daha açık
bir renk verir ve koyu, renkli kılın kırlaşıp beyazlaşmasına
neden olur. Hiç kimsenin saçları bir gecede beyazlaşmaz. Hava
kabarcıkları, matriksteki bozuklukların etkisiyle oluşur ve ölü
hücreler (nasırımsı kitle) arasında bulunmaz. Kılın ömrü
sınırlıdır. Birkaç ay içinde matriks kısmı cansızlaşınca kıl
düşer ve aynı folikülden yeni bir tel yetişir. Eğer herhangi bir
nedenle bu yenilenme olmazsa veya saçlar hızlı dökülürse kellik
belirebilir. Dalgalı saç, nasırımsı tabakadaki sarmal dalgadan
ileri gelir. Kıvırcık saç ise saç foliküllerinin bükük şeklinden
kaynaklanır.
Saçların beyazlaşması zamanla, yaşlandıkça ortaya çıkar. Ancak
belirli bir yaşa da bağlı değildir, kişiden kişiye değişir.
Kılın ömrü sınırlıdır. Birkaç ay içinde matriks kısmı
cansızlaşınca kıl düşer ve aynı folikülden yeni bir tel yetişir.
Eğer herhangi bir nedenle bu yenilenme olmazsa veya saçlar hızla
dökülürse kellik belirebilir. Kötü beslenme, aşırı üzüntü ve
gerginlik saç dökülmesinin nedenleri arasındadır. Ancak,
genellikle yaşlanmayla birlikte beliren bir sorundur. Aslında,
saçlar sürekli olarak dökülür ve yenilenir. |
Dokunmanın hissedilmesi, deri basıncı
dolayısıyla olabilir. Dokunma duyusu o kadar gelişmiştir ki el
değdirdiğimiz eşyayı görmeden zihnimizde canlandırabiliriz. Bu
algılama dil ve parmaklarda iyice gelişmiştir. Dokunma duyusunun
hassaslığına, körler alfabesi örnek olarak verilebilir
Yapılan incelemeler, ufak dokunma organlarının çeşitli türleri
bulunduğunu göstermektedir. Deride, ayrıca, özel duyu
hücrelerine bağlı olmayan ancak uyarılınca kaşınma veya acı gibi
dokunma algılanmasını sağlayan serbest sinir uçları bulunur.
Bunların bazıları soğuk bazıları sıcağa karşı duyarlıdır.
Birdenbire çok sıcak veya çok soğuk bir eşyaya dokunulduğunda
aynı duygu uyanır. Ancak birkaç saniye sonra dokunduğumuz cismin
sıcak veya soğuk olduğuna karar verebiliriz.
Reflekslerimiz daha hızlı olduğu için elimizi sıcak veya soğuk
tehlikeli maddeden çekeriz. Dokunma duygusunun beşinci duyu
olarak kabul etmek ve göz, kulak, burun ve tat alma ile aynı
gruba dâhil etmek tümüyle doğru değildir. Dokunma duyusunu, çok
sayıdaki dokunma organları ile ilişkilendirmek daha doğru bir
yaklaşım olacaktır. Bu duysal organların pek çoğu yalnızca
basınç ve ısı değişikliklerine karşı duyarlıdır. Üzerimize
giydiğimiz bir elbisenin varlığını bir süre sonra duymayız;
çünkü beden üzerindeki basınç etkisi giyindikten bir süre sonra
sabit olarak kalır. Diğer duyu organları da değişiklik
göstermeyen bir uyarıma kolayca uyarlar. Gözler bu özelliği
göstermekle birlikte imgelerin kaybolmaması bakımından farklılık
gösterir. Gözlerimizi ileri geri hareket ettirir ve basınç gibi
duyguları algılayan dokunma organları ve sinir uçları bedenin
değişik bölgelerinde farklı yoğunlukla bulunurlar. En yoğun
olarak burun, dudak ve dil mukozasında yerleşmişlerdir. Sırtın
orta kısmında, omurga boyunca dokunma duyarlılığı en düşük
düzeydedir. |
|
|