|
|
|
Böbrekler ve İdrar Yolları |
| |
|
|
Beden sürekli olarak dışarı atılması
gereken artık maddeler üretir. Bu amaçla emrinde kuşkusuz en
önemlisi böbrekler olan çeşitli organlar vardır. Böbrekler belin
üst ve arka kısmında, karın boşluğunun yukarısında yer alırlar.
Her böbrek ortalama 1 milyon nefrondan oluşur. Bu mikroskopik
yapılar, böbreğin işlevsel birimleri olarak kabul edilirler.
Kanın böbreklerde süzülmesi ile meydana gelen idrar, idrar
yollarıyla (böbrek pelvisi, üreter, mesane ve üretra) bedenden
atılır. |
| |
|
Metabolizma süreci sırasında beden için gerekli olmayan maddeler
ortaya çıkar. Bu artık maddelerin dışarı atılması gerekir, çünkü
bedende çok miktarda bulundukları takdirde zararlı olabilirler.
Bu dışarı atma işi böbrekler başta olmak üzere, boşaltım
organları tarafından çeşitli yollardan gerçekleştirilir. İki
önemli artık madde, hücrelerdeki yanma sonucu ortaya çıkan
karbonik asit ve sudur. Diğer artık maddeler, örneğin üre,
yenilenmesi gereken hücrelerin ayrışımından doğar. Boşaltım
organları ilaçlar ve hormonlar gibi bir kez yararlı olduktan
sonra bedene gerekli olmayan maddeleri de atarlar. Son olarak,
çeşitli şekilde alınmış olan maddeler bedende yeterli bir düzeye
gelince (örneğin sofra tuzu) veya zararlı ise (zehir) bedenden
atılırlar. |
|
Su ve karbonik asidin dışarı atılmasında
başlıca böbrekler sorumludurlar. Birçok maddeler karaciğerde
zararsız hale getirildikten sonra bağırsaklar yoluyla safra ile
birlikte dışarı atılırlar. Yiyecek artıkları her ne kadar
bağırsaklar yoluyla dışarı atılırsa da bu maddeler gerçekte
bedene girmiş sayılmazlar. Su, tuz ve karbon bileşimlerinin
büyük bir kısmı derideki ter bezleri yolu ile dışarı atılırlar.
Karbon bileşimleri sonradan ayrışarak kötü ter kokusuna yol
açarlar. Böbrekler ve idrar yolları bedenin en önemli boşaltım
organlarıdır. |
Böbrekler,
belkemiğinin iki yanında, belin üstünde, karın boşluğunun
arkasında yerleşmişlerdir. Sağ böbrek sol böbrekten biraz daha
aşağıda, karaciğerin altındadır. Böbrekler yumruk büyüklüğünde
ve fasulye biçiminde organlardır. Uzunlukları 10 ile 12cm
genişlikleri de 5 ile 7cm'dir. Herhangi bir zarara uğramamaları
için kalın bir yağ dokusu ile örtülüdür. Her iki böbreğin
üstünde böbreküstü bezi bulunur. Bunlar böbreğin işlevi ile
ilgili olmayan, ancak hormonal sistem içinde yaşamsal önem
taşıyan küçük organlardır. Yağ dokusu ve böbreküstü bezleriyle
böbrekler, alt tarafı açık kuvvetli, bağ dokusundan (zengin,
akzar) oluşan bir kılıf içindedirler. Bu bağ dokusu
zayıfladığında veya inceldiğinde, böbrek kaymaya başlar (gezici
böbrek). Böbreğin kendisi, böbreğe parlak ve kızıl kahverengi
veren bir bağ dokusundan oluşan ince bir kapsülle çevrilidirler.
Böbrek kesildiğinde iki tabaka görülür. Dış tabaka böbrek
korteksi (böbrek kabuğu), iç tabaka ise daha koyu renkte olan
böbreğin medüller kısmıdır. Medüller kısım, uçları içe dönük
piramit biçiminde bölgelerden oluşur. Bu alt kısımlara böbrek
papillası denilir. Böbreklerin her birinde 8-15 piramit bulunur.
Piramitler arasında kortikal dokunun üreyen idrar, böbrek
pelvisi adı verilen boşlukta toplanır. Böbrek pelvisi huni
şeklini alır ve üretere (idrar yoluna) geçer. Böbreklerin
oluşumu embriyonik gelişimin üçüncü ile dördüncü haftasında
başlar. Bu evrede birkaç hücre böbreklerin ilk çekirdeğini
oluşturur. Glomerüllerin gelişimi ise altı ile on iki yaşları
arasında tamamlanır. İdrar, kandan meydana gelmesine karşın ona
hiç benzemez ama yine de her elemanı kandan türer. Böbreklere
çok büyük miktarda kan gelir: her beş dakikada bir, bedendeki
tüm kan böbrek atardamarından (arteria renalis) böbreklere
girer. Bu atardamar birkaç kez dallara ayrılır ve sonunda kanı
içeri götüren atar damarcıkları, (arteryolleri) oluşturur. Bu
küçük atardamarlar korteksten geçerler ve burada daha da
bölünerek glomerol denen küçük kılcal damarları meydana
getirirler. Çıplak gözle bakıldığında bu glomeroller küçük
noktalar halinde görülür ve böbrek korteksine benekli bir
görünüm verirler. Her böbrekte 1 milyonun üstünde glomerol
vardır. Glomeroller, Bowman kapsülü diye adlandırılan çift
duvarlı küçük bir zarla kaplıdırlar. Kapsül ile glomerüllere
Malpighi cisimcikleri de denir. Glomerollerdeki kılcal
damarların duvarları ve Bowman kapsülünün iç zarında küçük
delikler süzme olayını gerçekleştirirler. Her tür küçük molekül
(su, tuz, şeker, üre) bu deliklerden geçebilir ve böylece kan,
glomerüllerde bu maddelerden gelen kanın bileşimi normal kandan
farklıdır. Kan yuvarları ve örneğin büyük protein molekülleri ve
oksijen kanda kalır. Böylece, glomerollerden kan taşıyan küçük
atardamar dışarı götüren arteryol adını alır. Bu kendine özgü
bir sistemdir, çünkü oksijen kılcal damarlarla bedenin birçok
yerlerine götürülüp bırakılır. Dışarı götüren arteryol, böbrek
dokusunda yeniden dallara ayrılarak oksijen taşıyan kılcal
damarları oluşturur. Bunlar, böbrek toplardamarını oluşturan (venarenalis)
küçük toplardamarlarda birleşirler. Kandan süzülen sıvı, böbrek
kanalının başlangıcı olan Bowman kapsülüne gelir. Kanalı ile
birlikte glomerül biriminin tümüne nefron denir. Her 24 saatte
bir, ortalama180 litre sıvı kandan Bowman kapsülüne girer. Bu
miktar, her gün dışarı atılan idrardan 100 kez daha fazladır.
Sıvı nefrondan akarken, birçok yararlı madde (şeker ve
aminoasitler gibi) ve suyun büyük kısmı geri emilerek kana
döner. Geri kalan idrar, böbrek pelvisine bağlanan toplama
kanalında bir araya gelir. Böylece, dışarı atılacak ve yeniden
emilecek maddelerin ayırımı bu süreç sırasında olur. Şu halde
böbrekler kanımızın sabit bileşiminden büyük ölçüde
sorumludurlar. Eğer, örneğin kanda çok miktarda sıvı mevcutsa
böbrekler dışarıya çok su atacaklar ve idrar da buna göre sulu
olacaktır. Bu idrar düzenlemesini hipofiz tarafından üretilen
idrar yapımını azaltıcı bir hormon ve böbreküstü korteksinde
üretilen aldosteron etkiler. İdrar yapımını azaltıcı hormon,
böbrek kanalı duvarlarının daha fazla su geçirmesini sağlar ve
böylece daha fazla sıvı kana döner.
Sonuçta daha az ve dolayısıyla daha yoğun idrar üretilir.
Aldosteron sodyumun bedene dönmesine ve potasyumun dışarı
atılmasına yardımcı olur. Sodyumun artması ile bedendeki su
tutulur. Her iki hormon sayesinde bedendeki su ve tuz miktarı
sabit kalır. |
|
İdrar hafif
kokusu olan sarı renkli bir sıvıdır. Yüzde 90'dan fazlasını su
oluşturur; diğer kısmında ise erimiş maddeler bulunur. 24 saat
içinde bedenden idrarla birlikte yaklaşık 60gram madde atılır.
Bunun 30 gramı üre, 15 gramı tuzdur; geri kalanını ise çeşitli
asitler, kreatinin ve potasyum oluşturur. Üre bedende azotlu
besinlerin yakılmasıyla ortaya çıkan bir maddedir. Çok zehirli
olmamasına karşın böbrekler iyi çalışmazsa diğer zehirlerle
birlikte kanda birikir. İdrara kokusunu veren de, idrarda
amonyum karbonat haline gelen üredir.
Sağlıklı bir insanda idrarın rengi sarıdır. Bu renk, çeşitli
pigmentlerin karışımından ileri gelir. İdrarın su oranı fazla
olduğunda rengi açık olur; buna karşılık az su içeren idrar koyu
sarı renktedir. Ancak idrarın rengi alınan besinlere ve ilaçlara
göre ve bazı hastalıklarda da değişir. |
İdrar Yolları
|
Böbrek pelvisinde toplanan idrar,
idrar yolu ile (üreter) mesaneye götürülür. Her iki üreter
aşağı doğru inerken sırt kaslarının önünden geçerler ve
mesaneye arka tarafından boşalırlar. Bunlar 25 ile 30cm
uzunluğundadırlar ve bir tabaka mukoza, bağdokusu ve kastan
meydana gelirler. İdrar mesaneye, üreter duvarlarının
kasılması ile (peristalsis ile) götürülür. İdrarın üreterden
geçişi, üreterdeki bir taş nedeni ile engelleniyorsa
peristalsis daha güçlü olur. Bu da kuvvetli sancılara yol
açar (böbrek koliği). Üreter tamamen tıkanmışsa böbrek
pejvisi fazla dolar ve bu durumdan böbrek dokusu zarar
görür. Mesane (idrar kesesi), idrarın geçici olarak
depolandığı yerdir. Mesanenin iç kısmını kaplayan mukoza
geçici epitelyum diye bilinen özel bir dokudan oluşur.
Mesane boş iken duvarlarında tabakalar halinde duran
hücreler arasına çıkarlar. Mukoza hücreleri arasında
genişleme olanağı olmamasına karşın mesane genişleyebilir.
İdrarın mesaneden çevre dokulara sızması böylece önlenmiş
olur. Mukozanın altında birçok düz kaslardan oluşan doku
tabakaları vardır ve bunlar alt taraflarında mesanenin
kasılan iç kaslarına geçerler. Mesane doldukça duvarı esner
ve üzerindeki basınç artar. Bu da idrara çıkmayı gerektirir.
Bir süre sonra kaybolabilen bu gereksinme sonradan daha
güçlü olarak geri döner. Mesane, duvarlarının kasılması ile
boşalır. Bu kas, otonom sinir sisteminin bir parçasıdır,
bundan ötürü de kontrolü olanaksızdır. Sinir sitemi kası
uyarınca mesane duvarı kasılır ve kasılan iç kas gevşer.
Mesanenin boşalması ve idrara çıkılması ancak dışta bulunan
mesane kasları da gevşedikten sonra gerçekleşir. Bu kas
kontrol edilebilir. İdrar, mesaneden, kadınlarda küçük
dudaklar arasında sona eren üretra yoluyla dışarı atılır.
Erkeklerde üretra, penis'in içinden geçer. Kadınlarda
yalnızca 3cm uzunluğunda olan üretra erkeklerde ortalama
20cm.dir. Mesanenin kasılmasında etkin olan kaslar gerçekte
üretrayı çevreleyen kaslardır. |
|
|
|