|
|
|
Bağışıklık bozukluklarının özelliği yalnız
bedenin enfeksiyona karşı koymasındaki yeteneksizlik değildir.
Bedenin, karşılaştığı bazı maddelere alerjisi olması da aynı
derecede önemlidir. Bu maddeler çeşitli iltihaplanma durumlarına
yol açabilen bağışıklık bozukluklarını doğururlar. Otoimmün
hastalık denilen durumlarda bağışıklık sistemi, kendi
bedenindeki hücre ve maddelere karşı çıkar ve "kendinden"
saymayarak onlara karşı reaksiyon gösterir. Bağışıklık süreçleri
bedenin kansere karşı korunmasında da önemli rol oynarlar. |
| |
|
Bağışıklık bozuklukları, istenmeyen bağışıklık reaksiyonlarının
yanı sıra savunma eksikliğini de içerir. Bu bozuklukları
inceleyen bilim dalına immünopatoloji denilir ve bu konuda son
yıllarda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. |
|
Bedenin bağışıklıkla korunması
antikorların (salgı savunması) ve T-lenfositleri diye
adlandırılan akyuvarların (hücre savunması) oluşması ile ortaya
çıkar. Savunma mekanizmasının ana karnındaki bozuklukların da
hem salgı ve hem de hücre savunması etkilenebilir. Bu
bozukluklar çok önemlidirler. Enfeksiyonlara karşı korunmadan
yoksun oldukları için böyle bir bozukluğu olan genç insanlar
genellikle iki yıl içinde ölürler. Yaşlılıkta, savunma
mekanizmasında düşüş görülür; özellikle büyük miktarda protein
kaybına yol açan hastalıklarda (çünkü antikorlar proteindir)
veya bazı kanser vakalarının son zamanlarında. Burada da yine
enfeksiyon öldürücü olabilir. Birçok hastalıklarda, normal
antikorlar yerine anormal antikorlar (paraprotcinler) ürer ve
enfeksiyonlara karşı koymada bir düşüş görülür. Buna örnek
Kahler hastalığı, Waldenstroem hastalığıdır. Paraproteinler pek
çok kanser türünde ortaya çıkarlar. Eğer yalnız hücre savunması
yetersizse ve salgı savunması tam olarak varsa virüs ve mantar
enfeksiyonlarına duyarlılık artar. Bugün için hücre
yetersizliklerinin tam bir tedavisi bilinmemektedir. Salgı
yetersizliğinde, hastaya bazen eksik olan antikorları içeren
anti serum enjeksiyonları ile yardım edilebilir. |
|
|
|
İstenmeyen Bağışıklık Reaksiyonları |
|
Üç tür
immünopatolojik reaksiyon vardır:
- Yabancı antijenin
(heterolog antijen), neden olduğu önemli reaksiyon: bu
reaksiyona alerjik reaksiyon ve antijene de alerjen denir. Kedi
tüyü, derinin pulları, çiçek tozları, ilaçlar, besin maddeleri
bu reaksiyonları doğurabilirler.
- Başka bir
kişinin antijeninin (homolog antijen), yarattığı reaksiyon. Her
insanın kendine özgü antijenleri vardır ve bunlar diğer
kişilerde reaksiyon doğurabilirler. Bu reaksiyonlar organ
nakillerinde ve kan verme konularında çok önemlidir. Çünkü kan
verme veya organ ve doku nakillerinde kişinin kendi
proteinlerinden başka proteinler bedene sokulur. Bunlar yabancı
madde olarak tanındıklarından antikorlarla T-lenfositlerinin
saldırısına uğrarlar. Bu da nakledilen dokunun ölmesine yol açar
(transplantasyon reaksiyonu).
- Bedenin kendi
antijenine reaksiyon göstermesi (otolog antijen): bu durumda,
bedenin kendi bileşimlerinden birine karşı reaksiyon olur ve o
zaman otoimmün hastalık söz konusudur.
İstenmeyen
immünopatolojik reaksiyonlar, genellikle, hormon bileşimleri ile
(streoitler) veya bazı özel immünosüpresiflerle bastırılır.
Fakat bunlar da bedenin enjeksiyonlara karşı savunmasını
etkilerler. |
|
Birçok
alerjik hastalık, herkeste reaksiyona yol açmayan bazı
maddelerle karşılaşma sonucu ortaya çıkan bağışıklık
hastalıkları olarak açıklanır. Alerji, sözcük olarak değişik
reaksiyon anlamına gelir. Bazen aşırı duyarlılıktan söz ederiz.
Eğer bir kişi belli bir maddeye az bir reaksiyon gösteriyorsa,
bu alerji değildir. Örneğin, bir kişi klora diğerinden daha
duyarlıdır, fakat herkes klora aynı ölçüde olmasa bile aynı
yönde reaksiyon gösterdiğinden bu bir alerji değildir. Normal
bağışıklık, reaksiyonlarında olduğu gibi, alerji yapan
maddelerle ilk karşılaşmada, np reaksiyonu ortaya çıkar. İlk
olarak antikorların ve savunma hücrelerinin oluşması gerekir. Bu
olaya duyarlılık kazanma denilir. Bundan sonraki karşılaşma
alerjik reaksiyona neden olur. Bazen reaksiyonun zirvesine hemen
varılır (doğrudan reaksiyon), bazen de birkaç gün geçebilir
(gecikmiş reaksiyon). En iyi bilinen alerjik hastalıklı yaz ve
ilkbahar aylarında solunumla alınan çiçektozlarının neden olduğu
saman nezlesidir. Bu reaksiyonda, karşılaşma halinde histamin
salan hücre rol oynarlar. Histamin, yakınındaki kılcal
damarların genişlemesine yol açar ve kan damarlarının
duvarlarını da geçirgen yaparak sıvının doku içerisine geçmesini
sağlar. Böylece, histamin doku içinde hızla gelişen bir iltihap
yapar. Çiçek tozuna ek olarak, bu özel reaksiyonu doğuran daha
birçok madde vardır. Histamin salan alerjenler kanda
dolaşırlarsa bedenin her yanında etkisini gösterirler ve bu etki
yalnız bu maddelerle temas eden ilk yerde kalmaz. Bu iki çeşit
reaksiyon anafilâksi ve atopi diye ayrılır. Bunların
belirtileri, etkileri histamininkine ters olan bazı ilâçlarla
ortadan kaldırılabilir (antihistaminik). Bu ilâçlar aynı zamanda
histamin salgılanmasını da yavaşlatır. Kuşkusuz en etkin olanı
alerjenle karşılaşmanın önlenmesidir. Genellikle alerji yapan
maddeyi ayırma çok zordur. Alerji yapma olasılığı olan yüzlerce
madde vardır. Atopide duyarlılık giderilebilir. Bu durumda
hastaya giderek artan dozlarda alerjen verilerek aşırı
duyarlılık ortadan kaldırılır. Anafilaksi, atopinin
oluşmasındaki gibi doğrudan bir alerjik reaksiyondan doğar.
Belirtiler yalnızca derinin kaşınması, şişmesi ve su toplanması
(Quinck hastalığı) şeklinde olabilir. Çok daha ciddi bir
anafilâktik reaksiyonda bedendeki kılcal damarlar o denli
genişler ki, öldürücü şok meydana gelebilir (anafilatik şok).
Gecikmiş alerjik reaksiyonlarda hiç histamin salınmaz ancak
etkilenen kısımda zamanla toplanan T-lenfositlerinin yarattığı
bağışıklık reaksiyonu oluşur.
Salgılanan maddeler diğer hücreleri yardıma çağırdıklarından
(hücresel savunma reaksiyonu) T-lenfositleri dolaylı olarak doku
iltihaplanmasına yol açarlar. Duyarlılığın ortadan kaldırılması
olanaksızdır. Ancak bazı ilâçlar, iltihaplanmayı azaltarak
rahatlık sağlarlar. Alerjiye bazen bakteriler neden olur. Sık
görülen enjeksiyonlardaki birçok iltihaplanma belirtileri benzer
olaylar sonucu görülür. Yoksa bakterilerin veya salgıladıkları
toksik maddelerin doğrudan etkisi ile oluşmazlar. Bu tür alerji
bazı ilaçlar (antibiyotikler) veya kimyasal maddeler nedeniyle
bedenin bazı bölgelerinde temas egzaması şeklinde görülür. |
Otoimmün Hastalıkları
|
Virüslerin, ilâçların ya da hücre
büyümesinin etkisiyle bedendeki antijenler değişebilir
antijen özelliklerini yitirirler. Bağışıklık sistemi de bu
tür, normal olarak bedene ait olup hastalık ve
iltihaplanmaya neden olan bazı maddelere karşı çıkarlar.
Açık bir neden olmadığında, bu duruma idiopatik otoimmün
hastalık denilir. Bu reaksiyonlar oldukça yayılabilir ve
bedendeki birçok sistemi ilgilendirebilirler. Bu
hastalıklara daha önceleri kollajen hastalıklar denilirdi,
çünkü en önemli özellikleri bağ dokusunu yozlaştırmalarıdır.
Bugün ise bu hastalıklar, komplemanları ile antikor-antijen
komplekslerinin en küçük kılcal damarlarda takılıp kalıncaya
dek bir süre kanda dolaştıklara immünokompleks hastalıklar
içinde yer alırlar. Daha sonra kompleks yıkımı sırasında
serbest kalan güçlü enzimler tarafından saldırıya uğrarlar.
Bu hastalıkların en önemlileri lupus eritematoz (SLE) ve
kronik romatizmal arterittir. Kronik romatizmal arteritte
antijen, değişikliğe uğramış gamaglobulinden oluşur. Bu
arada, onunla mücadele eden antikora romatizmal faktör denir
ve aynı zamanda hayvan gamaglobunine saldırdığı için
hastanın kanından kolayca yalıtılabilir. Serum hastalığı da
bir immünokompleks hastalıktır. Hayvan serumunun enjekte
edilmesinden aşağı yukarı on gün sonra ortaya çıkabilir. |
Birçok tümör (ur) hücrelerinin antijen
taşıdıkları anlaşılmıştır. Bu antijenler, antikorlar ve
hücresel reaksiyonlar yoluyla tümör hücrelerinin bağışıklık
savunmasına geçmesine neden olur. Yeni oluşan bir tümörün
önlenmesi de söz konusu hücrelerin yok edilmesiyle
gerçekleşir. Kanserin ilerlediği hastalarda bu normal işlem
bozulur ve hücresel savunma mekanizması yetersiz kalabilir.
Normal olarak T-lenfositleri hastalanan hücrelerin bedenden
atılmasında önemli rol oynar. Kanserli hastaların
özelliklerinden biri de kendilerini her türlü enfeksiyona
karşı duyarlılaştıran önemli bağışıklık yetersizliğidir.
Bedenin savunma mekanizması ve kanser arasındaki ilişki ile
ilgili bazı teoriler ise kanserli hastalarda kanserli
hücrelerin antijenlerini saklayan koruyucu tabakalar
olduğunu veya bu hastaların bu antijenlere karşı normalin
dışına yüksek toleransları olduğunu savunurlar.
Metabolizma süreci sırasında beden için gerekli olmayan
maddeler ortaya çıkar. Bu artık maddelerin dışarı atılması
gerekir, çünkü bedende çok miktarda bulundukları takdirde
zararlı olabilirler. Bu dışarı atma işi, böbrekler başta
olmak üzere, boşaltım organları tarafından çeşitli yollardan
gerçekleştirilir. İki önemli artık madde, hücrelerdeki yanma
sonucu ortaya çıkan karbonik asit ve sudur. Diğer artık
maddeler, örneğin üre, yenilenmesi gereken hücrelerin
ayrışımından doğar. Boşaltım organları ilaçlar ve hormonlar
gibi bir kez yararlı olduktan sonra bedene gerekli olmayan
maddeleri de atarlar. Son olarak, çeşitli şekilde alınmış
olan maddeler bedende yeterli bir düzeye gelince (örneğin
sofra tuzu) veya zararlı ise (zehir) bedenden atılırlar. |
|
|
|