|
Aids
Hastalığının Serolojik Tanısı |
|
AİDS hastalığının tanısı hastalığa
yol açan virüsün ve virüse karşı vücutta oluşan antikorların
çeşitli laboratuar yöntemleriyle saptanmasına dayanır. |
|
|
HIV (Human Immune Deficiency Virüs - İnsan Bağışıklık Yetmezliği
Virüsü) AİDS'e (Acquired Immune Deficiency Syndrome - Edinilmiş
Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) yol açan virüstür. Serumda
vücudun bu virüse karşı ürettiği antikorların saptanması HIV
enfeksiyonunun varlığını gösterir ve enfeksiyonu taşıyan kişi "HIV
seropozitif' olarak nitelenir.
Bütün virüs enfeksiyonlarında olduğu gibi HlV'in vücuda
girmesiyle de bağışıklık sistemi harekete geçer ve bu virüse
karşı antikor üretilmesini sağlar. Ama serumda bu antikorların
saptanması, hastanın enfeksiyona karşı bağışıklık geliştirdiğini
değil, hastalığın var olduğunu gösterir. Öbür virüs
hastalıklarından farklı olarak AİDS'te antikor üretilse bile
bağışıklık sistemi etkisiz kaldığından hastalık ilerlemeyi
sürdürür.
Kanda HIV karşıtı antikorların bulunması yalnızca hastanın AİDS
virüsüyle karşılaştığını kanıtlar; hastalığın derecesi, hangi
evrede bulunduğu gibi konularda hiçbir bilgi sağlamaz.
Virüsle karşılaşarak seropozitif olan kişi, hastalığın hangi
evresinde bulunursa bulunsun artık HIV taşıyıcısıdır ve yaşamı
boyunca hastalığı başkalarına bulaştırabilir.
Kanda HIV karşıtı antikorlar virüsün vücuda girmesinden ortalama
iki ay sonra ortaya çıkar. Antikor oluşumu öncesindeki bu süreye
"bağışıklık aralığı" adı verilir. Bu dönemde kan testi olumsuz
çıksa da kişi taşıyıcıdır ve hastalığı başkalarına
bulaştırabilir. Çok ender olarak antikor oluşumu gecikerek
aradaki süre altı aya kadar uzayabilir. |
|
Tanı
Yöntemleri |
Kandaki antikorları saptamanın
çeşitli yöntemleri vardır. Bunlardan en sık kullanılanlar ELISA
(Enzyme Linked Immunosorbent Assay - Enzim Bağlantılı
Antijen-Antikor Tutma Testi) ve WB (Western Blot) yöntemleridir.
Her iki yöntem de seropozitif (virüsle karşılaşmış) olanlarla
seronegatif (virüsle hiç karşılaşmamış) olanların yüzde 98
doğrulukla ayırt edilmesini sağlar. (Testlerin duyarlılığı ve
özgüllüğü ise farklıdır.) |
|
|
Bununla birlikte her test gibi bunlar da "yalancı pozitif sonuç
verebilir; yani virüsle hiç karşılaşmadığı halde seropozitif
sonuç alınan kişiler bulunabilir. Testlerin uygulanmasında ve
yorumlanmasında son derece özenli davranılması gerekir.
Bu nedenle önce ELISA testi yapılır. ELISA testinde kişinin
seropozitif çıkması durumunda da WB testiyle tanı doğrulanır.
ELISA testi WB testinden kolay uygulandığı ve ucuz olduğu için
kitlesel AİDS taramalarına uygundur. Ayrıca özgüllük açısından
WB testinin HIV karşıtı antikorları saptayabilme özelliği
ELISA'dan biraz daha düşüktür. |
|
Test
Yaptırılırken Uyulması Gereken Koşullar |
HIV serolojik tanı yöntemleri
uygulanırken bazı temel kurallara uyulması gerekir:
• ELISA testi aynı serum örneğine art arda iki kez
uygulanmalıdır.
• Testin pozitif çıkması durumunda test sonucu bir başka
yöntemle (genellikle Western Blot) doğrulanmalıdır. İki ayrı
serolojik tanı yönteminin birlikte kullanılması yalancı
pozitiflik oranını önemli ölçüde azaltır.
Yalnızca yukarıdaki ilkelere uyulmuşsa test sonucu pozitif kabul
edilebilir; pozitif sonuç bir başka yöntemle doğrulanmadan
hastaya bildirilmemelidir. Bu yüzden hekim hastasına kesin
sonucu bildirmeden önce uygulanan test yöntemleri hakkında
laboratuardan ayrıntılı bilgi almalıdır.
Sonucun pozitif çıkması durumunda hastadan yeni bir kan örneği
alarak inceletmek, laboratuarda bir karışıklık olasılığının
giderilmesi açısından önemlidir. |
|
Western Blot Testinin Yararları |
|
|
|
ELISA testi kanda HIV karşıtı
antikor bulunup bulunmadığı dışında bir bilgi sağlamaz. Buna
karşılık Western Blot testi HIV enfeksiyonu bulunan kişinin
vücudunda virüsün hangi bölümüne karşı antikor oluştuğunu da
belirler. Genellikle HIV enfeksiyonu taşıyan kişinin vücudunda
virüsün protein ve glikoprotein yapılarının büyük bölümüne karşı
antikor üretilir. Bazı durumlarda ise bu üretim gerçekleşmez.
Örneğin, enfeksiyonun başlangıç dönemlerinde virüsün bu
antijenik yapılarının ancak küçük bir bölümüne karşı antikor
oluşur. Ayrıca çoğu olguda hastalık ilerleyip bağışıklık
sistemindeki yıkım arttıkça, virüsün çekirdek proteini olan
p24'e karşı oluşmuş antikorlarda azalma gözlenir ya da bu
antikorlar tümüyle kaybolur. Western Blot testinin sonuçlarının
doğru yorumlanması için bazı ölçütler geliştirilmiştir. Testin
pozitif sonuç vermesine yol açan virüs bölümlerine karşı oluşmuş
antikorların varlığı, bunlara göre saptanır. |
|
Doğrudan Belirleme Yöntemleri |
|
|
HIV enfeksiyonu tanısı
antikorlarını saptayarak dolaylı yoldan olduğu gibi doğrudan
virüsü ya da virüsün bazı antijenik bölümlerini saptayarak da
koyulabilir. Ama p24 antijeninin saptanması dışındaki doğrudan
tanı yöntemleri yalnızca birkaç özel merkezde
uygulanabilmektedir. Ayrıca bu yöntemlerle elde edilen sonuçlar
diğer test sonuçları kadar kolay yorumlanamaz ve tanı sorununu
kesin olarak çözemez.
• Virüsün ayrıştırılması -
Laboratuarda çoğaltılan lenfosit kültürlerinden yararlanarak
enfeksiyonu taşıyan vücut hücrelerinden HIV ayrıştırılabilir.
Örnek elektron mikroskobuyla incelenil ve monoklonal özgül
antikorlar kullanılarak ya da AİDS virüsünün çoğalması için
gerekli revers transkriptaz enzimir, etkinliği saptanarak virüs
tanınır. Virüsün ayrıştırılması teknik açıdan zor, uzun zaman
alan ve pahalı bir işlemdir.
• Virüs genomunun ortaya konması -
Enfeksiyonlu hücrelerde virüsün RNA (ribonükleik asit) ve revers
transkriptaz enzimin RNA'yı etkilemesiyle üretilen DNA'dan (dezosiribonükleik
asit) oluşan genetik yapısı ortaya konabilir. Ama enfekte
hücrelerden elde edilen bu DNA genellikle çok düşük miktarda
olduğundan saptanması güçtür.
DNA'nın belli bir bölümünün laboratuarda çoğaltılmasına olanak
veren polimeraz zincir tepkimesi (Polymerase Chain Reaction-PCR)
adlı yeni bir yöntemle kuramsal olarak, 1 milyon lenfosit
hücresi içindeki bir tek enfekte lenfosit ayrıştırılabilir. Bu
yöntem henüz deneme aşamasındadır.
• Virüsün p24 antijeninin saptanması -
HIV enfeksiyonunu taşıyan kişilerin serumunda virüsün p24
antijeni (HIV-Ag) saptanabilir. Bu antijen virüsün bulaşmasından
yaklaşık 2 hafta sonra henüz özgül antikorlar oluşmadan ortaya
çıkabilir. Bu durumda yaklaşık 3-6 ay serumda kalır ve
antikorların belirmesinden sonra genellikle bir daha saptanamaz.
Serumda p24'ün sürekli görülmesi ya da yeniden saptanabilir hale
gelmesi, kötüye işarettir ve enfeksiyonun AİDS hastalığına doğru
ilerlediğini gösterir. |
|
Kan Bağışlayanlara Uygulanan Anti-HIV
Testi Sonuçları |
|
|
Avrupa'da kan bağışı yapanlar
arasındaki seropozitiflik oranı, 9 ülke için en çok 1/25.000
yani yüzde 0,004'tür. Bunların dışındaki 9 ülkede bu oranın daha
yüksek ve ABD'dekiyle yaklaşık aynı olduğu saptanmıştır. İlk kez
kan verenler arasında ise bu oran daha da yüksektir. Ama burada
bazı kişilerin yalnızca HIV karşıtı antikor testi sonucunu
öğrenmek için kan bağışladıkları da dikkate alınmalıdır. Kan
bankalarındaki kanlarda HIV enfeksiyonu bulunmasını önlemek için
kan bağışı yapılan yerlerde gerekli laboratuar koşullarının
sağlanması zorunludur. Bu da artık Avrupa ülkelerinin büyük
çoğunluğunda gerçekleşmiş bir koşuldur.
Kan bağışının enfeksiyonun sessiz döneminde yapılmış olması
anti-HIV testinin doğru sonuç vermesini engelleyebilir. Bu
dönemde kanda virüs bulunduğu halde HIV antikorları henüz
saptanabilecek düzeye erişmemiştir. Bazen bu nedenle kan verme
sırasında AİDS virüsü bulaşabilmektedir. ABD'de seronegatif
olduğu halde virüs içeren kan örneği oranının 1/84.000 olduğu
sanılmaktadır. Kuşkusuz bu oran her ülkede kan verenler
arasındaki seropozitiflik oranına göre değişmektedir; örneğin
seropozitiflik oranının yüzde 0,002-0,004 arasında olduğu
ülkelerde böyle durumlara ender rastlanmaktadır. Ama bugün bazı
Avrupa ülkelerinde seropozitiflik oranı ABD'ninkine
yaklaşmıştır. Kan bağışlayanlar arasında seropozitiflik
oranlarının istatistiksel açıdan incelendiği ülkelerde,
seropozitif kişilerin büyük çoğunluğunun belli risk gruplarından
olduğu saptanmıştır. Bu yüzden kan verenler arasında risk
gruplarından olanlar iyice belirlenmeli ve bu kişilerin kanlan
seronegatif olsa da kan nakillerinde kullanılmamalıdır. Ayrıca
HIV enfeksiyonunu saptamak için daha etkili tanı yöntemlerinin
geliştirilmesi gerekmektedir. Günümüzde, henüz seropozitif hale
gelmemiş kan örneklerinde virüsün varlığını saptayabilen
laboratuar yöntemleri geliştirilmiş, ancak bunlar bağışlanan kan
örneklerinde kullanılabilecek kadar yaygınlaşmamıştır. |
|
Testin Uygulanması |
|
|
Toplum sağlığını koruma açısından
yararlarını ve sakıncalarını tartışmadan önce testin sağladığı
bilgilere ve uygulanmasına değinmek gerekir. Uygulama isteğe
bağlı ve zorunlu olmak üzere iki biçimde olabilir.
Test kan örneğinin alındığı andan başlayarak kişide enfeksiyonu
saptama olanağı sağlar. Olumsuz (negatif) sonuç hastalığa karşı
bağışıklık olduğu anlamına gelmez; kan örneği alındıktan sonra
herhangi bir zamanda seropozitif biriyle cinsel ilişki ya da
steril olmayan enjektörlerin kullanılması sonucunda enfeksiyon
bulaşabilir. Başka bir deyişle, testin geçerliliği kanın
alındığı andan öncesi içindir. Öte yandan testin olumlu
(pozitif) çıkması da kişinin kaçınılmaz olarak AİDS hastalığına
yakalanacağı anlamına gelmez. Eldeki bilgilere göre virüsü
alanların ancak yüzde 20-30'unda beş yıl içinde hastalığın bütün
belirtileri görülmektedir.
İsteğe bağlı uygulamada testin yapılmasına kişi hekimin
önerisiyle ya da başka bir biçimde kendisi karar verir. Testin
uygulanmasından önce ve sonra kişiyle görüşülmeli, sonuç pozitif
çıkarsa virüsü başkalarına bulaştırabileceği konusunda
uyarılmalı, negatif çıkarsa da virüsten korunma yollarına
ilişkin bilgi verilmelidir.
Testin toplumun belli kesimlerine uygulandığı durumlarda
"zorunlu uygulama" söz konusudur. Bu durumda belli meslek ya da
risk gruplarından kişiler tümüyle sağlıklı görünseler bile
zorunlu taramadan geçirilir. Bu uygulamada da test öncesi ve
sonrasında gerekli danışma ortamı sağlanmalıda.
Testin kural olarak hastaneye başvuran herkese (örneğin
evlenecek çiftlere, bir işe girecek olanlara, sağlık raporu ya
da gebelik denetimleri için hastaneye gelenlere) uygulanması ise
"sistematik rutin tarama" olarak bilinir. |
|
Aids hastalığının
serolojik tanısı konusunun devamı için
tıklayın >> |