|
|
| |
|
Alerjik Tepkiler |
Nedenleri son
derece çeşitli olan alerjik tepkiler, gerekli önlemlerin
alınmasıyla sorun olmaktan çıkarılabilir. Önemsenmediği
durumlarda bu tepkilerin hastanın yaşamını tehlikeye sokacak
ölçüde ağır sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır.
Vücudun yabancı bir maddeye aşırı tepki vermesi anlamına gelen
alerji terimi, ilk kez bu yüzyılın başlarında kullanılmaya
başladı. Günümüze değin sürdürülen yoğun araştırmalar bu konunun
önemini gözler önüne serdi. |
| |
|
Vücudun tepki göstermesine yol açan
maddelere antijen denir. Antijenler vücutta temel olarak dalak,
lenf bezleri ve lenf damarlarından oluşan retiküloendotelyal
sistemdeki hücreleri ve kanda serbest dolaşan bir akyuvar türü
olan lenfositleri uyarır. Antijen kaynaklı uyarı bu hücrelerde
antikor üretimini artırır. Protein yapısında olan antikorların
görevi vücudu antijenlere karşı savunmaktır. Bazı durumlarda
vücudun belli bir antijene gösterdiği tepkinin şiddeti azalır,
yani vücuda giren antijen klinik belirtilere yol açmaz. Bu
durumda bağışıklık söz konusudur. |
|
Alerjik Tepki Tipleri |
| Alerjik tepkiler
erken ve geç olarak ikiye ayrılabilir. Erken tip tepkilerde,
vücuda antijen girer girmez tepki başlar. Bu tepkilere örnek
olarak ürtiker (kurdeşen), saman nezlesi, astım, çeşitli deri ve
mukoza ödemleri, ani tansiyon düşmesi verilebilir. Geç tipteki
tepkilerde ise antikorun antijenle birleşerek tepki yaratma
süreci bir ya da birkaç günü bulur. Bu durumda "dokusal alerji
"den söz edilir. Çünkü erken tipteki alerjiden farklı olarak
kanda serbest dolaşan değil, dokuların içinde bulunan antijenler
devreye girmiştir. |
|
Belirtileri |
Alerjik tepkiler
çok değişik biçimlerde ortaya çıkabilir. Örneğin egzama
biçiminde ortaya çıkan deri hastalığı alerjik tepkilerin iyi
bilinen yaygın bir örneğidir. Erken tipteki tepkiler ile geç
tipteki tepkiler arasındaki sınır her zaman kesin olarak
ayrılamaz. Örneğin, bazı geç tepkiler çok erken belirti vermeye
başlar, zamanla şiddetini artırır.
Akut alerjik tepki adı altında anafilaktik şok, anjiyonörotik
ödem, akut bronş kasılmasına bağlı astım nöbeti ve serum
hastalığı toplanabilir. Bunların dördü de hemen girişimde bul
unutmazsa insan yaşamını tehlikeye sokabilir. |
| |
|
Anafikaltik Şok |
Anafilaktik şok çok şiddetli ve
yaygın belirtilerle ortaya çıkar. Örneğin penisilin alerjisi
olan bir kişiye bu antibiyotiğin denetimsiz olarak verilmesi
sonucu görülebilir. Belirtiler özellikle deri ve solunum
sistemindedir. Bazen kalp-damar sistemine ilişkin belirtilere de
rastlanır.
Derideki belirtiler yaygın sıcaklık artışı ve yanma duygusu ya
da ürtiker tipinde döküntüler olabilir. Yüz ve dil ödeme bağlı
olarak şişebilir.
Solunum sistemine ilişkin belirtiler çok çeşitlidir. Ses
tellerinin bulunduğu gırtlak bölgesinde ödem, soluk alma
sırasında ıslık sesine ve solunumun zorlaşmasına neden olur.
Göğüs kafesinde basınç duyumu, solunumun hızlanması, öksürük ve
tıkanma, bronş kasılmasının birer göstergesidir. Damarların
birden genişlemesiyle kan basıncı düşer ve kan akımı yavaşlar.
Bu durumu dengelemek için kalp atımları hızlanır. Beyne giden
kan akımının azalmasına bağlı olarak baş dönmesi, ağır
durumlarda bayılma görülür. Ayrıca oksijensizliğe karşı çok
duyarlı olan kalp, düzenli çalışmasına yetecek oksijeni
alamayınca kalp ritmi bozuklukları (aritmi) gelişir. Bu ritim
bozuklukları çok basit ve geçici olabileceği gibi kalbin
durmasına yol açacak ölçüde tehlikeli olabilir. Bazen bunlara
bulantı, kusma, karın krampları ve ishal gibi belirtiler
eklenir. Kalp-damar ve solunum sistemlerine ilişkin belirtilerin
deride belirti görülmeden de
ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır.
Ne yapmak gerekir: Anafilaktik şok dakikalarla
ölçülebilecek bir süre içinde ölümle sonuçlanabileceğinden en
kısa zamanda tanı konmalı ve tedaviye girişilmelidir. Böyle bir
hastada dikkat edilmesi gereken en önemli iki nokta solunumun ve
kan dolaşımının sürekliliğini sağlamaktır. Bu amaçla aşağıdaki
önlemlere başvurulur:
• 1/1000'lik adrenalin çözeltisinin 0,3-0,5 ml'si kas içine
verilir. Genellikle bu uygulama, kısa sürede ürtikerin
(kurdeşen) kaybolmasını, bronş kasılmasının çözülmesini ve
tansiyonun yeniden normale dönmesini sağlar. Gerektiğinde aynı
doz adrenalin, 5-15 dakika sonra gene aynı yolla uygulanır.
Hastanın tansiyonu çok düşmüşse daha hızlı etki göstermesi için
damar içine aynı doz adrenalin 10 ml serum fizyolojik içinde
verilir. Adrenalin, kalbi en çok uyaran maddelerden biri
olduğundan damar yolu ancak çok gerekliyse kullanılmalı, damara
çok yavaş verilmeli ve kalp ritmi dikkatle izlenmelidir.
• Verilen ilacın kan dolaşımına birden girmesini engellemek için
iğne yapılan yerin yukarısına turnike uygulanabilir. İğne
yapılan bölgeye yüzeysel olarak uygulanacak 1/1000'lik adrenalin
çözeltisi de damarları daraltarak dolaşımı, dolayısıyla ilacın
kana karışmasını yavaşlatır. Ama bu tür bir girişim damarları
ileri derecede daraltarak doku ölümüne (nekroz) neden olabilir.
• Gırtlak ödeminin solunumu önemli ölçüde engellediği
durumlarda, gırtlak bölgesine sert bir plastik boru
yerleştirilerek solunum yolunun açık tutulmasına çalışılır. Bu
bölge boru yerleştirmeyi olanaksız kılacak ölçüde daralmışsa,
soluk borusu delinip bir kanalla dışarıya bağlanır (trakeotomi).
• Hastaya kaybettiği sıvıları karşılamak amacıyla damardan serum
fizyolojik verilir. 1.000 ml saf su içinde 9 gr tuzdan (sodyum
klorür) oluşan serum fizyolojik, kan hücrelerinin normal
konumlarını koruyacak en uygun yoğunluktaki çözeltidir.
• Adrenalin tedavisine yanıt vermeyen bronş kasılmasını çözmek
için bir başka seçenek, aminofilin adlı bir ilaçtır. Bu madde
solunum güçlüğünü çok etkin bir biçimde ortadan kaldırmakla
birlikte, tansiyonu daha da düşürebileceğinden, yalnızca
adrenaline yanıt vermeyen durumlarda kullanılmalıdır.
• Oksijen maskesi hastaya saf oksijen sağladığı için çok
yararlıdır. Bütün bu önlemlere karşın durumunda düzelme
görülmeyen ya da solunumu durmuş hastalar yapay solunum aletine
bağlanır.
• Gene yukarıda belirtilen girişimlere karşın tansiyonda yeterli
yükselme sağlanamıyorsa damar yatağını doldurmak amacıyla
hastaya plazma verilir ya da damar daraltıcı maddelerle tansiyon
normal sınırlar içinde tutulmaya çalışılır. Hastanın kalbinde
belirlenen ritim bozukluklarının tipi elektrokardiyogram (EKG)
yardımıyla saptanarak gerekli ilaç tedavisi uygulanır.
• Alerji yanıtını engellemek için kas içine antihistaminik
ilaçlar verilir.
• Kortizon, alerji belirtilerini gidermede adrenalin kadar hızlı
bir etki göstermez. Bu nedenle gelişen şok durumunun uzun süreli
tedavisinde kullanılır ve 6 saatte bir damar içine verilir.
• Kalp durmuşsa kalp masajı, solunum durmuşsa yapay solunum
yapılır ya da hasta yapay solunum aletine bağlanır. |
|
Böcek Sokmasına Karşı Alınacak Önlemler |
Böcek sokmasına
karşı aşırı duyarlı olduğunu bilen kişilerin aşağıda sıralanan
önlemleri almasında büyük yarar vardır.
• Böceğin iğnesini deriden çıkarmak için ince bir cımbız.
Balarıları soktukları yerde iğneleriyle birlikte zehir
keselerini de bırakır. Bu organların dikkatle deriden
çıkarılması daha çok zehrin kana karışmasını engeller.
• Turnike uygulaması için gerekli bir çubuk ve bez.
• 1/1000'lik 0,5-1 ml adrenalin çözeltisi ve steril iğne.
• İzoproterenol ya da adrenalin içeren sprey.
• Antihistaminik içeren gazlı bezler.
• Yerel olarak tentürdiyot, amonyak, sodyum bikarbonat ya da
magnezyum sülfat uygulayabilmek için bu maddelerin hazır
bulundurulması |
|
Serum Hastalığı |
Serum
hastalığı bazı ilaçların verilmesinden 7-12 gün sonra ortaya
çıkan alerji tepkisidir. Başlıca belirtileri deride döküntü,
kaşıntı, şişme (ödem), eklem ağrıları, lenf bezlerinin büyümesi,
ateş, karın ağrısı, bulantı ve kusmadır. Hasta alerjiye yol açan
ilacı daha önce almışsa, vücut bu maddeye karşı duyarlılık
kazanmış olacağından belirtiler daha kısa sürede ortaya
çıkabilir. Bu hastalık adını, ilk kez at serumu verilen bir
kişide tanımlanmış olmasından alır. Günümüzde ise bu hastalığın
en sık karşılaşılan nedeni ilaçlar, özellikle de penisilindir.
Penisilinden kaynaklanan serum hastalığı daha çok penisilin
alerjisi adıyla tanınır.
Serum hastalığı en çok deride belirti verir. İğne yapılan yerde
ödem ya da ürtiker oluşabilir. Ayrıca kızıl ya da kızamıktakine
benzer döküntüler ortaya çıkabilir.
Vücut sıcaklığı yükselmekle birlikte ender olarak çok yüksek
değerlere ulaşır. Özellikle diz, dirsek ve omuz gibi büyük
eklemler ağrılıdır. Hasta kendini kötü hisseder. Yeme isteği
azalır, baş ağrısı ve yaygın kas ağrıları görülür. Ender
durumlarda sinir sistemi etkilenerek beyin-beyin zarı iltihabı (meningo-ensefalit)
gelişir. Gene ender olarak kalbin etkilenmesiyle miyokart
enfarktüsü oluşur. Her iki durum da genellikle ölümle
sonuçlanır.
Laboratuar incelemeleri hastalığın tanısına pek yardımcı olmaz.
Hastalığın başlangıcındaki akyuvar artışı, daha sonra eozinofil
artışıyla sürer. Eozinofil, özellikle alerjik tepkilerde görev
alan bir akyuvar türüdür. Bazen idrarın mikroskobik
incelemesinde protein yapısındaki maddelere ve akyuvarlara
rastlanması dışında boşaltım sistemini ilgilendiren önemli bir
belirti ve bozukluk yoktur.
Hastalık kalp ve sinir sistemine yayılmadığı çoğu durumda iki-üç
haftada kendiliğinden geriler.
Ne yapmak gerekir: Tedavi temel olarak hastalığın
belirtilerini gidermeye yöneliktir:
• Ürtiker, 1/1000'lik adrenalin çözeltisinin 0,2-0,3 ml'si deri
altına verilince hızla geriler. Adrenalin, gırtlak ödemini
gidermede de etkilidir. Bu ödem solunum yolunu bütünüyle
tıkamışsa soluk borusu delinir. Antihistaminikler önce kas içine
verilir, daha sonra ağızdan alınır.
• Ateş, kırıklık ve eklem ağrılarına karşı aspirin çok
etkilidir.
• Olası sıvı kayıplarını gidermek için damar yoluyla hastaya
sıvı verilir.
• Ağır durumlarda, örneğin kalp ve sinir sistemi etkilenmişse ya
da yukarıda belirtilen girişimlerle hastalık denetlenemiyorsa
kortizon kullanılır.
Korku, ruhsal çöküntü, solunum zorluğu, şiddetli öksürük
nöbetleri, bulantı, kusma, ishal, kalp atımlarının hızlanması,
kan basıncının düşmesi gibi ağır belirtilerin ortaya çıkması
durumunda hastanın uzman denetimi altına alınması gerekir.
Hastanın tedavisinde solunum ve dolaşım sistemlerinin düzenli
çalışmasını sağlamaya öncelik verilir. Hastanın ağzında takma
dişler varsa çıkarılır, ağız boşluğundaki salgılar temizlenir,
saf oksijen soluması sağlanır. Gırtlak ödemi, solunumu tam
olarak engellediğinde hemen cerrahi girişimle soluk borusu
delinir. Derialtına zaman yitirmeden uygulanacak 1/1000'lik
adrenalin çözeltisi hastayı ölümden döndürebilir. Bu doz
gerekirse 5-10 dakika sonra yinelenir.
Yapılan bir iğne ya da böcek sokması sonrasında şok durumu
ortaya çıkarsa, derinin delindiği bölgenin üst yanına turnike
uygulanarak sorumlu maddenin daha çok kana karışması önlenir. Bu
bölgeye iğneyle yüzeysel olarak adrenalin uygulanarak ya da buz
konarak dolaşımın yavaşlatılması da aynı etkiyi gösterir.
Turnikeyle sıkıştırılan bölgede dolaşımı bütünüyle durdurmamak
için, uygulanan turnikeyi her 20 dakikada 2-3 dakika için
gevşetmek gerekir. |
|
Alerjik tepkiler konusunun devamı
için tıklayın >> |
|
|