Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

sol menü ok Ana sayfa
sol menü ok Hastalıklar
sol menü ok İncelemeler
sol menü ok Çocuk Sağlığı
sol menü ok Sağlıklı Yaşam
sol menü ok Tedavi Önerileri
sol menü ok Yaşlılık
sol menü ok Psikoloji
sol menü ok İlkyardım
sol menü ok Tıp Sözlüğü
sol menü ok Sağlık Bilgileri
sol menü ok Sağlığımız
sol menü ok İlaçlar
sol menü ok Şifalı Bitkiler
sol menü ok Hastaneler
sol menü ok Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

sol menü ok İnsan ve Çevresi
sol menü ok Sağlık Bilgisi
sol menü ok Beslenme
sol menü ok Vitaminler
sol menü ok Zayıflama
sol menü ok Egzersiz
sol menü ok Beden Bakımı
sol menü ok Ağız Sağlığı
sol menü ok Uyku
sol menü ok Kötü Alışkanlıklar
sol menü ok Tütün
sol menü ok Alkol
sol menü ok Uyuşturucular
sol menü ok Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

sol menü ok Doğuştan Hastalıklar
sol menü ok Enfeksiyöz Hastalıklar
sol menü ok Ruhsal Hastalıklar
sol menü ok Depresyon
sol menü ok Nevroz
sol menü ok Psikoz
sol menü ok Ateş
sol menü ok İltihaplanma
sol menü ok Yaralar
sol menü ok Urlar
sol menü ok Kanser
sol menü ok Ödem
sol menü ok Mide-Bağırsak Hastalıkları
sol menü ok Damar Hastalıkları
sol menü ok Kan Hastalıkları
sol menü ok Böbrek ve İdrar Yolu
sol menü ok Sinir Hastalıkları
sol menü ok Beyin Hastalıkları
sol menü ok Solunum Sistemi Hastalıkları
sol menü ok Omurilik Hastalıkları
sol menü ok Kemik ve Eklem Hastalıkları
sol menü ok Kas Hastalıkları
sol menü ok Deri Hastalıkları
sol menü ok Kalp Hastalıkları
sol menü ok Kulak Hastalıkları
sol menü ok Cinsel Hastalıklar

Tedavi

sol menü ok İlkyardım
sol menü ok Doktor
sol menü ok Muayene
sol menü ok Radyolojik Muayene
sol menü ok İlaçlar
sol menü ok Ağrının dindirilmesi
sol menü ok Ruhsal Etkili İlaçlar
sol menü ok Antibiyotikler
sol menü ok Hastane
sol menü ok Ameliyat
sol menü ok Doku ve Organ Nakli
sol menü ok Radyoterapi
sol menü ok Diş Tedavisi
sol menü ok Psikiyatrik Tedavi
sol menü ok Doğal Tedavi
sol menü ok Homeopati
sol menü ok Akupunktur

 
 
 
A B C Ç D E F G H I İ J K L M
N O Ö P R S Ş T U Ü V W Y Z  
Meme Tümörleri

Günümüzde erken tanı olanakları kötü huylu meme tümörlerinin tedavi edilmesini sağlamaktadır.

Batı Avrupa ülkelerinde meme kanseri, kadınlarda en sık rastlanan kötü huylu tümörlerdir. On sekiz kadından birinde meme tümörü ortaya çıkar. Meme kanseri özellikle 35-55 yaşlardaki kadınlarda başlıca ölüm nedenidir; 55 yaşından sonra ise kalp-damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alır.

Son yıllarda meme kanseri olgularında her yıl yaklaşık yüzde 1 artış gözlenmektedir. Bu artış toplumdaki ortalama yaşam süresinin uzamasına ve mamografinin yaygın kullanımıyla daha fazla olgunun fark edilmesine bağlıdır. Meme kanserinin oluşmasında rol oynayan bütün çevresel ve genetik etkenler ise henüz bilinmemektedir.

Aşağıda başlıca kötü huylu meme tümörleri ele alınmıştır.

  
 
Paget Korsinomu
Paget karsinomunda areolanın (meme başını çevreleyen pigmentli halka) altında, areola ve meme başında egzamalı kronik iltihap görülür. Tümör genellikle doku değişimi olmayan bir bölge ile deriden ayrılmıştır. Tümör hücrelerinin deride bir bölgeden ötekine nasıl yayıldığı bilinmemektedir.

En geniş kabul gören kurama göre, karsinom küçük salgıbezi kanallarından kaynaklanır; tümör hücreleri dokulara yayılmak yerine, salgıbezinin kanalları boyunca ilerler. Böylece erken dönemde deriye ulaşır ve egzamaya benzer görünüme neden olur. Tümör daha sonra öteki meme kanserleri gibi derindeki dokulara yayılır. Tipik Paget karsinomu çok sık görülmez; meme kanserlerinin yalnızca yüzde 1-2'sini oluşturur. Olguların yüzde 2'sinde ise Paget karsinomunun yanı sıra başka tümörler de vardır. Paget karsinomu hastaları iki grupta toplanabilir:
• Derideki lezyonun yanında ele gelen bir kütlenin olmadığı hastaların ortalama yaşı 60'tır.
• Elle muayenede kütlenin saptandığı hastaların ortalama yaşı 50'dir.

Beklenen gidiş (prognoz) iki grup için farklıdır ve farklı oluşum mekanizmaları üzerinde durulabilir. Bu nedenle iki grubun ayırt edilmesi gerekir.
  
 
Belirtileri
Paget karsinomunun başlangıç evresinde gittikçe ilerleyen klinik belirtiler görülür:
• Hasta, deride henüz egzama görünümü olmadan, meme ucunda yanma, karıncalanma ve kaşınmadan yakınır.
• Normalden daha düz ya da pürtüklü ve kalınlaşmış görünen meme başı hafif kızarıktır.
• Meme başı yüzeysel olarak aşınır ya da hafif ülserleşir; derideki kabuklar bir türlü iyileşmez ve kaldırıldığında hemen yeniden oluşur.

Lezyon tipik olarak tek taraflıdır ve meme başında yer alır. Bu evrede memenin klinik muayenesinden genellikle sonuç alınamaz. Mamografi sonucu da normal olabilir, ama çoğu kez areolanın arkasında x-ışınlarını geçirmeyen (radyoopak) küçük bir bölge ya da meme başının hemen arkasında küçük kireçlenmeler fark edilir.

Bu evrede düzenli aralıklarla kontrol amacıyla mamografi uygulanması çok yararlıdır. Mamografi, kötü huylu tümörün varlığını gözle görülen belirtilerden önce ortaya koyabilir.
Ara evrede aşınma meme başı ve areolayı nedbe dokusu kaplayacak biçimde yaygınlaşırsa da meme derisinde büzüşmeye neden olmaz. Bu evrede egzama çeşitli klinik tablolarla ortaya çıkabilir.
• Akut egzamada yüzey kırmızı, ince tanecikli ve nemlidir; meme başında ülserleşme olabilir.
• Kronik egzamada küçük sıvı dolu kesecikler, sarı, yumuşak, nemli kabuklar ve sulanma vardır.
• Sedef tipi egzamada meme başı ve areola beyaz, pullu ve dökülen kabuklarla kaplıdır.
İleri evrede egzama kabuklanır ve areolayı kaplar; ülserli bölgeler ortaya çıkar. Bu sırada meme tümörü hiçbir belirtiye neden olmayabilir ya da memeye yayılarak yapısını bozabilir.
Tümörün gelişimi, görülme sıklığı ve uzak dokulara yayılımı öteki kanserlere benzer.
Tanı
Derinin görünümü ve kaşınma, yanma gibi yakınmaların kronikleşmesi tanıyı kolaylaştırırsa da bu tip Paget karsinomu uzun süre fark edilmeyebilir. Bu nedenle meme başındaki her değişim kuşkuyla karşılanmalıdır.

Paget karsinomundan kuşku duyulduğunda, hastalığın;
• daha hızlı ve yüzeysel gelişen alerji ya da bakteri kökenli dermatitten,
• meme başının düzlenmesi ya da içe dönmesiyle salgıların göllenmesine bağlı olan ve birkaç gün meme başını temizlemekle geçen basit örselenmeden ayırt edilmesi gerekir.

Biyopside Paget karsinomuna özgü hücrelerin görülmesiyle tanı kesinleşir.
Tedavi
Meme başının altında bir kütlenin ele gelmediği Paget karsinomu olgularında koltukaltı lenf bezlerine yayılma seyrek (yüzde 10) görülür; bu durumda hastalığın beklenen gidişi daha iyidir. Tedavi aynı taraftaki koltukaltı lenf bezleriyle birlikte memenin cerrahi girişimle çıkarılmasına dayanır.

Paget karsinomunun başlangıç evresinde ender olarak yayıldığı ve yavaş geliştiği göz önünde tutulursa bu dönemde fark edilen az sayıda olguda yalnızca areolanın cerrahi girişimle alınması yeterlidir. Düzenli aralıklarla yapılan mamografi bu yönden büyük önem taşır. Bu olgularda cerrahi girişimin yanı sıra ışın tedavisi de uygulanabilir.

Ele gelen bir kütlenin var olduğu hastaların büyük çoğunluğunda (yüzde 70-80) koltukaltına yayılma bulunduğundan hastalığın beklenen gidişi kötüdür. Böyle durumlarda memenin tümü cerrahi girişimle alınmalıdır.
Memenin Adenokarsinomu
Meme kanserleri, bazı hormonlara bağımlı olanlar ve cinsel hormonlarından etkilenmeden gelişenler olmak üzere ikiye ayrılabilir. Hormona bağımlı meme tümörleri östrojen hormonunun etkisinde olduğundan bu gruptaki hastalarda iç salgıbezlerini kapsayan cerrahi girişimler yarar sağlar. Tümör çoğunlukla memenin dış üst kadranında sert bir kütle halinde ortaya çıkar. Başlangıçta ağrı yoktur. Kötü huylu tümör iyi huylu tümörlerden farklı olarak meme dokuma sıkıca yapışıktır. Kanser deriye doğru ilerler, tümör deriye yapışır ve deri portakal kabuğu görünümünü alır. Tümör dokusu derinin bütün katmanlarına yayıldığında deri ülserleşir. Meme dışarıdan bir zırhla kaplı gibi görünür, meme başı içeri çekilir. Tümör kaslar, kaburgalar, akciğer zan ve akciğer gibi derindeki dokulara yayılır. Meme kanseri lenf yoluyla da yayılır. Bu durumda tümör hücreleri ilk olarak koltukaltı lenf düğümlerine gider. Ardından köprücük kemiği üstündeki ve göğüs kemiğinin arkasındaki lenf düğümlerine yayılır. Meme tümörleri kan dolaşımı yoluyla akciğer, dalak, beyin ve kemiklere de ulaşabilir. Kanserin ilerlemesiyle hastanın genel durumunda bozulma, zayıflama, ateş, ağrı ve yayılıma bağlı yakınmalar ortaya çıkar.
Erkekte Meme Tümörleri
Ender olmakla birlikte erkeklerde de meme dokusunda tümör ya da iltihap gelişir. Meme karsinomları erkeklerde rastlanan kötü huylu tümörlerin yüzde 1'ini oluşturur. Bunlar kadınlardaki meme karsinomundan daha geç yaşta, genellikle 55 yaşın üzerinde ortaya çıkar. Hastaların büyük bölümünde tümör kütlesi orta büyüklükte, ağrısız ve yüzeysel doku katmanlarına yapışıktır; meme başının çekilmesine neden olur. Çoğu hastada meme başından berrak ya da katı akıntı gelir. Kanlı akıntı ve meme başındaki çekilme hastanın hekime gitmesine neden olan en önemli belirtilerdir.

Öteki belirtiler genellikle iltihap sanılarak üzerinde durulmayan ülserleşme ve koltukaltı lenf bezlerindeki büyümedir. Erkeklerde meme dokusunun kadınlara oranla az olması ve tümörün memenin merkezinde yerleşmesi, hızla yayılmasına neden olur.

Cerrahi girişimle meme ve koltukaltı lenf bezleri alınır. Kanserin yayıldığı olgularda ilaç tedavisinin yanı sıra, erbezlerinin (testis) ikisi de çıkarılır. Hormon tedavileri pek etkili olmadığından az uygulanır.
Ayırıcı Tanı
Meme karsinomunun iyi huylu meme hastalıklarından ayırt edilmesi gerekir. Kesin tanıya ulaşmak için şu olasılıklar dikkate alınır:

Fibrokistik meme hastalığı: Özellikle 35-50 yaşlan arasındaki kadınlarda görülür. Memede birden fazla küçük kütle ortaya çıkar. Her iki memede de kütle vardır; bunlar genellikle âdet kanamasından önceki dönemde ağrılıdır. Kist yapısındaki kütlelerin üzerindeki deri düzgündür; deride değişimler ve koltukaltı lenf bezlerinde büyüme yoktur. Şırıngayla alınan kist sıvısının incelenmesiyle kanser olup olmadığı belirlenir.

Fibroadenom: Genç kadınlarda, özellikle 20-25 yaşlarında görülür. Hareketli, genellikle ağrısız kütlelerden oluşur. Çok sayıda kütle görülebilir; fibrokistik meme hastalığıyla birlikte ortaya çıkabilir. Mamografideki görünüm ve özellikle doku yapısı tipiktir.

Sertleştirici adenoz: Elle muayenede karsinomla karıştırılabilecek bir şişlik saptanır. Özellikle 20-35 yaşları arasındaki kadınlarda ortaya çıkar, sınırları çok belirli olmayan bir kütle biçimindedir. Kuşkulu olgularda biyopsi yapılmalıdır.

Papillom: 20-65 yaşlan arasında görülür. Olguların yüzde 75'inde papillom meme başının hemen altındadır ve hareketlidir. Başlıca belirti meme başından kanlı ya da yeşilimsi akıntı gelmesidir. Papillom koltukaltı lenf düğümlerine yayılabilir. Akıntı incelendiğinde alyuvarların görülmesi ve süt kanallarına x-ışınlarını geçirmeyen sıvı verilerek mamografi yapılmasıyla kanserden ayırt edilir.

Süt kanallarının genişlemesi: Yaşlı kadınlarda görülür. Genişleyen kanallara hücre parçacıkları ve yağlı maddeler dolar. Meme başından çoğunlukla yoğun, berrak ya da kanlı akıntı gelir. Başlangıçta ağrı yoktur. Zamanla kanalların genişlemesi ağrıya yol açabilir.
Gidişi
Meme karsinomları genellikle yakındaki lenf bezlerine yayılır. Önce tümörün bulunduğu taraftaki koltukaltı lenf bezlerine, daha sonra köprücük kemiği üstündeki lenf bezlerine ve karşı tarafın koltukaltı lenf bezlerine yayılır. Lenf bezlerine ulaşan tümör buradan başka organ ve dokulara da yayılabilir. Lenf bezlerinde tümör hücresi saptanmasa bile ameliyattan sonra yineleme oranının yüksek olması, tümör hücrelerinin cerrahi girişimden önce vücuda dağılmış olduğunu düşündürür. Meme karsinomu erken evrede saptanmış olsa bile tümör, gelişiminin üçte ikisini tamamlamış, kan ve lenf damarları yoluyla birçok organa yayılmıştır.

Sınırlı cerrahi girişimle tedaviden sonra klinik tabloda menopoza bağlı bir değişiklik görülmez. Buna karşılık karsinomun hormona bağımlı ya da hormondan etkilenmeyen tipte olması hastalığın gidişini belirgin ölçüde etkiler. Koltukaltı lenf bezlerinde tümör hücresi saptanan hastalarda tümör hormona bağımlı tipteyse 5 yıl sonra yinelenme oranı ortalama yüzde 45, hormondan etkilenmeyen tipteyse yüzde 70 dolayındadır.

Kanserli hücrelerin yayıldığı uzaktaki dokular özellikle omurlar, kaburgalar, leğen ve kafatası kemikleridir. Kanser kan dolaşımıyla akciğerlere ulaştıktan sonra, yüzde 60 olasılıkla karaciğere, yüzde 25 olasılıkla beyne yayılır. İlerleyen olgularda böbrek (yüzde 10-13), yumurtalık (yüzde 50), böbreküstü bezi, hipofiz, tiroit (yüzde 20) ve mide-bağırsak yayılımı görülür. Bazı olgularda kanser derinin lenf damarları aracılığıyla ön ve arka göğüs duvarının büyük bölümüne yayılabilir. Meme kanserinin ileri evresinde çeşitli klinik tablolar ortaya çıkabilir. Belirtilerin daha çok deride görüldüğü hormona bağımlı karsinom görece yavaş gelişir. Tümör memede belirgin bir büyüklüğe ulaşabilir; ülserleşebilir, koltukaltı lenf bezlerine ve göğüs duvarının derisine yayılabilir; aynı taraftaki kolda şişmeye neden olabilir. Kemik yayılımı bulunan hormona bağımlı tümör de karaciğer, akciğer gibi önemli organlara yayılmadıkça görece yavaş ilerler.

Kemik yayılımında, özellikle omurların gövdelerinde yapı bozukluğu ya da kırıklar varsa kemik ağrıları görülür.

Meme karsinomunda çoğu kez kansızlık da ortaya çıkar. Kanser iç organlara yayılmışsa belirtiler tümörün yayıldığı organa bağlı olarak değişir. Bu durumlarda:
• Özellikle akciğer zarı iltihabına bağlı sıvı birikimi de varsa solunum yetmezliği görülebilir.
• Kanser karaciğere yayıldıysa sarılıkla birlikte karaciğer yetmezliği ortaya çıkabilir.
• Baş ağrısı, sinir felçleri gibi belirtileri kapsayan nörolojik sendromlar gelişir.

Tümörün iç organlara yayılması hemen her zaman hastalığın hızla ilerlemesine yol açar. Özellikle beyin, karaciğer ve akciğere ulaşır ve aynı anda birden fazla organda gelişirse çok hızlı ilerler.

Gebelikte meme kanserinin görülme olasılığı yüzde 0,4-4,5 arasında değişir. Gerçek bir komplikasyon olmamasına karşın gebelik tanıyı geciktirebilen bir etkendir ve hastalığı karmaşıklaştırabilir.
Tedavi
Meme karsinomunun başlıca tedavisi cerrahi girişimdir. Erken tanı iyileşme şansını artırır.
En sık uygulanan cerrahi girişim mastektomidir; bu ameliyatla memenin tümü alınır. Bazı özel durumlarda memenin yalnızca bir bölümünün alınması yeterli olabilir.

Kadınların meme hastalıklarıyla ilgili olarak eğitilmesi, daha bilinçli hale gelmesi ve hekimle işbirliği yapmasının yanı sıra gelişmiş tanı yöntemlerinin de kullanılmasıyla başlangıç evresinde tanı konabilen hasta sayısı gittikçe artmaktadır. Küçük boyutlu ve koltukaltı lenf bezlerine yayılmamış başlangıç evresindeki bu tümörlerde iyileşme olasılığı açısından memenin tümüyle alınması ile yalnızca tümörün çıkarılması arasında fazla fark yoktur. Meme kadın için özgüven sağlayan önemli bir organ olduğundan memenin korunmasını amaçlayan cenahı girişimler yararlı olabilir. Bu konuda şunlar söylenebilir:


• Koltukaltı lenf bezlerinde yayılma yoksa çapı 2cm'yi geçmeyen tümörlerde yalnız tümörün çıkarılması, yeterli olabilir
• Memenin korunduğu girişimleri yalnızca tümörün çıkarılmasıyla sınırlı girişimler olarak kabul etmek doğru değildir; uygun koşullarda, yalnızca tümörün çıkarılması da mastektomiyle aynı etkiye sahip köklü bir girişim olabilir ve bütünüyle iyileşme sağlayabilir.
• Bu girişimlerde hastaların yalnız üçte birinde memenin görünümü bozulur ve bozulma çok azdır.
• İyi sonuç alınması için memenin çok küçük olmaması ve tümörün areolaya yakın olmaması gerekir.

Mastektominin yeğlenmesine yol açan koşullar ise şunlardır:
• Aynı memede birden fazla tümör bulunması.
• Tanı yöntemlerindeki gelişmelere karşın koltukaltı lenf bezlerine yayılmayı cerrahi girişimden önce saptamanın güç olması.
• Genç kadınlar arasında daha zor kabul görmesine karşın mastektominin en akılcı girişim olması. En akılcı girişim olmasının nedeni kanserin yineleme riskini azaltmasıdır. Olguların büyük bölümünde hastanın bu tür cerrahi girişimi kabul etmesi için psikolojik destek görmesi yararlıdır. Memenin mutlaka alınması gerekiyorsa plastik cerrahi yöntemleriyle yeniden meme oluşturma olanağı, bazı kadınlarda tedavinin kabul edilmesini kolaylaştırır.

Bütün memenin alınmasını kesinlikle reddeden kadınlarda ışın tedavisi uygulanır. Ameliyattan sonra geride kalan tümör odakları ya da cerrahi girişim sırasında çevredeki dokulara yayılan kanserli hücreler ışın tedavisiyle yok edilir. Son yıllarda cerrahi girişimden sonra ışın tedavisi daha az kullanılmaktadır; bu yöntem tümörün aynı bölgede yeniden ortaya çıkma olasılığını (yüzde 12-16) azaltsa da hastalığın uzak dokulara yayılmasını önlemek ve beklenen yaşam süresini uzatmak açısından etkisizdir.

Işın tedavisi memede yaygın olan ve uzak organlara yayılmış bulunan tümörlerde ülserleşme, ağrı gibi lenf bezlerindeki ve memedeki belirtilerin giderilmesi amacıyla uygulanır. Sorunun nedenini ortadan kaldırmaz. Işın tedavisi genellikle ilaç tedavisiyle (kemoterapi) birlikte uygulanır. Pek çok hastada komplikasyonlara yol açar, ama bunlar genellikle tedaviden sonra yok olur. Başlıca komplikasyonları şunlardır:
• Deride dökülme ve kızartı.
• Öksürük, göğüs kemiğinin arkasında yanma ve örselenme ile gırtlak ve soluk borusu iltihabı (larenjit ve trakeit).
• Daha ender olarak kemik iliğinin etkilenmesi sonucunda ortaya çıkan kansızlık.

Daha önce belirtildiği gibi bazı meme kanserleri hormona bağımlıdır; başka bir deyişle kadın cinsel hormonlarının (östrojen) varlığında kolay gelişir. Kanserin yinelemesini ve yayılmasını önlemek için tedavide bu hormonların etkisinin baskı altına alınması amaçlanır. Hasta menopoza girmemişse, önce yumurtalıkları alınır; östrojen etkisini önleyen ilaçlar ya da cinsel hormonlar verilir. Menopoza girmiş kadınlarda yumurtalıkların alınması yararsızdır. Bu nedenle hemen hormonların etkisini önleyen ilaç tedavisine geçilir.
İşlevsel Yeniden Eğitim
Memenin tümüyle alındığı mastektomide göğüs kaslarının ve koltukaltı lenf bezlerinin de alınması kolun lenf dolaşımını yavaşlattığı gibi kol ve omzun işlevini de azaltabilir.
Mastektomiden sonraki ilk gün hasta yatakta ameliyat uygulanmayan taraftaki kolunun yardımıyla ameliyatlı taraftaki kol ve önkolunu içeri bükmelidir. Dinlenme sırasında kol bir yastığın üstünde tutulmalıdır. İkinci günde gerek yatakta otururken, gerek ayakta dururken kolun yeniden hareketlilik kazanmasına yönelik egzersizlere başlanmalıdır. Hasta kollarını kaldırdığında ikisini de aynı düzeyde tutabilmelidir.

1. Egzersiz - Dirsek bükülerek omuz hizasına çıkarılır ve olabildiğince geniş bir yayla geriye çevrilir. Ameliyatlı tarafın koluyla başlanıp 3-5 kez yapılan bu hareket öteki kolla yinelenir.
2. Egzersiz - Dirsekleri kıvırıp kolları geriye iterek kürek kemiklerine ulaşmaya çalışılır.
3. Egzersiz - Otururken elleri birbirine kenetleyip başın üstüne götürmeye, daha sonra başı bükmeden enseye götürmeye çalışılır. Bu egzersizi birkaç kez yineledikten sonra kollar karşı yöne sallandırılır.
4. Egzersiz - Bir buçuk metre uzunluğunda bir ipin iki ucuna iki büyük düğüm atılır. İp, oturulan sandalyenin üzerine asılan askının üstünden geçirilir. İpin uçları tutularak çekilir. Egzersizin sıklığı ve kolun yüksekliği artırılarak günde birkaç kez yinelenir.
5. Egzersiz - İpin ya da kayışın bir ucu yatağın ayaklarına ya da kapı koluna bağlanır. Ameliyatlı taraftaki elle ipin öteki ucu tutulur ve kol bükülmeden, ip atlanacakmış gibi omuz hareketleriyle ip çevrilir. Her iki yönde olabildiğince geniş bir yay yapmaya çalışılır.
6. Egzersiz - Bir baston her iki elle kavranır; dizler olabildiğince az bükülerek baston başın üstünden geçirilir ve omzun arkasına götürülür.

Bütün egzersizler günde 6-8 kez yinelenmelidir. Hareketler yavaş yavaş, yorulmadan ve kısa sürelerle yapılmalıdır.
Bilmek İstedikleriniz
Karsinom genç kadınlarda görülür mü?
Yirmi beş yaşın altında çok ender görülür. Görülme sıklığı kadının yaşıyla birlikte artar.

Bazı yaşlarda tanı konması zorlaşır mı?
30-40 yaş arasındaki "kritik dönem"de tanı koymak daha güçtür. Bunun nedeni söz konusu dönemde fibroadenom ve fibrokistik meme hastalığının sık görülmemesidir. Oysa bu yaşlarda karsinomun görülme sıklığı artmaya başlar. Dolayısıyla 30-40 yaşlarında memede kütle saptanan kadınların dikkatle kontrol altında tutulması gerekir.
 

Yaşam Devresi

sol menü ok Doğacak Çocuk
sol menü ok Doğacak Çocuk 2
sol menü ok Düşük ve Kürtaj
sol menü ok Doğum
sol menü ok Yeni Doğmuş Bebek
sol menü ok Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
sol menü ok Bebek
sol menü ok Bebeğin Beslenmesi
sol menü ok Yuva Öncesi Dönem
sol menü ok Yuva Dönemi
sol menü ok Okul Çağındaki Çocuk
sol menü ok Sorunlu Çocuklar
sol menü ok Ergenlik
sol menü ok Cinsellik
sol menü ok Kadın ve Erkek
sol menü ok Üretken Dönem
sol menü ok Doğum Kontrolü
sol menü ok Gebelikte Kadın
sol menü ok Çocuksuzluk
sol menü ok Yaşlılık
sol menü ok Ölüm

İnsan Bedeni

sol menü ok Baş ve Boyun
sol menü ok Göğüs
sol menü ok Karın
sol menü ok Sırt
sol menü ok Kol ve Bacaklar
sol menü ok Hücre, Doku ve Organlar
sol menü ok Kalıtım
sol menü ok Metabolizma
sol menü ok Solunum
sol menü ok Konuşma
sol menü ok Konuşma Bozuklukları
sol menü ok Sindirim Sistemi
sol menü ok Sindirim
sol menü ok Sindirim Bozuklukları
sol menü ok Dişler
sol menü ok Kan Dolaşımı
sol menü ok Kan
sol menü ok Kalp
sol menü ok Dolaşım Bozuklukları
sol menü ok Lenf Sistemi
sol menü ok Bağışıklık
sol menü ok Bağışıklık Bozuklukları
sol menü ok Böbrekler ve İdrar Yolları
sol menü ok Sinir Sistemi
sol menü ok Beyin
sol menü ok Bilinç Bozuklukları
sol menü ok Omurilik
sol menü ok Hormonlar
sol menü ok Hormon Bezleri
sol menü ok Hormon Bozuklukları
sol menü ok Kemik ve Eklemler
sol menü ok Kas Sistemi
sol menü ok Deri
sol menü ok Göz
sol menü ok Göz Bozuklukları
sol menü ok Kulak
sol menü ok Koku ve Tat Alma
sol menü ok Cinsel Organlar
sol menü ok Cinsel İlişki
sol menü ok Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

sol menü ok Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
sol menü ok Prof.Dr. Derin Kösebay
sol menü ok Dr.Mehmet Öz

 

Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

  Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

    Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot

  haberler