Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

sol menü ok Ana sayfa
sol menü ok Hastalıklar
sol menü ok İncelemeler
sol menü ok Çocuk Sağlığı
sol menü ok Sağlıklı Yaşam
sol menü ok Tedavi Önerileri
sol menü ok Yaşlılık
sol menü ok Psikoloji
sol menü ok İlkyardım
sol menü ok Tıp Sözlüğü
sol menü ok Sağlık Bilgileri
sol menü ok Sağlığımız
sol menü ok İlaçlar
sol menü ok Şifalı Bitkiler
sol menü ok Hastaneler
sol menü ok Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

sol menü ok İnsan ve Çevresi
sol menü ok Sağlık Bilgisi
sol menü ok Beslenme
sol menü ok Vitaminler
sol menü ok Zayıflama
sol menü ok Egzersiz
sol menü ok Beden Bakımı
sol menü ok Ağız Sağlığı
sol menü ok Uyku
sol menü ok Kötü Alışkanlıklar
sol menü ok Tütün
sol menü ok Alkol
sol menü ok Uyuşturucular
sol menü ok Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

sol menü ok Doğuştan Hastalıklar
sol menü ok Enfeksiyöz Hastalıklar
sol menü ok Ruhsal Hastalıklar
sol menü ok Depresyon
sol menü ok Nevroz
sol menü ok Psikoz
sol menü ok Ateş
sol menü ok İltihaplanma
sol menü ok Yaralar
sol menü ok Urlar
sol menü ok Kanser
sol menü ok Ödem
sol menü ok Mide-Bağırsak Hastalıkları
sol menü ok Damar Hastalıkları
sol menü ok Kan Hastalıkları
sol menü ok Böbrek ve İdrar Yolu
sol menü ok Sinir Hastalıkları
sol menü ok Beyin Hastalıkları
sol menü ok Solunum Sistemi Hastalıkları
sol menü ok Omurilik Hastalıkları
sol menü ok Kemik ve Eklem Hastalıkları
sol menü ok Kas Hastalıkları
sol menü ok Deri Hastalıkları
sol menü ok Kalp Hastalıkları
sol menü ok Kulak Hastalıkları
sol menü ok Cinsel Hastalıklar

Tedavi

sol menü ok İlkyardım
sol menü ok Doktor
sol menü ok Muayene
sol menü ok Radyolojik Muayene
sol menü ok İlaçlar
sol menü ok Ağrının dindirilmesi
sol menü ok Ruhsal Etkili İlaçlar
sol menü ok Antibiyotikler
sol menü ok Hastane
sol menü ok Ameliyat
sol menü ok Doku ve Organ Nakli
sol menü ok Radyoterapi
sol menü ok Diş Tedavisi
sol menü ok Psikiyatrik Tedavi
sol menü ok Doğal Tedavi
sol menü ok Homeopati
sol menü ok Akupunktur

 
 
 
 
A B C Ç D E F G H I İ J K L M
N O Ö P R S Ş T U Ü V W Y Z  
Kuduz

Ölüme neden olan bir enfeksiyon hastalığıdır, insanlara evcil ve yabani hayvanlardan geçer. Aşı ile evcil hayvanlarda yayılması önlenebilir.

Kuduz hayvanlarda görülen virüs kökenli bir hastalıktır. Hasta hayvanların ısırması, seyrek olarak da tırmalaması ve yalaması sırasında bulaşan salyalar aracılığıyla insanlara geçer. Sinir sisteminde kendine özgü belirtilerle ortaya çıkar ve ölüme yol açabilir.

Kuduz günümüzde de üzerinde en çok durulan hastalıklardan biridir. Aşı uygulamasının giderek yaygınlaşmasına karşın, dünyada her yıl 12 binden çok insan bu hastalıktan ölmektedir. Bu durum kuduza karşı duyulan endişeyi haklı çıkarmaktadır.

  
 
Nedenleri
Hastalık bir virüse bağlı olarak ortaya çıkar. Kuduz virüsü düşük sıcaklıklara karşı çok dirençli olduğu için ısı yoluyla etkisiz duruma getirilemez. Morötesi ışınlara özellikle duyarlıdır. Virüs tüm memelilerde hastalığa neden olabilir.

Virüs taşıyan tükürük salgısının ısırma ve tırmalama sırasında oluşan yaradan vücuda girmesiyle hastalık insanlara bulaşır. Virüs bazen sağlam mukozalardan da (örneğin konjunktiva) girebilir. Kuduz virüsü en az 1-4 gün boyunca vücuda girdiği yerde bulunur, ama miktarı giderek azalır. Bunu bir gizlenme dönemi izler ve bu dönemde virüse rastlanmaz; sonra yeniden ortaya çıkar.

Hastalığın daha sonraki evresinde virüs merkez sinir sistemine ulaşır. Ama virüsün kan ya da çevrel sinirler yoluyla mı yayıldığı bilinmemektedir.
  
 
Bulaşma Yolları
Kuduz virüsü orta ve güney Amerika'da uçan memelilerde (vampir yarasalar), kedi ve köpeklerde bulunur. Kuzey Amerika'da virüsün sık rastlandığı memeliler tilki, sincap, opossum, yarasa ve kokarcadır. Kutup bölgesinde kutup tilkisi; Afrika'da çakal, kedi, köpek ve sırtlan; Asya'da kutup tilkisi, kedi ve köpek; Avrupa'da tilki, kurt, köpek, kedi ve kemiriciler yaygın olarak kuduz virüsü taşırlar. Otçullar da (inekler, atlar, geyikler) kuduza yakalanmalarına karşın, genellikle hastalığı başkalarına bulaştırmadan ölürler. Kuduz insanlara daha çok evcil hayvanlardan bulaşır.

Kuduz bir hayvan hastalığıdır, seyrek olarak insana geçer. Bütün sıcakkanlı hayvanlar kuduza yakalanmalarına karşın, yalnızca bazı türleri hastalığı bulaştırır. Kuduz olan insanlar ve otçullar başka canlıları ısırmadıklarından bulaştırıcı sayılmazlar. Evcil ya da yabani hayvanlar ise (köpek, kedi, tilki, kurt, çakal, maymun, sırtlan, yarasa) başka hayvanları ve seyrek olarak da insanları ısırarak kuduzun yayılmasında önemli rol oynarlar.

Kuduz insanlara daha çok köpeklerden geçer. Belirtiler ortaya çıkmadan birkaç gün öncesine değin ve çok seyrek olarak klinik açıdan sağlıklı kalabilen köpekler, virüsü tükürük yoluyla bulaştırırlar.

Hastalık değişik yollarla bulaşabilir, ama yaygın olarak ısırma ve yaralı cildi ya da sağlıklı mukozayı yalama sırasında virüs tükürük yoluyla bulaşır.

Kuduzun köpeklerden bulaşması, hayvanları aşılamanın zorunlu tutulması sonucunda günümüzde Avrupa ülkelerinde azalmıştır. Kuduz virüsünü alan kediler de gerek ısırma, gerek tırmalama yoluyla hastalığı bulaştırabilir.

Kuduz, yaygın olarak görülen bu biçimlerin yanı sıra, konjunktiva ve solunum yollarıyla da bulaşabilir. Bazı özel koşullarda, örneğin çok sayıda kuduz yarasanın yaşadığı mağaralarda bu tür bulaşma olabilir. Laboratuarda çalışanlarda, yaralı cildin ya da mukozanın enfekte malzemeyle teması sonucunda enfeksiyon görülebilir.

Tilki gibi dar bölgelerde yaşayan hayvanlar yavaş yayılan salgınlara neden olur. Ama kurtlar gibi çok geniş alanlara dağılan hayvanlar çok hızlı yayılan salgınlara yol açar.

Kuduz insana en sık köpekten ve seyrek olarak kediden bulaştığı halde, yabani yaşamda hastalığı en çok yayan hayvan tilkidir. Avrupa'da kuduz virüsünün en büyük taşıyıcısı olan tilki, ormanlarda kendisini izleyen ve saldıran köpeklere hastalığı bulaştırır. Tilkilerin bulunduğu mağaralara sığman yarasaların da hastalığı bulaştırmaları mümkündür.
Yayılımı
Kuduz hastalığı yayılma biçimine göre kent kuduzu ve orman kuduzu olmak üzere ikiye ayrılır. Kent kuduzuna halen Asya ve Afrika ülkelerinde, Yugoslavya ve Yunanistan'da, orta ve güney Amerika ülkelerinde rastlanır. Orman kuduzu ise bazı bölgeler dışında (İskandinav ülkeleri, Hollanda, İrlanda, İzlanda, Avustralya, Yeni Zelanda, Hawaii) bütün dünyada görülür. Avrupa'da 1977'den sonra tilkiler aracılığıyla Polonya'dan yayılan bir salgın ortaya çıkmıştır. İngiltere'de, ülkeye sokulan hayvanlar üzerindeki sıkı denetim sayesinde uzun zamandır kuduza rastlanmamıştır.
Belirtileri
Kuduzun, süresi çok değişken bir kuluçka dönemi vardır. Ortalama 3-6 hafta olan bu süre, olguların büyük bölümünde 15 günle 4 ay arasında değişir. Ama kuluçka dönemi yıllarca (3-4 yıl ve daha fazla) süren olgular da gözlenmiştir. Hastalığın bulaştıktan 6-7 ay sonra ortaya çıkması çok seyrek görülür. Kuluçka süresi çeşitli etmenlere bağlıdır. Yaranın geniş ve derin olması, çok sayıda yara bulunması, virüsün giriş yerinin baş, yüz ve boyunda olması durumunda kuluçka dönemi kısa sürer. Hastalık çocuklarda daha erken ortaya çıkar. Kuduz virüsünün ruhsal ve bedensel travmalar ya da başka hastalıklar sırasında alınması, ayrıca virüsün gücü ve miktarı da kuluçka süresini etkiler.

Kuduzun ilk belirtileri ısırık yerinde ağrı, karıncalanma, yaranın bulunduğu bölgede duyu yitimi ve çevresinde aşırı duyarlı bir alanın oluşması gibi bulgulardır. Bazen hafif ateş yükselmesi, kırıklık, huzursuzluk, kişilik değişiklikleri gözlenir. Bu ön evreden 1-2 gün sonra, uykusuzluk, korku hissi, çöküntü ya da huzursuzlukla kendini belli eden büyük bir bunaltı görülür. Genel durum hızla ağırlaşır, görme, işitme, dokunma ve koku varsanıları ortaya çıkar. Hasta ışık ve gürültüden kaçar. Hafif bir hava akımı bile ağrılı solunum yolu ve ağız-yutak kasılmalarına yol açar. Kasılmayla birlikte morarma, taşikardi, titreme görülür.

Aynı kasılmalar su içme sırasında da ortaya çıkar. Bundan dolayı hastalık "hidrofobi" (su korkusu) olarak da adlandırılır. Suyun ağız mukozası ile teması, şiddetli boğulma nöbetlerine neden olan solunum yolu ve ağız-yutak kasılmalarına yol açar. Bir sonraki evrede hasta, her yutma girişiminin boğazında kasılmaya neden olacağını bilir ve susadığı halde bir tepki olarak su içmeyi reddeder. Kasılma evreleri arasındaki ara dönemlerde hasta hareketsiz durur ve gelecek nöbetin korkusuyla yaşar.

Hastalığın sonraki evresinde kasılmanın şiddetinin arttığı ve giderek sıklaştığı gözlenir. Bu arada hastanın ateşi yükselir ve terler.

Hastanın tükürük salgısında da artış görülür; ama tükürüğü yutamadığından ağzı köpürür. Ateşi düzensiz duruma gelir ve genellikle nöbetler sırasında yükselir. Sonunda nabzı hızlanır, solunumu düzensizleşir. Kabızlık, idrar tutukluğunun yanında cinsel uyarılmanın sıklaştığı görülür.

Hastanın bilincinin genellikle açık olması acılarını artırır. Belirtilerin başlamasından sonra genellikle 4.-5. günde boğulmaya bağlı ölüm meydana gelir. Bazen hasta daha uzun süre yaşar. Bu arada belirtiler belirgin biçimde iyileşir, kasılmalar durur, hasta yeniden su içebilir; ama hastalık hızla tahriş evresinden felç evresine doğru ilerler.

Özellikle yüzdeki sinir bölgelerinde duyu yitimleri ve felçler görülür. Bazen ölümden birkaç saat önce kol ve bacaklarda felç meydana gelir. Bazı olgularda felçler yukarıdan aşağıya doğru yayılır ve hasta idrar ve dışkısını tutamaz.

Hastalık seyrek olarak bir haftadan uzun sürer. Bazı hastalarda belirgin bir saldırganlık görülür. Hasta çevresindeki eşyaları kırar, kendini ve çevresindekileri yaralar, kaçma girişimlerinde bulunur. Kuduz hastasının ısırma dürtüsü taşıdığı biçimindeki halk inanışı doğru değildir.

Olguların yaklaşık dörtte birinde beyin iltihabı bulgularına gevşek felçler de eklenir. Felçler kol ve bacaklardan başlayıp yukarı doğru yayılır. Yaşamsal merkezlere ulaşır ve çocuk felcine benzeyen belirtiler gösterir.

Uyuklama, dolaşım şoku ve ölüme yol açan "sessiz kuduz" olgularında saldırganlık ve felç görülmez.
Yerel Tedavi (Isırıklar)
• Sabunlu suyla derhal yıkama, ardından durulama (bu uygulama deneysel olarak kuduz virüsü verilen hayvanlarda kuduzun görülme sıklığını belirgin ölçüde azaltmıştır).
• Mikroplardan arındırma yoluyla tedavi. Örneğin, bir katerner amonyum bileşiği ile (binde 1'lik benzalkonyum klorür) ya da tentürdiyotla.
• Kuduz karşıtı insan immünglobülinlerin yerel uygulaması (RIG=Rabies Immunglobulin) ve özellikle yara çevresine şırınga edilmesi.
• Gerekli ise tetanos tedavisi.
Tanı
Isırılma olgusuyla ilgili bilgiler klinik tanıyı kolaylaştırır. Ama hastalığın, kuduz köpeklerin ısırdığı kişilerin ancak yüzde 15-20'sine bulaştığı göz önüne alınmalıdır.

Bir başka önemli öğe, kuluçka döneminin uzun olmasıdır, bu süre hiçbir zaman 12 günün altına inmez.

Isırık yerinde duyu yitimi ve huy değişikliği kuduz kuşkusu doğuran ilk belirtilerdir. Aşırı duyarlılık, hava ve su korkusu ile tükürük salgısının artması tanıyı kolaylaştırır.

Kuduz, ayırıcı tanıyla öbür beyin iltihaplarından kolayca ayrılabilir. Aynı biçimde tetanos ile kuduzu birbirinden kolayca ayırmak mümkündür. Kuduzda ne çene kaslarının kasılması ve ağzın açılmasında, ne de ense, boyun ve sırt kaslarının kasılmasında zorlanma görülür. Kasılma, genel bir sertlik olmaksızın gerçekleşir. Kuduzda çenenin düşmesiyle yüz kasları felci ortaya çıkar.

Felçli kuduz ile çocuk felci ya da benzer hastalıklar arasında ayırıcı tanının konması güçtür. Aynı durum köpek ya da başka hayvanların ısırmasının sonucu olan histerik yalancı kuduz için de geçerlidir. Bu tür olguların bazısında kuduza çok benzeyen bir tablo görülebilir, ama özellikle başlangıç evresinde çok şiddetli değişik belirtiler ortaya çıkar.

Histerik kuduzun tanınması için hava korkusunun (aerofobi) araştırılması genellikle yararlı sonuçlar verir. Hastanın yüzüne üfleyerek hava korkusu olup olmadığı anlaşılabilir. Gerçek kuduz söz konusuysa, hastada solunum güçlüğü ortaya çıkar. Kasılmaya bağlı olan bu tür solunum güçlüğü histerik biçimlerde görülmez.

Bazı zehirlenmelere (alkolizm, belladon vb), gırtlak ve bademcik iltihabına bağlı yutak-gırtlak kasılmaları ile de ayırıcı tanı yapılması gerekir.

Tam laboratuar incelemeleri sonucunda kesinlik kazanır. Hastanın tükürüğünden virüs alınabilir, ama immünolojik tekniklerin uygulanmasıyla (antikor araştırılması) çok daha iyi sonuç alınabilir. Ölümden sonra (insanda ve hayvanda), beyin dokusunda Negri cisimlerinin araştırılmasına, laboratuar hayvanlarında beyin maddelerinin inokülasyonuna (beyinden alman parçanın hayvana aşılanarak kuduz gelişiminin izlenmesi) ve özellikle immünofloresans yöntemiyle beyin maddesinde antijen araştırılmasına dayanarak tam konabilir. Bu, floresein izotiyosiyanatlı bir antiserumun eklenmesiyle, beyin kesitlerinin (hipokampus, beyincik, soğanilik, orta beyin dördüz cisimleri, beyin sapı) mikroskopta incelenmesiyle yapılır.
Beklenen Gidişi (Prognoz)
İnsanda kuduzun gidişi, klinik biçimi ne olursa olsun ölümle sonuçlanır. Hayvanlarda da neredeyse daima aynı sonuç görülür. Ama bazı hayvanlarda iyileşme olasılığı ve belirtisiz enfeksiyon olabileceği düşünülmektedir.
Tedavi
Tedavinin amacı barbiturat, morfin türevleri ya da kas gevşeticiler vererek hastayı yatıştırmaktır.

Hiperimmün (aşırı bağışık) serumla birlikte trakeostomi (soluk borusunun delinmesi) ve kontrollü yapay solunumla tedavi denenmiş, ama bu yolla yalnızca hastanın yaşamı biraz uzatılabilmiştir.

Deneysel olarak, farede elektroşokun yaşamı uzattığı gösterilmiştir. Bu tedavi biçimi insanda da denenmiş, ama hastanın yalnızca 15-20 gün yaşaması sağlanabilmiştir.
Hayvanda Kuduzun Önlenmesi
• Yasal kurallar - Kesin ya da kuşkulu bütün kuduz olgularının bildirilmesi zorunludur.

• Hijyenik önlemler - Evcil hayvanların bağlanarak tilkiler ve başıboş hayvanlarla ilişkiye girmeleri önlenmelidir. Ayrıca salgın bölgelerindeki otçullar gözlenmelidir.

Günümüzde yabani hayvanlar arasında hastalığın ortadan kaldırılması olanaksız sayılsa da, bunun sınırlanması için önlemler alınabilir. Tilkilerin sayısının azaltılması, bunun için de tilki avının para ödülleriyle özendirilmesi önerilmişse de, tartışmalı bir konudur. Bulgaristan'da 1963'te bir milyondan fazla tilkinin öldürülmesi, yabani hayvanlar arasındaki salgını durduramamıştır.

• Aşıyla korunma - Veterinerlikte kuduza karşı en etkili koruma aşılamadır. Hayvanların aşılanması canlı Fleury HEP aşısıyla yapılabilir. Tek bir doz en az üç yıllık bağışıklık sağlar. Bu aşı köpeklere doğumdan sonra ilk üç ay içinde yapılmalıdır. Etkili olmayan aşılar kullanılması durumunda 10 gün arayla ikinci aşı gerekir. Aşılı hayvan kuduz olursa, tükürüğü virüs taşımadığı için hastalığı bulaştırmaz.
İnsanda Kuduzun Önlenmesi
• Yasal kurallar - Kuduz hayvanların ısırması ya da kuduz kuşkusu kesinlikle bildirilmelidir.

• Hijyenik önlemler - Bu tür uygulamalar hiçbir önlem sağlamaz.

• Aşıyla korunma - Korunmada tek yol aşıdır. Kuduz salgını olan bölgelerde yaşayan ya da hayvanlarla yakın ilişkisi olanların (veterinerler, avcılar, av bekçileri, orman bekçileri, at bakıcıları, mezbaha görevlileri vb) aşı yaptırmaları gerekir. Koruyucu aşı, seçilen aşının bir ay ara ile uygulanan iki dozu ile yapılır; bir yıllık arayla aşı yinelenir. Sonraki aşılar her üç yılda bir yapılmalı, kuduz virüsü ile karşı karşıya olanlar her 6 ayda bir aşı olmalıdır.
Bulaşma Sonrası Önlem
Isırma, tırmalama ya da yalama gibi durumlar karşısında, ilgili hayvanın 5-10 gün gözetim altında tutulması için veterinere başvurulmalıdır. Çünkü dikkatli bir gözlem kuduz olasılığının doğrulanmasını sağlar. Hayvan öldürülmüşse tanı için beyin maddesi üzerinde immünfloresans yöntemleri uygulanır. Dünya Sağlık Örgütü, ısıran hayvan aşılı da olsa, kuduz tedavisini gerekli görür. Kişi bağışık değilse, aynı zamanda tetanos aşısı da yapılmalıdır.

Kuduz bulaşan ya da bulaştığı sanılan kişinin yarası temizlenir ve bakımı yapılır.
• Yerel tedavi - Yara ve çevresindeki geniş bir bölge su ve sabunla yıkanmalıdır. Daha sonra yüzde 40-70'lik etil alkolle ya da benzalkonyum klorürle dezenfeksiyon (mikroplardan arındırma) kuduz virüsü üzerinde etkili olur. Yaranın çevresindeki bölgeye kuduz immünglobül inleri uygulanmalıdır. Yara kesinlikle dikilmemelidir. Bulaşmadan sonraki bir saat içinde uygulanan yerel tedavinin başarı şansı yüksektir; 4-5 saat sonrası ise çok geçtir. Virüsün bulaşmasından 6 saat sonra yapılan yerel tedavinin hiçbir etkisi olmaz.

• Aşıyla tedavi - Aktif olarak aşı, pasif olarak da immünglobülinler kullanılır. Pasif bağışıklık oluşturma geçmişte hayvanlardan (genellikle atlardan) elde edilen hiperimmün serumlarla 40 ünite/ kg oranında uygulanırdı. Günümüzde yeni bağışıklık kazanmış kişilerden elde edilen özgül insan immünglobülinleri yeğlenmektedir. Bu maddeler, özellikle kısa kuluçka dönemli olgular için gerekli olan erken bağışıklığı sağlar; hayvandan elde edilen serumların yol açtığı aşın tepkilere de yol açmazlar. Uygulama dozu vücut ağırlığının her kilogramı için 20 ünitedir.

Aktif aşılamada değişik biçimlerde hazırlanmış çeşitli tip aşılar kullanılır. Fermi-Puntoni aşısı, bir kuduz virüsü soyu olan Sassari virüsünü içeren 5 gr omurilikle hazırlanır. Bu virüs 100 ml'de yüzde 1'lik fenol çözeltisinde seyreltilir ve bir hafta süreyle 20°C-22°C sıcaklıkta bekletilir. Bu aşı, beyin iltihabı gibi ağır yan etkilere yol açma olasılığı nedeniyle günümüzde uygulanmamaktadır. Sucking aşısı, yeni doğan farenin beyniyle hazırlanır. Yüksek oranda bağışıklık sağlamasına ve beyin iltihabı gibi yan etkilerin ortaya çıkma olasılığının düşük olmasına karşın (100 bin aşılıda 3 olgu), yalnızca orta ve güney Amerika'da kullanılmıştır.

Ördek embriyonuna ekilen sabit virüsle (özellikleri değişmeden korunan virüs soyu) elde edilen ördek embriyon aşısının (DEV) antijen gücü yüksek değildir. Sinirsel komplikasyona yol açma olasılığı çok azdır (100 bin aşılıda 4 olgu). DEV aşısının ABD'de kullanımı yasaklanmıştır.

İnsan diploit hücre kültüründen elde edilen HDCV aşısının bağışıklık kazandırma gücü çok yüksektir ve bu aşıya bağlı hiçbir sinir felci olgusu saptanmamıştır. Günümüzde en çok bu aşı kullanılır.

Bir yıldan fazla bir süre önce HDCV aşısı uygulanmış kişilerin ısırılması durumunda, 3 gün arayla iki doz aşı yapılır. Geçen süre bir yıldan azsa tek bir doz tekrar aşısı uygulanır.

Aşıyla eşzamanlı olarak farklı şırıngayla ve vücudun değişik bölgelerine özgül immünglobülinler uygulanır. Aşısı tam yapılmayan ya da başka aşılar uygulanan kişiyi risk grubunda kabul edip tedaviyi tamamlamak gerekir. Bu arada tetanos aşısının da yapılması gerekir.

Kuduz aşılarının hiçbiri, zamanında ve yeterli doz uygulansa bile kesin bir koruma sağlamaz. Nötralize edici antikorlar, aşılamanın başlamasından sonra ancak üçüncü haftada ortaya çıkar. Bu nedenle ağır olgularda, aşıya kuduz karşıtı serumu ve özgül insan immünglobülinlerini mutlaka eklemek gerekir. Bunlar erken bağışıklık sağlar. Bu uygulama özellikle kuluçka dönemi kısa süren olgularda önemlidir.

HDCV dışındaki kuduz aşıları beyin-omurilik iltihabı gibi ağır komplikasyonlara neden olabilir. Bu durum ortalama olarak ilk aşının uygulanmasından 7-15 gün sonra 2 binde 1 olguda görülür. Komplikasyon, başka aşılardan ve döküntülü hastalıklardan sonra görülen beyin-omurilik iltihaplan gibi özbağışıklıkla ilgili bir mekanizmaya ya da antijen-antikor tepkimesinin yol açtığı bir hasara bağlı gelişebilir.

Kuduz aşısı sonrasında gelişen beyin iltihabı kol ve bacaklarda felce ve büzgen kas bozukluklarına yol açabilir. Bazı durumlarda multipl (yaygın) skleroz olgularındakine benzer belirtiler ortaya çıkar.
Sonuç
Kuduzun yayılması günümüzde de bütünüyle denetim altına alınabilmiş değildir. Ama halk sağlığı önlemleriyle hastalığın yaygınlaşması önemli ölçüde önlenmiştir. Günümüzde, geçmişe oranla çok daha güvenilir aşılar vardır.
 

Yaşam Devresi

sol menü ok Doğacak Çocuk
sol menü ok Doğacak Çocuk 2
sol menü ok Düşük ve Kürtaj
sol menü ok Doğum
sol menü ok Yeni Doğmuş Bebek
sol menü ok Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
sol menü ok Bebek
sol menü ok Bebeğin Beslenmesi
sol menü ok Yuva Öncesi Dönem
sol menü ok Yuva Dönemi
sol menü ok Okul Çağındaki Çocuk
sol menü ok Sorunlu Çocuklar
sol menü ok Ergenlik
sol menü ok Cinsellik
sol menü ok Kadın ve Erkek
sol menü ok Üretken Dönem
sol menü ok Doğum Kontrolü
sol menü ok Gebelikte Kadın
sol menü ok Çocuksuzluk
sol menü ok Yaşlılık
sol menü ok Ölüm

İnsan Bedeni

sol menü ok Baş ve Boyun
sol menü ok Göğüs
sol menü ok Karın
sol menü ok Sırt
sol menü ok Kol ve Bacaklar
sol menü ok Hücre, Doku ve Organlar
sol menü ok Kalıtım
sol menü ok Metabolizma
sol menü ok Solunum
sol menü ok Konuşma
sol menü ok Konuşma Bozuklukları
sol menü ok Sindirim Sistemi
sol menü ok Sindirim
sol menü ok Sindirim Bozuklukları
sol menü ok Dişler
sol menü ok Kan Dolaşımı
sol menü ok Kan
sol menü ok Kalp
sol menü ok Dolaşım Bozuklukları
sol menü ok Lenf Sistemi
sol menü ok Bağışıklık
sol menü ok Bağışıklık Bozuklukları
sol menü ok Böbrekler ve İdrar Yolları
sol menü ok Sinir Sistemi
sol menü ok Beyin
sol menü ok Bilinç Bozuklukları
sol menü ok Omurilik
sol menü ok Hormonlar
sol menü ok Hormon Bezleri
sol menü ok Hormon Bozuklukları
sol menü ok Kemik ve Eklemler
sol menü ok Kas Sistemi
sol menü ok Deri
sol menü ok Göz
sol menü ok Göz Bozuklukları
sol menü ok Kulak
sol menü ok Koku ve Tat Alma
sol menü ok Cinsel Organlar
sol menü ok Cinsel İlişki
sol menü ok Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

sol menü ok Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
sol menü ok Prof.Dr. Derin Kösebay
sol menü ok Dr.Mehmet Öz

 

Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

  Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

    Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot

  haberler