Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

sol menü ok Ana sayfa
sol menü ok Hastalıklar
sol menü ok İncelemeler
sol menü ok Çocuk Sağlığı
sol menü ok Sağlıklı Yaşam
sol menü ok Tedavi Önerileri
sol menü ok Yaşlılık
sol menü ok Psikoloji
sol menü ok İlkyardım
sol menü ok Tıp Sözlüğü
sol menü ok Sağlık Bilgileri
sol menü ok Sağlığımız
sol menü ok İlaçlar
sol menü ok Şifalı Bitkiler
sol menü ok Hastaneler
sol menü ok Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

sol menü ok İnsan ve Çevresi
sol menü ok Sağlık Bilgisi
sol menü ok Beslenme
sol menü ok Vitaminler
sol menü ok Zayıflama
sol menü ok Egzersiz
sol menü ok Beden Bakımı
sol menü ok Ağız Sağlığı
sol menü ok Uyku
sol menü ok Kötü Alışkanlıklar
sol menü ok Tütün
sol menü ok Alkol
sol menü ok Uyuşturucular
sol menü ok Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

sol menü ok Doğuştan Hastalıklar
sol menü ok Enfeksiyöz Hastalıklar
sol menü ok Ruhsal Hastalıklar
sol menü ok Depresyon
sol menü ok Nevroz
sol menü ok Psikoz
sol menü ok Ateş
sol menü ok İltihaplanma
sol menü ok Yaralar
sol menü ok Urlar
sol menü ok Kanser
sol menü ok Ödem
sol menü ok Mide-Bağırsak Hastalıkları
sol menü ok Damar Hastalıkları
sol menü ok Kan Hastalıkları
sol menü ok Böbrek ve İdrar Yolu
sol menü ok Sinir Hastalıkları
sol menü ok Beyin Hastalıkları
sol menü ok Solunum Sistemi Hastalıkları
sol menü ok Omurilik Hastalıkları
sol menü ok Kemik ve Eklem Hastalıkları
sol menü ok Kas Hastalıkları
sol menü ok Deri Hastalıkları
sol menü ok Kalp Hastalıkları
sol menü ok Kulak Hastalıkları
sol menü ok Cinsel Hastalıklar

Tedavi

sol menü ok İlkyardım
sol menü ok Doktor
sol menü ok Muayene
sol menü ok Radyolojik Muayene
sol menü ok İlaçlar
sol menü ok Ağrının dindirilmesi
sol menü ok Ruhsal Etkili İlaçlar
sol menü ok Antibiyotikler
sol menü ok Hastane
sol menü ok Ameliyat
sol menü ok Doku ve Organ Nakli
sol menü ok Radyoterapi
sol menü ok Diş Tedavisi
sol menü ok Psikiyatrik Tedavi
sol menü ok Doğal Tedavi
sol menü ok Homeopati
sol menü ok Akupunktur

 
 
 
A B C Ç D E F G H I İ J K L M
N O Ö P R S Ş T U Ü V W Y Z  
Deride Mantar Hastalıkları
Deride görülen hastalıkların önemli bir bölümü asalak mantarlardan kaynaklanır.

Mantarlar grubunda sınıflandırılan mikroskobik yapıda asalakların deriye ve saç, kıl, tırnak gibi deri türevlerine bulaşmasıyla mantar hastalıkları ortaya çıkar. Bu hastalıkların çok sık görülmesi ve son derece bulaşıcı olması nedeniyle dermatolojide önemli bir yeri vardır. Tıbbın deri hastalıklarıyla ilgilenen bu dalının ortaya çıkardığı gerçekler doğrultusunda yalnız kişilerin değil, çeşitli kurum ve kuruluşların da gerekli önlemleri alması gerekir. Temizlik koşullarındaki düzelme bu hastalıkların yayılmasını büyük ölçüde engellemiş olmakla birlikte, özellikle kırsal kesimdeki yaşam koşulları mantar hastalıklarının bulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Sonuçta hem tedavi, hem de hastalıktan korunma bakımından önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle mantar hastalıklarına yol açan etkenler üzerinde özenle durulması gerekir. .Bu hastalık etkenleri asalak mantarlar adı altında toplanabilir.
  
 
Asalak Mantar Nedir ?
Bitkiler âlemi üstün yapılı bitkiler, yani yeşil bitkiler ve basit yapılı bitkiler olarak iki ana gruba ayrılabilir. İsveçli ünlü doğa bilimci Carolus Linnaeus bu ikinci gruba Yunanca "gizlievli" anlamına gelen kriptogam adını vermişti. Çünkü bu bitkilerde üreme organları gizlidir ve ilk bakışta görülemez. Kriptogam ya da tohumsuz bitki denen bu grup üyelerinin tersine, üstün yapılı bitkilerde üreme organlarını oluşturan çiçekler belirgin biçimde ortadadır. Geleneksel sınıflandırmalarda kriptogamların talli bitkiler denen bir grubu suyosunlarıyla (algler) birlikte mantarları da kapsar. Tal özelleşmiş dokulardan yoksun, basit lifli bir yapıdır. Tipik olarak mantar, çeşitli biçimlerde yerleşmiş spor denen üreme birimleriyle yüklü dallanmış bir lif kütlesidir. Lifler, yani ipliksi uzantılar hif, hiflerin oluşturduğu karışık yumak ise miselyum olarak bilinir. Miselyum da üreme birimleriyle birlikte tali, yani mantarı oluşturur. İster şapkalı mantar biçiminde ortaya çıksın, ister ancak mikroskop altında görülebilsin bütün mantarlar temel olarak aynı temel yapıyı paylaşır. Mantarların tür sayısı 100 bini aşar. Bunlar arasında bitkilerde ve hayvanlarda asalak yaşayan çok sayıda tür vardır. İnsan derisinde hastalık etkeni olan mantarların sayısı da oldukça kabarıktır. Bu mikroskobik asalaklar "deri mantarı" anlamına gelen dermatomiset ya da tıpta daha yaygın olarak dermatofit adı altında toplanır.
  
 
Dermatofitler Microsporum, Trichophyton ve Epidermophyton cinslerini kapsar. İnsan ve hayvan asalağı olan bu cins üyeleri bütün dünyaya yayılmıştır. Her coğrafi bölgenin kendine özgü dermatofit türleri vardır.

Dermatofitler değişik yollardan salgınlara yol açabilir. İnsana horoz, köpek gibi hayvanlardan bulaşan Microsporum üyeleri belirli bir deri bölgesine yerleşmiş hastalık odakları oluşturur. Hastalığın yayılması aile ya da ufak bir topluluk içinde oldukça sınırlıdır. Bu durum mantarın hayvandan insana geçerken çok yüksek olan bulaşıcılığının insandan insana geçerken azalmasından kaynaklanır. Microsporum canis'in üç konak değiştirdikten sonra hastalık yapıcı özelliğini yitirdiği kanıtlanmıştır. Ama insandan bulaşan Microsporum cinsi mantarlar çocuklar arasında büyük salgınlara yol açarak hastalığın okul, yuva gibi ortamlarda hızla yayılmasına neden olabilir. Geçmişte önemli sorunlar yaratan bu salgınlar yöneticileri köktenci çözümlere yöneltti. Örneğin Fransa'da salgınları denetim altına alabilmek için tinealı çocukların gideceği ayrı ilkokullar açıldı. Güve anlamına gelen Latince kökenli bir sözcük olan tinea, elbise güvesinin yünlü dokumalardaki yeniklerini andıran mantar kaynaklı yüzeysel deri lezyonlarını tanımlamak için kullanılır. Bu tanımdan da anlaşılabileceği gibi dermatofitlerin yol açtığı hastalıklar tinea adı altında toplanabilir. Microsporum'ların oluşan enfeksiyonlara bazı ülkelerde eskisinden daha sık rastlanmaktadır. Örneğin Fransa'da hayvandan bulaşan Microsporum enfeksiyonları, insandan bulaşan enfeksiyonlardan daha sık görülmektedir. Uzun süre Trichophyton violaceum başta olmak üzere Trichophyton üyeleri bütün asalak mantarlar arasında en sık rastlanan enfeksiyon etkeni olmuştur. Yaygın olarak saçkıran hastalığı olarak bilinen tinea kapatis (baş tineası) ve bu grup içinde kellik yapan saçkıran türü Trichophyton schonleinii, temizlik koşullarının yetersiz olduğu bölgelerde etkili olmaktadır. Bu etkenin konaklan arasında her yaş ve cinsiyetten insanlar, ayrıca birçok evcil ve yabani hayvan da bulunur. Mantarların mutlaka canlı konağa gereksinimleri olduğunu ileri süren eski görüşlere karşılık günümüzde hava ve topraktan da mantar elde edilmiştir. Bu nedenle deride mantar hastalıklarının ortaya çıkması için etkenin mutlaka insan ya da hayvandan bulaşması gerekmez. Ama insan ya da hayvandan bulaşma bu hastalıkların en sık görülen yayılma yoludur. Öte yandan asalak mantarların vücutta barınmasına ve gelişmesine zemin hazırlayan birçok unsur vardır. Örneğin kellik yapan baş tineasına göre sınırları daha dar saç dökülmelerine yol açan tinea tonsurans, 13-14 yaşlarına doğru kendiliğinden kaybolmakta ve erişkinlerde kesinlikle görülmemektedir. Bu durum ergenlikle birlikte yağbezlerinden salgılanan ve mantarlan öldürücü etkisi olan yağ asitlerinin ortaya çıkmasına bağlanmaktadır. Ayrıca eşey hormonlarının da mantar gelişimini engelleyici etkileri olduğu öne sürülmektedir.

Dermatofitler keratinle beslendiklerinden, özel enzimler yardımıyla üstderinin yüzeyindeki boynuzsu katman, kıl ve tırnaklar gibi derinin keratinli yapılarına yerleşirler. Tricophyton ve Microsporum üyeleri özellikle kıllara, Epidermophyton üyeleri üstderinin boynuzsu katmanına yerleşerek saç ve kıl dökülmesi, saçsız deride kızartılı-pullu lekeler gibi hastalık belirtilerine yol açarlar.
Mikrosporlu Tinealar
İnsandan bulaşan mikrosporlu tinealann başlıca etkeni Microsporum audouini'dir. Son zamanlarda hayvandan bulaşan Microsporum canis'te de belirgin bir artış görülmektedir. Bu hastalık hemen hemen yalnız 4-10 yaşları arasındaki çocuklarda görülür. Son derece bulaşıcıdır. Doğrudan temas ile ya da tarak, havlu gibi dolaylı yollarla insandan insana geçer. Bu nedenle okul ve yuvalarda sık sık salgın biçiminde ortaya çıkar. Erişkinlerde lezyonlar yalnız saçlı deride sınırlı kalmayıp yanaklarda ve sakalla kaplı çenede de görülebilir.

Başlangıç lezyonu kırmızımsı, yuvarlak bir lekedir ve bu lezyon, hekim denetimi gerektiren bir salgın olmadıkça dikkat çekmez. Daha sonra büyüyüp kırmızılığı belirginleşen lekede pullanma başlar. Lezyon üzerindeki kıllar küçük bir dokunmayla dökülür. Saçlı derinin büyük bir bölümünü kaplayan 2-6 cm çapında kirli beyaz lezyonlar hastalığın tipik belirtisidir. Kılların grimsi rengi köklerinden yarım santim yukarıya kadar yayılmıştır. Bunun nedeni mantar miselyumunu oluşturan hifler ve hifleri zırh gibi saran sporlardır. Mikroskobik düzeydeki bu oluşum dıştan bakıldığında saça hastalıklı görünümünü verir.

Hastalığı daha iyi anlayabilmek için kılın yapısını bilmekte yarar vardır. Kıl deri üstündeki gövde ve deri içinde kalan kök bölümünden oluşur. Kıl kökünün alt ucu genişleyerek soğancık (bulbus) adını alır. Soğancığın dibinde kıl dibi papillası (memecik) denen bir girinti bulunur. Kıl kökünü saran keseciğin ağzından kıl gövdesi çıkar. Mantar kıl keseciği ağzına sıkıca yapışarak uzunlamasına hücre bölünmeleriyle çoğalmaya başlar. Böylece üretilen yeni miselyumun bir bölümü kıl köküne doğru büyürken, diğer bölümü gövde boyunca yukarı çıkar. Bu arada hiflerde çok sayıda spor oluşur. Bu sporlar çepeçevre sardıkları kıl gövdesine grimsi bir renk verir. Mantarın kıl kökündeki ilerlemesi soğancığa kadar sürer. Kılın büyümesini sağlayan soğancık, mantarın etkisiyle zayıflar ve kıl en küçük dokunmayla kökünden çıkar. Hayvandan bulaşan mikrosporlu tinealar daha küçük, ama sayıca daha çok lezyona yol açar. Başta da belirtildiği gibi, daha çok 4-10 yaşları arasındaki çocuklarda görülen bu hastalıklar, genellikle 15 yaş öncesinde kendiliğinden kaybolur.
Trikofitli Tinea
Trikofitli tinea, adından da anlaşılabileceği gibi genel olarak Trichophyton cinsinden kaynaklanan mantar hastalıklarını içerir ve trikofitoz olarak da bilinir. Bu çeşit tinealar da, kellik yapan saçkıran ve sakal dökülmesine yol açan sakalkıran gibi birkaç ayrıksı örnek bir yana bırakılırsa, yalnızca çocukluk çağına özgü hastalıklardır. Bulaşma doğrudan değmeyle ya da ortak kullanılan tarak ve havlu gibi eşyalar yoluyla gerçekleşir. Derinin boynuzsu katmanına yerleşen mantar, buradaki kılları soğancığa kadar giden hiflerle sarar. Kıl kökü mikrosporlu tineada olduğundan daha büyük zarar görür ve kıl, kesecik ağzından kırılır. Trikoflt lekeleri ufak ve çok sayıdadır. Hastalıklı ve sağlıklı kıllar birbiriyle karışık olduğundan trikofitli tinea, mikrosporlu tinea kadar belirgin değildir. Trikofitli tinea 15 yaş öncesinde kesin biçimde kaybolur.

Mantar tedavisi için hasta kılların cımbızla çıkarılması gerekir. Sıradan görünen bu işlem çok titiz ve eksiksiz biçimde yürütülürse yararlı olacaktır. Hastalıklı alanın yarım santimetre kadar yakınındaki sağlıklı kılların da çıkarılması uygundur. Böylece mantarın yeni kıllara bulaşması ünlenir. Ayrıca mantar öldürücü etkisi olan iyot ve sülfür yerel olarak uygulanır. Tedavide büyük ilerleme sağlayan griseofulvin, ışın tedavisi gibi zahmetli, pahalı ve yan etkileri olabilen tedavilere karşı büyük üstünlük sağlamıştır. Bu ilaçla yaklaşık 40 gün süren bir tedavi kesin iyileşme sağlar. Hastalıktan kuşkulanıldığında hemen uzman hekime başvurulmalıdır. Tanı konduktan sonra hasta çocukların bir süre okuldan alınması ve yaşıtlarından uzak tutulması gereklidir. Hastalığın yayılmasını önlemede ilk adım, ana babalar ve çocukları yakından izleyen öğretmenler tarafından atılmalıdır.
Kellik Yapan Saçkıran
Petek görünümlü lezyonlarından ötürü tıpta daha çok Latince bal peteği anlamına gelen favus adıyla tanınan kellik yapıcı saçkıran, bazı özellikleriyle öbür trikofitli tinealardan ayrılır. Çok eskiden beri bilinen bu hastalığın etkeni yalnızca insanlarda görülen Trichophyton schonleinii'dir. Bu türü ilk kez Alman hekim Johann Lukas Schönlein tanımlamıştır. Favus son derece bulaşıcı bir hastalıktır. Özellikle çocuklarda ortaya çıkmakla birlikte öbür trikofitli tinealardan farklı olarak ergenlik çağında gerilemez ve erişkinlerde de görülür. Özellikle temizlik koşullarının yetersiz olduğu çevrelerde ortaya çıkar. Aynı köyde ya da ailede birçok kuşak boyunca süren favusa rastlanabilir. Hastalık doğrudan ya da tarak ve havlu gibi ortak kullanılan eşyalarla bulaşır. Öbür tinealardan farklı olarak sürekli kelliğe neden olur. Favusun tipik lezyonu saçın olduğu yerde yuvarlak, deriden 2 ya da 3 mm kabarık, san renkli ve ortası basık bir oluşumdur. Bu lezyon mantar kıl kökünü sardıktan sonra, kesecik ağzını çevreleyen hiflerden kaynaklanır. Lezyon büyüse de çapı hiçbir zaman 2 cm'yi geçmez. Ama birden çok lezyon birleşerek fare idrarı kokan yaygın kabuklu alanlar oluşturabilir. Favus kesin kelliğe doğru ilerleyebilir. Hastalıklı saç yabancı bir madde gibi önce iltihap tepkisinin gelişmesine ve daha sonra saçlı deride batan bir iğneden kalan ize benzer nedbe oluşumuna yol açar. Ayrıca mantarın ürettiği zehirli madde üstderi yapılarını yıkıma uğratır. Böylece oluşan kellik hiç saç bulunmayan hafif çökük, düz ve parlak bir alan oluşturur.

Favusun ünlü kurbanları arasında olduğu belirtilen Julius Caesar'ın (Sezar) kelliğini gizlemek için defne dalından taç giydiği söylenir.

Tehlikeli biçimde kelliğe doğru ilerleyen favus, inatçı bir tedavi gerektirir. Alınacak ilk önlem hastanın yalıtılmasıdır. Daha sonra lezyon ve kabuklar dikkatle kazınarak temizlenir ve lezyona en yalan saçlar alınır. Bu işlemlerin ardından sülfür ve iyot içeren mantar öldürücü krem ve pomatlar lezyon üzerine uygulanır. Hastalığın tedaviye direnci, günümüzde gerekirse iki ay boyunca kullanılabilen griseofulvin sayesinde kırılmıştır.
Sakalkıran Ya da Kerion
Sakalkıran da genel olarak bir baş tineasıdır. Erişkinlerde daha çok sakal dökülmesi biçiminde ortaya çıktığı için bu adla anılır. İltihaplı bir hastalıktır. Başlıca etkeni genellikle at, köpek, sığır gibi çeşitli evcil hayvanlarda görülen Trichophyton gipseum'dur. Enfeksiyon, meslek olarak bu hayvanlarla uğraşan çiftçi, kasap, mandıracı gibi kişilere kolaylıkla bulaşabilir. Hastalığın ortaya çıkmasında temizlik kurallarına uyulmaması ya da organizmanın kendisinden kaynaklanan hazırlayıcı etkenler de önem taşır. Mantar kıl keseciği ağzına tutunur ve keseciğe girer. Ürettiği trikofitin denen zehirli maddelerle kıl keseciği ve çevresinde iltihap tepkisine yol açar. Böylece deri yüzeyinde kabartı oluşturan, kırmızımsı, kabukla ya da kanamalı kabukla kaplanmış lezyonlar belirir. Kıl keseciği yıkıma uğradığından kıllar yok olmuştur.

Mantarın yayılmasına zemin hazırlayan hastalıklı kılların erken evrede dökülmesi, hastalığın kısa sürede iyileştirilmesine olanak sağlar. Sakalkıranın en tipik biçimi tıpta kerion adıyla bilinir. Eski Yunanca olan bu ad da bal peteği anlamına gelir.

Tarihte sakalkırana yakalandığı bilinen ilk kişi Romalı yazar ve yönetici Genç Plinius'tur. Persino adındaki bir şövalye Ortadoğu'da sakalkırana yakalanır. Roma' ya döndüğünde arkadaş ve tanıdıkları onu içten kucaklamalar ve öpücüklerle karşılarlar. Böylece yayılan hastalık ciddi bir salgına dönüşür. Ortalığı kasıp kavuran bu salgın Mısırlı hekimlerin yakı kullanarak yüzlerde nedbe bırakması pahasına önlenir.

Sakalkıranın sık rastlanan görünümü, belirgin sınırları olan, yuvarlak, ağrılı, san noktalarla delinmiş kırmızımsı yüzeyli lezyonlardır. Bu lezyonlar irinli iltihaplardan oluşur. Lezyonlu alanlar 2-5 cm çapındadır ve sıkılınca dışarı irin çıkar. İyileşme birkaç ayda gerçekleşir. İyileşme sırasında lezyonlu alanların kırmızı rengi açılır, kabartılar söner ve hastalıklı bölge küçülür. Kıllar eski şıklığıyla olmasa bile yeniden çıkar ve hemen her zaman küçük bir nedbe dokusu kalır. Sakalkıran geçirenlerde bu hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık kalır. Öte yandan hastalık oluşmadan yalnız bağışıklık tepkisinin geliştiği kişilerde, hastalığın trikofitit denen ikincil lezyonları ortaya çıkar. Kızamık, kızıl ya da ürtikerdekine benzeyen bu ikincil deri lezyonları bütün vücuda yayılmış döküntüler biçimindedir ve kendiliğinden iyileşir.

Sakalkıranda kıl keseciğinin irinli iltihabı söz konusu olduğundan tedavi için sıcak nemli kompres ile uygulanan ilaçlar kullanılır. Böylece iltihap geriler. Hastalıklı kılların yanı sıra bu hölgeye yakın sağlıklı kıllar da alınır. Tedavi iyot ve sülfosalisilik asitli pomatlar gibi mantar ilaçlarının sürekli kullanılmasıyla tamamlanır.
Epidermomikoz
Epidermis, yani üstderinin yalnız boynuzsu katmanında etkili olan, kıl ve tırnak gibi den türevlerine zarar vermeyen mantar hastalıkları epidermomikoz adı altında toplanır. Bu hastalıklar aşağıda ayrı ayrı incelenmiştir.

Kızartılı-pullu tinea. Üstderi mantar hastalıklarının en sık rastlanan tipidir. Erkeni hayvan ya da insan kaynaklı Microsporum ya da Trichophyton olabilir. İlk. lezyon hafif pullanma gösteren ve fanla dışarı doğru yayılan kırmızı bir lekedir, daha sonra pulla kaplı, kırmızımsı san renkli bir görünüm kazanır. Merkezden uzaklaştıkça belirginleşen lezyonda renk daha keskinleşir ve pullanma daha iyi görülür. Bu çevrel bölgede lezyonun tipik özelliği olan kabarcıklar göze çarpar. Etkenin değişik bölgelere sıçraması ya da eski hastalıklı bölgelerde yeniden mantar üremesi sonucu değişik evrelerdeki lezyonlar bir arada görülebilir. Kızartılı-pullu tinea bulaşıcıdır. Tedaviyle iyileşmesi 2-4 hafta sürer.

Kasık tineası. Olguların büyük bir bölümünde hastalık Epidermophyton üyeleriyle oluşur. Vücutta deri kıvrılmalarının oluştuğu bölgelerde sıcaklık daha yüksek, terleme daha boldur; ve sürtünmeye bağlı örselenmeler daha sık görülür. Bu nedenle bu bölgelerdeki lezyonlar ne türden olursa olsunlar, akıntılı, nemli ve daha belirgindir. Kasık tineası başlangıçta tek yanlıdır, ama daha sonra öbür yana da atlayarak simetrik bir görünüm kazanır. Bazen lezyonlar kaba etlere de yayılır. Lezyon genellikle ortası pullu, kenarları deriden yüksek, yuvarlak ve küçük kabarcıklıdır. Merkezde kaybolurken çevreye doğru yayılma gösterir. Kasık tineası da bulaşıcı bir hastalıktır.

Ayak tineası. Çok sık görülen ve ayaklara yerleşen bu mantar hastalığına "atlet ayağı" da denir. Önceleri hafif bir pullanmadan başka belirti görülmez. Daha sonra lezyonların ortaya çıkması ya da uzun yürüyüşlerden sonra ayak tabanının kızarması ve hafif ağrıyla kendini belli eder. Bu durumlarda deri nemlidir ve çizgi biçiminde ağrılı çatlaklar görülür. Oldukça büyük deri parçaları sıyrıldığında altta yatan kırmızımsı deri yüzeyi görülebilir.

Hastalığın kabarcıklı tiplerinde pullanmış ya da yalnız iltihaplı alanla çevrelenmiş kabarcıklar görülebilir. Hastalığın daha kolay yayılan ve irinlenme eğilimi gösteren daha ağır tiplerine de rastlanır. Bu durumda yürümek ve ayakkabı giymek son derece zor ve bazen olanaksızdır. Hastalığın bu kabarcıklı tipi genellikle ayak parmaklan arasında görülür. Ama aynı mantarlar el parmakları arasında da hastalığa yol açabilir. Kabarcıklı tip ender olarak el ayası ve ayak tabanında da görülür.


Alacalı tinea (tinea versicolor). En sık rastlanan ve iyi bilinen mantar hastalıklarından biridir. Hastalığa Pityrosporum cinsinden bir asalak mantar yol açar. Hastalığın belirgin özelliği gövde, boyun ve kollara düzensiz olarak yayılmış sütlü kahve renkli ufak lekelerdir. Bu lekeler yavaş bir biçimde yayılarak genişler ve "harita" görünümü veren adacıklar oluşturur. Hastalık yazı deniz kıyısında geçiren kişilerde daha belirgindir. Bunun nedeni mantarın yol açtığı açık renkli lezyonların yanık tende daha iyi fark edilmesidir. Ama çoğu kimsenin zannettiği gibi bu mantar hastalığı denizden bulaşmaz. Yalnızca esmer deri, lezyonun görülmesini kolaylaştırır. Bu tinea tipinde genellikle kaşıntı ya da başka şikâyetlere rastlanmaz. Ama bazı olgularda şiddetli kaşıntı ortaya çıkabilir.

Bu hastalığın tedavisi kolay olmakla birlikte oldukça sabır ister. İyot ve sülfür içeren ilaçlar ya da antibiyotik krem ve pomatlar lezyonlara yerel olarak uygulanır. Tedavi altı hafta sürdürülmelidir. Bu süre içinde banyo yaparken selenyum sülfit ya da ketokonozol içeren şampuanlar kullanılmalıdır. Mantar bazen etkili bir tedaviyle tamamen yok edilir. Ama hastalık özellikle kişisel yatkınlık, şeker hastalığı, gebelik, kalın kazak giyme ve bol terleme gibi zemin hazırlayıcı etkenlerle yineleyebilir. Tedavide, çok etkili olan ketokonozol içeren hapların yanı sıra yeni geliştirilen bazı mantar öldürücü haplar da kullanılabilir. Ayrıca hasta her gün kaynatılmış çamaşır giymelidir.

Tırnak tineası. Çok sık rastlanan, ama elde yeterli bilgi bulunmamasına bağlı olarak tedavisi büyük sorun yaratan bir hastalıktır. Kıllara ek olarak bu mantar derinin gene keratinli türevlerinden olan tırnaklara da yerleşir.

Tinealan ve üstderinin mantar hastalıklarını incelerken yukarda belirttiğimiz mantarlara ek olarak vücudun birçok bölgesinde hastalığa yol açabilen ve bu nedenle dermatolojide oldukça önemli bir yeri olan mayalardan da söz etmek gerekir. Saccaromyces vini gibi maya türleri bilinen mayalanma etkilerinin yanı sıra önemli biyokimyasal tepkimelerden sorumludur. Ağız içinde yol açtığı pamukçuk hastalığıyla tanınan Candida cinsi mantarlar, tırnak tineasının etkeni olarak da ortaya çıkar. Bu hastalıkta tırnağın ortasına ya da kenarlarına yerleşmiş sarı-beyaz renkli, düzensiz lekeler görülür. Mantar tırnak ucunda üremişse tırnak kenarı grimsi, ufalanıp toz haline gelerek geride oyuk bırakan bir madde ile kaplanır. Sonunda kenarı iyice yenen tırnak düzensiz ve güdük bir görünüm alır. Candida'ya bağlı lezyonlarda iltihaplanan tırnak çevresindeki dokudan sıkınca irin çıkar. Tırnak bu durumuyla dolama görüntüsü almıştır. Daha sonraki evrede tırnağın en üst katmanının altında beyaz ya da sarı lekeler oluşur. Bu aşamada tırnak yerinden oynar ve düşer.

Üstderi mantar hastalıkları oldukça uzun bir tedavi gerektirir. Bu hastalıkların tedavisinde başarının temelini sabır ve özen oluşturur. Mantarın boynuzsu katman içinde bulunması ilaçların buraya ulaşmasını güçleştirir. Ayrıca lezyonların yerleşim bölgeleri de tedaviyi zorlaştırır. Örneğin, deri kıvrımlarında gelişen mantar hastalıklarına irinli bakteri ilaçların alınması en etkili tedavi yöntemidir. Bu tedavinin deri mantarlarında süresi ortalama 50 gündür; tırnak tinealarında ise bu süre 6-7 ay, hatta bir yıl olabilir. Tırnak tinealarında en uygun tedavi öncelikle mantarlı tırnakların çekilmesi ve ağızdan griseofulvin alınmasıdır. Tırnak çekilmesi gibi bir işleme başvurmak istenmiyorsa, griseofulvin ve ketokonozol içeren haplarla birlikte yerel olarak uygulanan ilaçlar kullanılabilir.
Bilmek İstedikleriniz
Saçkıran hastalığı geçirmiş kişilerde saçlar yeniden çıkar mı?
Hastalığın Microsporum ile oluşan yaygın biçimlerinde kıl keseciği yıkıma uğramadığından saç, enfeksiyondan sonra yeniden çıkar.

Dermatofitler sakal kıllarında da görülür mü?
Evet. Trichophyton mentagrophytes ve Trichophyton verrucosum türlerinin etken olduğu dermatofiüer çoğunlukla ağır iltihaplanmalara yol açar. Kırmızı ve sağlıklı deride kabarık yumrular biçiminde lezyonlar, kıl keseciğinde irin toplanması, kabuk bağlama ve hatta apse görülebilir. Hastalıklı kılların ucu kırıktır. Kolayca ve acıya yol açmadan çekip çıkartılabilirler. Mikroskop incelemesinde spor demetleri görülür.

Hastalığın bu biçimi daha çok kimlerde görülür?
Sakalkırana yol açan mantarlar sığır ve at gibi evcil hayvanlarda bulunduğundan, bu hayvanları yetiştirme işiyle uğraşanlarda, çiftçilerde ve binicilerde daha sık görülür.

Tanıya yardımcı incelemeler nelerdir?
Doğrudan mikroskop incelemesi ve uygun besiyerlerinde kültür üretilmesi tanıya yardımcı başlıca incelemelerdir.

Doğrudan mikroskop incelemesi için hastalıklı saçlar bir cımbız yardımıyla çıkarılır, tırnaklar ya da pullu lezyonlar kazınır ve parmaklar arasından üstderi parçalan alınır. Böylece toplanan örnekler bir lam üzerine yerleştirilir. İnceleme için gerekli çözeltiler örnek üzerine damlatıldıktan sonra mikroskopta miselyum hifleri ve mantar sporları aranır. Kültür incelemesi ise en az üç haftada sonuç verir. Bu gecikme, hastada mantarların koloni oluşturmaları için yeterli süredir.

Mantar hastalığı hangi yollarla bulaşır?
Saçlı deride ve kılsız deride ortaya çıkan tinea, kedi ve köpek gibi ev hayvanlarından bulaşabilir. Ama olguların büyük bir bölümünde bulaşma insandan insana hastalıklı kıllara ve üstderiye değme sonucu gerçekleşir. Daha çok sporcular arasında görülmesinden ötürü "atlet ayağı" denen mantar hastalığı ise ortak kullanılan duş ve soyunma odalarından bulaşır. Buralarda hastalıklı deriden dökülen parçalar enfeksiyonun kaynağını oluşturur.

Alacalı tinea (tinea versicolor) "deniz mantarı" mıdır?
Alacalı tinea özel bir mantar hastalığıdır. Hastalığın etkeni olan Pityrosporum sağlıklı kişilerin çoğunun derisinde hiçbir soruna yol açmadan yaşar. Ama bazı koşullarda, "sığınağı" olan kıl kökünden başlayarak gelişir ve üstderinin dış yüzeyindeki boynuzsu katmana yayılır. Yerleştiği bölgelerde melanin yapımı aksadığından açık renkli ya da renksiz lekeler ortaya çıkar. Deniz kıyısında güneşlenen kişilerde bu hastalıklı bölgeler melanin eksikliği nedeniyle açık renklerini korur ve bronzlaşan deriyle zıtlık oluşturur. Hastalık bu nedenle halk arasında "deniz mantarı" olarak adlandırılır. Ama deniz ve güneşin, hastalığın gözle daha iyi görülmesini sağlamaktan başka bir rolü yoktur. Kışın ise hastalıklı bölgeler sarımsı kahverengi ya da sütlü kahverengi bir görünüm alabilir. Renksiz ya da bunun tersi değişik renkte lezyonlar oluşturması nedeniyle bu hastalığa alacalı (versicolor) denmiştir.
 

Yaşam Devresi

sol menü ok Doğacak Çocuk
sol menü ok Doğacak Çocuk 2
sol menü ok Düşük ve Kürtaj
sol menü ok Doğum
sol menü ok Yeni Doğmuş Bebek
sol menü ok Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
sol menü ok Bebek
sol menü ok Bebeğin Beslenmesi
sol menü ok Yuva Öncesi Dönem
sol menü ok Yuva Dönemi
sol menü ok Okul Çağındaki Çocuk
sol menü ok Sorunlu Çocuklar
sol menü ok Ergenlik
sol menü ok Cinsellik
sol menü ok Kadın ve Erkek
sol menü ok Üretken Dönem
sol menü ok Doğum Kontrolü
sol menü ok Gebelikte Kadın
sol menü ok Çocuksuzluk
sol menü ok Yaşlılık
sol menü ok Ölüm

İnsan Bedeni

sol menü ok Baş ve Boyun
sol menü ok Göğüs
sol menü ok Karın
sol menü ok Sırt
sol menü ok Kol ve Bacaklar
sol menü ok Hücre, Doku ve Organlar
sol menü ok Kalıtım
sol menü ok Metabolizma
sol menü ok Solunum
sol menü ok Konuşma
sol menü ok Konuşma Bozuklukları
sol menü ok Sindirim Sistemi
sol menü ok Sindirim
sol menü ok Sindirim Bozuklukları
sol menü ok Dişler
sol menü ok Kan Dolaşımı
sol menü ok Kan
sol menü ok Kalp
sol menü ok Dolaşım Bozuklukları
sol menü ok Lenf Sistemi
sol menü ok Bağışıklık
sol menü ok Bağışıklık Bozuklukları
sol menü ok Böbrekler ve İdrar Yolları
sol menü ok Sinir Sistemi
sol menü ok Beyin
sol menü ok Bilinç Bozuklukları
sol menü ok Omurilik
sol menü ok Hormonlar
sol menü ok Hormon Bezleri
sol menü ok Hormon Bozuklukları
sol menü ok Kemik ve Eklemler
sol menü ok Kas Sistemi
sol menü ok Deri
sol menü ok Göz
sol menü ok Göz Bozuklukları
sol menü ok Kulak
sol menü ok Koku ve Tat Alma
sol menü ok Cinsel Organlar
sol menü ok Cinsel İlişki
sol menü ok Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

sol menü ok Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
sol menü ok Prof.Dr. Derin Kösebay
sol menü ok Dr.Mehmet Öz

 

Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

  Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

    Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot

  haberler