Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

sol menü ok Ana sayfa
sol menü ok Hastalıklar
sol menü ok İncelemeler
sol menü ok Çocuk Sağlığı
sol menü ok Sağlıklı Yaşam
sol menü ok Tedavi Önerileri
sol menü ok Yaşlılık
sol menü ok Psikoloji
sol menü ok İlkyardım
sol menü ok Tıp Sözlüğü
sol menü ok Sağlık Bilgileri
sol menü ok Sağlığımız
sol menü ok İlaçlar
sol menü ok Şifalı Bitkiler
sol menü ok Hastaneler
sol menü ok Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

sol menü ok İnsan ve Çevresi
sol menü ok Sağlık Bilgisi
sol menü ok Beslenme
sol menü ok Vitaminler
sol menü ok Zayıflama
sol menü ok Egzersiz
sol menü ok Beden Bakımı
sol menü ok Ağız Sağlığı
sol menü ok Uyku
sol menü ok Kötü Alışkanlıklar
sol menü ok Tütün
sol menü ok Alkol
sol menü ok Uyuşturucular
sol menü ok Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

sol menü ok Doğuştan Hastalıklar
sol menü ok Enfeksiyöz Hastalıklar
sol menü ok Ruhsal Hastalıklar
sol menü ok Depresyon
sol menü ok Nevroz
sol menü ok Psikoz
sol menü ok Ateş
sol menü ok İltihaplanma
sol menü ok Yaralar
sol menü ok Urlar
sol menü ok Kanser
sol menü ok Ödem
sol menü ok Mide-Bağırsak Hastalıkları
sol menü ok Damar Hastalıkları
sol menü ok Kan Hastalıkları
sol menü ok Böbrek ve İdrar Yolu
sol menü ok Sinir Hastalıkları
sol menü ok Beyin Hastalıkları
sol menü ok Solunum Sistemi Hastalıkları
sol menü ok Omurilik Hastalıkları
sol menü ok Kemik ve Eklem Hastalıkları
sol menü ok Kas Hastalıkları
sol menü ok Deri Hastalıkları
sol menü ok Kalp Hastalıkları
sol menü ok Kulak Hastalıkları
sol menü ok Cinsel Hastalıklar

Tedavi

sol menü ok İlkyardım
sol menü ok Doktor
sol menü ok Muayene
sol menü ok Radyolojik Muayene
sol menü ok İlaçlar
sol menü ok Ağrının dindirilmesi
sol menü ok Ruhsal Etkili İlaçlar
sol menü ok Antibiyotikler
sol menü ok Hastane
sol menü ok Ameliyat
sol menü ok Doku ve Organ Nakli
sol menü ok Radyoterapi
sol menü ok Diş Tedavisi
sol menü ok Psikiyatrik Tedavi
sol menü ok Doğal Tedavi
sol menü ok Homeopati
sol menü ok Akupunktur

 
 
 
A B C Ç D E F G H I İ J K L M
N O Ö P R S Ş T U Ü V W Y Z  
Beyin İltihabı
Hastalığa özgü tedavi yöntemleri henüz yeterince geliştirilemediği için hiç istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.

Doğrudan beyin zarında yayılan ya da kan ve lenf yoluyla gelip beyne yerleşen değişik etkenler (bakteri, spiroket, virüs, asalaklar, zehir), iltihabi bir süreç başlatabilir. Bu süreç farklı özellikler gösterebilir. İltihabın yayılım düzeyine, yerleşimine, irinli kanamalı oluşuna ya da doku ölümüne yol açma eğilimine, ayrıca sinir dokusunun etkilenen bölgelerinin genişliğine göre farklı tablolar ortaya çıkar.
  
 
Nedenleri
Çeşitli bakteri, mantar ve asalaklar beyin-beyin zarı (meninks) iltihabı yapabilir, ama ensefalit terimi genellikle yalnızca virüslerin neden olduğu iltihaplar için kullanılır. Merkez sinir sistemindeki akut virüs iltihapları genellikle şöyle sınıflandırılır: Akut viral beyin iltihabı (ensefalit) beyin dokusunu ilgilendirir; enfeksiyon sonrası beyin-omurilik iltihabı (ensefalomiyelitler) bir enfeksiyonun komplikasyonu olarak gelişir.
  
 
Günümüzde, bazıları mevsimlerle ilgili ve coğrafi özellikler gösteren 40'tan fazla virüs merkez sinir sistemi enfeksiyonlarından sorumlu tutulur.
Hastalık Ortaya Nasıl Çıkar
Nedenleri çok çeşitli olduğundan ve beynin çok değişik bölgelerinde görüldüğü için ensefalit farklı belirtiler verebilir. Olguların büyük bir bölümünde en özgül belirti olan uyku eğilimi bazı olgularda görülmez. Hatta bazen olağandışı uyuşukluk (letarji) belirtileri yerine psikomotor aşırı uyarılmayla (eksitasyon) seyreden inatçı bir uykusuzluk görülebilir (psikomotor: Zihinsel ya da ruhsal etkinliğe bağlı kas hareketi). Klinik tablonun çeşitlilik göstermesi, bu tablolar arasında önde giden belirtilere ya da belirti gruplarına göre ayrım yapmayı gerektirir. Bilinen başlıca türler oküloletarjik, hiperkinetik, amiyostatik-akinetik, miyoklonik, koreik ve konfüzyonel periferiktir. Bu tabloların her birinin ayrıntılı bir biçimde tanımlanması da hastalığın eksiksiz bir görüntüsünü saptamak için yeterli değildir. Bu nedenle önce tek tek belirtiler, daha sonra bu belirtilerin en sık görüldüğü gruplar incelenecektir.

En özgül ve yaygın tablo olan oküloletarjik tipte başlıca üç önemli klinik belirti görülür: Baş ağrısının eşlik ettiği yüksek ateş, uykuya eğilim (ya da uyku düzeninin bozulması), gözlerde felç.

• Ateş. Genellikle çok yüksek değildir ve kısa sürer. Kırıklık, halsizlik, iştahsızlık, baş ağrısı, hafif yutak iltihabı (farenjit), bazen hafif beyin zan örselenmesi belirtileri (hafif ense sertliği) gibi hastalık öncesi bulgular görülebilir. Bazı olgularda ateş hiç yükselmez, genellikle birkaç gün süreyle 37°C-38°C arasında gider, sonra birden düşer Bazen düzensiz gerilemeler göstermekle birlikte, çok daha yüksek olabilir. Özellikle ağır ve ölümcül olgularda, hastalığın kısa seyri boyunca yüksektir; hastalık çok seyrek de olsa uzarsa bir kaç hafta boyunca sürekli ve fazla yükselmeden sürebilir. Genellikle yaygın ve hafif baş ağrısı ile birliktedir.

• Uyku düzeni bozuklukları. Hastalığın en özgül belirtilerindendir. Genellikle sürekli bir uykuya eğilim ya da aşın uyku, bazen de gerçek bir uyuşukluk görülür. Bu durum birkaç gün, birkaç hafta ya da birkaç ay sürebilir. Basit bir uyku eğilimi ya da uyku fazlalığı görülen hafif olgularda hasta kolay uyanır, uyaranlara yanıt verir, otonom sinir sisteminin olağan işlevleri sürer. Ama dış uyaranlar gelmezse hasta hemen uyuklamaya başlar. Genellikle oturur oturmaz, hatta bazen yemek yerken bile uyuklar. Ağır letarji durumunda uyku daha derin ve uzundur, şiddetli uyarılar bile hastayı ancak birkaç saniye uyandırabilir. Çok seyrek olarak letarjinin komaya değin ilerlediği, hastanın idrar ve dışkısını kaçırdığı, beslenemediği ve şiddetli uyaranlarla bile uyanmadığı olgular görülebilir. Bazen uykuya eğilim belirli aralıklarla gelir ya da nöbetler halindedir, yani düzenli ya da düzensiz aralıklarla aniden başlar; bazen de alışılmış uykudan farklı olarak, zihinsel etkinliklerin normal olarak süregeldiği bir uyku durumu görülür.


Birçok olguda uyku eğilimi yalnız gündüzleri görülür, hasta gecelerini huzursuz geçirir ve bir türlü uyuyamaz, yani uyku düzeni ters dönmüştür. Bu olgularda gün içinde aşırı uyuma, uykuya eğilim ya da letarji görülürse de tablo hiçbir zaman gerçek bir komaya dönüşmez. Bazen aşırı uyku yerine "agripnia" yani gece ve gündüz süren inatçı bir uykusuzluk görülebilir ve günlerce sürebilir. Bu olgularda agripnia özellikle geceleri ortaya çıkan huzursuzlukla, bazen gerçek bir psikomotor aşın uyarılmayla birlikte görülebilir.

• Göz bozuklukları. Gözkapaklarının düşmesi (ptoz) ve çift görme (diplopi) ile birlikte şaşılık gelişir. Ptoz bazen yalnızca biçimseldir, yani gözkapaklarının düşmesi uyku eğilimine bağlıdır. Gene de, birçok olguda hasta uyandırıldığında gözkapaklarını kaldıramaz. Göz kaslarının felci (oftalmopleji) genellikle tam değildir. Hemen ardından içe ya da dışa dönük bir şaşılık ve buna bağlı çift görme gelişir. Göz kaslarının felci geçicidir; genellikle aşırı uykuyla birlikte birkaç gün ya da birkaç hafta sürer.
Öbür kafa çiftleri (kafa çift sinirleri) hastalığa çok daha seyrek yakalanır. Bazen tek ya da iki taraflı bir yüz felci, daha seyrek olarak da yutma, konuşma ve çiğneme bozukluktan görülür. Kol ve bacaklardaki felçler enderdir ve hafif gidişlidir. Kas gerginliği (tonus) bozukluktan çok daha yaygındır.

• Kas gerginliği (tonus) bozuklukları. Bu bozukluklar ekstrapiramidal sistem tutulması sonucunda özellikle kas gerginliğinin azalması (hipotoni) ya da artması (hipertoni) biçiminde ortaya çıkan ve parkinson belirtilerine benzer yapıdadır. Parkinson sendromu olarak adlandırılan bu durum hastalığın akut döneminden bazen birkaç ay ya da birkaç yıl sonra gelişebilir, ama amyostatik-akinetik tabloda sürecin başında görülür. Tüm hareketler yavaşlamıştır (bradikinezi), yüz görünümü maske katılığındadır, ses monotondur, kas tonusu artmıştır; reflekslerde değişmezlik (fiksasyon) belirgindir, bazen gerçek bir katalepsi (dona-kalım) görülür.

• Ruhsal bozukluklar. Genellikle her zaman hastalığın akut evresinde görülürler, akut tutulmanın belirtisiz gittiği olgular bu kuralın dışındadır. Ağır olmayan tablolarda ruhsal bozukluklar hafif duyarsızlık, apati (duyumsamazlık) ve karar alma güçlüğü ile düşünce yavaşlaması biçiminde ortaya çıkar. Bazı olgularda huzursuzluk kaygı ile birlikte görülür ve bu durum ağır bir psikomotor aşırı uyarılma aşamasına değin varabilir. Bu sürece her zaman varsanılar, bunamaya benzer bir bilinç bulanıklığı ya da ruhsal çöküntü eşlik eder.

• Çevrel (periferik) sinir sisteminin tutulması ile ilgili belirtiler. Parestezi (uyuşma ve karıncalanma), vücudun değişik bölümlerini tutan ağrılar (nevralji) ve sinir köklerindeki baskıdan kaynaklanan ağrılar görülür.

Yukarda belirtilen ruhsal ve sinir sistemi belirtilerinin yanı sıra, otonom sinir sistemiyle ve başka organlarla ilgili bozukluklar da görülür. Ateşle birlikte bazen dudak herpesi de (uçuk) ortaya çıkar. Ter, yağ ve tükürük salgısında artma gibi salgıbezi bozuklukları da yaygındır.
İncelemeler
Beyin-omurilik sıvısının incelenmesi yararlı bilgiler sağlar. Bazen enfeksiyon etkeni olan virüs, kandan ayrıştırılabilir; daha seyrek olarak beyin-omurilik sıvısından da elde edilir. Beyin-omurilik sıvısının basıncı ve içerdiği protein oranı genellikle artmıştır. Lenfositlerde de artış görülür. Bazı ensefalit tablolarında, hastalığın ilk döneminden başlayarak, parçalı çekirdekli akyuvarlara rastlanabilir.
Klinik Tablolar
• Herpes ensefaliti. Batı dünyasında ve özellikle Akdeniz bölgesinde en sık görülen akut viral ensefalit türüdür; her bir milyon kişide yılda 1-3 olgu görülür. Özellikle 20 yaşın altında ve 40 yaşın üstünde yaygındır. Yılın her döneminde görülebilir; belirli bir coğrafi bölge ile sınırlı değildir. Birincil ya da ikincil olabilen enfeksiyonun etkenleri herpes simpleks virüs 1 (HSV-1) ve HSV-2'dir. HSV-2 doğum kanalından geçerken enfeksiyon kapan yeni doğanlarda ölümle sonlanabilen birincil ensefalite, HSV-1 ise çocuklarda ve erişkinlerde tedavi edilmezse ölüme yol açan birincil ve ikincil beyin-beyin zarı iltihabına neden olabilir.

Ateş, davranış bozuklukları, çırpınma nöbetleri stupor (uyaranlara tümüyle tepkisiz kalma) ve koma gibi klinik belirtiler akut ya da subakut gidişlidir. Hastalığa özgü lezyonlar, beynin alın lobu alt bölümü ve şakak lobu düzeyindedir; bilgisayarlı beyin tomografisi ile tanı kolaylaşır.

• Arbovirus ensefaliti. Arbovirüsler (eklembacaklılarla taşınan virüsler) insana, sivrisinek ve kenelerin sokmasıyla bulaşır. Değişik hayvanlarda (kuşlar, memeliler ve kemiriciler) bulunan 400'den fazla arbovirüsten 100 kadarı insanlar için hastalık yapıcı olabilir. Bu virüsler daha çok tropikal ülkelerde yaygındır; bu ülkelerde erişkin nüfusun yüzde 90'ının kanında bir ya da daha çok arbovirüse karşı antikor bulunur. Arbovirus enfeksiyonları daha çok yaz ve sonbahar aylarında görülür.

Arbovirus enfeksiyonlannın klinik belirtileri oldukça değişkendir, hastalığa neden olan virüsün tipine ve tutulan kişinin yaşına bağlıdır. Genellikle çocuklarda ve 50 yaşın üstündekilerde ensefalite bağlı komplikasyonlar daha yaygındır. Sinir sistemi belirtileri, birkaç gün süren bir başlangıç evresinden sonra ortaya çıkar; bu evrede kırıklık, mide-bağırsak ve solunum yolu rahatsızlıkları, ateş ve kas ağrıları görülür. Bazen ensefalit birden bire başlar. Başlıca sinir sistemi belirtileri şunlardır: Baş ağrısı, bulantı, kusma, bilinç bulanıklığı, yönelim bozukluğu ve derin komaya değin varabilen uyku eğilimi, çırpınma nöbetleri, varsanılar ve davranış bozuklukları. Öteki sinir sistemi bulguları değişken olabilir. Bunlar arasında, ense sertliği, titreme, şiddetli kas kasılmaları, kasılmalı felç ve hastalıklı bölgede görülen başka sinirsel belirtiler sayılabilir. Hastalıktan kalan en yaygın izler davranış bozuklukları ve felçtir.

Genel laboratuar incelemelerinin, tanı açısından fazla bir değeri yoktur.

• Enterovirus ensefalitleri. Enterovirüsler grubundaki Coxsachie A ve B virüsleri, ekovirüs ve polyovirüsler çok seyrek olarak ensefalite yol açar. Bunlar daha çok paralitik olan ve olmayan (gevşek felç, kol ve bacaklarda asimetri) beyin zan iltihaplarından (menenjit) sorumludurlar. Bu enfeksiyonlar yıl içinde tek tük görülürler ve yaz-sonbahar döneminde yaygınlaşırlar. Aşılama sonucunda çocuk felci (polyomiyelit) belirgin ölçüde azalmıştır, ama azgelişmiş ülkelerde halen önemini korumaktadır. Bazı hastalarda akut bir çocuk felci (poliomiyelit) tutulumundan uzun yıllar sonra, ilerleyici bir kas zayıflığı ve kas erimesi (atrofi) görülebilir. Bu durum virüsün yeniden etkinleşmesiyle ortaya çıkar (çocuk felci sonrası [postpolyomiyelitik] sendrom). Makül (deride renk değişikliliği oluşturan ama elle hissedilmeyen lezyon), papül (deride kabarıklık oluşturan küçük lezyon) ve püstüllerle (irinli sivilce) seyreden, kol ve bacaklarda görülen bir döküntü yaz aylarında ortaya çıkarsa, bir ekovirüs enfeksiyonu düşünülür. Veziküllerle (kabarcık) seyreden anjin Coxsackie virüslerinin belirtisidir. Tanı dışkı, yutak salgısı ve beyin-omurilik sıvısından elde edilebilen virüsün ayrıştırılması ile konur.


• Kabakulak ensefaliti. Kabakulak virüsü genellikle ağır bir beyin zarı tahrişine neden olur; bazı olgularda çene altı tükürük bezi de (parotis) şişer. Ensefalit seyrek görülür; erken ya da geç dönemde ortaya çıkabilir. Ensefalitın başlaması tablonun kötüleşmesine neden olur. Virüs kafa çiftlerinin (sinirlerin) çevrel tipte felcine neden olur. Görme sinirinin virüsten etkilenmesi körlüğe yol açar. İşitme sinirinin etkilenmesi ise tek ya da çift yanlı sağırlığa neden olabilir. Bu sağırlığın, duymaya yardımcı aletler kullanılarak düzeltilmesi olanaksızdır. Hastalık erkeklerde kadınlardan iki ya da üç kat daha sık görülür; kış, ilkbahar mevsimlerinde yaygınlaşır.

Klinik tablo yüksek ateş, şiddetli ve delici baş ağrısı, ense sertliği, bulantı, kusma, karın ağrıları, apati (duyumsamazlık), uyku eğilimi ve bilinç bulanıklığıyla seyreder. Virüsün beyin-omurilik sıvısından ayrıştırılma olasılığı yüksektir. Kanda amilaz (pankreastan salgılanan bir enzim) değerleri genellikle yükselir.

• Bağışıklık sistemi baskılanmış (immünodepresif) kişilerin ensefalitleri. Gammaglobulin yetersizliği olan hastalar yineleyici polyovirüs ya da ekovirüs ensefalitleri geçirebilirler. Hücre bağışıklıkları zedelenmiş hastalarda, çok ender görülen herpes virüs ensefalitleri ya da miyelitleri (omurilik iltihabı), subakut kızamık virüsü ensefaliti ya da kronik adenovirus ensefaliti görülebilir.

Edinilmiş bağışıklık yetersizliği sendromunda (AİDS) virüs kökenli fırsatçı enfeksiyonlar merkez sinir sistemini tutabilir. Başlıca etkenleri herpes virüsler (HSV, CMV) ve çok odaklı ilerleyici lökoensefalopati etkeni olan papovavirüstür.

AİDS sürecinde bunamanın görülmesi, HlV'e bağlı özgül bir sinir sistemi enfeksiyonunun sonucudur. Görülme sıklığı tam olarak bilinmemekle birlikte, AİDS hastalarının 2/3'ünden fazlasında bu komplikasyonun ortaya çıktığı sanılır.

• Enfeksiyon ya da aşılama sonrası ensefalit. Enfeksiyonlardan soma ya da enfeksiyon sırasında ortaya çıkan ensefalitlerin virüs kökenli olduğu bilinmekle birlikte, bunların, virüsün sinir dokusunu doğrudan tutması sonucu oluştuğu söylenemez; iltihaplanma alerjik bir süreç sonucunda gelişen bir doku tepkimesine bağlıdır. Virüs doğrudan sinir dokusuna saldırmaz, ama sinir sistemini zedeleyici etkisi olan antijen yapısında bir etkeni serbestleştirerek, vücudun kendi dokularına saldırdığı bir süreci başlatır.

Ensefalit döküntülü hastalıklar sırasında ya da çiçek aşısından sonra başlarsa, sinir sistemi belirtileri hastalığın akut evresinden ya da aşının uygulanmasından bir süre sonra ortaya çıkar ve özellikle enfeksiyon hastalığının ya da aşı lezyonunun hafif gidişli olduğu kişilerde görülür. Başlangıç dönemi belirtilerinden (kırıklık, baş ağrısı, yaygın ağrılar, kusma) sonra ortaya çıkan ensefalit belirtilerinin başlangıcı genellikle anidir. Bazen akut bir inme biçiminde olabilir. Bilinç bulanıklığı, psikomotor aşırı uyarılma ya da derin bir uyku hali biçiminde ortaya çıkabilir. Sık olarak beyin zan tahrişi belirtileri de görülür. Vücut ısısı genellikle çok yükselir. İlk belirtilerden sonra tek taraflı kas zayıflaması (hemiparezi), felç ve hareket bozuklukları gibi süreçler hızla gelişir. Felç durumunda kas gerginliği azalır, refleksler kaybolabilir. Okülomotor kasları (gözleri hareket ettiren kaslar) başta olmak üzere
kafa çiftlerinin (sinirlerinin) uyardığı kaslarda da bozukluk görülür. Bazen görme siniri iltihabı gelişebilir. Büzgen kas bozuklukları (idrar ve dışkı tutamama) görülür. Başlangıç belirtilerinden sonra, bazen ani çırpınma nöbetleri ardından da felç görülür. Çırpınma nöbetleri çocukta çok sık, erişkinlerde ise seyrektir. Hastalık ilk birkaç gün içinde ölümle sonlanmazsa, belirtiler kısa ya da uzun bir süre değişmez; daha soma yavaş yavaş gerilemeye başlar. Bu gerileme genellikle tamdır; ama felçler, konuşma bozuklukları, ekstrapiramidal sistem ve beyincik belirtileri, çırpınma nöbetleri kalabilir.
Yineleme yaygındır; ilk tutulmadan aylar sonra ve belirtiler tam olarak iyileştiği halde hastalık yineleyebilir.
Akut disseminan (yaygın) beyin-omurilik iltihabının klinik özellikleri, çok akut bir başlangıç, belirtilerin hızla yayılması, belirli bir duraklama döneminden soma kısmi ya da tam iyileşme ve yinelemelerdir.

İz kalan bazı olgularda belirtiler yaygın (multipl) skleroz tablosuna benzer. Bu hastalıkta da uzun durgunluk dönemleri, iyileşmeler ve alevlenmeler gözlenir.

• Toksoplazma ensefaliti.
Toksoplazma ensefaliti anne karnında enfestasyona (asalakla bulaşma) bağlıdır. İnsana pişmemiş etten ve kediyle temas sonucu geçen bir protozoon olan toksoplazma, asalakların anneden (genellikle annede bir bozukluk görülmez) dölüte geçmesiyle ensefalite yol açabilir. Doğumdan başlayarak ya da ilk çocukluk döneminde, seyrek olarak da daha geç görülür. Klinik özellikleri hidrosefali (beyin karıncıklarında aşırı beyin-omurilik sıvısı birikmesi), çırpınma nöbetleri, koryoretinit (gözde damar tabaka ve ağtabaka iltihabı) odaklarıdır.

Tanı hidrosefali, iki taraflı koryoretinit ve beyin-omurilik iltihabı üçlüsüne dayanarak konur; olguların yansından çoğunda ek olarak kafaiçi kalsiyum çökme odakları da bulunur. Her zaman ölümcül gidişlidir, birkaç gün ya da birkaç ay içinde ölümle sonlanır.

Etkili tedavi yöntemleri yoktur, antibiyotikler genellikle etkisizdir. Özellikle koryoretinit üzerinde sulfonamitlerin geçici iyileşme sağladığı birkaç olgu bildirilmiştir.

• Döküntülü tifüs ensefaliti.
Döküntülü tifüs etkeni Rickettsia Provvazeki adlı yuvarlak ya da uzun, çok küçük (yaklaşık 2 mikron) bir mikroorganizmadır. Bu mikroorganizma porselen filtrelerden geçebilir ve hastalığı maymunlara geçirebilir. Genellikle insana bitlerle bulaşır; bazı ülkelerde salgınlar yapar. Rusya'da özellikle I. ve II. Dünya Savaşı sırasında döküntülü tifüs salgınları yaşanmıştır. Rus cephesindeki Osmanlı ordusu bu hastalıktan ağır zarar görmüştür.

Belirtiler baş ağrısı, eklem ağrıları, baş dönmesi ve kusma ile seyreden kısa bir başlangıç döneminden soma akut bir biçimde başlar. Yüksek ateş, ağır ruhsal bozukluklar (şaşkınlık, hezeyan ve varsanılarla seyreden tablolar), huzursuzluk, beyin zarı tahrişi belirtileri, bir olgudan ötekine değişen piramidal ve ekstrapiramidal sistem belirtileri (titremeler, kasılmalar, çırpınma nöbetleri, felçler, kaslarda katılaşma, garip davranışlar), konuşma bozuklukları ve bazı olgularda göz felci görülür. Tükürük salgısında artma, el ve ayaklarda morarma, solunum ve nabız düzensizliği, kan basıncında düşme gibi otonom sinir sistemi bozuklukları çok yaygındır. Hastalığın başlangıcından birkaç gün soma, sırt, kol ve bacaklarda çok sayıda küçük kanamalı lekeler görülür.

Hastalığın süresi bir olgudan öbürüne değişir. Ölümcül gidişli olan ağır olgularda, hastalık seyrek olarak birkaç haftadan daha uzun sürer. Ölüm oranı yüksektir (yüzde 30-60); hastaların yaşı ne kadar ilerlemişse ölüm oram o ölçüde yükselir.


Ağır gidişli türlerin yanı sıra hastalığın daha hafif türleri de vardır. Bunlarda klinik tablo nevrasteniye benzer (baş ağrısı, güçsüzlük, çabuk sinirlenme, uykusuzluk). Başlangıçta ağır gidişli gibi görünen olgular, hiçbir iz bırakmadan kendiliğinden bütünüyle iyileşebilir.

• Sıtma ensefaliti.
Sıtma enfeksiyonu kanamalı ve iltihaplı akut beyin hastalıklarına neden olabilir. Anatomik tablo, asalakların tıkadığı küçük damarların çevresinde nokta şeklinde kanamalardan oluşur. Kanama, pıhtılaşma ve iltihap odakları genellikle beyinciğin ve beyin yan kürelerinin ak ve gri maddelerini tutar.

Başlangıcı akut ya da çok akut olan klinik belirtilerin en önemlisi komaya değin varabilen ve çırpınma nöbetleriyle seyreden stupordur (uyaranlara karşı tümüyle tepkisiz olma, yer ve zaman bilmeme, insanları tanıyamama durumu). Olayın beyinciğe yerleştiği olgularda (sıtma serebelliti), hastalık inme benzeri belirtilerle başlar. Tedavinin temeli doğal olarak sıtma tedavisidir (kinin ve arsenobenzol); damar içine adrenalin verilerek de iyi sonuçlar elde edilmiştir. Tedavinin etkisiyle en ağır olgularda bile hastalık iz bırakmadan iyileşebilir.

• Metastaz ensefalitleri. Metastaz (yayılım) ensefalitleri bakteri kümeciklerinden oluşan septik embolilerin (mikroplu pıhtıların) beyin atardamarları yoluyla yayılmasına bağlıdır. En yaygın nedeni, stafılokok ya da streptokoklann etken olduğu ülserli kalp iç zarı iltihabıdır, ama pnömokoklar ve tifo basili gibi başka mikroplar da metastaz ensefaliti yapabilir.

Belirtileri daha önce anlatılan, enfeksiyonla birlikte ortaya çıkan ensefalitlerinkine benzer; çok akut, inmeye benzer bir başlangıcı vardır. Şiddetli odak belirtilerinin yanı sıra felç, konuşma yitimi, bilinç bozuklukları ve beyin zan tahrişi belirtileri görülür. Odak belirtileri birkaç haftadan birkaç aya değin değişen bir dönem boyunca sürer, daha soma gerilemeye başlar; iyi gidişli olgularda tam iyileşme görülebilir. Ölümcül gidişli olgularda ise, hastalık birkaç gün içinde ölümle sonlanır.

Tedavide aşılar ve serumlarla altta yatan hastalığın iyileştirilmesi amaçlanır. Başarı sağlanamazsa antibiyotiklerle geleneksel enfeksiyon tedavisi uygulanır.

• Kronik ensefalit. Bazı olgular birkaç gün ya da birkaç hafta sonra iyileşmiş görünürler. Bu olguların büyük bölümünde, birkaç yıla varabilen sessiz bir dönemden sonra ya da hemen Parkinson hastalığına klinik olarak çok benzeyen ve ensefalit sonrası parkinsonizm adı verilen bir hastalık gelişebilir.

Hastalığın akut dönemi ile Parkinson benzeri tablonun başlaması arasında geçen süre, bir olgudan öbürüne, birkaç haftadan birkaç aya, hatta birkaç yıla kadar değişebilir. Bu dönem boyunca hastalar bütünüyle sağlıklı olabilir. Ama hastalığın hiçbir iz bırakmadığı düşünülmemelidir. Akut ensefalitin bütünüyle iyileştiği görüntüsü veren, ama birkaç yıl içinde klasik Parkinson benzeri bir tablonun geliştiği olgularda, hasta tarafından fark edilmese de, gözkapağı hareketlerinde azalma, hareket bozuklukları, fiksasyon reflekslerinde artma gibi bazı küçük ekstrapiramidal sistem belirtileri saptanabilir.

Hastalık, akut dönemin hemen ardından gelişmezse, yavaşça ilerleyerek ağırlaşır ve sessizce yerleşir. Hastalar başlangıçta hareketlerde zorlanma, aşın yorgunluk, bazen ense ve sırt kaslarında ağrı duyarlar. Daha sonra istemli hareketler yavaşlar, apati (duyumsamazlık) ve inisiyatif eksikliği gelişir.


Ensefalite bağlı Parkinson benzeri tablo ortaya çıktığında başlıca iki tür belirti ön plandadır: Kaslarda gerginlik artışı (hipertoni) ve istemli hareketlerde yavaşlama. Kas gerginliği (tonusu) artışı ekstrapiramidal sistemin hastalığa yakalanmasının sonucudur. Kol ve bacaklara pasif hareketler yaptırılırken, uzatma ve bükmede eşit bir dirençle karşılaşılır ve bu organların hemen eski konumlarını almadığı görülür. Aksine bazı olgularda kol ve bacaklar pasif olarak kendilerine verilen pozisyonu uzunca bir süre korurlar (katalepsi). Aktif ve pasif hareketlerde, karşıt işlevli (antagonist) kaslar kesintisiz bir biçimde değil, küçük aralıklarla gevşer. Bu olgu pasif bükme ve uzatma hareketlerinde özellikle bilek ve kol kaslarında belirgindir, ama bacak, solunum ve göz kaslarında da gözlenebilir. Örneğin, karnın üstüne konan bir el solunum hareketlerinin kısa süreler için durduğunu kolayca duyumsar.

Kas tonusu artışı ileri düzeyde olduğunda gerçek bir kas sertliği (rijidite), çok ağır olgularda ise aşın kas sertleşmeleri (kontraktür) gelişebilir. Bu durum kol ve bacakların uç kısmında daha belirgindir ve kalıcı olabilir.

İstemli hareketlerin yavaşlaması doğrudan kas tonusu artışının sonucudur. Hastalarda genellikle hastalığa özgü bir duruş gözlenir; baş hafif öne eğik, gövde eğilmiş, kollar yan bükük ve vücuda yaklaşmış, bacaklar ise hafif bükülmüştür. Tüm istemli hareketler yavaşlar (bradikinezi). Hasta küçük ve kısa adımlarla yürür; kollarda olağan sallanma hareketleri yoktur ve gövdeye bitişik dururlar.

Yüzde hastalığa özgü değişmeyen bir maske görüntüsü vardır; gözkapaklarında olağan ve kendiliğinden kapanıp açılma hareketleri görülmez. Yavaşlayan ve seyrekleşen mimikler ruhsal nedenler ortadan kalktıktan sonra da sürer. Çok ender olarak spastik gülme ve ağlama nöbetleri gözlenir.

Yüz mimikleri gibi ses de anlamsız, tekdüze ve tonsuzdur. Konuşma genellikle yavaş ve karmaşıktır.

Hastalık, ifade ile ilgili başka etkinliklerde de değişikliğe yol açabilir. Yazı tipik bir biçimde küçülür (mikrografi); bazen aynı sözcüğün ya da hecenin sürekli yinelendiği görülebilir.
Hareketlerin yavaşlaması ile çelişkili olarak, paradoksal kinezi denen dizi hareketler görülebilir. Bu durum zorlanarak başlatılan otomatik hareketleri durdurma becerisinin yitirilmesinden kaynaklanır. En tipik belirti yürümenin paradoksal kinezisidir; yavaş atılan ilk adımlardan sonra, hasta hızla hareket eder ve bir engele rastlayıncaya kadar duramaz. Gövde öne eğik olarak sürdürülen bu yürüme biçimi hastanın "kendi ağırlık merkezinin ardından koştuğu" izlenimini verir. Yürümenin her zamanki yavaşlığı ile, hastaların bazen durmayı başaramadan koşmaları çelişir. Paradoksal kinezinin bir başka görünümü, yavaşça söylenen ilk kelimelerden sonra hastanın konuşmasının hızlanmasıdır. Bir sözcük, cümle ya da cümle parçasının art arda hızla yinelenmesi durumuna "palilali" denir. Palilali de aynı belirti grubunda yer alır.


Kas tonusu artması, hareketlerin yavaşlaması ve paradoksal kinezi belirtilerinin yanı sıra özellikle titreme ve gözlerin yukarıya istemsiz hareketleri (okülojen nöbet) gibi hiperkinezi bulguları da önemlidir. Titremeler geniş, görece yavaş (saniyede 4-5) ve düzenli yinelenen salınımlardan oluşur; ellerde, önkolda, başta ve bacaklarda görülebilir; bazen sık ve düzensiz de olabilirler. Dinlenme ve enerjik hareketler sırasında titreme azalır ya da kaybolur; kaslar yan kasılı iken en şiddetli düzeye ulaşır. Titremeler değişken özelliktedir; gerçek Parkinson hastalığına özgü başparmak ve işaretparmağının ritmik hareketleri görülmez. Kas sertliği (rijidite) geliştiğinde titreme tek taraflı olabilir.

Okülojen nöbetler, gözlerin yukarıya, bazen de aşağıya ya da bir yana doğru istemsiz dönmesidir. Gözlerin dönmesiyle birlikte baş da genellikle aynı yöne döner; bu sırada bütün vücutta titreme ve kas sertliğinin arttığı görülür. Okülojen nöbetler birden ortaya çıkar, birkaç dakika ya da birkaç saat sürebilir. Nöbetler aniden ya da aşamalı olarak geriler, bazen de belli aralıklarla yinelenir. Hasta belirli bir çaba harcayarak birkaç saniye için istemli olarak nöbeti durdurabilir. Nöbet sırasında genellikle otonom sinir sistemi bozuklukları (yüzün kızarması, terleme, tükürük artması) ve çeşitli ruhsal bozukluklar görülebilir. Bazen düşünce yavaşlaması ile birlikte sıkıntı, keyifsizlik ve takıntı (obsesyon) belirtileri görülür. Obsessif düşünceler, ısrarla yinelenen davranışlar ya da bazı sözcük ve cümleleri zihinde karşı konulamayan bir yineleme isteğiyle ortaya çıkar. Bazen gerçek psikomotor aşın uyarılma tabloları da gelişebilir. Okülojen nöbetler, gerek zorunlu hareketsizliğe yol açtığından, gerek sıkıntı ve takıntı belirtilerinden ötürü hasta için çok zor ve sıkıntılı durumlardır.

• Ruhsal bozukluklar. Okülojen nöbetlere eşlik edenler dışında, her zaman kolay değerlendirilemeseler de oldukça sık görülürler. Yanıtların gecikmesi, inisiyatif ve konuşmanın sınırlanması, düşünce düzeyinde yavaşlama ve kısıtlanma gözlenir.
Duygulanım bozuklukları da oldukça yaygındır. Belli bir edilgenlik, mimiklerin genellikle sabit olmasından kaynaklanan kayıtsız bir görünüm ve duygusal değişkenlik gözlenir. Bazı Parkinson hastalarının ısrarı çok belirgindir; aynı soru ve yakınmaları sürekli yinelerler. Bazı olgularda şizofrenlere benzer ruhsal değişiklikler görülür.

Beyin iltihabına bağlı gerçek psikozlara (ruhsal bozukluk) az rastlanır. Bunlar özellikle erişkin kronik beyin iltihabı olgularında çok seyrektir. Hastalık uzun sürerse, bunama gelişebilir. Öte yandan çocuklarda ensefalitten sonra her zaman kişilik değişiklikleri gözlenir. Parkinson benzeri hastalık tablosu çocuklarda erişkinlere oranla daha seyrek görülür ama daha ağır gidişlidir. Ruhsal bozukluklar ise daha yaygındır. Bunlar ahlak yönünden gerçek bir sapmaya değin varabilen kişilik değişimleridir. Ensefalitli çocuklar sıkıntılı, rahatsızlık verici ve kötü huyludur; yaşlılara ve kendilerini koruyamayan hastalara karşı öfkeli ve çok kötü davranırlar; aileleri ve hastaneler için gerçek bir sorun oluştururlar.

Otonom sinir sistemi işlevindeki bozukluklar da önemlidir. Bunlar arasında en sık ve belirgin olan tükürük salgısının artmasıdır (siyalore). Genellikle yağ salgısında da bir artma gözlenir ve yüzde hastalığa özgü yağlı bir görünüm belirir. Terleme artışı, solunum bozuklukları (yüzeysel ve düzensiz solunum), tırnaklarda beslenme bozuklukları gibi belirtiler her zaman görülmez. Uyku bozuklukları çok yaygındır ve hastalığın kronik evrelerinde görülür. Genellikle inatçı ve rahatsızlık verici bir uykusuzluk vardır; bazen ani uyuklama nöbetleri ve uyku-uyanıklık düzeni bozuklukları da görülebilir.

Aids Bunama Kompleksinin Belirtileri İle Radyolojik ve Beyin-Omurilik Sıvısı İnceleme Bulguları
Belirtiler:
• Bilişsel (kognitif) bozukluklar Dikkat bozukluğu, psikomotor yavaşlama, karmaşık işlevlerde zorlanma, ağır bunama, konuşamama, bellek bozuklukları, yoğunlaşma azalması.
• Motor bozukluklar: Gözlerin, kol ve bacakların değişken hızlı hareketlerinde bozulma, titreme, tonus artışı, güç azalması, idrar ve dışkı tu tamama, denge bozuklukları, asteni (zafiyet).

Bilgisayarlı tomografi ve nükleer magnetik rezonans bulguları
• beyin dokularında gerileme (beyin atrofisi)
• ak maddede yaygın ya da odaklar halinde değişiklikler.

Beyin-omurilik sıvısı bulguları:
• olguların yüzde 60'ında protein, yüzde 20'sinde hücre artışı.
• kültür aracılığıyla virüs antijenlerin saptanması;
• Anti-HIV antikorların saptanması.
Subakut Sklerozan Panensefalit
Subakut sklerozan panansefalit, kızamık virüsünün neden olduğu inatçı bir enfeksiyondur. Olguların yüzde 90'ı çocuktur, erkekleri daha çok tutar ve görülme sıklığı 3,5-10 milyonda l'dir. En önemli tehlike etkeni yaşamın ilk yılı içinde kızamığa yakalanmadır; erken uygulanan kızamık aşısının bulunmasından bu yana hastalığın sıklığı hızla azalmıştır. Hastalık 3 evrede gelişir; birinci evrede bilişsel (kognitif) etkinlikler azalır ve davranış bozuklukları ortaya çıkar; ikinci evrede çırpınma nöbetleri ve yere düşme; üçüncü evrede ise bunama görülür. Kendiliğinden iyileşmeler çok seyrektir; olguların yüzde 80'i birkaç hafta ile iki yıl içinde ölümle sonlanır.
Tedavi
Virüslerin etken olduğu beyin-beyin zarı iltihabının özgün bir tedavisi yoktur; bu nedenle hastanın sıkıntılarını hafifletebilen ve hastalığın gidişini iyileştirebilen tüm önlemler büyük önem taşır. Hastalığın klinik gidişi oldukça üzücü olsa da, sonucu genellikle iyidir. Akut virütik beyin zarı iltihaplarında yapılabilecek fazla bir şey yoktur. Hasta yatakta tutulur, çevreden akılcı bir şekilde soyutlanır ve genellikle tam olarak bilinmeyen enfeksiyon etkeninin yayılmasını önlemeye yönelik bazı sağlık önlemleri alınır (dışkının uzaklaştırılması, kişisel eşyasını başkalarının kullanmaması vb). İki temel belirti olan baş ağrısı ve ateş aspirin ile denetlenebilir. Çırpınma nöbetleri görülürse, barbitürat türevleri (fenobarbital) verilebilir.

Virüslerin etken olduğu beyin iltihaplarında, daha önce değinilen önlemlerin yanı sıra, hastanın kolayca girebileceği stupor ya da koma durumunu yönlendirmek gerekir. Özellikle solunum yollarına yabancı maddelerin kaçması sonucunda gelişen zatürreeler, idrar yolu enfeksiyonları ve yatak (dekubitus) ülserleri gibi istenmeyen sonuçları önlemeye yönelik önlemler alınır. En iyisi hastayı yüzü aşağıya dönük olarak yatırmaktır, böylece mide içeriğinin akciğerlere kaçması önlenebilir. Aynı sonuç yatağın ayakucunun başucuna göre biraz yüksek tutulmasıyla da sağlanabilir. Bu yatış biçimi soluk borusu ve bronş salgılarının çıkarılmasını da kolaylaştırır. Bu salgılardan korunmak için gerekirse, burun-yutak ya da burun-soluk borusu yoluyla konulan sondalarla emirim (aspirasyon) uygulanabilir. Fizik tedavi uzmanı denetimindeki hemşireler yatak ülserlerini önlemek için hastanın konumunu sürekli değiştirmeli ve aşırı kas sertleşmelerini (kontraktür) önlemek için hastaya uygun hareketler yaptırmalıdır. Beslenmenin burun-mide sondası ile yapılması en iyi yöntemdir.
Virüs ensefalitlerinde en önemli tehlikelerden biri sinir dokusunda önemli miktarda sıvı tutulmasıdır (beyin ödemi). Beyin kütlesi, esneme yeteneği olmayan bir kum olan kafatasında yer alır. Dolayısıyla beyin hacmindeki küçük bir artış bile mekanik bir baskıya ve buna bağlı sinir ve damar zedelenmelerine yol açabilir. Beyin ödemi gelişirse alınacak ilk önlem, damar yoluyla yüzde yirmilik mannitol eriyiği verilmesidir.

Bu maddenin böbrek glomerül (kılcal damar yumağı) süzgeçlerinde yüksek yoğunlukta bulunması, nefron borucukları düzeyinde suyun geri emilimini sınırlar ve idrar yapımım artırır, idrar yapımının artması, kan hacmini azaltarak interstisyel (doku ve organ yapısındaki küçük boşluk ve aralıklardaki/aralıksal) sıvıların dolaşıma dönmesini sağlar ve böylece beyin ödemi azalır. Beyin ödeminin uzun süreli tedavisinde kortikoste-roitler yararlı olabilir. Son zamanlarda virüslere karşı etkili bazı ilaçların bulunması, virüs ensefalitlerinde özgün bir tedavi sağlayamamıştır, yalnızca deneysel olarak bazı umut verici sonuçlar elde edilmiştir. Enfeksiyonlarla birlikte gelişen ya da aşıları izleyen beyin-omurilik iltihaplarında tedavi önlemleri daha önce anlatıldığı gibidir, yalnız hastalığın klinik belirtilerinin şiddetine bağlı olarak bazı değişiklikler yapılabilir.
Bilmek İstedikleriniz
Virüs ensefalitleri nasıl sınıflandırılabilir?
Sınıflandırma etken olan virüse göre yapılır. Böylece letarjik ensefalit, B ensefalit, kuduz ensefaliti ve çocuk felci ensefalitini ayırabiliriz. Tüm bu biçimler birincildir ve organizmaya giren virüsün sinir sistemine yerleşmesine bağlı olarak ortaya çıkarlar. Bir başka deyişle bunlar "nörotrop" (sinir dokularına yönelen) virüslerin neden olduğu geleneksel enfeksiyonlardır. Ama ensefalit, kızamık, su çiçeği, kabakulak ve grip gibi genel hastalıkların etkeni olan virüsler tarafından da oluşturulabilir. Bu olgularda ikincil ensefalitten söz edilir
 

Yaşam Devresi

sol menü ok Doğacak Çocuk
sol menü ok Doğacak Çocuk 2
sol menü ok Düşük ve Kürtaj
sol menü ok Doğum
sol menü ok Yeni Doğmuş Bebek
sol menü ok Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
sol menü ok Bebek
sol menü ok Bebeğin Beslenmesi
sol menü ok Yuva Öncesi Dönem
sol menü ok Yuva Dönemi
sol menü ok Okul Çağındaki Çocuk
sol menü ok Sorunlu Çocuklar
sol menü ok Ergenlik
sol menü ok Cinsellik
sol menü ok Kadın ve Erkek
sol menü ok Üretken Dönem
sol menü ok Doğum Kontrolü
sol menü ok Gebelikte Kadın
sol menü ok Çocuksuzluk
sol menü ok Yaşlılık
sol menü ok Ölüm

İnsan Bedeni

sol menü ok Baş ve Boyun
sol menü ok Göğüs
sol menü ok Karın
sol menü ok Sırt
sol menü ok Kol ve Bacaklar
sol menü ok Hücre, Doku ve Organlar
sol menü ok Kalıtım
sol menü ok Metabolizma
sol menü ok Solunum
sol menü ok Konuşma
sol menü ok Konuşma Bozuklukları
sol menü ok Sindirim Sistemi
sol menü ok Sindirim
sol menü ok Sindirim Bozuklukları
sol menü ok Dişler
sol menü ok Kan Dolaşımı
sol menü ok Kan
sol menü ok Kalp
sol menü ok Dolaşım Bozuklukları
sol menü ok Lenf Sistemi
sol menü ok Bağışıklık
sol menü ok Bağışıklık Bozuklukları
sol menü ok Böbrekler ve İdrar Yolları
sol menü ok Sinir Sistemi
sol menü ok Beyin
sol menü ok Bilinç Bozuklukları
sol menü ok Omurilik
sol menü ok Hormonlar
sol menü ok Hormon Bezleri
sol menü ok Hormon Bozuklukları
sol menü ok Kemik ve Eklemler
sol menü ok Kas Sistemi
sol menü ok Deri
sol menü ok Göz
sol menü ok Göz Bozuklukları
sol menü ok Kulak
sol menü ok Koku ve Tat Alma
sol menü ok Cinsel Organlar
sol menü ok Cinsel İlişki
sol menü ok Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

sol menü ok Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
sol menü ok Prof.Dr. Derin Kösebay
sol menü ok Dr.Mehmet Öz

 

Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

  Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

    Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot

  haberler