|
|
|
Yara, dış
etkilerin bir sonucu olarak bir ya da daha çok beden dokusunun
zedelenmesi olarak tanımlanabilir. Bedenin koruyucu yüzeyinin
parçalandığı açık yara durumunda her zaman enfeksiyon tehlikesi
vardır. Bu tehlike yanıklarda daha da çoktur. Yaygın yanıklar
yalnızca derinin işlevlerini kesintiye uğratmakla kalmaz, aynı
zamanda tüm bedenin ciddi biçimde hasta olmasına neden olur. En
ciddi olan üçüncü derece yanıklar iyileştikten sonra her zaman
deride çirkin izler bırakırlar. Güneş ışınları genellikle
birinci derece, bazen ikinci derecede yanıklara yol açar. |
|
|
|
Yara beden üzerinde herhangi bir dış gücün (örneğin bir darbe ya
da vuruş, kimyasal bileşimler, ateş vb.) neden olduğu bir doku
zedelenmesidir. Günlük konuşmada yara sözcüğü genellikle açık
bir yaradan söz ederken kullanılır. Bu durumda bedenin koruyucu
yüzeyi (deri ve mukozalar) parçalanmıştır. Ancak bir yara kapalı
da olabilir, örneğin iç kanama. İç kanamada kan göğüs ya da
karın boşluğunda ya da bir organın dokuları arasında birikir.
Açık bir yaranın ne denli önemli olduğu büyük ölçüde yaranın
nasıl oluştuğuna bağlıdır (kesik, sıyrık, tırmık, tahriş gibi).
Eğer yara derinse, kan akar (dış kanama). Açık bir yaranın
tehlikesi normal olarak deride ya da havada bulunan bakterilerin
yarayı enfekte etmesi, yaranın içine girmesi ve içinde
çoğalmasıdır. Enfekte olan bir yara kızarmasından ve acı veren
bir biçimde şişmesinden belli olur.
|
|
Bir yaranın tedavisinde en önemli etmen
enfeksiyonun önlenmesidir. Eğer yara çok büyük değilse suyla
temizlenmeli, gerekirse tentürdiyot konmalı ve steril bir sargı
ile sarılmalıdır. Daha büyük bir yara hemen ipek, naylon ya da
çengel (agraf) ile dikilmelidir, dikişler bir hafta kadar sonra
alınır. Deri altında yapılan dikişler için çıkarılması
gerekmeyen katgüt kullanılır. Eğer yaranın içinde çok pislik
varsa ve kenarları çentikliyse, önce tüm pislikler dikkatle
temizlenmeli ve yaranın kenarları düzeltilmelidir. Bundan sonra
yaraya eğer gerekliyse dikiş atılabilir. Zaten enfekte olmuş bir
yara doku artıklarının ve cerahatin atılabilmesi için açık
bırakılmalıdır. Eğer yara derin ise, yaranın temizlenmesine
yardımcı olabilecek plastik bir tüp sokularak cerahat çekilir.
Açık bir yara toprakla temas ederse, tetanoz tehlikesi
belireceğinden iğne yapılması zorunludur. |
|
Bu süreç doku zedelendiği andan itibaren
başlar. Yara önce kanla dolar. Kan daha sonra pıhtılaşarak kabuk
oluşturur. Beyaz kan yuvarları yarayı ölü dokulardan arındırır.
İkinci evrede kılcal damarlar ve bağ dokusu hücreleri içeriye
doğru büyür. Tamir dokusu (yaranın içine oluşan ve yaranın
iyileşmesini sağlayan ufak, yuvarlak, ete benzer kirlerlerden
oluşan doku) denen bu dokuda sinir bulunmadığı için duyarlı
değildir. Tamir dokusu sargının içine doğru da geliştiği için,
sargı bir gün içinde bile yaraya yapışabilir. Sonra kollajen
lifçikleri (kollajen, bağ dokusununun temel oluşturucusudur)
yara boşluğunu doldurmaya başlarlar; yüzeydeki epidermisin
koruyucu hücreleri çoğalır ve yavaş yavaş zedelenen bölgeyi
kaplar. Kabuk düştükten sonra, deri düzeyinde hafifçe yüksekte
olan pembe bir iz görülür. Tamir dokusu çekildikçe bu iz
kaybolur ve küçülür. Daha büyük yaralarda ise iz kalır. Bazen
yaranın iyileşme süreci kesintiye uğrar ve yaranın içinde ya da
çevresinde hipertrofik nedbe ya da keloid oluşur. |
Yanıklar yaraların özel bir grubunu
oluşturur. Isı, elektrik, kimyasal bileşimler ya da radyasyon
(örneğin güneş ışınları) yanıklara yol açabilir. Yanıkların
büyük bir çoğunluğu (%6O-70) evde, %20'si sanayide olmaktadır;
kalan yüzdenin ise başını trafik kazaları çekmektedir. Evdeki
yanıkların en büyük nedeni sıcak sıvılardır (su, çay, çorba) ve
özellikle çocuklar büyük tehlike içindedir. Bu yanıklara gereken
önem verilmemesine karşın bunlar çoğunlukla son derece ciddi
yanıklardır.
Sınıflandırma:
Yanıklar ciddiyetine göre üç dereceye ayrılırlar. Birinci derece
bir yanıkta yalnızca yüzeysel deri tabakası zedelenmiştir. Deri
kırmızıdır ve acı verir, ancak kalıcı bir zarara yol açmadan
iyileşir. İkinci derece bir yanık kabarır. Kabarcık, deride içi
sıvıyla dolu olan ve bu nedenle epidermisin yükselmesine yol
açan bir baloncuktur. Ancak bu kabarcıklar da acı verir. Bunu
sınamanın yolu kabarmış deriyi mikropsuz bir iğne ile delmektir:
bu, keskin bir acı duyulmasına neden olacaktır. Üçüncü derece
bir yanıkta ise doku ölür. Hasta deri delindiği zaman bile
hiçbir acı duymaz. Üçüncü derece yanıklarda en büyük sorun
yaranın iyileştikten sonra her zaman önemli iz bırakmasıdır.
Çeşitli derecelerdeki yanıkların birlikte olması da olanaklıdır;
bu durumda yanığın derecesi en ciddi yanığa göre belirlenir.
Yanığın kaçıncı derecede olduğunun yanı sıra, yanığın
yaygınlığını bir sayıyla da belirtebilmek önemlidir. Bu
genellikle 'dokuzlar kuralı' uygulanarak yapılır.
Komplikasyonlar:
Ortaya çıkabilecek ilk komplikasyonlar, ateşin saldığı zehirli
gazlardan ya da ısıdan etkilenebilen solunum sisteminde görülür.
Sentetik malzemelerin giysilerde ve ev inşaatlarında
kullanımının artması nedeniyle şimdilerde solunum sisteminin
zehirli gazlardan etkilenmesi gittikçe daha sık görülmektedir.
Birçok durumda bu gırtlak ödemine yol açabilmektedir. Hasta bu
durumda birkaç dakika içinde boğulur. Bedeninin geniş bir kısmı
yanan bir kişi şok da geçirebilir. Şok birkaç saatten birkaç
güne kadar sürebilir. Kazadan bir süre sonra ortaya çıkabilecek
bir diğer komplikasyon, yanan dokuda salgılanan zehirli maddeler
tarafından organların
zehirlenmesidir. Yanıklarda görülebilen
bir diğer önemli komplikasyon ise, kişi şimdi bakterilere 'açık'
bir durumda bulunduğu için enfeksiyon olasılığının çok yüksek
olmasıdır. Hastanın bütün bu komplikasyonları atlatabilmesi
halinde, iyileşme süreci başlayabilir. Yaygın yanıklar
genellikle üçüncü derecedir ve iyileştikten sonra iz bırakırlar.
Nedbe dokusu küçüldüğü, büzüldüğü için, sonuç korkunç olabilir.
Bunun bir örneği eklem hareketinde bir kısıtlama (anormal bir
büzülme) nedeniyle kişinin sakat kalmasıdır. Göğüsteki nedbeler
solunumu önemli ölçüde aksatabilir ve yüzdeki çirkin nedbeler
genellikle kişinin kendisini mutsuz hissetmesine yol açar.
Ayrıca ciddi bir yanık her zaman büyük bir psikolojik gerginliğe
neden olur. Kişi kazayı geçirdiğinde genellikle kendinde olur ve
sürekli olarak bu olayı anımsar; bu nedenle kazadan sonraki
birkaç hafta son derece güç bir durumdadır ve sargıların
değiştirilmesi ve çoğu kez ameliyat geçirmesi hatta doku nakli
yapılması nedeniyle çok acı çeker.
Tedavi:
Yanığın hafif olması halinde doktora gitmeye gerek yoktur.
Doktorun muayenehanesinde yanıkları tedavi edecek çok az araç
vardır ve doktor yalnızca birinci derece ve yüzeysel olan ikinci
derece yanıkları tedavi edebilir. Yaygın yanıkların tedavisi son
derece uzmanlaşmış bir bakım gerektirir ve ancak hastanede
yapılabilir.
Hasta, hastaneye geldikten sonra damardan serum verilerek şok
geçirmesi önlenmeye çalışılır.
Daha sonra genellikle zedelenmiş derinin yerine bedenin başka
bir yerinden ya da bir başkasından alınan bir parça eklenir.
Öncelikle ameliyat gereken tedavilerde üçüncü derece yanık olan
tüm deri kısımları olanaklı olduğu kadar çabuk kesilip
çıkartılır ve sonra başka bir deri parçasıyla kısmen ya da
tamamen kapatılır. Bazı durumlarda hastanın kendisinden sağlıklı
bir deri parçası alınabilir. Bunun olanaksız olması halinde, ölü
bir vericinin derisi nakledilebilir. Hastanın bedeni vericinin
derisini ancak geçici olarak kabul eder. Ama bu süre, hastanın
kendi derisinin yeniden oluşması için gerekli olan zamanı
karşılamaya yeterli olabilir. Bazen yanıkları geçici olarak
kapatmak için domuz derisi kullanılır. Önemli ölçüde yanıkları
olan bir kişinin her gün büyük miktarda besin en azından
(5000-6000kalori) alması gerekir. Hasta bir insanın bu denli çok
besini yiyebilmesi hiçbir zaman olanaklı olmadığı için, besinler
bir tüple doğrudan mideye verilir.
Güneş yanığı:
Ultraviyole ışınları bedende D vitamini yapımına yardımcı olduğu
için güneş banyosu yararlıdır. Ayrıca bu ışınlar derinin
bronzlaşmasını da sağlar. Ancak, insanlar genellikle güneşte çok
uzun kaldıkları için, birinci derece hatta ikinci derece
yanıklar olur. 'Çok uzun' sürenin ne kadar olduğu kişiden kişiye
değişir ve genellikle insan kendisinin ne kadar güneşte
kalabileceğini bilir. Sarışınların ve kızıl saçlıların
çoğunlukla çok duyarlı bir derileri vardır. Ayrıca değişik deri
bölgelerinin duyarlılığı arasında büyük farklılıklar vardır
(örneğin yüz kol ve bacaklardan, genellikle çok daha çabuk
yanar).
İnsan yanmadan bronzlaşmak isterse, ilk gün güneşte 15 dakikadan
fazla kalmamalı ve sonra güneşte kalma süresi her gün beş dakika
uzatılmalıdır. Güneş derinin nasırımsı tabakasında bir
kalınlaşmaya ve pigment miktarında bir artışa neden olduğu için
insan gittikçe uzun süre güneşte kalabilir. Işınların geri
yansıtıldığı deniz kıyısında, kumda ve karda güneşin etkisinin
daha güçlü olduğunu unutmamak gerekir. Güneş yağı, losyonu ya da
kremi zararlı ışınlan kısmen emdiği için, bunlar kullanıldığı
zaman güneşte biraz daha uzun bir süre kalmak olanaklıdır. Ancak
yüzdükten sonra ve çok fazla terlenmesi halinde bunlar tekrar
sürülmelidir. Uzun dönemde güneş radyasyonu deri epidernisinin
incelmesi (atrofi), esnekliğin yitirilmesi ve kırışıkların
oluşması gibi derinin zamanından önce yaşlanmasına neden olur.
Hatta deri kanserine bile yol açabilir. Bunun nedeni büyük bir
olasılıkla hücre çekirdeğindeki DNA'nın ultraviyole ışınlar
tarafından zedelenmesidir. |
|
|