|
|
|
Ruh
hastalıkları birkaç biçimde ortaya çıkabilir; bazıları yalnızca
hastanın akli durumuyla, bazıları ise gerçekliğin anormal bir
biçimde algılanmasıyla ilgilidir. Belirli davranış
özelliklerinin ya da duyguların ne zaman anormal olarak kabul
edileceğine ve böylece akli hastalıklar olarak teşhis
edilebileceğine ilişkin kesin yol gösterici ilkeler yoktur; bu
açıdan pek çok şey kültürel etmenlere bağlıdır. İnsanlar
çelişkiler ve sorunlar karşısında özdeş tepkiler göstermedikleri
için, akli bozuklukların fiziksel hastalıklarda olduğu gibi
sınıflandırılmaları hemen hemen olanaksızdır. Aslında ruh
hastalıklarının nedenleri hakkında çok fazla şey
bilinmemektedir. |
|
|
Fiziksel hastalıkların aksine ruhsal hastalıkları kesin bir
nedeni olan, kendine özgü bir seyir izleyen ve nesnel olarak
saptanabilir belirtileri olan klinik vakalar olarak
sınıflandırabilmek olanaksızdır. Ruhsal bozukluklarda hastanın
kişiliği klinik tabloyu belirler ve kimsenin kişiliği tam olarak
bir başkasının kişiliği ile aynı olamaz. Bir kişide ruhsal
hastalığa yol açan aynı nedenin bir başka kişide de ruhsal
hastalığa neden olması gerekmez. Bu, kısmen fiziksel hastalıklar
için de geçerlidir. Doğal bir hastalığın seyri hastanın
kişiliğinin özelliklerine de bağlıdır. Klinik sendromlar olarak
sınıflandırmak için her hastalık grubunun kendine özgü bir
tedavi biçimi olması gerekir. Ancak bu, ruhsal hastalıklar için
geçerli değildir, çünkü çeşitli psikiyatrik tedavi türleri
farklı anormal davranış biçimlerine az çok rastgele bir şekilde
uygulanmaktadır. Diğer bir sorun da insan davranışlarının büyük
farklılıklar göstermesi ve bu nedenle hangi davranış
biçimlerinin bir akli hastalık belirtisi olarak ele alınması
gerektiğinin kolaylıkla saptanamamasıdır. Bazı davranış
biçimleri ya da belirli duygular ortalama bir insanda olduğundan
daha sık (ya da daha ender) görüldüğü için bunların anormal
olduğunu belirtmek yeterli değildir.
Örneğin, toplumumuzda bir kişinin alkol kullanması olağan bir
davranış olarak kabul edilmektedir. Oysa alkol kullanmak
genellikle bir ruhsal hastalık belirtisidir. Bu açıdan kültürel
etmenler önemli rol oynar. Örneğin bazı toplumlarda sanrı (var
olmayan bir şey görür veya işitir gibi olmak) bir bozukluk
olarak kabul edildiği halde, bazılarında kişinin tanrılarla
doğrudan ilişki kurmasını sağlayan özgün bir özellik olarak
görülür. Aslında, ruhsal hastalıkların nedeni hakkında çok fazla
şey bilinmemektedir. Ancak bazen kesin bir fiziksel neden
vardır; örneğin menenjit, beyin tümörü ya da zehirlenme gibi. |
|
|
|
Tüm ruhsal işlevler beyinde yer aldığı için bu fiziksel
bozuklukların ruhsal hastalıklara yol açabilmesini anlamak
oldukça kolaydır. Bunun tersine, akli süreçler de bedeni
etkiyebilir. Bu nedenle duygusal sorunlar bir ya da daha fazla
organda bozukluğa yol açabilir. Bu psikosomatik hastalıkları
örneğin astım, mide ülseri, ülserli kolit ve migren gibi
hastalıkları kapsar. Birçok deri bozukluğu da temelde
psikosomatik olabilir.
|
Psikiyatrik hastalıklar psikozlar,
nevrotik bozukluklar (psikonevrozlar), kişilik bozuklukları ve
başka psikotik olmayan ruhsal bozukluklar olarak ikiye ayrılır.
Psikoz olarak bilinen hastalıkların bir kaçını kısaca şöyle
sıralayabiliriz: Demanslar (Bunamalar), alkol psikozları, ilaç
psikozları, Şizofreni, alfektif psikozlar (Duygululuk), paranoid
durumları, kökeni çocuklukta olan psikozlar (erken çocukluk
otismi). Diğer grupta ise, nevrotik bozukluklar şunlardır:
anxiete (bunaltı), histeri, fobik durumlar nevrotik depresyon.
Kişilik bozuklukları, paranoid kişilik bozukluğu, histerik
kişilik bozukluğu, cinsel sapma ve bozuklukları: homo -
seksüalite (eşcinsellik), bestilite (hayvana cinsel sevi),
pedofili (çocuğa cinsel sevi), transvestizm, Frigidite ve
empotans. Bunların dışında psikosomatik hastalıklar grubunun var
olduğundan söz etmek gerekmektedir. Psikosomatik sözcüğü psyche
(ruh, zihin) ve
Soma (Beden) den türer. Bu hastalıkların nedenlerinde ruhsal
etkenlerin önemli rol oynadığı kabul edilen bazı bedensel
hastalıklara psikosomatik hastalık denir.
Psikozlarda (akıl hastalıkları), Kişilik gerilemesi (regresyon),
Somut düşünce bozuklukları ve gerçeklikle ilişki kaybı görülür
ve kişi kendi iç dünyasında yaşar. Psikonevrozda ise kişi
gerçeği değerlendirir çevresine uymaya çalışır ayrıca
hastalığını bilir ve hastalığından yakınır. |
|
Birçok ruhsal hastalıkta bilinçte bir
azalma görülür. Bazen bununla birlikte sanrı (halusinasyon,
gerçekte var olmayan şeyleri görmek, işitmek) ya da sabuklamalar
(delüzyon, abuk sabuk söyleme, anlamsız davranışlarda bulunma)
da ortaya çıkar; bu duruma bilincin kaybolması (delirium) denir.
Hastanın tüm ilgisi kendi dünyası üzerinde odaklaşır ve
çevresiyle hiçbir ilişkisi kalmaz. Bilinçte bir azalma olması
genellikle akli bozukluğun fiziksel bir nedeni olduğunu
gösterir. |
|
Ruhsal Durum ve Duygulardaki Bozukluklar |
Ruhsal durum belirli bir zaman noktasında
insanın tüm yaşam durumunun duygusal bir değerlendirilmesi
olarak tanımlanabilir; duygu ise belirli bir olaya ilişkindir.
Örneğin, kötü bir ruhsal durum içinde olan bir kişi, bir
arkadaşının kendisini görmeye gelmesi üzerine sevinç duyabilir.
Endişe hemen hemen tüm ruhsal bozukluklarda var olan bir
duygudur ve endişeli bir ruhsal durum insanın tüm yaşamına
egemen olur, oysa korku duygusu belirli bir kişi ya da nesne ile
ilişkilidir.
İnsanın ruhsal durumunun belirli bir neden ile ya da nedensiz
uzun süre kötü olmasına depresyon denir, tersi yani anormal
derecede coşkulu bir ruhsal duruma ise mani denir. |
|
Cinsel İstek (Libido), İstekler ve
Eylemlerde Bozukluk |
Dengeli bir kişiliğin gelişmesi için bir
çocuğun saldırgan cinsel güdülerini dizginlemeyi öğrenmesi
gerekir. Kişi, bir yandan cinsel deneyimlere girmeli ve
bunlardan zevk almalı, öte yandan da bunları çevrenin istekleri
ile uyumlu bir hale getirebilmelidir. Bilincin gelişme süreci
içinde çocuk bu kural ve yasaklamaları öğrenir. Cinsel isteğin
dizginlenememesi halinde, cinsel dürtüleri denetleyebilme ve
bunları bireyin tüm kişiliği içinde özümleyebilmek yeteneği
yeterince gelişmemiştir. Tipik bir bozukluk tepisellik ya da
tutkuları denetleyememektir. Bunlar önceden düşünülmeyen
eylemlere dönüşür.
Zorlayıcı bir davranış içinde olan bir kişi belirli eylemlerde
bulunma isteğini bastıranı az ancak, eylemin kendisi belirli bir
zevk alınmasına yol açmaz. Ayrıca piromani (yakma hastalığı) ve
kleptomani (zorlayıcı hırsızlık) gibi bazı eylemler, bunları
yapmaya zorlayan dürtünün bir sonucu olarak yapılır. İnsanın
bilinçli iradesi bu dürtüyü bastıramaz ve bu eylemler belirli
bir zevk verir. |
|
Benliğin Algılanmasında ve
Yönelmedeki (Oryantasyondaki) Bozukluklar |
|
Yönelme yere, zamana ve kişiye göre
farklılık gösterebilir; insan nerede olduğunu, tarihi ve saati,
kiminle konuştuğunu ve kendisinin kim olduğunu bilir. Yönelmenin
farkında olmak çeşitli akli işlevlerin bir sonucudur. Bu nedenle
yönelme bozukluklarına (dezoryantasyon) depresyon, bunama,
psikoz vb. gibi ruhsal bozukluklarda rastlanır. Kişi kendisine
ya da bedenin farklı kısımlarına yabancılaşmaya başlarsa, buna
kişiliğin yitirilmesi (depersonalizasyon) denir. Kişinin yakın
çevresi aşina olmaktan çıkarsa, buna gerçekliği kavrayamama (derealizasyon)
denir. Bu durumda söz konusu kişi açısından çevresinde olup
biten her şey bir film ya da bir oyun gibidir. |
Duygusal bir izlenimi yanlış yorumlamak
algılama bozukluğuna bir örnektir. Bu tür bir tepki derin bir
beklentinin ya da bir duygunun bir sonucu olarak ortaya
çıkabilir. Kafası tümüyle belirli bir kişiyle ilgili olan bir
insan sürekli olarak o kişiyi gördüğüne ya da işittiğine inanır
ve ancak daha sonra düşünerek hatasını fark edebilir.
Kişinin algısal yorumu doğru olduğu halde, kişi buna doğru
olmayan bir önem veriyorsa, buna sabuklama denir; örneğin bir
insan kendi paranoyası nedeniyle, gördüğü bir polisin kendisini
izlediğine inanır. Sanrılar gerçekçi duysal izlenimlere
dayanmayan algılamalardır. Örneğin bir kişi ölmüş olan bir
arkadaşının sesini duyar ve arkadaşının kendisiyle konuştuğuna
inanır. Sanrılar insan duyularına uygun olarak
sınıflandırılabilir; böylece görme, işitme, koku, tat ve
dokunmaya ilişkin sanrılar vardır. |
|
Düşünce ve Bellek Bozuklukları |
|
Düşünce bozuklukları düşünce içeriği,
düşüncenin biçimi ve akımında bozukluk olarak ikiye ayrılır.
İçeriğin bozulmasında çeşitli saplantılar (obsesyonlar),
sanrılar (delusion, hezeyan) biçim ve akımda bozukluklar ise
bloklar, yeni kavramlar üretmek (neolojizm), sözcük salatası
şeklinde görülür. Bellek bozuklukları da, bellekte artma (hipermenezi),
azalma (hipomnezi) ve belleğin kaybolması (amnezi) şeklinde
ortaya çıkar. Bazen bellek yanılması da görülebilir (paramnezi),
iki şekilde görülür, hasta çok iyi tanıdığı kimseyi ilk defa
gördüğünü (Jamais-Vu) ya da yabancı bir kimseyi tanıdığını (Deja-Vu)
bu genellikle masal uydurma ile beraber olur. Bu durum
genellikle bunaklarda rastlanır. |
|
|