Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
 
Psikoz
Psikoz (çıldırı) durumunda hasta kendisini ve çevresini normal bir insanın algılamasından tamamen farklı bir biçimde algılar. Bu bozukluğun tipik belirtileri sanrı ve sabuklamalardır. Daha geniş anlamıyla psikoz kavramı taşkın-çöküntülü çıldırı dâhil olmak üzere tüm ciddi akli çalışma bozukluk biçimlerini kapsar. Psikoz genel olarak tahmin edilen nedenlerine göre sınıflandırılır. Örneğin fiziksel nedenleri olan organik ve belirtisel psikoz ile fiziksel nedenleri olmayan ruhsal kaynaklı ve şizofrenik psikoz arasında bir ayrım yapılır. Şizofrenik psikozun (şizofreni) fiilen var olup olmadığı tartışmalı bir konudur.
 
 

Bir kişinin gerçekliğe ilişkin düşünce ve kavramları genel olarak toplumun kabul ettiği kavramlarla uyuşmadığı zaman, bu kişinin psikoz içinde olduğu söylenir. Söz konusu kişi kendisini ve çevresini bizim anlayamadığımız bir biçimde görür. Gerçekliği kavrama sürecini zedelenmesi genellikle sanrılara ve sabuklamalara neden olur. Örneğin kişi bir şeyden dolayı kendisini izlediğini düşünebilir ya da kendisini suçlayan sesler duyduğu sanabilir. Psikoz ayrıca insanın kendi iç benliğine egemen olamadığı durumdur. Bu nedenle söz konusu kişi kendisini, kendisinin denetleyemediği ve büyük ölçüde değişiklik gösteren bir istekler, duygular ve düşenceler karmaşası olarak görecektir. Taşkın-çöküntülü çıldırı, ya da manik depresif psikoz insanın içinde bulunduğu ruhsal durumlarla ilişkilidir. Bu durumda ilgili kişi kendisini genellikle anormal sevinç dönemleriyle birbirini izleyen uzun süreli, hastalıklı bir çöküntü içinde bulur. Psikoz içinde olan insanların anlaşılması güç olduğu için, bunları sınıflandırabilmek de güçtür. Psikiyatride her tür sınıflandırma kullanılır. Örneğin psikoz içinde olan insanlar psikozun ilk başladığı yaşa göre sınıflandırılabilir. Ancak bu tür bir sınıflandırma bize akli bozukluğu olan insanları anlamamız için pek de olanak sağlamaz. Psikoz içinde olan çocuklarda akli yetersizlikten kaynaklanmayan uzun süreli bir iletişim bozukluğu vardır. İçe kapanıklık (otizm) çocuk psikozunun bir biçimidir. Daha sonraki yaşlarda ergenlik psikozu ile yaşlılık psikozu arasında ayırım yapılır. Yaşlılık orta yaşlardan sonra başlayan yaşlanma sürecidir. Sık yapılan diğer bir sınıflandırma psikozun varsayılan nedenlerine göre ayrılmasıdır. Buna göre organik psikoza genellikle bir beyin zedelenmesi ya da çok ilerlemiş frengi neden olur. Belirtisel psikoz, beyni de etkileyen genel fiziksel hastalık durumlarında ortaya çıkar. Bu durumun yaygın bir örneği lohusalık psikozudur. Bunun belirtileri yoğun bir korku, umutsuzluk ve kavramanın azalmasıdır.

Şizofrenik psikozun gerçekten var olup olmadığı ve varsa bunun diğer psikoz durumlarından nasıl ayırt edileceği konusunda büyük görüş ayrılıkları bulduğu için bu kavramın açık bir biçimde tanımlanması gittikçe daha güç olmaktadır. Tipik şizofreni durumuna uymayan ve fiziksel bir neden bulmanın da olanaksız olduğu psikolara ruhsal kaynaklı psikoz denmektedir. Bunun nedenleri önce hastanın kişiliğinde ve çevresinde aranmalıdır. Ayrıca psikoz içinde olan bir insanın psikotik dönemleri arasında, hatta bu dönemlerde normal akli tepkiler göstermesi olanaklı olduğu için, pek çok kimse psikoz kavramından çok psikotik bir tepki kavramını kullanmayı yeğlemektedir.

 
 
Başlangıcı
İlke olarak, herkes psikotik tepki gösterebilir. LSD ve meskalin gibi bazı maddelerin kullanılması geçici psikoza yol açabilir. İnsan uzun bir süre yalnız kalır ve duyusal izlenimler edinmezse, çoğu kez sanrı görür ya da işitir. Ancak bazı insanlar diğerlerinden daha çabuk psikotik tepki gösterme eğilimindedirler.

Psikotik tepkilerin kökenine ilişkin birbirinden oldukça farklı kuramlar vardır. Bazı araştırmacılar, güçlü bir psikotik tepki gösterme eğiliminde olan insanların beyinlerindeki bazı metabolik süreçlerde bir bozukluk olduğunu ortaya koymuşlardır. Başka bazı araştırmacılar da ailedeki bazı davranış biçimlerinin gelişmekte olan bir çocuk üzerinde son derece zihin karıştırıcı bir etki yaptığını ve bu nedenle çocuk için tek olanakla tepkinin psikotik bir tepki olduğunu göstermişlerdir. İnsanın iç benliği ile dış dünya arasında ayırım yapabilmesi insanın yaşamı boyunca yavaş yavaş gelişen bir süreçtir.

Korku ya da diğer yoğun duygular bu ayırımı sürekli olarak etkileyebilir. Karanlıktan korkan bir çocuk çok geçmeden gerçekte var olmayan şeyleri duymaya ve görmeye başlayacaktır.

İnsanın taşıma gücü ve yaşayabileceği yük kavramları genellikle bu anlamda kullanılır. Hem fiziksel durumu hem de kişiliği insanın kendi yaşamının yükünü taşıyabilecek yeterli taşıma gücü olup olmadığını belirler. Eğer belirli bir anda yük, taşıma gücünü aşarsa bu durum psikotik bir tepkiye yol açabilir. Örneğin, yalnızlık (yük) ile birlikte hafif bir bunama (akli yeteneklerin yıpranması) hastanın taşıma gücünü zayıflatırsa, çok geçmeden psikotik bir tepki ortaya çıkar.
Belirtiler
Psikotik tepkiler ile birlikte her tür farklı belirti görülebilir. Bu, belirti psikotik belirtilerin olmadığı anlamına gelmez. Belirtiler çok farklı bileşimler gösterebilir. Bu bileşimlerin bazıları düzenli olarak yinelenir. Bu duruma sendrom denir. Örneğin korsakoff sendromu. Bir psikotik tepkide gerçekliği kavrama sürecinin zedelenmesi sanrı (söz konusu kişi çevrede var olmayan şeyleri görebilir) ve sabuklama gibi bir algılama bozukluğuna neden olur. Bazen bilinç de zedelenir. Sanrı ve sabuklama ile birlikte bilincin azalması genel olarak fiziksel bir bozukluktan kaynaklanan psikotik tepki dönemlerinde ortaya çıkar. Şizofrenik ve ruhsal kaynakla psikozlarda bilinç genellikle iyi durumdadır. Psikotik tepkiler duygusal yaşamda bozukluklara neden olabilir. Bu tepkilerin ilk evrelerinin özelliği yoğun bir korku duyulmasıdır. Bazen duygular çok şiddetli değişiklik gösterir; buna değişebilirlik denir ve "Ahmet bir ağlıyor, bir gülüyor" dendiğinde bu ifade edilir. Konuşma ve hareket etme yetenekleri zedelenebilir. Örneğin bazı hastalar uydurulmuş sözcükler kullanırlar (neolojizm). Bu sözcükler söz konusu kişilerin kendi düşünce dünyalarından kaynaklandıkları için, ancak onlar için bir anlamları vardır. Bazen söz konusu kişi uzun bir süre sessiz kalabilir (dilsizlik), aynı hareketi sürekli olarak yineler ya da hiç hareket etmeden ileriye doğru bakar (dalgınlık).
Şizofreni
Şizofreni, geçen asırdan beri psikiyatristleri en çok uğraştıran ve bugün bile birçok yönleri açıklanmamış bir ruhsal hastalıktır. Şizofreni kavram Schizo (yarılma) ve phrenia (Beyin, Zihin) den türemektedir, yani zihin bölünmesi, yarılması anlamına gelmektedir.

Şizofreni genç yaşta başlayan, insanın kişiler arası ilişkilerinde ve gerçeklerden uzaklaştırarak kendine özgü bir içe-kapanım dünyasında yaşadığı, duyuş, düşünce ve davranışlarda önemli bozukluklarda kendisini gösteren bir akıl hastalığıdır.

Şizofreni kavramı ilk olarak Eugen Bleuler 1911'de önermiştir. Bu hastalık erken çocukluk çağında da görülmesine rağmen genellikle genç yaşta ortaya çıkar ve en sık görüldüğü yaş 14-45 arasıdır.
Nedenleri (Etyoloji)
Şizofrenin etyolojisi henüz aydınlanmamış olmakla beraber organik ve psiko-sosyal olmak üzere iki kümede toplanmaktadır. Bu iki kümedeki etkenlerin bir arada ele alınması gerekmektedir. Bleuler zamanından beri bu hastalığın nedenlerini aydınlatmak için çeşitli araştırmalar yapılmış ve değişik görüşler ortaya atılmıştır. Bunlar kalıtım araştırmaları, yapısal etkenler, biyokimyasal etkenler, psiko-sosyal etkenler.

Şizofreni genel nüfusta görülme sıklığı % 0,85’dir, üvey kardeşlerde eş hastalanma oranı % 1,8, öz kardeşler arasında % 14, çift yumurta ikizlerinde % 14, tek yumurta ikizlerinde ise % 86’dır. Anne-babadan biri Şizofreni ise, çocuklarda şizofreni olma olasılığı % 16, anne-babanın her ikisi şizofren ise çocuklarda görülme olasılığı % 40 kadardır. Yapısal yanı beden yapısı ile şizofreni arasında etyolojik bir ilişki genellikle kabul edilmemektedir. Kimyasal etkenlerde birkaç varsayım vardır, bunlardan beyin aminlerini ilgilendirenler Dopamin, transmetilasyon var sayımı. Bunun yanında ergenlik çağında ortaya çıkan endokrin (iç salgı) sistemi hastalıkları arasında psikozların ortaya çıkmasından dolayı bir etken sayılabilir, fakat kanıt bulunamamıştır. LSD-25, mescaline gibi ilaçların ortaya çıkardığı (kimyasal psikozlar) son yıllarda ilgi çekmiştir, bunların şizofreni ile ilgili olmaktan çok akut beyin sendromu ile ilgilidir. Bunların yanında psikolojik ve çevresel etkenlerinde şizofreni oluşmasında önemli yerleri vardır. Hatta şizofren çocuk yetiştiren annelerde vardır (Schizophrenic Mother), yani çocuklarını şizofren yetiştiren (yapan) anneler.
 

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

 

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot