|
|
|
Psikoz (çıldırı)
durumunda hasta kendisini ve çevresini normal bir insanın
algılamasından tamamen farklı bir biçimde algılar. Bu bozukluğun
tipik belirtileri sanrı ve sabuklamalardır. Daha geniş anlamıyla
psikoz kavramı taşkın-çöküntülü çıldırı dâhil olmak üzere tüm
ciddi akli çalışma bozukluk biçimlerini kapsar. Psikoz genel
olarak tahmin edilen nedenlerine göre sınıflandırılır. Örneğin
fiziksel nedenleri olan organik ve belirtisel psikoz ile
fiziksel nedenleri olmayan ruhsal kaynaklı ve şizofrenik psikoz
arasında bir ayrım yapılır. Şizofrenik psikozun (şizofreni)
fiilen var olup olmadığı tartışmalı bir konudur. |
|
|
|
Bir kişinin gerçekliğe ilişkin düşünce ve kavramları genel
olarak toplumun kabul ettiği kavramlarla uyuşmadığı zaman, bu
kişinin psikoz içinde olduğu söylenir. Söz konusu kişi kendisini
ve çevresini bizim anlayamadığımız bir biçimde görür. Gerçekliği
kavrama sürecini zedelenmesi genellikle sanrılara ve
sabuklamalara neden olur. Örneğin kişi bir şeyden dolayı
kendisini izlediğini düşünebilir ya da kendisini suçlayan sesler
duyduğu sanabilir. Psikoz ayrıca insanın kendi iç benliğine
egemen olamadığı durumdur. Bu nedenle söz konusu kişi kendisini,
kendisinin denetleyemediği ve büyük ölçüde değişiklik gösteren
bir istekler, duygular ve düşenceler karmaşası olarak
görecektir. Taşkın-çöküntülü çıldırı, ya da manik depresif
psikoz insanın içinde bulunduğu ruhsal durumlarla ilişkilidir.
Bu durumda ilgili kişi kendisini genellikle anormal sevinç
dönemleriyle birbirini izleyen uzun süreli, hastalıklı bir
çöküntü içinde bulur. Psikoz içinde olan insanların anlaşılması
güç olduğu için, bunları sınıflandırabilmek de güçtür.
Psikiyatride her tür sınıflandırma kullanılır. Örneğin psikoz
içinde olan insanlar psikozun ilk başladığı yaşa göre
sınıflandırılabilir. Ancak bu tür bir sınıflandırma bize akli
bozukluğu olan insanları anlamamız için pek de olanak sağlamaz.
Psikoz içinde olan çocuklarda akli yetersizlikten kaynaklanmayan
uzun süreli bir iletişim bozukluğu vardır. İçe kapanıklık
(otizm) çocuk psikozunun bir biçimidir. Daha sonraki yaşlarda
ergenlik psikozu ile yaşlılık psikozu arasında ayırım yapılır.
Yaşlılık orta yaşlardan sonra başlayan yaşlanma sürecidir. Sık
yapılan diğer bir sınıflandırma psikozun varsayılan nedenlerine
göre ayrılmasıdır. Buna göre organik psikoza genellikle bir
beyin zedelenmesi ya da çok ilerlemiş frengi neden olur.
Belirtisel psikoz, beyni de etkileyen genel fiziksel hastalık
durumlarında ortaya çıkar. Bu durumun yaygın bir örneği
lohusalık psikozudur. Bunun belirtileri yoğun bir korku,
umutsuzluk ve kavramanın azalmasıdır.
Şizofrenik psikozun gerçekten var olup olmadığı ve varsa bunun
diğer psikoz durumlarından nasıl ayırt edileceği konusunda büyük
görüş ayrılıkları bulduğu için bu kavramın açık bir biçimde
tanımlanması gittikçe daha güç olmaktadır. Tipik şizofreni
durumuna uymayan ve fiziksel bir neden bulmanın da olanaksız
olduğu psikolara ruhsal kaynaklı psikoz denmektedir. Bunun
nedenleri önce hastanın kişiliğinde ve çevresinde aranmalıdır.
Ayrıca psikoz içinde olan bir insanın psikotik dönemleri
arasında, hatta bu dönemlerde normal akli tepkiler göstermesi
olanaklı olduğu için, pek çok kimse psikoz kavramından çok
psikotik bir tepki kavramını kullanmayı yeğlemektedir.
|
İlke olarak, herkes psikotik tepki
gösterebilir. LSD ve meskalin gibi bazı maddelerin kullanılması
geçici psikoza yol açabilir. İnsan uzun bir süre yalnız kalır ve
duyusal izlenimler edinmezse, çoğu kez sanrı görür ya da işitir.
Ancak bazı insanlar diğerlerinden daha çabuk psikotik tepki
gösterme eğilimindedirler.
Psikotik tepkilerin kökenine ilişkin birbirinden oldukça farklı
kuramlar vardır. Bazı araştırmacılar, güçlü bir psikotik tepki
gösterme eğiliminde olan insanların beyinlerindeki bazı
metabolik süreçlerde bir bozukluk olduğunu ortaya koymuşlardır.
Başka bazı araştırmacılar da ailedeki bazı davranış biçimlerinin
gelişmekte olan bir çocuk üzerinde son derece zihin karıştırıcı
bir etki yaptığını ve bu nedenle çocuk için tek olanakla
tepkinin psikotik bir tepki olduğunu göstermişlerdir. İnsanın iç
benliği ile dış dünya arasında ayırım yapabilmesi insanın yaşamı
boyunca yavaş yavaş gelişen bir süreçtir.
Korku ya da diğer yoğun duygular bu ayırımı sürekli olarak
etkileyebilir. Karanlıktan korkan bir çocuk çok geçmeden
gerçekte var olmayan şeyleri duymaya ve görmeye başlayacaktır.
İnsanın taşıma gücü ve yaşayabileceği yük kavramları genellikle
bu anlamda kullanılır. Hem fiziksel durumu hem de kişiliği
insanın kendi yaşamının yükünü taşıyabilecek yeterli taşıma gücü
olup olmadığını belirler. Eğer belirli bir anda yük, taşıma
gücünü aşarsa bu durum psikotik bir tepkiye yol açabilir.
Örneğin, yalnızlık (yük) ile birlikte hafif bir bunama (akli
yeteneklerin yıpranması) hastanın taşıma gücünü zayıflatırsa,
çok geçmeden psikotik bir tepki ortaya çıkar. |
|
Psikotik tepkiler ile birlikte her tür
farklı belirti görülebilir. Bu, belirti psikotik belirtilerin
olmadığı anlamına gelmez. Belirtiler çok farklı bileşimler
gösterebilir. Bu bileşimlerin bazıları düzenli olarak yinelenir.
Bu duruma sendrom denir. Örneğin korsakoff sendromu. Bir
psikotik tepkide gerçekliği kavrama sürecinin zedelenmesi sanrı
(söz konusu kişi çevrede var olmayan şeyleri görebilir) ve
sabuklama gibi bir algılama bozukluğuna neden olur. Bazen bilinç
de zedelenir. Sanrı ve sabuklama ile birlikte bilincin azalması
genel olarak fiziksel bir bozukluktan kaynaklanan psikotik tepki
dönemlerinde ortaya çıkar. Şizofrenik ve ruhsal kaynakla
psikozlarda bilinç genellikle iyi durumdadır. Psikotik tepkiler
duygusal yaşamda bozukluklara neden olabilir. Bu tepkilerin ilk
evrelerinin özelliği yoğun bir korku duyulmasıdır. Bazen
duygular çok şiddetli değişiklik gösterir; buna değişebilirlik
denir ve "Ahmet bir ağlıyor, bir gülüyor" dendiğinde bu ifade
edilir. Konuşma ve hareket etme yetenekleri zedelenebilir.
Örneğin bazı hastalar uydurulmuş sözcükler kullanırlar
(neolojizm). Bu sözcükler söz konusu kişilerin kendi düşünce
dünyalarından kaynaklandıkları için, ancak onlar için bir
anlamları vardır. Bazen söz konusu kişi uzun bir süre sessiz
kalabilir (dilsizlik), aynı hareketi sürekli olarak yineler ya
da hiç hareket etmeden ileriye doğru bakar (dalgınlık). |
Şizofreni, geçen asırdan beri
psikiyatristleri en çok uğraştıran ve bugün bile birçok yönleri
açıklanmamış bir ruhsal hastalıktır. Şizofreni kavram Schizo
(yarılma) ve phrenia (Beyin, Zihin) den türemektedir, yani zihin
bölünmesi, yarılması anlamına gelmektedir.
Şizofreni genç yaşta başlayan, insanın kişiler arası
ilişkilerinde ve gerçeklerden uzaklaştırarak kendine özgü bir
içe-kapanım dünyasında yaşadığı, duyuş, düşünce ve davranışlarda
önemli bozukluklarda kendisini gösteren bir akıl hastalığıdır.
Şizofreni kavramı ilk olarak Eugen Bleuler 1911'de önermiştir.
Bu hastalık erken çocukluk çağında da görülmesine rağmen
genellikle genç yaşta ortaya çıkar ve en sık görüldüğü yaş 14-45
arasıdır. |
Şizofrenin etyolojisi henüz aydınlanmamış
olmakla beraber organik ve psiko-sosyal olmak üzere iki kümede
toplanmaktadır. Bu iki kümedeki etkenlerin bir arada ele
alınması gerekmektedir. Bleuler zamanından beri bu hastalığın
nedenlerini aydınlatmak için çeşitli araştırmalar yapılmış ve
değişik görüşler ortaya atılmıştır. Bunlar kalıtım
araştırmaları, yapısal etkenler, biyokimyasal etkenler, psiko-sosyal
etkenler.
Şizofreni genel nüfusta görülme sıklığı % 0,85’dir, üvey
kardeşlerde eş hastalanma oranı % 1,8, öz kardeşler arasında %
14, çift yumurta ikizlerinde % 14, tek yumurta ikizlerinde ise %
86’dır. Anne-babadan biri Şizofreni ise, çocuklarda şizofreni
olma olasılığı % 16, anne-babanın her ikisi şizofren ise
çocuklarda görülme olasılığı % 40 kadardır. Yapısal yanı beden
yapısı ile şizofreni arasında etyolojik bir ilişki genellikle
kabul edilmemektedir. Kimyasal etkenlerde birkaç varsayım
vardır, bunlardan beyin aminlerini ilgilendirenler Dopamin,
transmetilasyon var sayımı. Bunun yanında ergenlik çağında
ortaya çıkan endokrin (iç salgı) sistemi hastalıkları arasında
psikozların ortaya çıkmasından dolayı bir etken sayılabilir,
fakat kanıt bulunamamıştır. LSD-25, mescaline gibi ilaçların
ortaya çıkardığı (kimyasal psikozlar) son yıllarda ilgi
çekmiştir, bunların şizofreni ile ilgili olmaktan çok akut beyin
sendromu ile ilgilidir. Bunların yanında psikolojik ve çevresel
etkenlerinde şizofreni oluşmasında önemli yerleri vardır. Hatta
şizofren çocuk yetiştiren annelerde vardır (Schizophrenic Mother),
yani çocuklarını şizofren yetiştiren (yapan) anneler. |
|
|