|
|
|
Ödem, sıvı
birikmesi nedeniyle bedende bazı kısımların şişmesi olarak
tanımlanır. Ayrıca, bedenin su düzeyindeki bozukluklardan
kaynaklanan değişik hastalıklarla birlikte görülebilecek bir
belirtidir ve farklı etmenler bu duruma neden olabilir. Ana
neden bedenin çok fazla sıvı tutmasıdır. Kan akımı tarafından
ister emilmiş olsun, ister olmasın sıvının yer çekimine karşılık
bacaklarda oldukça uzun bir yol kat etmesi gerektiği için ödem
genellikle bacaklarda görülür. Böbrekler tarafından sıvı
atılmasını artıran ilaçlar ödeme iyi gelebilir. İltihaplanma
durumlarında genellikle lokal (yerel) ödem görülür. |
|
|
|
Ödem, beden dokularında aşırı sıvı toplanmasıdır. Ödeme bedenin
su dengesindeki bozukluklar neden olur. Farklı nedenleri
anlayabilmek için önce bedenin su dengesinin incelenmesi
gerekir.
|
|
Suyun insanlar ve tüm canlı yaratıklar
için yaşamsal bir önemi vardır. Su bedenimizde tuzların,
şekerlerin, aminoasitlerin, proteinlerin, enzimlerin,
hormonların, oksijenin ve karbonik asidin kısacası bize gerekli
olan tüm maddelerin taşınması ve ayrıştırılması için bir araç
olarak işlev görür. |
|
|
Hiçbir canlı yaratık susuz kalamaz. Beden sıvılarının %
10-20'sini yitirmek çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu oran
daha da yükselirse ölüm kaçınılmazdır. Çöl bitkileri ve
hayvanları tümüyle susuz kalmaya dayanamazlar, ancak günlük sıvı
kayıplarını denetleyebildikleri için yalnızca çok az miktarda
suya gereksinim duyarlar. Yalnızca bazı bitkilerin tohumları ve
bazı mantarların üreme cisimcikleri ile bakteriler susuzluğa
dayanabilirler. Hemen hemen hiçbir yaşam sürecinin yer almadığı
bir dinlenme durumuna girebilirler. Yıllarca daha iyi, daha
nemli koşulları bekledikten sonra bu dinlenme durumundan çıkıp
yeniden yaşama dönebilirler. İnsan, bedenindeki suyun kullanımı
açısından pek tutumlu değildir. Bedenimizin % 70'ini su
oluşturur (60 kilo ağırlığında olan bir insan için bu 42litre su
demektir) ve her gün bu miktarın %5 kadarı havaya salınır. Bu,
herkesin günde en az 2-2.5litre su alması gerektiğini gösterir.
Özel koşullarda, terleme nedeniyle çok fazla su kaybı olduğu
zaman bedenin su kaybı 10litre, hatta daha fazla olabilir.
Bedenin gereksindiği tüm su miktarının içilmesi gerekmez. Katı
gıdalarda da önemli miktarda su bulunur. Ayrıca şeker ve yağlar
da yandıktan sonra metabolik su haline gelince bedendeki su
miktarına eklenirler. Su bedenden yalnızca idrar (günde yaklaşık
1.5litre) ve dışkı olarak değil, aynı zamanda terleme ve deri
yoluyla, suyun fark edilmeden sürekli buharlaşması aracılığıyla
ve soluk verilmesiyle birlikte de çıkar. Dışarı verilen hava çok
nemlidir. Soluğun ne denli nemli olduğu örneğin soğuk havada ya
da soğuk bir aynaya üflendiği zaman anlaşılır. Dışarı verilen
buhar küçücük su damlacıklarından oluşan bir tabaka halinde
aynayı buğulandırır.
Çoğu insanın beden sıvılarından söz ederken ilk önce kandan söz
etmesine karşın, kanda aslında tüm beden sıvılarının yalnızca
çok küçük bir kısmı (genellikle 3 litreden az) bulunur (5.5litre
kadar olan kanın geri kalan miktarını kan hücreleri oluşturur).
Kandan başka çok daha az miktarda lenf bulunur. Lenf, kan gibi
tüm bedende dolaşımı olan renksiz bir sıvıdır Tüm beden
sıvısının 10litre kadarını doku sıvısı ya da dokular arasında
bulunan sıvı oluşturur. 30litre kadarı ise çeşitli beden
hücrelerinde ve hücre sıvısında ya da hücreler arasında sıvıda
bulunur. Kan, lenf, dokular ve hücreler arasında sürekli bir
sıvı değişimi vardır. Bu değişim sıvıda çözülmüş olan maddelerin
tüm bedene taşınmasını sağlar. Böbrekler özellikle etkindir: her
gün yaklaşık 180litre sıvı tehlikeli maddelerden arındırılmak
amacıyla kan dolaşımından çıkar. Bu sıvının hemen hemen tümü
yeniden kana döner. Yalnızca idrar tümüyle bedenden çıkar.
Sindirim organları tarafından salgılanan ve mide-bağırsak
kanalına giderek orada yiyecek maddeleri ile karışan sıvı da
önemlidir. Kalın bağırsakta sıvının çoğu yeniden kana karışır.
Dışkıyla çok az sıvı kaybedilir. |
Bedendeki hemen hemen tüm bölmeler (hücre
zarları gibi) su ve tuz geçirir; ancak protein gibi,
moleküllerden oluşan maddeleri geçirmez. Kısmen geçiş sağlayan
bu bölme duvarlarına yarı geçirgen zarlar denir. Bu tür zarların
çoğunda zar içindeki büyük molekül miktarı zar dışındakinden
daha çoktur. Böyle durumlarda osmoz denilen ve suyun zarın içine
girdiği bir eşitlenme süreci gerçekleşir. Bunun bir sonucu
olarak zarın içindeki sıvının yoğunluğu azalırken, zarın
dışındaki sıvı daha yoğun bir hale gelir.
İlke olarak, her iki tarafta aynı molekül düzeyine erişinceye
kadar bu süreç devam eder. Uygulamada ise su girince, zarın
çevresindeki alan şişeceği için bu her zaman gerçekleşmez. Zarın
içindeki basınç artar ve belirli bir anda basınç dışarıyla aynı
olmak isteyeceği için bir denge durumu belirir. Zarın içinde
bulunan maddelerin osmotik bir basınç oluşturduğu ve bu basıncın
hücrelere ve dokulara belirli bir sağlamlık sağladığı söylenir.
Hücreler osmotik basınç ile şişirilen küçük balonlara
benzetilebilir. Birçok madde kan ve doku sıvılarında çözüldüğü
için, kan ve doku sıvıları osmotik olarak etkindir. Bu sıvının
yerini saf su alsaydı, hücreler çok su emebilecekleri için
patlayıncaya kadar şişerlerdi. Bu nedenle çok su kaybetmiş
birisine sıvı verileceği zaman saf su değil osmoz açısından kan
gibi davranan fizyolojik tuz solüsyonu kullandır. Ödem durumunda
koloid-osmotik basınç, kan proteinlerinin osmotik faaliyetlerine
bağlı olduğu için özellikle önem kazanır. Damar duvarları
genellikle protein geçireceği için doku sıvısı protein açısından
zayıftır. Bunun sonucu olarak protein açısından zengin olan kan,
dokulardan sıvı çeker. |
|
Ödem aşırı miktarda doku sıvısının
birikmesidir. Genellikle parmak ile derinin üzerine sert bir
biçimde bastırıldığı zaman görülebilir. Parmak çekildiği zaman,
yavaş yavaş kaybolan küçük bir çukur belirir. Hasta yattığı
zaman, çarşaf kıvrımları deride derin izler bırakır. Ödemin
kendisi genellikle çok tehlikeli değildir (beyin ve akciğer
ödemleri hariç) ve böbreklerin attığı sıvı miktarını artırarak (diüretikler)
bedende daha az sıvı kalmasına yol açan ilaçlarla tedavi
edilebilir. Ödem sıvısı genellikle sıvının süzülen kısmının
yerini almak için kullanılır. Ancak ödeme yol açan nedenler çok
ciddi olabilir. Dolayısıyla, bu nedenlerin her zaman
araştırılması gerekir. Nedenler başlıca iki gruba ayrılabilir:
sıvı süzme sistemindeki bir tıkanıklığın neden olduğu ödem ve
protein dengesindeki bozuklukların yol açtığı ödem. |
|
Sıvı Süzme Sisteminde Bir
Tıkanıklık |
|
Bir kan pıhtılaşması (tromboz) ya da
götürücü kanaldaki damarlarda bir bozukluk olduğu zaman,
atardamar kılcallarındaki dokulara zorlanmış olan doku sıvısı
yeterince süzülemez ve bedenin etkilenen kısmında lokal ödeme
yol açar. Ödem, tüm kan ulaşım sisteminin yavaşladığı bir durum
olan variste sık görülür. Örneğin, çevresindeki bir ur ya da
gebelik nedeniyle büyük kalça atardamarları üzerindeki basınç
bacaklarda ödeme yol açabilir. Bu tür bir ödem genellikle gün
boyunca uzun süre ayakta durduktan ve yürüdükten sonra geceleri
görülür. Bacaklar yukarı kaldırılarak bir süre yatılırsa, sıvı
genellikle kendiliğinden süzülür. Önemli lenf damarlarının
tıkanması da ödeme yol açabilir (lenfatik ödem). Böyle
durumlarda ödem olan bölge sertleşir ve kendine özgü soluk bir
renk alır. Bazı kalp zayıflıklarında (kalp yetmezliği) kalp
dışına yeterince kan pompalanamaz. Bu durumda kan kalbin dışına
çıkacak bir yol bulamadığı için kalbin önünde birikir. Sağ kalp
yetmezliğinde kalbin sağ tarafı yeterince çalışmadığı için
organlardaki ve kaslardaki kan dışarı çıkamaz. İlk ödem
belirtilerini genellikle bacaklar gösterir. Ciddi durumlarda
sıvı karın boşluğuna, karın zarı tabakaları arasına da
girebilir; karında sıvı toplanır. Sol kalp yetmezliğinde, kalbin
sol tarafı yeterince çalışmaz ve kanın akciğerlerdeki kan
damarlarından çıkmasını engeller. Uzun dönemde sıvı akciğer
keseciklerine de girer (akciğer ödemi) ve böylece akciğerlerin
oksijen emmelerini de aksatır. Bu durumda kalbin iyi çalışmaması
nedeniyle zaten var olan sorunları daha da şiddetlendirir. |
|
Kanın protein kaybetmesi tkloid-osmotik
basınçta bir azalmaya yol açtığı için bedenin su dengesini
etkiler. Bu, dokulardan hiç sıvı çekilmemesine yol açar. Açlığın
neden olduğu ödem durumunda, yetersiz beslenme nedeniyle genel
bir protein eksikliği vardır. Kan proteinlerinin idrar yoluyla
kaybına neden olan böbrek bozuklukları da ödeme yol açabilir.
Böbrek bozuklukları glomerül iltihabı ve nefrotik sendroma da
neden olur. Nefrotik sendromda yalnızca albümin proteini
kaybedilir. Böbrek ödemi hastanın gözlerinden anlaşılabilir.
Böbreklerden sıvı ulaşımının engellendiği diğer böbrek
bozuklukları protein kaybı olmadan ödeme neden olabilir. Başka
bir ödem türü de enfeksiyonların ya da alerjilerin neden olduğu
iltihaplanmalarla birlikte görülür. İltihaplanma durumunda
etkilenen alandaki damar duvarları protein açısından geçirgen
olur ve proteinin doku sıvısına girmesine olanak verir. Bu
durumda kan bu dokudaki osmotik emme gücünü yitirir ve lokal
ödeme yol acar. |
|
|