|
|
|
Nevroz akli
işlevselliklerde fiziksel nedeni olmayan bir bozukluğun ortaya
çıkmasıdır. Bir nevrozun temel özellikleri ilgili kişini
gerçekliği yargılama yeteneğini büyük ölçüde zedelemeden, kişide
tedirgin edici duygulara yol açmasıdır. Nevroz belirtileri
korku, yılgı ve zorlayıcı (kompulsif) davranışlar karşısında
aşırı tepki gösterilmesi olabilir. Nevrozun nedenlerine ilişkin
en yaygın açıklamayı Freud'un psikanalitik (ruhsal çözümlemeci)
kuramı sağlamaktadır. Bu kavrama en önemli eleştiriyi getiren
İngiliz Eysenck olmuştur. Eysenck'in görüşü psikolojik
davranışçılık kuramına dayanmaktadır. Eysenck'e göre nevroz,
yanlış koşullandırılma nedeniyle gelişmiş olan uyumsuz bir
davranış biçimidir. |
|
|
|
Nevroz kişinin aslında yapmaktan hoşlanmadığı işleri yapmasına
yol açan akli bir bozukluktur. Kişi istediği biçimde işlev
görememektedir. Sinir hastası olan kişide genellikle fiziksel
bir bozukluk yoktur ve nevroz dışında kişinin kendisine ve
çevresine ilişkin izlenimleri oldukça gerçekçidir. Bu olgu
nevroz ve psikoz koşulları arasındaki temel farklılıktır. Psikoz
durumunda hastanın gerçeklik kavramı (gerçeklik sınanması) ile
gerçeklik arasındaki ilişki önemli ölçüde zedelenmiştir. Ancak
yine de nevroz ve psikoz arasında kesin bir çizgi çizebilmek
oldukça güçtür. Hiç kimse bütünüyle nevroz eğilimlerin dışında
değildir. Örneğin kişi, iyi işlev görmesi için mutlak olarak
gerekli olandan daha titiz (kuruntulu) davranabilir. Benzer
şekilde, insan gerçekliğin gerektirdiğinden çok daha endişeli
olabilir. Bu nedenle insan, haklı olarak bir kişinin sinir
hastası olarak nitelendirilmesinin ölçütleri ve sınırlarını
sorabilir.
|
|
Nevroz, Psikopati ve Psikoz |
|
Üç temel akli
hastalık grubu arasındaki farklılıkları açıklamanın en iyi yolu
bir örnek vermek olacaktır. Örneğin bir insanın kızdığı zaman
gösterdiği tepki biçimlerini ele alabiliriz. Nevroz içinde olan
(nörotik) kişi kızgınlık duygusunu tamamıyla yadsır. Bu kişi
hiçbir kızgınlık duymadığını dürüstlükle ve açık bir vicdan ile
belirtir. Ancak gün boyunca daha sonra şiddetli bir baş ağrısı
hissedebilir, kendisinin açıklayamadığı bir biçimde tedirgin
olur ya da örneğin sağ kolunda garip bir uyuşukluk hissedebilir. |
|
|
|
Bütün
bunlar nörotik bir tepkinin alabileceği birçok biçimden yalnızca
bir tanesidir. Bütün bu tepkilerin ortak özelliği, ilgili
kişinin çevresindekiler için de pek hoş olmamasına karşın,
yalnızca sinir hastası olan kişinin bunlardan etkilenmesidir.
Psikopat (ruh hastası) olan bir kişinin kızgınlığını yenmek için
gösterdiği psikopatik tepki biçimi görünürde hiçbir neden
olmaksızın birisiyle kavgaya tutuşmasıdır. Ruh hastası olan
kişinin kızgınlığını yenebilmek için gösterdiği tepkide
vurgulanması gereken nokta, bu süreç içinde etkilenen kişilerin
özelikle arkadaşları ve çevresi olduğudur. Ancak bu ruh hastası
olan kişinin kendi davranışlarından tedirgin olmadığı anlamına
gelmez. Psikoz (çıldırı) durumunda ise, kızgınlığını yenmek
isteyen kişi rahatlıkla bu kızgınlığını bir başkasına
yansıtabilir (yansıtma) ve diğer kişinin her açıdan kendisine
karşı olduğu gibi yanlış bir düşünceye saplanabilir. Bu davranış
ile birlikte bazen hastanın kendisinin nasıl tehdit edildiğini
fiilen 'gördüğü' ya da 'işittiği' sanrılar da ortaya çıkabilir. |
|
Nörotik Davranış Biçimleri |
Nörotik (sinirsel) davranışları
sınıflandırmanın çeşitli biçimleri vardır; aslında bunlar hemen
hemen var olan psikiyatri (akıl hastalıkları uzmanlığı) akımları
kadar çoktur. Sinirsel belirtiler hastanın tepkilerine göre
ayırt edilebilir. Bunlar, hastanın kendisinin hoşlanmadan
yaşadığı belirtilerdir; hasta bunlar için etkin bir biçimde çare
arar. Sinirsel korku kaynaklandığı tehlikeye göre çok fazla
abartılır ve bazı durumlarda bu korkunun kaynağı yalnızca
hastanın kendi kafasında olabilir. Korku kalp çarpıntısı,
ellerin terlemesi, gerilim, solgunluk, zayıflık ve midede hafif
bir baygınlık duygusu gibi fiziksel belirtilere de yol açabilir.
Burada herkesin bir ölçüde çeşitli şeylerden korktuğunu, örneğin
dişçi korkusu, sınav korkusu ya da karanlık korkusu belirtmek
gerekir. Bir korku bu tür belirli durumlar ya da nesneler
kısıtlı ise buna çekinme, korkma denebilir. Bunun nörotik
biçimine yılgı (fobi) denir. Yılgı, bir yabancıya bütünüyle
mantıksız görünür. Ancak yılgı içinde olan kişi gerçek bir korku
duyar. Birkaç çeşit yılgı vardır. En yaygın olanlarından biri
kapalı yerlerden duyulan korku ya da kapalı yer yılgısıdır
(klostrofobi). Yaygın olan diğer iki yılgı açık alan yılgısı
(agorafobi) ve yükseklik yılgısıdır (akrofobi).
Duygu dönüşüm tepkilerde (klasik psikiyatride histeri denir),
hasta fiziksel bir bozukluğu olmadığı halde bir ağrıdan ya da
hoş olmayan bir duygudan yakınır. Kişiliğini yadsınması (depersonalizasyon)
hastanın kendini algılamasında ortaya çıkan bir bozukluktur.
Hasta artık kendisiyle aşina değildir ve bir aynanın önünde
durup "Bu ben miyim?' diye düşünür. Çoğu insan, örneğin yorgun
olduklarında ya da herhangi bir zaman bu tür bir olay yaşar. Bu,
gerçekliğin yadsınmasında (derealizasyon) da geçerlidir. Bu
durumda çevre, benzer şekilde gerçek değilmiş gibi algılanır.
İlgili kişi kendisini sanki bir filmde yaşıyormuş gibi hisseder.
Zorlayıcı bir nevroz, çeşitli zorlayıcı belirtiler gösterebilir.
Kişi bu belirtilerden tedirgin olur ve onların gereksiz olduğunu
düşünür, ancak bunlara karşı başarıyla direnemez. Zorlayıcı
hareketler örneğin sürekli olarak el yıkamak dürtüsü olarak
belirebilir. Ayrıca zorlayıcı düşünceler de vardır. Bu durumda
ilgili kişi sürekli olarak aynı şeyi düşünmeye zorlanır. En son
olarak nörotik depresyon durumundan söz edebiliriz. Bu durumda
uyku bozuklukları, kişinin öz¬saygısında bir azalma ve bir
girişkenlik eksikliği belirebilir. |
|
En önemli nevroz kuramları Viyanalı
Nörolog Sigmund Freud'un (1856-1939) geliştirdiği psikanalitik
kuram ile davranışçı kuramdır. Davranışçı kuram Rus bilim adamı
Pavlov'un hayvanlar üzerinde yaptığı testlere ve Amerikalı
davranışçı psikolog John B.Watson'un (1878-1958) araştırmalarına
dayanılarak geliştirilmiştir. Watson on bir yaşındaki bir erkek
çocuğa (küçük Albert) ödüllendirme ve cezalandırma yöntemi ile
beyaz fareden ve ona az ya da çok benzeyen her şeyden korkmasını
öğretmiştir. |
Birçok ruhsal çözümlemeci, insanların
çocukluklarının ilk evrelerinde yaşadıkları olağandışı
deneyimlerin bir sonucu olarak sinir hastası (nörotik) oldukları
görüşündedirler. Freud taraftarlarına göre çocuklar çelişkilerle
dolu bir ortamda yaşarlar.
Bağırmak, idrar yapmak ve bağırsaklarımızı boşaltmak gibi doğal
güdülerimiz duyularımız ve öz denetim benlik, ego tarafından
denetlenmelidir. Ayrıca çevremizin (anne-baba) bizden istediği
şeylere de uymalıyız; Freud'un üst benlik (süper ego) adını
verdiği bu durum vicdan ile de karşılaştırılabilir. Bu son
derece karmaşık temel üzerinde Ödip kompleksi ele alınmalıdır.
Ödip kompleksi küçük erkek çocuğun annesini çekici bulması ve
kendisinin babasının rakibi haline geldiğine inanmasıdır. Aynı
zamanda da cinsel bir ilişkinin yasak olduğunu öğrenir ve dahası
babasını hala sever. Bir kız çocuğu için ise bu üçgen ilişki
ters yönde gelişir. Küçük bir çocuk bu durumu nasıl çözer?
Yapabileceği en normal şey babasına karşı duyduğu saldırma
güdüsünü (agresyon) düşsel oyunlarda gidermektir. Bu oyunlarda
babasını temsil eden 'Devler'e vb. karşı mücadele eder. Ancak
çocuk bu güdelerini dışa vuramazsa, korkulan ve çelişkileri
sürdüğü için bu baskı daha sonraki bir yaşta nörotik bir korkuya
yol açabilir. Baskı, duygu dönüşüm belirtileri de neden
olabilir. Bu koşullar altında, çocuğun en içsel güdüleri ve
istekleri gizli kalırken, çocuk tatmin edici belirli bir ilgi
görebilir. Korku çocukluğun tipik bir belirtisidir. Genel,
nörotik bir korku belirli bir şeye yönelen bir korku (yılgı)
haline dönüşebilir. Yılgı içinde olan insan korkusuna neden olan
durum ya da nesneden düzenli bir biçimde kaçarak korkunun ortaya
çıkmasını önleyebilir. Bunun sonucunda, yılgısı zorlayıcı
davranışlara yol açabilir. Örneğin bir pislik yılgısı kendisini
zorlayıcı temizleme biçiminde ortaya koyabilir. Ödip evresinde
yaşamayan bir insan daha sonraki bir yaşta, tuvalet eğitimi
görürken geçirdiği makat evresi gibi, gelişmesinin ilk
evrelerine geri dönebilir. Bir yetişkinde bu geriye dönüş
nörotik bir tutumluluk ya da bir şeyi biriktirme merakı olarak
ortaya çıkabilir. Ayrıca kişinin, kendisini meme emmenin verdiği
zevkten kurtaramamasının bilinçsiz bir sonucu olarak, bu evrede
kalması da (saplantı) olanaklıdır. Sigara içmek, içki içmek,
aşırı yemek yemek ve daha ciddi alışkanlıklarla ilgili
davranışların bu kavram ile ilişkili olduğu kabul edilmektedir. |
|
Davranışçı kuram taraftarları da nörotik
davranışın nedenlerinin çoğunlukla çocukluğun ilk zamanlarında
aranması gerektiğine inanırlar. Ancak bu davranışın Ödip
çelişkisinden ya da çocuğun gelişmesinin daha başlangıcındaki
evrelerde ortaya çıkan bir çelişkiden kaynaklandığı görüşüne
katılmazlar, onlara göre söz konusu kişi bu nörotik davranışı
edinmiştir. Davranışçılık cezalandırma ve ödüllendirme sürecine
inanır. Örneğin bir anne çocuğu için çok endişelenir ve onu
aşırı bir biçimde korursa (şımartırsa), çocuk kendi sorunlarını
çözmeyi öğrenmediği için, daha sonra başkalarının yardımına
dayanma alışkanlığı edinebilir. Çocuk en ufak bir kızgınlık
belirtisi gösterdiği zaman cezalandırılıyorsa, duygularını
bastırmaya ve tedirgin olduğu zaman bunu göstermemeyi
öğrenecektir. Bu durum çocuğun son derece denetimli, hatta
ruhsuz bir yaşam biçimi geliştirmesine ve dönem dönem ortaya
çıkan korku ve depresyon dönemlerini yaşamasına yol açabilir. |
|
Davranışçı kuramın günümüzdeki en önde
gelen yetkililerinden bir olan Hans Jürgen Eysenck 1950'lerde
geliştirdiği bir kişilik modelini kullanarak hangi insanların
diğerlerinden daha çok nörotik davranış göstermeye yatkın
olduklarını belirtebilmektedir. Herkes iki göstergenin
yardımıyla sınıflandırılabilmektedir. Birinci gösterge duyguları
gösterir ve duygusal olarak istikrarlı olanlardan istikrarsız
olanlara doğru gider. Eysenck istikrarsız durumu nörotiklik
olarak adlandırır.
Çoğu insan bu iki
uç arasında bir yerlerde sınıflandırılır. Çok az insanda düşük
bir sinirsellik düzeyi bulunur. Bu kişiler kolayca tedirgin
olmazlar. Ancak bu, onların duyarsız oldukları anlamına gelmez.
Yalnızca her tür farklı koşula uygun tepki gösterebilecek
durumdadırlar. Benzer şekilde, çok az insanda çok yüksek bir
sinirsellik düzeyi bulunur. Bu kişiler yaşamın en basit
sorunları karşısında bile gerginlik duyarlar ve bütün bu
gerilimlerin yarattığı baskının altında bir çökme eğilimi
gösterirler. Ancak bu, onların uzun dönemde zorunlu olarak
nörotik sorunları olacağı anlamına gelmez. Bu tür bir durumun
ortaya çıkıp çıkmaması çevrelerine bağlıdır. Ortaya çıkabilecek
nevroz türü hastalığını değişebilirliğine bağlıdır; Eysenck buna
dışadönüklük demektedir. Dışa dönük bir kişi, içe dönük bir
kişide olduğu gibi kendi içine ve kendi sorunlarına yönelik
olmayıp, büyük ölçüde dış dünyaya ilgi duyar. |
|
|