Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
 
Kanser
Kanser insanlarda bilinen yüzden fazla habis ur türü için kullanılan genel bir terimdir. Kanserli urlar belirli bir dokuda gelişir, ancak sonra çevresindeki dokuya yayılır, hatta değişik organlara bile ulaşıp, lenf ve kan ile taşınan hücreler aracılığıyla bu organlarda da büyümeye devam edebilirler. Kanser hücreleri normal işlevlerini sürdüremezler ve sağlıklı hücrelerin uyumunu ve yaşam şanslarını da yok ederler. Tedavi edilmezse, kanser kesinlikle ölümle sonuçlanır. Başarılı bir tedavi olasılığı büyük ölçüde teşhisin ne denli erken yapıldığına bağlıdır ve %40 bir ortalama ile %0 ve %100 arasında değişmektedir.
 
 
Kanser kadar sürekli herkesin ilgisini çeken az hastalık vardır. Hastalığın genellikle etkileyici bir seyri vardır ve gelişmiş ülkelerde ölümün ana nedenlerinden biri haline gelmiştir. Bir açıdan bunun nedeni günümüzde çoğu insanın çok ileri yaşlara kadar yaşamasıdır. Çünkü kanser türlerinin çoğu yaşlılık hastalıklarıdır; eskiden ise insanlar kanser olasılığının arttığı yaşa varmadan çok önce ölürlerdi. Ancak, çağdaş yaşam biçiminin de kanser olasılığını arttığı söylenebilir. Örneğin sigara içmek ile akciğer arasındaki ilişki çok açık bir biçimde ortaya konmuştur. Kansere olan doğal eğilim önemli bir rol oynamaktadır ve bu eğilim dış etkileri nedeniyle daha erken güç kazanabilir. Büyük bir olasılıkla herkeste hem bir kanser eğilimi, hem de kansere karşı bir direnç vardır. Ayrıca hastalığın gelişmesini kolaylaştıracak birçok etmen vardır. Bunlar sigara içmenin yanı sıra yüzlerce kimyasal maddeyi (örneğin is, katran, benzin, vinil klorid) radyoaktif radyasyon, ultraviyole ışınları ve hemen hemen kesin bir biçimde virüsleri ve hormonları da kapsar. Kansere bilinmeyen bir nedenle denetimsiz bir biçimde bölünmeye başlayan bazı hücreler neden olmaktadır. Her hücre bölünebilir, ancak bazıları (kırmızı kemik iliği, bağırsak mukozası, çoğalan deri tabakası), çok hızlı bölünürken bazıları da hemen hemen hiç bölünmezler. Tüm dokuların uyumlu bir biçimde gelişmesini düzenleyen belirli maddelerin bir hücrenin bölünüp bölünmeyeceğini belirlediği sanılmaktadır; ancak bu düzenleyici maddelerin nasıl çalıştıkları henüz bilinmemektedir. Düzenleyici mekanizmanın kanserojen etmenin etkisiyle zedelendiği varsayılabilir, ancak bu, kanserojen etmen bertaraf edildikten sonra da hücrelerin bölünmeye devam etmeleri olgusunu açıklamamaktadır.
 
 

Ayrıca kanser hücrelerinin neden özgün biçimlerini ve yeteneklerini kaybettikleri ve bir tür ilkel hücreye benzemeye başladıkları da açıklanmış değildir. Kanser hücreleri tarafından üretilen hücreler her zaman yeni kanser hücrelerin olduklarına göre değişiklikler hücrenin kalıtsal malzemesi ile de bağıntılıdır. Bu durumda kalıtsal malzemede de kanserojen etmenlerin neden olabileceği değişikliklerin yer alması söz konusudur. Kanser bilmecesi için bir açıklama ancak küçücük hücrede olup bitenlere ilişkin çok daha fazla şey keşfedildiğinde olanaklı olabilecektir. Kanser araştırmalarının yöneldiği bir diğer alan bağışıklığın bilimsel olarak incelenmesidir. Birçok kanser hücresi özelleşmiş antikorlar tarafından tanınır ve bunlar tarafından yok edilebilir. Her zaman olduğu gibi, öğrenme süreçleri yani kanser hücrelerinin bir hastalık olarak tanınması, bu direncin gelişmesinde önemli bir rol oynar. İnsan, kanser hücrelerinin gelişmesinin bedende oldukça normal bir olay olduğunu ve kanser hücrelerin bertaraf edildikçe normal olarak bu olayın hiçbir biçimde hissedilmediğini düşünebilir. Ancak direncin başarısız olması halinde kanserli bir ur gelişebilir. Bir kurama katkıda bulunan bir olgu çok ilerlemiş bir kanser durumundan bağışıklık bozukluklarının da belirmeye başlamasıdır; bu nedenle birçok kanser hastası doğrudan doğruya ur nedeniyle değil, hızla yayılan ve artık kendisine karşı direncin kalmadığı bir enfeksiyon nedeniyle ölür.

Sınıflandırma
Urlar büyümeye başladıkları dokulara göre adlandırılırlar. Bir ur parçasının ancak mikroskopla incelenmesinden sonra, hangi tür kanserin söz konusu olduğunu saptamak olanaklı olabilir. Ayrıca birbiriyle ilişkili urlar hangi organın etkilendiğine göre ayırt edilebilirler (mide adenokarsinomu; bağırsak adenokarsinomu vb.). Örneğin mide kanserine mukoza karsinomu (mide mukozasından kaynaklanan), adenokarsinom (bez hücrelerinden kaynaklanan) ya da sarkom (destek dokusundan kaynaklanan) gibi değişik türlerin neden olabilmesi birçok olasılığın bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu ayırım tedavi ve hastalığın seyri açısından önemlidir.
Belirtiler
Kanserin belirtileri çeşitlidir. Genellikle etkilenen organ ilişkin bir bozukluk dikkat çekicidir, ancak genel belirtiler de ortaya çıkabilir. Örneğin hızla büyüyen ur bedende var olan besinlerin önemli bir miktarına el koyarak kilo kaybına ve yorgunluğa neden olur. Ayrıca iştah kaybı ve ateş de belirebilir. Ancak bunlar genellikle hastalığın ileri dönemlerinde görülür. Kanserin en kötü yanı hastalığın başlangıçta fark edilmemesidir. Şikayetler ancak hastalık epey ilerledikten sonra ortaya çıkar: bu durumda kanserli dokudan bazı parçaların koparak bedenin diğer kısımlarında gelişmelerini sürdürmeleri (metastaz) tehlikesi vardır. Kanserin en çok etkilediği organlar karaciğer, akciğerler, beyin ve kemiklerdir. Başlangıçtaki ur yok edilebilse bile, metastaz hücreleri gelişmelerini sürdürürler. Bir urun varlığı ne denli erken saptanırsa, hastalığın seyri o denli iyi olur. Derideki değişiklikler ve siğil, et beni, yara, vb.nin ortaya çıkması her zaman çok çabuk fark edilmediği için deri kanseri en az zararlı kanser türüdür. Ben ve benzeri oluşumlardaki pigment üreten hücrelerin büyümesinden kaynaklanan habis melanom çok tanınan bir kanser türüdür. Bağırsak kanseri daha çok kalın bağırsakta (kalın bağırsak karsinomu) ve rektumda (göden bağırsakta) görülür. Bunun en önemli belirtileri kabızlık ya da ishal, dışkıda kan ve daha sonraları duyulan ağrıdır. Bağırsak kanserleri yavaş bir gelişme gösterdiği için hastalığın seyri genellikle iyidir. Mide kanseri çoğunlukla yalnızca yaşlılıkta görülür. Başlangıçta genel bir rahatsızlığa yol açar, sonraları ise sürekli var olan ve mide ülserinin aksine yemeklere bağlı olmayan bir ağrıya neden olur. Hastalık hızla ilerler; hasta doktora başvurduğunda ur önemli ölçüde yayılmış, hatta bazen bağırsakları, karaciğeri ve pankreası da sarmış olur. Metastaz tehlikesi de büyüktür. Akciğer kanseri genellikle bronş borularında başlar; hastalık erkeklerde daha çok görülür. İlk belirtiler urun nerede bulunduğuna bağlıdır ve bazen öksürük, balgam atılması, nefes tıkanıklığı, sigara içenlerin öksürüğü gibi diğer akciğer hastalıklarından ayırt edilemez. Bu belirtilerin kaybolmaması incelemeye olanak vermektedir. Daha sonraki evrelerde hastaya yinelenen zatürree görülür ve hasta kan tükürür. Göğüs kanseri kadınlarda görülen en yaygın kanser türüdür. Hastalık daha çok yaşlıca kadınlarda görülmekle birlikte, genç erkek ve kadınlarda da olabilir. Göğüsteki urları, diğer belirtiler ortaya çıkmadan çok önce, hastanın kendisi kolaylıkla fark edebilir. Bu nedenle göğüslerin düzenli olarak yoklanması yerinde olur. Metastaz genellikle lenf damarları aracılığıyla örneğin koltuk altlarına ilerler. Ameliyatla çoğu kez göğsün tümünün alınması gerekir. Eğer hastalık çok ilerlemeden müdahale edilmişse, hastalığın seyri son derece iyi olur. İki tür dölyatağı kanseri vardır: dölyatağı boynu kanseri ve dölyatağı kanseri. Dölyatağı boynu kanseri genellikle normal cinsel yaşamları olan 40-50yaşları arasındaki kadınlarda görülür; bakirelerde görülme olasılığı çok azdır. Dölyatağı boyun salgısından bir parça alınıp incelenerek hastalığın çok erken saptanması olanaklıdır. Daha sonraki bir evrede düzensiz dölyolu kanamaları olur; dölyolundan hoş olmayan (bazen kanla karışık) bir akıntının gelmesi bir sonraki endişe verici belirtidir. Ur organın diğer kısımlarına yayılmaya başlayınca ağrı duyulur. Dölyatağı kanseri dölyatağı mukozasında bulunan bez hücrelerinden kaynaklanır. Özellikle çocuğu olmamış kadınlar arasında yaygın olan bu kanser türü hormon düzenlenmesiyle ilişkilidir; dişi hormonları da urun gelişmesini destekler. Bu durumda da ilk belirtiler kan kaybı ve sulu kahverengi bir akıntıdır. Ur çok yavaş büyüdüğü ve ancak çok sonraki bir evrede metastaza yol açtığı için hastalığın seyri genellikle uzun sürer. Öte yandan prostat kanseri oldukça hızlı, özellikle de kemiklere yayılır. İlk belirtileri zararsız olan prostat hipertrofisinin (anormal irileşme) belirtilerine benzer: idrar yolunun tıkanması nedeniyle idrara çıkma güçleşir.
Tedavi
En yaygın tedavi urun ameliyatla alınmasıdır. Ur çok gelişmemişse bu çok basit olur. İleri bir evrede ur yayılır, bu nedenle organın gittikçe büyüyen bir kısmının alınması gerekir. Urun bazı kısımları kopup, bedene yayılabileceği için alınırken büyük özen gösterilmelidir. Akciğer, göğüs, mesane kanseri, mide ve bağırsak kanserleri ameliyata olanak verir. Karaciğer kanseri ve beyin kanserlerinde ise ameliyat o denli kolay olmaz. Metastaz hücreleri uzun bir süre yerleri saptanamayacak kadar küçük oldukları için ameliyat edilemezler. Ayrıca genellikle bir kaç tane birlikte bulunduğu için ameliyatta çok fazla dokunun alınması gerekir.

Çok hızla bölünebilen hücreler oldukları için kanser hücreleri radyasyona karşı son derece duyarlıdır ve bu nedenle radyasyon ile yok edilme şansları çevrelerindeki dokudan daha fazladır. Ancak radyasyon ur üzerinde yoğunlaşsa bile uru çevreleyen, örten ve altında bulunan doku da zedeleneceği için radyasyonun pek çok sakıncası vardır. Radyasyon daha çok deri kanserlerinde ve ameliyat edilmesi güç olan kanser türlerinde uygulanır. Ameliyat ile alınmış olan bir urun metastaz hücreleri de radyasyon ile yok edilebilir. Bu nedenle birçok durumda radyasyon tedavisi bir ameliyattan önce ve sonra uygulanır. Bu arada hücre bölünmesini yavaşlatan birçok ilaç bulunmuştur (sitostatik). Bu ilaçların bir sakıncası normal hücrelerin bölünmesinin de yavaşlatılmasıdır. Bu durumun özellikle bağırsaklar, deri ve kan üzerinde ciddi sonuçları olabilir. Bir diğer olasılık hormon tedavisidir. Hormon tedavisi özellikle dokuları doğal olarak cinsiyet hormonlarının etkisine karşı duyarlı olan cinsel organ kanserlerinde yararlıdır. Örneğin dölyatağı kanseri genellikle erkek cinsiyet hormonları ile yavaşlatılır, gelişmesi ise dişi cinsiyet hormonları ile hızlandırılır. Bunun tersi prostat kanseri için geçerlidir.
 

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

 

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot