Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
 
Kan Hastalıkları

Yapısı karmaşık bir sıvı olan kanın bedendeki işlevleri çok çeşitlidir. Alyuvarların veya hemoglobin azlığı (anemi), pıhtılaşma bozukluğu ve kan kanseri habercisi olabilen kan hücreleri yapımındaki anormallikler, en önemli kan hastalıklarıdır. Anemide, kan yeterli miktarda oksijen bağlayamaz ve anemik hastalarda halsizlik baş gösterir; zorlu işler yapamazlar. Aneminin nedenleri çeşitlidir; aşırı kan kaybı veya kan hücrelerinin yetersiz yapımı ve kan hücreleri yıkımının artması gibi.

 
 
Anemi
Kandaki boyar maddenin (hemoglobin) azlığı kanın oksijen bağlama yeteneğinin azalmasına yol açar ve anemiye neden olur. Rengi soluklaşan hastalar, çabuk yorulmaktan, baş ağrısı ve baş dönmesinden şikâyet ederler. Aneminin başlıca iki şekli vardır: birinde alyuvar sayısı normal olup taşıdıkları hemoglobin miktarı azdır, diğerinde ise alyuvar sayısı azdır.
 
 
Parmaktan alınan kanın mikroskobik olarak incelenmesi ile alyuvarların sayısı saptanabilir. Ayrıca hemoglobin miktarı ve alyuvarların hacminin toplam kan hacmine olan yüzde oranı da saptanabilir (hematokrit değer). Bu tablo genellikle aneminin nedenini gösterir. Acil vakalarda hastaya kan nakli yapılabilir.
Şekilleri
Aneminin en çok görülen şekli demir eksikliği anemisidir. Demir hemoglobin yapımı için gerekli esas maddedir ve demir yokluğunda kan hücreleri yeterli hemoglobini yapamazlar. Hemoglobin yapımı hücre gelişiminin son döneminde meydana geldiği için, bu tür anemide hücre sayısı normal olup boyları normalden küçük olur (mikrosit) ve içerdikleri hemoglobin miktarı da azdır (hipokromi). Bu hastalığa hipokromik mikrositik anemi denir. Anemi, bir kanama sonucu da ortaya çıkabilir. Bu durumda beden, doku sıvısını emerek, kan hacmini normal düzeyde tutmaya çalışır. Bu, kanın incelmesine ve mm3 başına düşen kan yuvarı sayısının azalmasına neden olur. Bununla birlikte bu yuvarların boyları normal olup (normosit) içerdikleri hemoglobin miktarı da normal düzeydedir (normokromi).

Normokromik normositik anemi birkaç günden uzun sürmez zira kemik iliği alyuvarlar sayısını hızla normal düzeye çıkarma yeteneğine sahiptir. Bir başka anemi şekli de alyuvar yıkımının çok hızlı olduğu durumlarda ortaya çıkar, bu olaya hemoliz adı verilir. Hemolitik aneminin ciddi vakalarında dalak ve karaciğer, yıkım ürünleri ile aşırı derecede yüklenir ve bu yıkım ürünlerinin bedende birikmesi sarılığa yol açabilir. Alyuvar yıkımının ani olarak hızlandığı başlıca durumlar şunlardır bakteriyel enfeksiyonlar; zehirlenmeler (yılan zehri gibi); duyarlılığın fazla olduğu maddeler; örneğin baklagiller yenmesinden sonra favizm oluşmasında görüldüğü gibi veya bazı ilaçlar.

Hemolitik aneminin sık görülen çeşitleri sferositoz ve orak hücre anemisidir. Her iki durumda da hücreler normal biçim olan konkav plak biçiminde olmayıp, küre ve orak gibi belirgin olarak anormal biçimdedirler.

Alyuvar yapımı anormallikleri de anemiye yol açabilir. Hücrelerin normal gelişimi için B-12gibi vitaminler ve folik asit gereklidir. Bu maddelerin eksikliğinde, çok az sayıda hücre oluşur ve bu sayı azlığını gidermek için aşırı derecede büyürler (makrosit) ve içerdikleri hemoglobin miktarı da çoktur (hiperkromik). Bu tip anemiler hiperkromik makrositik anemi adını alırlar. Vitaminler ve karaciğer bu hastalığı genellikle iyileştirirler.
Alkolikler folik asidi ememezler. 50 yaşı aşkın kadınlarda pernisyöz anemi görülebilir; mide özsuyunda "intrinsik faktör" adı verilen maddenin eksikliğine bağlı olarak B-12 vitamini emilimi olmaz. Ayrıca tenya veya diğer bağırsak parazitleri, alınan gıdalardaki B-12 vitaminin tümünü, beden tarafından henüz emilmeden emebilirler.
Kanama Eğilimi
İnsan bedeni sürekli olarak ufak tefek yaralanmalara maruz kalır. Yalnızca dış travmalar değil, içsel olanlar da söz konusudur. Bu tip yaralar pıhtılaşma yolu ile iyileşen hafif kanamalara yol açarlar. Ancak kanın pıhtılaşma mekanizmasında bir aksaklık olduğunda, kendiliğinden bazı kanamalar ortaya çıkabilir. Günlük yaşantıda bu gibi ufak yaralar ortaya çıkar, ancak sağlıklı bir insanın farkına bile varamayacağı kadar hafiftirler. Bu hastalığa hemofili veya hemorajik diyatez adı verilir. Kanamalar genellikle deri ve mukozada olur ancak, bazen iç kanamalarda söz konusudur. Derideki kanamalar salt uzun süre oturmaktan dolayı da oluşabilirler ve çok geniş bir alana yayılabilirler. Böyle vakalarda sırtın büyük bir kısmı ve kalçalar çürür (ekimoz).

Bazen topluiğne başı büyüklüğünde çok sayıda benekler ortaya çıkar (peteşi). Kan pıhtılaşma mekanizmasında baş gösteren bir bozukluk; trombositlerin veya pıhtılaşma faktörlerinin eksikliğine veya diğer nedenlere bağlı olabilir.
Trombosit Anomalileri
Trombosit sayısının azalmasına trombositopeni veya trombopeni adı verilir. Trombositlerin anormal olduğu trombopati vakalarında trombopeni görülebilir. Her iki durumda da deride purpura denilen küçük kanamalar ortaya çıkar. Peteşi, burun kanamaları ve ağır adet kanamaları gibi biçimlerde oluşan çok sayıda kanamalarda söz konusudur.

Trombositopeni, kolun üst tarafına sıkı bir bant bağlanarak uygulanan Rumpel-Leede testi yoluyla tanınabilir. Dirseğin ön tarafında ortaya çıkan çok sayıda peteşi, trombositopeni olduğunu gösterir. Trombositemi, trombosit yapımının kemik iliğinde kusurlu olarak üretilmesi (örneğin radyoaktif ışınlarının etkisiyle) veya trombosit yıkımının artması sonucu gelişebilir. Bu hastalığın sık görülen nedeni bazı ilaçlara karşı aşırı duyarlılık veya enfeksiyonlardır. Tedavi nedene bağlı olarak değişir. Acil durumlarda taze kanda bulunan trombositler verilebilir. Trombositopeniye eşlik eden önemli bir hastalık; nedeni henüz bilinmeyen Werlhof hastalığıdır.
Pıhtılaşma Faktörleri Eksikliği
Kanın pıhtılaşabilmesi için kanda çok sayıda özel proteinin bulunması gerekir. Bu proteinlere pıhtılaşma faktörleri adı verilir. Bir veya daha fazlası eksik olduğunda, pıhtılaşma bozuklukları baş gösterir. Kan veya yalnızca pıhtılaşma faktörleri içeren kan türevleri nakli yoluyla hastalar kurtarılabilir. Bu tür hastalıkların en iyi bilineni hemofilidir.

Kalıtsal olan bu hastalığın iki şekli vardır; A-hemofilisinde anti-hemofilik faktör denilen faktör bulunmaz. Bu hastalığın bir özelliği, kanın pıhtılaşma süresinin aşırı derecede uzamasıdır. Hafif vakalarda bu faktörün normal miktarını % 5-15'i bulunur ve hastalık ancak ciddi yaralanmalarda ortaya çıkar. Hemofili-B'de başka bir pıhtılaşma faktörü eksiktir. Von Willebrand hastalığında, anti-hemofilik faktör eksikliği ile birlikte bazı diğer nedenler de rol oynar. Karaciğerde pıhtılaşma faktörlerinin yeniden yapılabilmesi için K vitamini gereklidir. Bu vitamin eksik olduğu takdirde pıhtılaşma olayı aksar. Tromboz tehlikesi ile karşı karşıya olan hastalar K vitaminine zıt bir etki yapan ilaçlar verilir.
Diğer Nedenler
Defibrinasyon (fibrin maddesinin olmayışı) sendromunda veya tüketim koagülopatisi vakalarında kan kılcal damarlarda sürekli olarak pıhtılaşır (difüz intravasküler koagülasyon-yaygın damar için pıhtılaşma) ve kandaki fibrinojen miktarı düşer. Bu hastalara bir antikoagulan (pıhtılaşmayı önleyici) olan heparin verilebilir. Defîbrinasyon sendromu, genellikle kanser ve bazı enfeksiyonların bir komplikasyonu olarak ortaya çıkar.

Trombositlerin yapışma özelliklerini perdelediği için asetil-salisik asit (aspirin) kanın pıhtılaşmasını yavaşlatabilir. Aspirin ayrıca, tromboz tehlikesine karşı kullanılan birçok antikoagulanın etkisini de arttırır. Bu nedenle bu tür ilaçlarla birlikte alınmamalıdır.
Kan Kanseri
Birçok kan kanseri türleri, radyoaktif ışınlarla ve hücrelerin kontrol edilemeyen yapım ve bölünmesini önleyen hücre zehri özelliği olan (sitostatik) ilaçlar yolu ile bir süre için durdurulabilir.
Lösemi
Akyuvarların kontrol edilemeyen çoğalması, lösemi adını alıp bazı iyileştirici tedaviler olmasına karşın genellikle ölümle sonuçlanır. Bu hastalık radyoaktif ışınlara çok miktarda maruz kalan kişilerde sık görülür.

Zehirler ve bazı ilaçlar kemik iliğini haraplayarak Lösemiye yol açabilirler. Enfeksiyonlara karşı bedeni koruyan akyuvarlar iyi çalışmadıkları için enfeksiyona yakalanma olasılığı artar. Ayrıca diğer kan yuvarlarının yapımı da bozulmuştur ve ciddi anemi ortaya çıkar. Miyeloid lösemide granülosit sayısı artarken lenfotik lösemide lenfosit sayısı artar. Kronik miyeloid lösemide veya kronik lenfotik lösemide olgun hücre sayısı artarken, akut lösemide olgunlaşmamış hücre (blast) sayısı artar.

Diğer Şekiller
Lösemiyle yakından ilgili olan diğer bir grup hastalık habis retiküloslardır. Bunlar lenf bezlerinin, karaciğer, dalak, kemik iliği ve lenf bezlerindeki retiküloendotelyal sistemi hücrelerinin habis olarak büyümesi sonucu ortaya çıkarlar. En önemlisi Hodgkin hastalığıdır. Diğer ağır bir vaka retikulum hücresi sarkomudur. Kahler hastalığı ve Waldenstroem hastalığı habis retiküloslar grubuna dahil değildirler. Her iki kanser türünde de anormal proteinler (paraproteinler) yapılır. Polisitemia vera'da kemik iliğinin aşırı çalışmasına bağlı olarak tüm kan yuvarları sayısı artar. Bu hastalık kronik miyeloid lösemi ile ilişkilidir.
 

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

 

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot