|
|
|
Depresyon
genel olarak ciddi bir melankoli durumu ile birlikte yaşamın
gündelik işlerini yerine getirme yeteneğinin azalması, hatta
tümüyle kalmaması olarak tanımlanır. Bu koşullarda bir depresyon
ortaya çıkabilir, ancak bu, yoğun üzüntü ile aynı anlama gelmez.
Depresyon en yaygın akli bozukluklardan birisi olmasına karşın,
bunun nedeni bilinmemektedir. Eskiden depresyonun her zaman
intihardan önce geldiği düşünülürdü. Bu her zaman doğru
değildir. Bir intihar girişimini hazırlayan akli koşullar büyük
farklılıklar gösterebilir. İntihar genellikle bir insanın
kendini yok etmeye yönelik fiili bir çabadan çok toplumdan
yardım istemek için atılan öfkeli bir çığlıktır. |
|
|
|
Depresyon sık görülen duygusal bir hastalıktır. Depresyon birkaç
saat devam edebileceği gibi bir yaşam boyu da sürebilir. Nörotik
ve psikotik depresyonlar birbirinden ayrılır. Nörotik depresyon
genellikle, sevilen bir kişinin yitirilmesi ya da çok derin bir
düş kırıklığı gibi belirli bir olaydan kaynaklanır. Bu nedenle
nörotik depresyona tepkisel ya da dışsal depresyonda denir.
Psikotik depresyon ise söz konusu kişiyi etkileyen olaylarla
ilişkili değildir. Psikotik depresyonda aşırı mutluluk ve
taşkınlık dönemleri yoğun depresyon dönemleri birbirini
izler-taşkın-çöküntülü çıldırı (manik-depresif psikoz). Çöküntü
içinde olan insanlar özellikle acizlik, suçluluk, başarısızlık
ve güvensizlik duyguları içinde olurlar. Bu duygular nörotik
depresyona egemen olur. Çöküntü içindeki insanlar kendilerini
çaresiz hissederler ve bir çıkış yolu bulamazlar. Bu durum
umutsuzluğa yol açar. Gerçek depresyon ile üzüntü ya da düş
kırıklığı birbirinden ayırt edilmelidir. Üzüntünün yanı sıra
çöküntü duyguları da ortaya çıkabilir, ancak bunların her zaman
bir birliktelik göstermesi beklenmez. Üzüntüyü yenme sürecinin
yas tutma süreci denilen, farklı ruhsal durumların birbirini
izlediği kendine özgü bir niteliği vardır ve bir ölüm ya da bir
kayıptan sonra ortaya çıkar. Dıştan bakan birisine, depresyon
içinde olan insan kendi içine kapanmış görünür. Yaratıcı
enerjiden ve coşkudan yoksundur. Konuşması ve düşüncelerinin
cansız ve ağır görünmesine karşın tedirgin bir durumdadır.
Uykusuzluk çeker, iştahı azalmıştır ve en basit işleri bile
yapması güçleşmiştir. Birçok nörotik depresyon kısa sürelidir ve
kendiliğinden sona erer. Bir sevgilinin, bir dostun ya da aile
doktorunun desteği hemen hemen gereksinilen tek şeydir. |
|
|
|
Depresyonun süreklilik kazanması ya da yinelenmesi halinde
psikiyatrik yardım gerekli olabilir. Ciddi psikotik depresyona
giren hastalar genellikle daha önceden çok önemli olmayan
depresyonlar geçirmişlerdir. Bu tür durumlarda hastanın kendisi
genellikle yardım istemekten acizdir ve arkadaşları ya da
akrabaları onun yerine bu işi üstlenmelidirler.
Depresyon için genel olarak kabul edilmiş bir açıklama yoktur.
Psikanalistlere (ruhsal çözümlemecilere) göre gerçek ya da
düşsel bir kaybın körüklediği kendi kendinden nefret etme
duygusu depresyona yol açmaktadır. Öğrenme kuramcıları
depresyonun çevreyle olan karşılıklı etkinin azalmasından
kaynaklandığı görüşündedirler. Bu karşılıklı etkiler ceza ve
ödül kavramanı dayanır, ilgili kişi aldığı ödüllerin yetersiz
olduğuna inanırsa, dünya onun için bir sürgün yeri haline gelir.
Artık bu dünyaya etkin bir biçimde katılmak onun için
anlamsızlaşır.
Son yıllarda depresyon içinde olan bir insanın ruhsal durumunu
iyileştirecek birçok ilaç bulunmuştur (antidepresanlar). Bunlar
depresyon ile ilişkili olan metabolik süreçleri etkilerler. Eğer
belirli bir depresyonun nedeni korku ise, yatıştırıcısı ilaçlar
yararlı olabilir. Taşkın-çöküntülü çıldırının önlenmesinde
lityum önemli bir yer tutar. Elektroşok tedavisi eskiden
olduğundan daha az kullanılmaktadır. Bazı çok ağır kronik
depresyonlar sinir cerrahisi ile tedavi edilebilir ancak
hastanın kişiliğinin birdenbire, köklü olarak değişmemesi için
özen gösterilmelidir. Ruhsal tedavinin (psikoterapi) amacı
hastanın kendine değer verme duygusunu pekiştirmektir.
|
Eskiden intiharın depresyonun doğal bir
sonucu olduğu sanılırdı. İntihardan önce her zaman insanın
kafasının bütünüyle karışık olduğu bir dönemin geldiği
düşünülürdü. Ancak sonradan bu durumun geçerli olmadığı
anlaşıldı, insanlar intihardan söz etmeyi sevmedikleri için,
intihara ilişkin bir inceleme yapmak oldukça güçtür. İntihar
kavramının kendisi çeşitli gizemli yasaklarla çevrilidir.
Bunların bir kısmı Hıristiyanlık, İslamiyet gibi dinlerce
yayılmıştır. Eski Yunanlılar insan bedenini bir tapınak gibi
gördükleri için intihara karşıydılar. Hıristiyanlık intihara,
yalnızca Tanrı'ya (insan yaşamına son vermek için ilahi yetkiye
sahip olan tek varlık) karşı işlenen bir suç olduğu için değil,
aynı zamanda insanın kendisine ve topluma karşı işlenmiş bir suç
olduğu için de karşıdır. İntihar eden kişiler için dini bir
tören yapılmasına izin verilmez. Eskiden bu kişilerin mallarına
el konulurdu. İslamiyet’te de intiharın Tanrı'ya karşı işlenmiş
bir suç olduğu kabul edilir. İnsana can veren Tanrı olduğuna
göre, bu canı alabilecek tek ilahi güç de Tanrı'dır. İntihar
eden kişilerin son namazı kılınmaz ve duası okunmaz.
Türkiye'deki yasalarda bir kimsenin intihar etmesi ya da intihar
girişiminde bulunması suç olarak kabul edilmemiştir.
İngiltere'de ise 1962 yılına kadar intihar girişimini bir suç
olduğu kabul edilirdi. Bazı toplumlarda ise intihar olayı
yüceltilir. Hindistan'daki Suttee geleneğinde kocası ölen kadın
da kocasının bedeni ile birlikte yakılır. Saygınlığını yitiren
bir Japon'un geleneksel olarak onur verici olduğu kabul edilen
intihara harakiri'ye başvurması benimsenir. Bunların ikisi de
toplum tarafından yalnızca hoş görülen değil, aynı zamanda göz
yumulan intihar örnekleridir. |
Her yıl birçok intihar girişimi olayı
olur. Ancak bunların çok azında ilgili kişinin asıl amacı
kendisini yok etmektir. Genellikle, bilinçsiz olarak ilgili kişi
kendisine her tür kurtarılma olasılığı veren bir yöntem seçer.
Ayrıca, daha intihar girişiminde bulunmadan önce, tasarladığı bu
eylemine genellikle hem açık, hem de kapalı bir biçimde değinir.
Bu tür bir davranış insanın kendisini yok etmek istemesinden
çok, bir yardım istemesi olarak değerlendirilmelidir. Çağdaş
araştırmalar hemen herkesin yaşamının şu ya da bu döneminde
intiharı düşündüğünü ortaya koymaktadır. İntiharı düşünmek ve
intihar etmenin toplum üzerinde yaratacağı büyük etkiyi düşlemek
insanın gerilim, uzun süreli tedirginlik ve çelişkilere karşı
gösterdiği yaygın bir tepki biçimi olarak ele alınabilir.
Gerçek bir intihar girişinden önce, intihar öncesi özelliklerin
egemen olduğu bir dönem gelir: ilgi alanlarının daralması (dış
dünya ile hiçbir ilgi kalmaması), ölümü güzelleştiren ve çekici
bir hale getiren düşsel bir dünyaya kaçış ve sonunda saldırgan
patlama. |
İntiharın nedenlerine ilişkin birçok kuram
vardır. Psikologlar bu nedenlerin ilgili kimsenin kişilik
yapısında bulunduğunu ileri sürerler.
Freud ölüm güdüsünün (Thanatos) insanlardaki en kuvvetli
güçlerden birisi olduğunu öne sürmüştür. İntihar eden kişide
ölüm güdüsü yapıcı yaşam güdüsüne (Eros) egemen olmuştur. Diğer
kuramlar insanın kendini tahrip etmeye yönelik hareketlerinin
tümünün bu çelişkiden kaynaklandığını ve bu nedenle alkolikliğin
ve diğer kötü alışkanlık biçimlerinin kronik intihar olduğunu
belirtirler. Öte yandan Jung, bir ölüm güdüsünden çok yeniden
doğmak için bir isteğin varlığından söz eder. Diğer
psikanalistler "ölüm güdüsü" ve "yeniden doğuş" kuramlarını
yadsırlar ve ilgili kişiyle toplum arasındaki ilişkiyi intihar
açısından ön plana çıkarırlar. Adler öç alma duygusunun ve
insanın kendisini öldürerek diğer kişilere acı verme isteğinin
intiharı etkileyen etmenler olduğu görüşündeydi. Sosyologlar
intihar olayına farklı bir açıdan yaklaşırlar. İntihar üzerine
klasik toplumsal bir inceleme Emile Durkheim'in (1858-1917)
"İntihar" adlı yapıtıdır. İnsan toplumsal olarak bütünleşmediği
zaman, çevresiyle sağlıklı bir biçimde bütünleşmiyor demektir.
Toplumun dışladığı, yadsıdığı "yalnız" bir kişidir. Bu kuram
Protestanlarda görülen yüksek intihar oranının bir açıklaması
olabilir. Protestanların dini bir grup olayı değildir. Durkheim
bu tür intiharlar için "bencil intihar" kavramını kullanmıştır.
Tamamıyla farklı bir kuram çok fazla toplumsal bütünleşmeden
kaynaklanan "özgeci (altruistik) intihar"dır. İlgili kişi kendi
grubuna çok fazla bağlıdır ve kendi yaşamını onlar için feda
etmeye hazırdır. Bu tür intiharlar kamikaze, pilotlarını,
terörist intihar komandolarını ve savaştaki askerleri kapsar.
"Anomik intihar" toplumsal bütünleşmeden çok belirli bir grubun
ilkeleriyle ilişkilidir. Grubun ilkeleri çok gevşek ya da
belirsiz olunca ve gerekli yaşam bağlarını üyelerine gerçekten
sağladığına onları inandıracak gücü kalmayınca birçok intihar
olayı ortaya çıkmaktadır. Ancak grubun ilkeleri çok katı ise ve
üye kendisinin grubun gereklerini yerine getiremeyeceğine
inanıyorsa, ortaya çıkan intihara "yazgıcı intihar" denir.
Genellikle intihar eden bir kişi istek ileten ya da durumunu
haklı göstermeye çalışan bir elveda mektubu bırakır. Bu
mektuplar bazen çok mantıklı olur ve bir delilik ya da sabuklama
nöbeti sırasında yazılmış olduklarını ortaya koymazlar.
Türkiye'de resmi istatistiklere göre 1975 yılında toplam 788
intihar olayı görülmüştür. Bunun yüzde 21'i hastalık, yüzde 7’si
geçim zorluğu, yüzde 17’si duygusal ilişkiler, yüzde 4'ü öğrenim
başarısızlığı nedenlerinden kaynaklanmaktadır. İntihar
olaylarının yüzde 45'i kendini asarak, yüzde 23'ü kimyevi madde
kullanarak, yüzde 6'sı kendini yüksekten atarak, yüzde 4'ü
kendini suya atarak, yüzde 15'i ateşli bir silah kullanarak,
yüzde l'i kendini yakarak, yüzde 2'si kesici bir alet
kullanarak, yüzde l'i havagazı ile yüzde l'i kendini araç altına
atarak gerçekleşmiştir. |
|
|