Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
 
Depresyon
Depresyon genel olarak ciddi bir melankoli durumu ile birlikte yaşamın gündelik işlerini yerine getirme yeteneğinin azalması, hatta tümüyle kalmaması olarak tanımlanır. Bu koşullarda bir depresyon ortaya çıkabilir, ancak bu, yoğun üzüntü ile aynı anlama gelmez. Depresyon en yaygın akli bozukluklardan birisi olmasına karşın, bunun nedeni bilinmemektedir. Eskiden depresyonun her zaman intihardan önce geldiği düşünülürdü. Bu her zaman doğru değildir. Bir intihar girişimini hazırlayan akli koşullar büyük farklılıklar gösterebilir. İntihar genellikle bir insanın kendini yok etmeye yönelik fiili bir çabadan çok toplumdan yardım istemek için atılan öfkeli bir çığlıktır.
 
 
Depresyon sık görülen duygusal bir hastalıktır. Depresyon birkaç saat devam edebileceği gibi bir yaşam boyu da sürebilir. Nörotik ve psikotik depresyonlar birbirinden ayrılır. Nörotik depresyon genellikle, sevilen bir kişinin yitirilmesi ya da çok derin bir düş kırıklığı gibi belirli bir olaydan kaynaklanır. Bu nedenle nörotik depresyona tepkisel ya da dışsal depresyonda denir. Psikotik depresyon ise söz konusu kişiyi etkileyen olaylarla ilişkili değildir. Psikotik depresyonda aşırı mutluluk ve taşkınlık dönemleri yoğun depresyon dönemleri birbirini izler-taşkın-çöküntülü çıldırı (manik-depresif psikoz). Çöküntü içinde olan insanlar özellikle acizlik, suçluluk, başarısızlık ve güvensizlik duyguları içinde olurlar. Bu duygular nörotik depresyona egemen olur. Çöküntü içindeki insanlar kendilerini çaresiz hissederler ve bir çıkış yolu bulamazlar. Bu durum umutsuzluğa yol açar. Gerçek depresyon ile üzüntü ya da düş kırıklığı birbirinden ayırt edilmelidir. Üzüntünün yanı sıra çöküntü duyguları da ortaya çıkabilir, ancak bunların her zaman bir birliktelik göstermesi beklenmez. Üzüntüyü yenme sürecinin yas tutma süreci denilen, farklı ruhsal durumların birbirini izlediği kendine özgü bir niteliği vardır ve bir ölüm ya da bir kayıptan sonra ortaya çıkar. Dıştan bakan birisine, depresyon içinde olan insan kendi içine kapanmış görünür. Yaratıcı enerjiden ve coşkudan yoksundur. Konuşması ve düşüncelerinin cansız ve ağır görünmesine karşın tedirgin bir durumdadır. Uykusuzluk çeker, iştahı azalmıştır ve en basit işleri bile yapması güçleşmiştir. Birçok nörotik depresyon kısa sürelidir ve kendiliğinden sona erer. Bir sevgilinin, bir dostun ya da aile doktorunun desteği hemen hemen gereksinilen tek şeydir.
 
 

Depresyonun süreklilik kazanması ya da yinelenmesi halinde psikiyatrik yardım gerekli olabilir. Ciddi psikotik depresyona giren hastalar genellikle daha önceden çok önemli olmayan depresyonlar geçirmişlerdir. Bu tür durumlarda hastanın kendisi genellikle yardım istemekten acizdir ve arkadaşları ya da akrabaları onun yerine bu işi üstlenmelidirler.

Depresyon için genel olarak kabul edilmiş bir açıklama yoktur. Psikanalistlere (ruhsal çözümlemecilere) göre gerçek ya da düşsel bir kaybın körüklediği kendi kendinden nefret etme duygusu depresyona yol açmaktadır. Öğrenme kuramcıları depresyonun çevreyle olan karşılıklı etkinin azalmasından kaynaklandığı görüşündedirler. Bu karşılıklı etkiler ceza ve ödül kavramanı dayanır, ilgili kişi aldığı ödüllerin yetersiz olduğuna inanırsa, dünya onun için bir sürgün yeri haline gelir. Artık bu dünyaya etkin bir biçimde katılmak onun için anlamsızlaşır.

Son yıllarda depresyon içinde olan bir insanın ruhsal durumunu iyileştirecek birçok ilaç bulunmuştur (antidepresanlar). Bunlar depresyon ile ilişkili olan metabolik süreçleri etkilerler. Eğer belirli bir depresyonun nedeni korku ise, yatıştırıcısı ilaçlar yararlı olabilir. Taşkın-çöküntülü çıldırının önlenmesinde lityum önemli bir yer tutar. Elektroşok tedavisi eskiden olduğundan daha az kullanılmaktadır. Bazı çok ağır kronik depresyonlar sinir cerrahisi ile tedavi edilebilir ancak hastanın kişiliğinin birdenbire, köklü olarak değişmemesi için özen gösterilmelidir. Ruhsal tedavinin (psikoterapi) amacı hastanın kendine değer verme duygusunu pekiştirmektir.

İntihar
Eskiden intiharın depresyonun doğal bir sonucu olduğu sanılırdı. İntihardan önce her zaman insanın kafasının bütünüyle karışık olduğu bir dönemin geldiği düşünülürdü. Ancak sonradan bu durumun geçerli olmadığı anlaşıldı, insanlar intihardan söz etmeyi sevmedikleri için, intihara ilişkin bir inceleme yapmak oldukça güçtür. İntihar kavramının kendisi çeşitli gizemli yasaklarla çevrilidir. Bunların bir kısmı Hıristiyanlık, İslamiyet gibi dinlerce yayılmıştır. Eski Yunanlılar insan bedenini bir tapınak gibi gördükleri için intihara karşıydılar. Hıristiyanlık intihara, yalnızca Tanrı'ya (insan yaşamına son vermek için ilahi yetkiye sahip olan tek varlık) karşı işlenen bir suç olduğu için değil, aynı zamanda insanın kendisine ve topluma karşı işlenmiş bir suç olduğu için de karşıdır. İntihar eden kişiler için dini bir tören yapılmasına izin verilmez. Eskiden bu kişilerin mallarına el konulurdu. İslamiyet’te de intiharın Tanrı'ya karşı işlenmiş bir suç olduğu kabul edilir. İnsana can veren Tanrı olduğuna göre, bu canı alabilecek tek ilahi güç de Tanrı'dır. İntihar eden kişilerin son namazı kılınmaz ve duası okunmaz.

Türkiye'deki yasalarda bir kimsenin intihar etmesi ya da intihar girişiminde bulunması suç olarak kabul edilmemiştir. İngiltere'de ise 1962 yılına kadar intihar girişimini bir suç olduğu kabul edilirdi. Bazı toplumlarda ise intihar olayı yüceltilir. Hindistan'daki Suttee geleneğinde kocası ölen kadın da kocasının bedeni ile birlikte yakılır. Saygınlığını yitiren bir Japon'un geleneksel olarak onur verici olduğu kabul edilen intihara harakiri'ye başvurması benimsenir. Bunların ikisi de toplum tarafından yalnızca hoş görülen değil, aynı zamanda göz yumulan intihar örnekleridir.
İntihar Girişimi
Her yıl birçok intihar girişimi olayı olur. Ancak bunların çok azında ilgili kişinin asıl amacı kendisini yok etmektir. Genellikle, bilinçsiz olarak ilgili kişi kendisine her tür kurtarılma olasılığı veren bir yöntem seçer. Ayrıca, daha intihar girişiminde bulunmadan önce, tasarladığı bu eylemine genellikle hem açık, hem de kapalı bir biçimde değinir. Bu tür bir davranış insanın kendisini yok etmek istemesinden çok, bir yardım istemesi olarak değerlendirilmelidir. Çağdaş araştırmalar hemen herkesin yaşamının şu ya da bu döneminde intiharı düşündüğünü ortaya koymaktadır. İntiharı düşünmek ve intihar etmenin toplum üzerinde yaratacağı büyük etkiyi düşlemek insanın gerilim, uzun süreli tedirginlik ve çelişkilere karşı gösterdiği yaygın bir tepki biçimi olarak ele alınabilir.

Gerçek bir intihar girişinden önce, intihar öncesi özelliklerin egemen olduğu bir dönem gelir: ilgi alanlarının daralması (dış dünya ile hiçbir ilgi kalmaması), ölümü güzelleştiren ve çekici bir hale getiren düşsel bir dünyaya kaçış ve sonunda saldırgan patlama.
İntiharın Nedenleri
İntiharın nedenlerine ilişkin birçok kuram vardır. Psikologlar bu nedenlerin ilgili kimsenin kişilik yapısında bulunduğunu ileri sürerler.

Freud ölüm güdüsünün (Thanatos) insanlardaki en kuvvetli güçlerden birisi olduğunu öne sürmüştür. İntihar eden kişide ölüm güdüsü yapıcı yaşam güdüsüne (Eros) egemen olmuştur. Diğer kuramlar insanın kendini tahrip etmeye yönelik hareketlerinin tümünün bu çelişkiden kaynaklandığını ve bu nedenle alkolikliğin ve diğer kötü alışkanlık biçimlerinin kronik intihar olduğunu belirtirler. Öte yandan Jung, bir ölüm güdüsünden çok yeniden doğmak için bir isteğin varlığından söz eder. Diğer psikanalistler "ölüm güdüsü" ve "yeniden doğuş" kuramlarını yadsırlar ve ilgili kişiyle toplum arasındaki ilişkiyi intihar açısından ön plana çıkarırlar. Adler öç alma duygusunun ve insanın kendisini öldürerek diğer kişilere acı verme isteğinin intiharı etkileyen etmenler olduğu görüşündeydi. Sosyologlar intihar olayına farklı bir açıdan yaklaşırlar. İntihar üzerine klasik toplumsal bir inceleme Emile Durkheim'in (1858-1917) "İntihar" adlı yapıtıdır. İnsan toplumsal olarak bütünleşmediği zaman, çevresiyle sağlıklı bir biçimde bütünleşmiyor demektir. Toplumun dışladığı, yadsıdığı "yalnız" bir kişidir. Bu kuram Protestanlarda görülen yüksek intihar oranının bir açıklaması olabilir. Protestanların dini bir grup olayı değildir. Durkheim bu tür intiharlar için "bencil intihar" kavramını kullanmıştır.

Tamamıyla farklı bir kuram çok fazla toplumsal bütünleşmeden kaynaklanan "özgeci (altruistik) intihar"dır. İlgili kişi kendi grubuna çok fazla bağlıdır ve kendi yaşamını onlar için feda etmeye hazırdır. Bu tür intiharlar kamikaze, pilotlarını, terörist intihar komandolarını ve savaştaki askerleri kapsar.
"Anomik intihar" toplumsal bütünleşmeden çok belirli bir grubun ilkeleriyle ilişkilidir. Grubun ilkeleri çok gevşek ya da belirsiz olunca ve gerekli yaşam bağlarını üyelerine gerçekten sağladığına onları inandıracak gücü kalmayınca birçok intihar olayı ortaya çıkmaktadır. Ancak grubun ilkeleri çok katı ise ve üye kendisinin grubun gereklerini yerine getiremeyeceğine inanıyorsa, ortaya çıkan intihara "yazgıcı intihar" denir.

Genellikle intihar eden bir kişi istek ileten ya da durumunu haklı göstermeye çalışan bir elveda mektubu bırakır. Bu mektuplar bazen çok mantıklı olur ve bir delilik ya da sabuklama nöbeti sırasında yazılmış olduklarını ortaya koymazlar.

Türkiye'de resmi istatistiklere göre 1975 yılında toplam 788 intihar olayı görülmüştür. Bunun yüzde 21'i hastalık, yüzde 7’si geçim zorluğu, yüzde 17’si duygusal ilişkiler, yüzde 4'ü öğrenim başarısızlığı nedenlerinden kaynaklanmaktadır. İntihar olaylarının yüzde 45'i kendini asarak, yüzde 23'ü kimyevi madde kullanarak, yüzde 6'sı kendini yüksekten atarak, yüzde 4'ü kendini suya atarak, yüzde 15'i ateşli bir silah kullanarak, yüzde l'i kendini yakarak, yüzde 2'si kesici bir alet kullanarak, yüzde l'i havagazı ile yüzde l'i kendini araç altına atarak gerçekleşmiştir.
 

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

 

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot