|
|
|
Cinsel
hastalıklar cinsel birleşme ile bulaşabilen tüm hastalıkları
kapsar. Frengi ve belsoğukluğu yalnızca cinsel organları
etkilemekle kalmayıp, bedenin diğer kısımlarına da sıçrarlar.
İnsanlar bir cinsel hastalık aldıklarından kuşkulandıkları zaman
doktora başvurma konusunda hala isteksiz oldukları için, bu
hastalıklar ciddi bir toplumsal tıp sorunu durumundadır. Cinsel
hastalıklardan başka, bir de dış cinsel organlarını etkileyen
çoğunlukla zararsız ama tedirgin edici bulaşıcı hastalıklar da
vardır. Cinsel organları etkileyen bir diğer hastalık grubu ise
hormonal bozuklukların yanı sıra dış ve iç dişi cinsel
organlarına ilişkin hastalıkları kapsayan belirli bazı
jinekolojik hastalıklardır. |
|
|
|
Cinsel (zührevi) hastalıklar cinsel birleşme ile geçen bulaşıcı
hastalıklardır. Bunların en yaygın olanları frengi ve
belsoğukluğudur. Daha az önemli olanlar ise konkroid (ulcus
molle), lenfogranülom ve zührevi granülom (cinsel ilişkiden
kaynaklanan, dokuların içinde anormal olarak oluşan küçük, sert
kitleler) gibi hastalıklardır. Anneden çocuğa frengi gebelik
sırasında, belsoğukluğu ise doğum sırasında geçebilir. Cinsel
hastalıkları taşıyan mikroplar bedenin dışında yaşayamaz ve
genel olarak ancak hastalıklı olan mukoza ile doğrudan temas
durumunda hastalık bulaşabilir. İlişki sırasında cinsel organın
ağza alınması halinde, hastalık cinsel organlardan diğer kişinin
(eşin) ağzına da geçebilir, hatta açık bir yaradan bile
bulaşabilir. Ayrıca frengi ile beliren yaralar enfekte bir sıvı
salgıladıkları için bulaşıcıdırlar. Diğer cinsel hastalıklar
yalnızca cinsel organlardan bulaşırlar. Prezervatif kullanılması
ve bu hastalıklara karşı oldukça iyi bir korunma sağlar. Sağlık
koşullarının yetersiz olması da hastalığın dolaylı olarak
bulaşmasına yol açabilir. Örneğin hastalığı olmayan bir kişinin
kullandığı havlu kısa bir süre önce, cinsel hastalığı olan bir
kişi tarafından kullanılmışsa hastalık bu kişiye de geçebilir.
Ancak bu tür bir bulaşma günümüzde az görülmektedir. Cinsel bir
hastalık her zaman kolayca anlaşılmaz. Bir yanma duygusu, akıntı
ya da cinsel organlarda görülen yaralar uyarı belirtileridir.
Bunlar zararsız bir mantar hastalığı nedeniyle de ortaya
çıkabilir ama bunu güvenilir bir biçimde saptayabilmek için bir
doktora ya da bir zührevi hastalıklar kliniğine gitmek gerekir.
Doktor ya da klinik kesin teşhis için bir parça alır ve genel
olarak bu hastalıklar kısa bir sürede antibiyotiklerle tedavi
edilebilir. Ancak insanlar genellikle cinsel bir hastalık
kuşkusuyla doktora gitmekten çekinirler. Çünkü bu tür bir kuşku
onların cinsel ilişkide bulunmuş olduklarını gösterir ve ayrıca
da cinsel organlarında bir şeyin "bozuk" olduğunu kabul etmek
güç gelir. Cinsel hastalığı olan bir kişiyi tedavi eden doktor
kişinin en son cinsel ilişkide bulunduğu kişilerin adlarını
kesinlikle öğrenmek isteyecektir. İlişkide bulunulan kişiye de
hastalığın bulaşma olasılığı olduğu için bu son derece
önemlidir. Cinsel ilişkide bulunma ve sevişme eğiliminin daha
güçlü olduğu gençlerde bu hastalıklar daha çabuk yayılır. Cinsel
ahlak anlayışının değişmesi bu hastalıkların daha sık
görülmesine yol açmıştır. Ancak kaydedilen hastalık sayısındaki
artış insanların giderek bu hastalıklarla karşılaşmaktan daha az
çekinmelerinin bir sonucu da olabilir. Bu umut verici bir
gelişmedir.
|
|
Helezonları ince ve sık olan treponema
pallidum bakterileri (spiroketler) frengiye neden olur.
Bakteriler bedene girdikten birkaç hafta sonra, hastalığın ilk
evresi başlar ve ilk belirtiler ortaya çıkar. Kenarları sert,
cerahatsiz ve acı vermeyen yuvarlak ya da oval biçimde, şankr
denen bir yara belirir (ulcus durum, ilk evre). Kasıktaki lenf
bezleri şişer. Şankr çok mikroplu ve bulaşıcıdır ama
kendiliğinden kaybolur. Bu özellikle tehlikeli bir gelişmedir,
çünkü şankr olsun olmasın bakteriler (spiroketler) bedene
dağılır. Eğer hastalık tedavi edilmezse, onuncu haftadan sonra
deride lekeler belirir, bazen boğazda da iltihaplanma olur.
Çoğunlukla yüzde ya da makat ve cinsel organlarının çevresinde
kabartılar belirir. Frenginin bu ikinci evresinin fark edilmesi
güçtür. Bunlar birden yok olabilir ya da sonra tekrar
çıkabilirler. Birkaç aydan 20 yıla kadar sürebilen belirtilerin
olmadığı, gizli bir dönemden sonra bazı durumlarda (% 25-%33)
üçüncü evre başlayabilir. |
|
|
|
Bu evre kalp, ana atardamar, kemik çatısı ve sinir sistemi gibi
çok farklı organları etkiler. Ortaya çıkan bozukluklar ciddi
sakatlıklara hatta ölüme bile yol açabilir. |
|
Neisseria gonokokları (belsoğukluğu
mikropları) belsoğukluğu en yaygın cinsel hastalıktır ama
frengiden daha az tehlikelidir. Hastalığın bulaşmasından birkaç
gün sonra, idrar yolundan cerahat gelir. Hastalığın adı bu
olgudan kaynaklanmaktadır, çünkü gonore "cinsel organlarda
akıntı" demektir. Ancak bu dış belirti bazen önemsizdir. Tedavi
görülmezse, hastalık idrar yolunun üst kısmına ve mesaneye de
bulaşır. Birkaç ay, hatta bir yıl sonra bile hastalık
kendiliğinden iyileşebilir. Ancak hastalık prostat iltihabına ya
da epididim enfeksiyonuna da yol açabilir. Kadınlarda
belsoğukluğunun ilk belirtilerine öylesine önemsizdir ki,
genellikle fark edilmezler. Yalnız bir yanma duygusu vardır ve
dölyolundan az bir akıntı gelir. Doğum sırasında çocuk
dölyolundan geçerken kolaylıkla bir göz hastalığı (konjunktivit)
kapabilir. Bunu önlemek için bütün çocukların gözlerine doğar
doğmaz gümüş nitrat damlatılır. Kadınlarda belsoğukluğu
dölyatağı boynunda ve fallop borularında iltihaplanmaya (fallop
boruları iltihabı) yol açabilir. Salpenjit de denilen fallop
borularının iltihaplanması şiddetli karın ağrılarına neden olur
ve kısırlığa yol açabilir. Gerek erkek, gerekse kadınlarda
belsoğukluğu cinsel organların dışındaki organlara özellikle
eklemlere yayılabilir. |
|
Laktik asit üreterek dölyolunun içini asitleştiren Döderlein
basilleri dölyolunu bulaşıcı hastalıklara karşı korur. Diğer
bakteriler kolaylıkla dölyolunda yaşayamamalarına karşın
çoğalırlar ve kısa sürede Döderlein basillerinin sayısını
aşabilirler. Bu durum herhangi bir tedirginlik yaratmadan bir
süre devam edebilir. Ancak dölyolunun daha kolay hastalık
kapacağı bir ortam yaratır. Hastalık beyaz bir akıntı ve dölyolu
ağzında bir yanma ya da bir kaşıntı duygusu ile başlar. Bu
duruma genellikle Candida türünün yol açtığı mantar hastalığı(kandidiasis)
ya da dölyolu trikomoniasis neden olur. Dölyolunda bir hastalık
kendiliğinden başlayabileceği gibi, hastalığı olan bir kişiyle
cinsel ilişkide bulunulması halinde bu kişiden de geçebilir.
Erkeklerde, penisin ucunda ya da sünnet deresinin iç tarafında
enfeksiyon görülebilir. Bu yanma duygusuna, hatta cerahatli bir
akıntının gelmesine yol açabilir. Bu belirtiler cinsel
hastalıkların belirtilerine çok benzer. Sünnetsiz erkeklerde
sağlık koşullarının yetersiz olması halinde sünnet derisinin
altında yağlı bir salgı birikebilir ve hastalık mikroplarının
gelişebileceği son derece elverişli bir ortam hazırlanmış olur.
Bu mikroplar ilişkide bulunulan kadına da hastalığı bulaştırır.
Ancak beyaz bir akıntı kadınlarda başka nedenlere de bağlı
olabilir. Menopoz döneminde gelen akıntı çoğunlukla dişi
hormonların yetersizleşmesi ya da cinsel organların büzülmesi
(vulvanın büzülmesi) nedeniyle meydana gelen dölyolu iltihabının
bir sonucudur. Bir dölyatağı uru da beyaz ya da kanlı akıntıya
yol açabilir. Az bir miktar akıntı gelmesi çoğu kadında görülen
normal bir durumdur. Laktik asidin yol açtığı bu sıvının hafif
ekşimsi bir kokusu vardır. Dölyolunda enfeksiyon olması haline,
cinsel ilişki acı verebilir(disparoni). |
|
Erkek cinsel organlarının bazı kısımları
iltihaplanabildiği halde, bunlar genellikle çok fazla sorun
yaratmazlar. Bu, bazen diğer hastalıkların komplikasyonu olarak
ortaya çıkar. Örneğin kabakulak nedeniyle epididim ve erbezleri
iltihaplanabilir (orşit). Cinsel organ hastalıkları kadınlarda
daha sık görülür. Birçok hastalık aşırı sancı ya da kan kaybı
gibi adet bozukluklarından kaynaklanır. İki adet arasında
dölyolundan kan gelmesine iltihaplar ya da önemli tümörler neden
olabilir ve bunların biran önce tedavi edilmeleri gerekir.
Genellikle kadınlar karnın alt tarafından sırta, kalçalara ve
pübis bölgesine doğru yayılan ağrılardan yakınırlar. Fallop
borularında bir iltihaplanma ya da dölyatağı mukozasında bir
iltihaplanma olması halinde (endometrit), ağrının adet dönemi
ile ilişkili olduğu düşünülür. Muayene sırasında doktor
genellikle bir spekulum kullanır. Bu dölyatağı ve boynunun
incelenebilmesi için dölyolu ağzının açık tutulmasına yarayan
bir alettir. Spekulum kullanılarak dölyatağı boynunda erozyon
(dokunun kalınlaşıp kızarması) olup olmadığı anlaşılır. Bu,
dölyatağı boynu kanserinin başlangıç evresine de işaret
edebilir. Bu durumun daha ayrıntılı olarak incelenebilmesi için
dölyatağı boynundan alınan birkaç hücre mikroskop altında
incelenir. Oldukça yaygın olan bu kanser türünün ilk evrelerinde
teşhis edilebilmesi halinde, kanser dölyatağı boynunun bir
kısmının alındığı basit bir ameliyat ile tedavi edilebilir. Bu
hastalık bakire olan kadınlarda ya da sünnet olmuş erkeklerde,
evli olan kadınlarda hemen hiçbir zaman görülmez. Bu olgu
dölyatağı boynu kanserine erkeklerde sünnet derisinin altında
biriken yağlı salgının yol açabileceğini göstermektedir.
Dölyatağı boynu kanseri dölyatağı kanserinden (dölyatağı
karsinomu) üç kat daha yaygındır. Dölyatağı boynu kanseri
genellikle kendisini ilk evrelerde belli eder. Selim bir ur olan
dölyatağı uruna (miyom) genellikle polip (saplı mukoza uru)
denir. |
|
|