Sağlık web sayfamıza hoşgeldiniz !!!!

 

Kategoriler

 Ana Sayfa
 Hastalıklar
 İncelemeler
 Çocuk Sağlığı
 Sağlıklı Yaşam
 Tedavi Önerileri
 Yaşlılık
 Psikoloji
 İlkyardım
 Tıp Sözlüğü
 Sağlık Bilgileri
 Sağlığımız
İlaçlar
 Şifalı Bitkiler
Hastaneler
 Sağlıklı Yemek Tarifleri

Sağlık

 İnsan ve Çevresi
 Sağlık Bilgisi
 Beslenme
 Vitaminler
Zayıflama
 Egzersiz
Beden Bakımı
 Ağız Sağlığı
 Uyku
 Kötü Alışkanlıklar
 Tütün
Alkol
Uyuşturucular
Uyarıcılar

Başlıca Hastalıklar

Doğuştan Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar
Ruhsal Hastalıklar
Depresyon
Nevroz
Psikoz
Ateş
İltihaplanma
Yaralar
Urlar
Kanser
Ödem
Mide-Bağırsak Hastalıkları
Damar Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Böbrek ve İdrar Yolu
Sinir Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Omurilik Hastalıkları
Kemik ve Eklem Hastalıkları
Kas Hastalıkları
Deri Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Kulak Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar

Tedavi

İlk Yardım
Doktor
Muayene
Radyolojik Muayene
İlaçlar
Ağrının dindirilmesi
Ruhsal Etkili İlaçlar
Antibiyotikler
Hastane
Ameliyat
Doku ve Organ Nakli
Radyoterapi
Diş Tedavisi
Psikiyatrik Tedavi
Doğal Tedavi
Homeopati
Akupunktur

 
 
Ateş
Ateş, büyük bir olasılıkla, beyindeki ısı düzenleme merkezindeki bir bozukluğun neden olduğu bir belirtidir. Bu düzenleyici merkez beden ısısını 37C civarında tutar. Her organizmanın kendine özgü ısı gereksinimi vardır. Bu gereksinim organizmanın olanaklı olan en iyi biçimde gelişmesini sağlar. Örneğin tropikal bir bitki soğuk bir iklimde yaşayamaz ve aynı şekilde soğuk hava bitkileri tropikal iklimlerde yaşayamazlar. Beden ısısı açısından hayvanlar ikiye ayrılabilir: soğukkanlı ve sıcakkanlı hayvanlar. Hayvanların önemli bir çoğunluğunun kanı soğuktur, yani bu hayvanların beden ısıları hava ısısına göre değişmektedir. Kışın, bu hayvanlar soğuktan korunmak için kendilerine bir barınak ararlar: kurbağalar çamur içinde, yılanlar kurumuş yapraklar ya da gübre (pislik) içinde. Ancak yine de beden ısıları düşer ve metabolik süreçleri ve faaliyetleri azalır. Bu nedenle daha az yiyeceğe gereksinimleri vardır ve kış uykusuna yatarlar. Bu hayvanlarda da ısı düzenlenmesi bir ölçüde olanaklıdır. Gölgeli bir yerde güneşlenmek beden ısısının hava ısısını aşmasına yol açabilir.
 
 

Arılar gibi bazı hayvanlarda ortak bir ısı düzenlenmesi vardır. Yazın fazla ısınma tehlikesi belirince, arılar peteklerinin çevresinde ve ağzında toplanarak, kanatlarıyla bir hava akımı yaratırlar ve böylece kovanın havalanmasını sağlarlar. Ayrıca dışarıdan su getirerek, peteğin üzerine ince bir tabaka halinde dökerler.

Sıcakkanlı hayvanlar ise hava ısısından bağımsız olarak belirli bir beden ısısına sahiptirler. Yalnız memeliler ve kuşlar sıcakkanlıdır. Bunların beden ısısı çevrelerinin ısısından önemli ölçüde yüksektir. Kuşların ısısı 40C ve memelilerin ısısı 38C civarındadır. Bazı kuşların yavruları doğduktan sonra tümüyle anneleri tarafından bakılmalıdır. Bu nedenle bunların başlangıçta beden ısılarını koruyabilmeleri çok güçtür. Ancak bir süre sonra gerçekten sıcakkanlı hale gelirler. Oysa doğar doğmaz kendilerine bakabilen başka bazı kuşların yavrularının ısı düzenlenmesine ilişkin herhangi bir sorunları olmaz. Benzer bir durum memelilerde de görülür. Annelerinin bakımını gerektiren yeni doğmuş yavrular, özellikle erken doğmuşlarsa, ısı düzenlenmesinde güçlük çekerler.

Isı Düzenlenmesi
Diğer sıcakkanlı hayvanlarda olduğu gibi, insanda da oldukça dar sınırlar içinde oynayan sabit bir beden ısısı vardır. Çevredeki ısı ne denli değişirse değişsin, beden kendi ısısını korur. Bedendeki ısı düzenlenmesini iki merkez yürütür. Soğuk merkez bedenin fazla serinlememesini sağlar, sıcak merkez ise bedeni aşırı ısınmaya karşı korur. Soğuk merkez hipotalamusta bulunur. Bu merkez ısıyı ölçer ve ısının değişmesi halinde, ısıyı eski düzeyine geri getirmek için her tür mekanizmayı seferber eder. Bu nedenle bu merkez bir termostata benzetilebilir. Sıcak merkezin tam olarak nerede bulunduğu bilinmemektedir. Beynin çeşitli kısımlarının bu merkeze katkıda bulunduğu sanılmaktadır. Sabit beden ısısı özellikle enzimlerin çalışması açısından önemlidir. Enzimler bedenin tüm metabolik süreçleriyle ilişkili olan maddelerdir. Beden ısısı gövde ve başın oluşturduğu beden merkezinin ısısı demektir.
 
 
Derinin ısısı genellikle beden içi ısıdan daha düşük olur. Bu durum yalnızca çevre ısısı beden ısısından daha düşük olduğu zaman değil daha yüksek olduğu zaman da geçerlidir. İkinci durumda deri beden ısısını doğru düzeyde tutar. Normal beden ısısı 36 ile 37.5C arasında değişir ve sağlıklı bir insanın ısısı her zaman bu düzeyler arasında oynar. Normal beden ısısının bedenin ısı üretimi ya da daha doğrusu enerji üretimi ile tüketimi arasındaki denge belirler. Beden ısısı gün boyunca değişiklik gösterir. Sabah erken saatlerde en düşük düzeyde olan beden ısısı geceleyin en yüksek noktaya varır. Bu ritmin insanın fiziksel faaliyetleriyle ilgisi yoktur. Gece çalışıp gündüz uyuyan kimseler üzerinde yapılan araştırmalar bu insanların da beden ısılarının aynı seyri izlediğini ortaya koymuştur. Bu ısı düzeni hastalarda da sürer. Hastanın beden ısısı en yüksek noktaya geceleri ulaşır.

Isı üretimi bedenin metabolik süreçlerinin yanı sıra gerçekleşir. Şekerlerin ve yağların yakılması sırasında, çok büyük miktarda enerji ısı biçiminde açığa çıkar. Bir organ ne denli büyük olur ve ne denli çok çalışırsa o denli çok ısı üretilir.

Karaciğer ve kalp gibi bazı organlar sabit bir ısı üretimini sürdürürler. Ancak kaslardaki ısı üretimi birçok etmene bağlıdır. Beden dinlenirken, kaslardaki ısı üretimi çok düşük olur, oysa beden hareket halinde iken ısı üretimi çok yükselir. Beden içinde ısı üretilmesine ek olarak, çevreden de örneğin güneşten, enerji emilir. Bedende üretilen ısı kan aracılığıyla deriye gelir. Buradan çeşitli yollarla çevreye salınır. Bunlar ısının bedenden yayılarak dağılması, ısının dışarıya aktarılması ve deriden ve akciğerlerden suyun buharlaşmasıdır. Sıcakkanlı hayvanlar genellikle kalın bir post ya da tüyle kaplıdır. Bu durumda deride bulunan yalıtıcı hava tabakası daha kalın olur ve bedenin ısı yalıtımına katkıda bulunur. Artık bir post ile kaplı olmayan insanda ise tüy ürpermesi refleksi hala vardır. Isı kaybı, derideki kan damarlarının büzülmesi ile kısıtlanır ve bu yüzden soğukta derinin rengi beyazdan maviye dönüşür. Isı üretimi kasların fazladan çalışması sağlanarak (titreme) hızlandırılır. Çevredeki ısı, bedende normal metabolizma sırasında üretilen ısının yeterince salınmasını önleyecek kadar yüksek ise, beden ısısının çok yükselme tehlikesi belirir. Bunun bir örneği güneş çarpması olayında görülür. Bunun belirtileri baş ağrısı, bulantı ve bayılmadır. Bu tür bir aşırı ısınmayı önlemek için, insanlar ve hayvanlar buharlaşan suyun yarattığı serinletici etkiden yararlanırlar. Buharlaşma enerji, ya da ısı kullandığı için bedenin serinlemesine neden olur. Buharlaşma tüm deri yüzeyinde yer alır, derideki kan damarlarının genişlemesi ile arttırılabilir. Damarların genişlemesi deride (büyük ölçüde su içeren) daha çok kanın dolaşmasına neden olur. Buharlaşma ayrıca nefes verilirken de gerçekleşir. Solunum ne denli hızlı olursa, o denli çok buhar oluşur. Bu buharlaşmalar doğal olarak gerçekleştiği için bunlara fark edilmeyen terleme denir. Ancak bedeni serinletmenin en etkili yolu daha çok su üretilmesidir. Bu sürece terleme denir. Deride yaklaşık 3.5milyon ter bezi bulunur. Bunlar 10-15litre ter sıvısı salgılayabilirler.

Beden ısısı özel bir termometre ile ölçülür. Makattan alınan ısı ölçüsü asıl beden ısısına daha yakın olduğu için, koltuk altından ya da ağızdan alınan ölçeğe yeğlenir. Ayrıca makattan ısı ölçmek için gerekli olan süre en kısa olanıdır: yarım dakika ile iki dakika arasında değişir.
Ateşlenme
Beden ısısı 38C’den fazla olduğu zaman ateşten söz edilir. 37C ile 38C arasında olan bir beden ısısına hafif ateş denir. Bir insan bedeninin dayanabileceği en yüksek ısı 42C ile 43C arasındadır.

Kısa süreli ve uzun süreli ateş vardır. Kısa süreli ateş daha çok çocuk hastalıklarında görülür. Kızamık, kabakulak, çiçek ve virütik enfeksiyonlarda ateş kısa süreli yükselir. Ancak zatürree, sıtma, tifo gibi hastalıklarda da kısa süreli ateş olabilir. Bu durumlarda ateşle birlikte kırıklık, titreme, iştahsızlık ve ağrılar görülür. Ateş yükselmesinin yanı sıra hastalığının esas nedeninin tedavisi gerekir. Bazen de uzun süren ve düşmeyen ateş görülür. Bu, çoğu kanser vakalarının sık rastlanan belirtisidir.

Ateşe genellikle bedendeki ısı düzenleyici merkezdeki bir bozukluk neden olur. Bu bozukluğa virüs ya da bakteri enfeksiyonlarındaki doku artık ürünleri ya da beyaz kan hücrelerinden gelen ateş oluşturucu (pirojenik) maddeler yol açar. Termostat'taki bu bozukluğun tam olarak nasıl çalıştığı bilinmemektedir. Ateş olduğu zaman termostat daha yüksek bir ısıya ayarlanır. Düzenleyici mekanizmalar ancak beden ısısı normalden daha yükseğe çıkınca çalışmaya başlarlar. Ateş durumunda beden ısısı ani bir sıçrama gösterir, insana ürperme ve titreme gelir. Termostat daha yüksek bir ısıya ayarlanmış olduğu için, beden ısısını olanaklı olduğu ölçüde hızlı yükseltmek için her şey yapılır. Derideki kan damarları büzülerek ısı kaybını azaltmaya çalışırlar. Kas kasılmalarının neden olduğu titreme fazladan ısı sağlanmasına yol açar. Hasta, beden ısısı her zamankinden yüksek olduğu halde, üşür. Ateş dönemi bir nöbetle sona erer. Isı düzenleyici merkez birden normal, daha düşük bir ısıya ayarlanır ve beden fazla ısısından biran önce kurtulmaya çalışır. Hasta şiddetli terler. Derideki kan damarlarının genişlemesi derinin kırmızımsı bir renk almasına neden olur. Bu nedenle, hasta aslında iyileşmek üzere olduğu halde, çok hastaymış gibi görünür. Bazı ilaçlar (antipiretikler) ateşin düşmesini sağlayabilir. Bu ilaçların çoğunun iltihap ve ağrı giderici bir etkisi de vardır. Yaygın olarak kullanılan asetil salisilik asit (aspirin) bu ilaçlardan bildirir. Ayrıca fenasetin ve parasetamol da sık kullanılan maddelerdir. Bu üç madde yaygın olarak kullanılan birçok ağrı giderici ilaçta bulunur. Ancak asetil salisilik asidin ve fenasetinin önemli yan etkileri olabilir.
 

Yaşam Devresi

 Doğacak Çocuk
 Doğacak Çocuk 2
 Düşük ve Kürtaj
 Doğum
 Yeni Doğmuş Bebek
Yeni Doğmuş Bebek Hastalıkları
 Bebek
 Bebeğin Beslenmesi
 Yuva Öncesi Dönem
 Yuva Dönemi
 Okul Çağındaki Çocuk
 Sorunlu Çocuklar
Ergenlik
 Cinsellik
 Kadın ve Erkek
 Üretken Dönem
 Doğum Kontrolü
 Gebelikte Kadın
Çocuksuzluk
 Yaşlılık
 Ölüm

İnsan Bedeni

 Baş ve Boyun
 Göğüs
 Karın
 Sırt
Kol ve Bacaklar
 Hücre, Doku ve Organlar
 Kalıtım
 Metabolizma
 Solunum
 Konuşma
 Konuşma Bozuklukları
Sindirim Sistemi
 Sindirim
 Sindirim Bozuklukları
 Dişler
 Kan Dolaşımı
 Kan
Kalp
 Dolaşım Bozuklukları
 Lenf Sistemi
 Bağışıklık
 Bağışıklık Bozuklukları
 Böbrekler ve İdrar Yolları
 Sinir Sistemi
Beyin
Bilinç Bozuklukları
 Omurilik
 Hormonlar
 Hormon Bezleri
 Hormon Bozuklukları
 Kemik ve Eklemler
 Kas Sistemi
Deri
 Göz
 Göz Bozuklukları
 Kulak
 Koku ve Tat Alma
 Cinsel Organlar
 Cinsel İlişki
 Cinsel İlişki Sorunları

Doktorlar

 Dr.Haydar Dümen
 Doç.Dr.Teoman Kadıoğlu
 Prof.Dr. Derin Kösebay
 Dr.Mehmet Öz

 

       Copyright © 2009-2012  www.saglikweb.com iletişim : admin@saglikweb.com

Sitemizde yayınlanan konular kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Bilgilendirme amaçlıdır.

Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte görüntülenmektedir.

Sitemap / robot