|
|
|
Ateş, büyük bir olasılıkla, beyindeki ısı düzenleme merkezindeki
bir bozukluğun neden olduğu bir belirtidir. Bu düzenleyici
merkez beden ısısını 37C civarında tutar. Her organizmanın
kendine özgü ısı gereksinimi vardır. Bu gereksinim organizmanın
olanaklı olan en iyi biçimde gelişmesini sağlar. Örneğin
tropikal bir bitki soğuk bir iklimde yaşayamaz ve aynı şekilde
soğuk hava bitkileri tropikal iklimlerde yaşayamazlar. Beden
ısısı açısından hayvanlar ikiye ayrılabilir: soğukkanlı ve
sıcakkanlı hayvanlar. Hayvanların önemli bir çoğunluğunun kanı
soğuktur, yani bu hayvanların beden ısıları hava ısısına göre
değişmektedir. Kışın, bu hayvanlar soğuktan korunmak için
kendilerine bir barınak ararlar: kurbağalar çamur içinde,
yılanlar kurumuş yapraklar ya da gübre (pislik) içinde. Ancak
yine de beden ısıları düşer ve metabolik süreçleri ve
faaliyetleri azalır. Bu nedenle daha az yiyeceğe gereksinimleri
vardır ve kış uykusuna yatarlar. Bu hayvanlarda da ısı
düzenlenmesi bir ölçüde olanaklıdır. Gölgeli bir yerde
güneşlenmek beden ısısının hava ısısını aşmasına yol açabilir. |
|
|
|
Arılar gibi bazı
hayvanlarda ortak bir ısı düzenlenmesi vardır. Yazın fazla
ısınma tehlikesi belirince, arılar peteklerinin çevresinde ve
ağzında toplanarak, kanatlarıyla bir hava akımı yaratırlar ve
böylece kovanın havalanmasını sağlarlar. Ayrıca dışarıdan su
getirerek, peteğin üzerine ince bir tabaka halinde dökerler.
Sıcakkanlı hayvanlar ise hava ısısından bağımsız olarak belirli
bir beden ısısına sahiptirler. Yalnız memeliler ve kuşlar
sıcakkanlıdır. Bunların beden ısısı çevrelerinin ısısından
önemli ölçüde yüksektir. Kuşların ısısı 40C ve memelilerin ısısı
38C civarındadır. Bazı kuşların yavruları doğduktan sonra
tümüyle anneleri tarafından bakılmalıdır. Bu nedenle bunların
başlangıçta beden ısılarını koruyabilmeleri çok güçtür. Ancak
bir süre sonra gerçekten sıcakkanlı hale gelirler. Oysa doğar
doğmaz kendilerine bakabilen başka bazı kuşların yavrularının
ısı düzenlenmesine ilişkin herhangi bir sorunları olmaz. Benzer
bir durum memelilerde de görülür. Annelerinin bakımını
gerektiren yeni doğmuş yavrular, özellikle erken doğmuşlarsa,
ısı düzenlenmesinde güçlük çekerler.
|
|
Diğer sıcakkanlı hayvanlarda olduğu gibi,
insanda da oldukça dar sınırlar içinde oynayan sabit bir beden
ısısı vardır. Çevredeki ısı ne denli değişirse değişsin, beden
kendi ısısını korur. Bedendeki ısı düzenlenmesini iki merkez
yürütür. Soğuk merkez bedenin fazla serinlememesini sağlar,
sıcak merkez ise bedeni aşırı ısınmaya karşı korur. Soğuk merkez
hipotalamusta bulunur. Bu merkez ısıyı ölçer ve ısının değişmesi
halinde, ısıyı eski düzeyine geri getirmek için her tür
mekanizmayı seferber eder. Bu nedenle bu merkez bir termostata
benzetilebilir. Sıcak merkezin tam olarak nerede bulunduğu
bilinmemektedir. Beynin çeşitli kısımlarının bu merkeze katkıda
bulunduğu sanılmaktadır. Sabit beden ısısı özellikle enzimlerin
çalışması açısından önemlidir. Enzimler bedenin tüm metabolik
süreçleriyle ilişkili olan maddelerdir. Beden ısısı gövde ve
başın oluşturduğu beden merkezinin ısısı demektir. |
|
|
Derinin ısısı genellikle beden içi ısıdan daha düşük olur. Bu
durum yalnızca çevre ısısı beden ısısından daha düşük olduğu
zaman değil daha yüksek olduğu zaman da geçerlidir. İkinci
durumda deri beden ısısını doğru düzeyde tutar. Normal beden
ısısı 36 ile 37.5C arasında değişir ve sağlıklı bir insanın
ısısı her zaman bu düzeyler arasında oynar. Normal beden
ısısının bedenin ısı üretimi ya da daha doğrusu enerji üretimi
ile tüketimi arasındaki denge belirler. Beden ısısı gün boyunca
değişiklik gösterir. Sabah erken saatlerde en düşük düzeyde olan
beden ısısı geceleyin en yüksek noktaya varır. Bu ritmin insanın
fiziksel faaliyetleriyle ilgisi yoktur. Gece çalışıp gündüz
uyuyan kimseler üzerinde yapılan araştırmalar bu insanların da
beden ısılarının aynı seyri izlediğini ortaya koymuştur. Bu ısı
düzeni hastalarda da sürer. Hastanın beden ısısı en yüksek
noktaya geceleri ulaşır.
Isı üretimi bedenin metabolik süreçlerinin yanı sıra
gerçekleşir. Şekerlerin ve yağların yakılması sırasında, çok
büyük miktarda enerji ısı biçiminde açığa çıkar. Bir organ ne
denli büyük olur ve ne denli çok çalışırsa o denli çok ısı
üretilir.
Karaciğer ve kalp gibi bazı organlar sabit bir ısı üretimini
sürdürürler. Ancak kaslardaki ısı üretimi birçok etmene
bağlıdır. Beden dinlenirken, kaslardaki ısı üretimi çok düşük
olur, oysa beden hareket halinde iken ısı üretimi çok yükselir.
Beden içinde ısı üretilmesine ek olarak, çevreden de örneğin
güneşten, enerji emilir. Bedende üretilen ısı kan aracılığıyla
deriye gelir. Buradan çeşitli yollarla çevreye salınır. Bunlar
ısının bedenden yayılarak dağılması, ısının dışarıya aktarılması
ve deriden ve akciğerlerden suyun buharlaşmasıdır. Sıcakkanlı
hayvanlar genellikle kalın bir post ya da tüyle kaplıdır. Bu
durumda deride bulunan yalıtıcı hava tabakası daha kalın olur ve
bedenin ısı yalıtımına katkıda bulunur. Artık bir post ile kaplı
olmayan insanda ise tüy ürpermesi refleksi hala vardır. Isı
kaybı, derideki kan damarlarının büzülmesi ile kısıtlanır ve bu
yüzden soğukta derinin rengi beyazdan maviye dönüşür. Isı
üretimi kasların fazladan çalışması sağlanarak (titreme)
hızlandırılır. Çevredeki ısı, bedende normal metabolizma
sırasında üretilen ısının yeterince salınmasını önleyecek kadar
yüksek ise, beden ısısının çok yükselme tehlikesi belirir. Bunun
bir örneği güneş çarpması olayında görülür. Bunun belirtileri
baş ağrısı, bulantı ve bayılmadır. Bu tür bir aşırı ısınmayı
önlemek için, insanlar ve hayvanlar buharlaşan suyun yarattığı
serinletici etkiden yararlanırlar. Buharlaşma enerji, ya da ısı
kullandığı için bedenin serinlemesine neden olur. Buharlaşma tüm
deri yüzeyinde yer alır, derideki kan damarlarının genişlemesi
ile arttırılabilir. Damarların genişlemesi deride (büyük ölçüde
su içeren) daha çok kanın dolaşmasına neden olur. Buharlaşma
ayrıca nefes verilirken de gerçekleşir. Solunum ne denli hızlı
olursa, o denli çok buhar oluşur. Bu buharlaşmalar doğal olarak
gerçekleştiği için bunlara fark edilmeyen terleme denir. Ancak
bedeni serinletmenin en etkili yolu daha çok su üretilmesidir.
Bu sürece terleme denir. Deride yaklaşık 3.5milyon ter bezi
bulunur. Bunlar 10-15litre ter sıvısı salgılayabilirler.
Beden ısısı özel bir termometre ile ölçülür. Makattan alınan ısı
ölçüsü asıl beden ısısına daha yakın olduğu için, koltuk
altından ya da ağızdan alınan ölçeğe yeğlenir. Ayrıca makattan
ısı ölçmek için gerekli olan süre en kısa olanıdır: yarım dakika
ile iki dakika arasında değişir. |
Beden ısısı 38C’den fazla olduğu zaman
ateşten söz edilir. 37C ile 38C arasında olan bir beden ısısına
hafif ateş denir. Bir insan bedeninin dayanabileceği en yüksek
ısı 42C ile 43C arasındadır.
Kısa süreli ve uzun süreli ateş vardır. Kısa süreli ateş daha
çok çocuk hastalıklarında görülür. Kızamık, kabakulak, çiçek ve
virütik enfeksiyonlarda ateş kısa süreli yükselir. Ancak
zatürree, sıtma, tifo gibi hastalıklarda da kısa süreli ateş
olabilir. Bu durumlarda ateşle birlikte kırıklık, titreme,
iştahsızlık ve ağrılar görülür. Ateş yükselmesinin yanı sıra
hastalığının esas nedeninin tedavisi gerekir. Bazen de uzun
süren ve düşmeyen ateş görülür. Bu, çoğu kanser vakalarının sık
rastlanan belirtisidir.
Ateşe genellikle bedendeki ısı düzenleyici merkezdeki bir
bozukluk neden olur. Bu bozukluğa virüs ya da bakteri
enfeksiyonlarındaki doku artık ürünleri ya da beyaz kan
hücrelerinden gelen ateş oluşturucu (pirojenik) maddeler yol
açar. Termostat'taki bu bozukluğun tam olarak nasıl çalıştığı
bilinmemektedir. Ateş olduğu zaman termostat daha yüksek bir
ısıya ayarlanır. Düzenleyici mekanizmalar ancak beden ısısı
normalden daha yükseğe çıkınca çalışmaya başlarlar. Ateş
durumunda beden ısısı ani bir sıçrama gösterir, insana ürperme
ve titreme gelir. Termostat daha yüksek bir ısıya ayarlanmış
olduğu için, beden ısısını olanaklı olduğu ölçüde hızlı
yükseltmek için her şey yapılır. Derideki kan damarları
büzülerek ısı kaybını azaltmaya çalışırlar. Kas kasılmalarının
neden olduğu titreme fazladan ısı sağlanmasına yol açar. Hasta,
beden ısısı her zamankinden yüksek olduğu halde, üşür. Ateş
dönemi bir nöbetle sona erer. Isı düzenleyici merkez birden
normal, daha düşük bir ısıya ayarlanır ve beden fazla ısısından
biran önce kurtulmaya çalışır. Hasta şiddetli terler. Derideki
kan damarlarının genişlemesi derinin kırmızımsı bir renk
almasına neden olur. Bu nedenle, hasta aslında iyileşmek üzere
olduğu halde, çok hastaymış gibi görünür. Bazı ilaçlar (antipiretikler)
ateşin düşmesini sağlayabilir. Bu ilaçların çoğunun iltihap ve
ağrı giderici bir etkisi de vardır. Yaygın olarak kullanılan
asetil salisilik asit (aspirin) bu ilaçlardan bildirir. Ayrıca
fenasetin ve parasetamol da sık kullanılan maddelerdir. Bu üç
madde yaygın olarak kullanılan birçok ağrı giderici ilaçta
bulunur. Ancak asetil salisilik asidin ve fenasetinin önemli yan
etkileri olabilir. |
|
|