|
Organlar ve İşlevleri arasında tam bir uyumun gerçekleşmesi
insanın genel olarak kendini iyi hissetmesine yol açar: buna
sağlıklılık denir. Organların normal işlevlerini görmesini
engelleyerek rahatsızlıklara neden olan bozukluklar ise hastalık
diye adlandırılır. Ancak, bu açıdan bakıldığında, dünya
nüfusunun yarıdan fazlasının hasta olduğunu söyleyebiliriz:
örneğin bir kısmı aşırı şişmandır, bir kısmı aşırı zayıf; ya da
keldir, düztabandır, tırnakları kolay kırılır, egzamaları
vardır, dişleri çürüktür, burun kemikleri çarpıktır, varisli
damarları vardır. Ancak çoğu durumda bu tür rahatsızlığın olması
kişinin kendini hasta hissetmesine yol açmaz. Öte yandan
fiziksel hiç bir rahatsızlığın saptanamamasına karşın kendisini
hasta hisseden pek çok insan vardır. Bu insanlar çalışmalarını
aksatmadan sürdürebilmekte güçlük çekerler, ister bilinçli ister
bilinçsiz olsun, psikolojik sorunların da bu kişilerin
çalışmalarını engelleyebildiği görülür. Bu nedenle hastalık
kavramı temelde kişinin işlevlerini düzgün bir biçimde
sürdürememesi düşüncesini içerir. Kişilik, eğitim, ev ve İş
koşulları, kalıtsal etmenler ve kişiler arası gerilimleri
bireyin işlevleri açısından sağlayacağı başarıyı büyük ölçüde
belirlerler. Birçok fiziksel hastalığın kişinin ruhsal ve
toplumsal mutluluğunun yetersiz oluşundan kaynaklanması, beden
ve ruhsal yapının birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu
gösterir. Doktorun görevi önce hastasının yakınmalarını
dinlemek, sonra da bunları incelemektir. Hastayı, çektiği
fiziksel bir rahatsızlığa, kendi yaşamında uyumsuzluk yaratan bu
tür bir etmenin yol açtığı konusunda ikna etmek son derece
güçtür. Bazen bir bağlantı bulmak kolay olabilir; örneğin
bankada çalışan bir memurun mide ağrıları ile müdürünün
kendisini sürekli azarlaması arasında bir bağ olduğu
anlatılabilir. Ancak bu, bazen çok güç de olabilir; örneğin sırt
ağrıları olan ve kocasının kendisine yeterince ilgi
göstermediğine inanan bir kadının durumunu kendisine
açıklayabilmek oldukça güçtür. Doğal olarak, bu tür sorunları
ayrıntılı bir biçimde tartışabilmek her zaman kolay değildir.
Ayrıca, pek çok rahatsızlığın zamanla kendiliğinden geçebilmesi,
tedavinin her zaman gerekli olmadığını göstermektedir. Bir
tedavi uygulanması halinde ise bunun sonuçlarını saptayabilmek
oldukça güçtür. Bir hastalığın doğal Seyri ya da
rahatsızlıkların belirli bir birliktelik göstermesi birçok
koşula bağlıdır. Doktorun önerdiği tedavi bu koşulların
yaratacağı sonuçlara ters bile düşebilir. Birçok durumda gerek
hasta, gerekse doktor hastalığın kendi doğal seyrine çok az önem
verirler ve her ikisi de hemen belirli bir tedavinin
uygulanmasını yeğlerler. Ancak bütün ilaçların yan etkileri de
olduğu için, ilaç kullanılması çoğu kez yeni bir rahatsızlığa
yol açabilmektedir. Çeşitli hastalıklar için uygulanan belirli
tedaviler genellikle başarılı olmaktadırlar. Ancak bunların hiç
bir zaman evrensel olarak uygulanabileceği, yani her koşut
altında ve her durumda olumlu sonuç vereceği söylenemez.
Toplumsal doyum, kişiler arası uyumlu ilişkiler ve duygular,
sevebilmek ve mutlu olabilmek, bunların hepsi kişinin sağlığı
açısından geçici bir hastalığa yakalanmış olup olmamaktan çok
daha fazla önem taşıyan göstergeler olabilmektedir. Çeşitli
yaşlılık belirlileri genel olarak oldukça erken bir dönemde
insanın işlevlerini sürdürebilmesini güçleştirmeye başlar. Bir
kez doğduktan sonra ölümün kaçınılmaz olduğu bir gerçektir,
ancak kimse ölümün ne zaman ve nasıl geleceğini bilmez. İnsan
bir kaza ya da belirli bir hastalık nedeniyle ölmezse, bir kalp
ya da damar hastalığından ölme olasılığı %70 ve habis bir urdan
ölme olasılığı %20’den biraz fazladır. Herkesin sonunda habis
bir ur nedeniyle ölmesi olasılığı vardır, ancak çoğu insan önce
bir kalp ya damar hastalığına tutulduğu için genellikle bu
evreye varılmaz. Öte yandan insanların önce habis bir ura
yakalanmamaları halinde bir kalp ya da damar hastalığından
ölmesi de olasıdır. İnsan hâlâ dünyadaki en karmaşık bilgisayar
olma niteliğini korumaktadır ve şimdiye kadar hiç kimse zaman
içinde bu makinenin tüm parçalarını eksiksiz bir biçimde ve
yıpratmadan korumayı başaramamıştır. Kalıtsal etmenler, kazalar,
doğal bozulma, bunların hepsi birlikte gelişir ve hepimiz
sonunda aynı kaçınılmaz sonuçla, ölümle karşılaşırız. İnsanın
kendisi doğumdan ölüme dek süren yolculuğu olanaklı olduğu
ölçüde aksatmadan sürdürebilmek için birçok şey yapabilir. Bu
kısa konukluk sırasında duygusal etmenler insan yaşamı denen
şeyin niteliğini belirlemek açısından çok önemli bir rol
oynayabilirler.
|